Altan Vural
Hayatın ritmini yakala! Engelleri aş!
Uzun zamandır birlikte olamamanın sıkıntısı ile tüm dostlara yeniden merhaba demek istiyorum. Aslında, bilgi paylaştıkça çoğalır felsefesinden hareketle, paylaşımda bulunamamak beni rahatsız ediyordu. İşlerin yoğunluğu bu yazıları sizlere ulaştırmamı engellemişti. Yine çok yoğun, ama bilginin paylaşılması gerektiği ve mezara kadar bildiklerimizi paylaşmanın kişisel mutluluğumuzu arttırdığı gibi, sizlere de bir nebze faydalı olabileceğini düşündüğümüz için bu işi kendimize görev edindik. Sizinle buluşmak tabi ki bizi de inanılmaz mutlu kılıyor. Bu vesile ile herkese yeniden merhaba demek istiyorum.
Bugünkü konumuza gelince;
Perakende sektörü her sektörde olduğu gibi son 10 yılda inanılmaz bir değişim gösterdi. Teknoloji, tarım, bilişim, eğitim, sağlık ve şu anda sayamadığım bir çok sektörün hepsin de bilgi teknolojilerinin gelişimi sayesinde büyük değişiklikler oldu. Bu değişimler hayata bakış açımızı ve neredeyse tüm yaşam biçimimizi değiştirdi. Bu değişim hayatımızın her alanında kendini hissettirmeye başladı. Örneğin 1950’li yıllarda karasaban kullanan çiftçimiz bundan 3000 yıl önce Hititlerle neredeyse aynı mantıkta tarım yapıyordu. Yani Hititlerin kullanmış olduğu tarım teknolojileri ile 1950 yılındaki teknoloji arasında çok da büyük fark yoktu. Son 10 yıla baktığımızda ise bilgi teknolojilerinin hayatımıza girmesiyle tarımdan tıpa, tıptan sanayiye her şey tamamen farklı hale geldi. Perakende sektörü de bu değişime kayıtsız kalamazdı, kalmadı da. Sektörümüz zaten hayatın bir yansıması gibi. Değişimden bizler de nasibimizi alarak çok daha kaliteli hizmet verir hale geldik.
Ancak teknolojik gelişim ile karşımıza başka bir tehlike çıktı. O da sıradanlık. Neredeyse hepimiz birbirimize benzemeye başladık. Mağaza raflarından, bilgisayar sistemlerine, dolaplardan ürünlere hatta kampanyalar bile neredeyse aynı. Terazi aynı, ışık aynı, dolap aynı, kasa aynı vs. Bu durumda müşteri birbirine benzeyen bizler arasında kimi tercih edecek? İşte maharet de burada ortaya çıkıyor. Bu sıradanlığı ve tek düzeliği ortadan kaldırmak şirketlerin yaşam iksiridir. Her firma kendi özelini kendi farklılığını bulmak zorundadır. Örneğin, yerel firmalar, ticaretin hem bölgesel hem de çevrenin duyarlılığını iyi tespit edebilmeli ve ona göre planlar oluşturabilmelidir. Her günü ayrı yaşamanın her müşteriye ayrı hizmet etmenin gerekliliğini unutmayarak ve buna göre çalışma planları yaparak her yeni güne farklı başlamalıyız.
Zamanı geldiğinde kurumumuzda yapmış olduğumuz bazı farklılıkları; en azından bizlerin denediği çalışmaları sizlerle paylaşmak isterim. Örneğin insanları tasarrufa yöneltmek adına Ekim ayında Dünya Tasarruf Günü’nde her müşterimize bir kumbara vererek ve alışveriş tutarlarını kumbaranın içine atarak tasarruf bilincini oluşturmaya yönelik bir çalışma yaptık. Ayrıca bugün çok heyecanlandığım bir projeyi de burada sizlerle paylaşmak istiyorum: Türkiye’nin ilk engelsiz alışveriş yapılacak mağazasının açılışına çok az kaldı! Bizler ve sektörümüz eğitici, öğretici ve ilk olmaya devam edecektir. Bununla beraber yaşadığımız toprakların refah ve mutluluk ülkesi olması yönünde de gayret göstermeyi sürdüreceğiz. Bu nedenle açacağımız mağazaların, tüm engellilerin rahatlıkla alışveriş yapabileceği bir mağaza ortamı olmasına çok önem veriyoruz. Değerli engelli dostlarımızın da bizler gibi rahatlıkla alışveriş yapabilecekleri ortamı sağlamak biz perakendecilerin ana görevi diye düşünüyorum.
Her perakende firması kendine bunu görev edinip bundan sonraki tüm mağazalarını, nüfusumuzun %15’ ini oluşturan engelli dostlarımızı da düşünerek açmalıdır. Unutmayın engelli olmak ‘an’ meselesidir. Ancak devletimizin de normalin üzerinde bir maliyeti olan bu çalışmalara destek vermesi de taleplerimiz arasında yer almalıdır.
Perakende sektörü topluma kattığı değer ve hayatı etkileyen, hayatı yönlendiren yapısı ile aslında çok büyük bir sektör. Bugün ülkemizde kayıtlı ekonomiden, gıda kontrolünden, KDV’nin ülkeye yerleşmesinden, her üründe barkod sisteminin oluşturulmasından, ekonominin takip edilebilir hale gelmesinden, sanayinin gelişmesinden bahsedilebiliyorsa buna en çok katkı sağlayan sektör perakende sektörüdür. Yukarıda olduğu gibi sektörümüzün yenilikçi ve hayatı paylaşma biçimini önemseyen duruşumuz ile diğer sektörlere ve ülkeye örnek olacağımıza dair inancım tamdır. Bununla beraber bu yenilikleri ve farklılıkları çoğaltmak mümkündür. Günümüzde Facebook’tan, Twitter’dan, internetten kopmuş bir perakendeciyi düşünmek mümkün değildir. Çağı yakalamak ve ona göre uyum sağlayarak işlerinizde kullanmak, hayatta kalmak için artık bir zorunluluktur. Diğer taraftan da yukarıda belirttiğimiz gibi perakendecilik topluma değer katan bir sektördür. Ancak yeterli destekleri gördüğümüz inancını da taşımamaktayım.
Topluma karşı duyarlı olmamız da bir zorunluluk halini aldı. Ürünler ve markalar, taşıdıkları anlam ve topluma faydalı oldukları sürece tercih ediliyor. Toplumsal duyarlılığın gelişmesinin yanında tam bir tüketim toplumu da olduk. Maalesef artık herkes her şeyi kısa sürede tüketiyor. 70’li yılların unutulmaz Samanyolu şarkısı halen söylenmesine rağmen son 10 yılda acaba kaç şarkı geldi geçti hayatımızdan. Tüketici her şeyi çılgın bir şekilde tüketiyor, her gün de delice tüketerek bir yenisini istiyor. Tüketici artık daha fazla, daha farklı ve daha hızlı olmamızı istiyor. Tüketiciye yetişebilmek adına çok çalışmak gerekir diye düşünüyorum. Bizler perakendeci olarak her gün yeni bir heyecan yaratmak ve yeni şeyler yapmak; kısacası hayatın ritmini yakalamak zorundayız.
Yaşam standartları yanında, bakış açıları da çok değişti. Tüketici bugün deterjan alırken çok köpürmesi, çok beyazlatmasının yanında çevreye de verdiği zararı satınalma kararı verirken sorguluyor, test ediyor ve kararını ona göre veriyor. Alışveriş yapacağı markaya güveniyor ya da güvenmiyor. İşte raflarımızda ki bu markalar gibi biz de müşterilerimizi tanımak, kendimizi de onlara tanıtmak ve anlatmak zorundayız.
Perakendecilik aslında hayatın ta kendisi.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Kasım 2012 – 45. sayısında yayınlanmıştır.
Altan Vural
Pazarlama planı
Mayıs ayında ne yapacağınızı, Ekim ayında hangi kampanyayı yapacağınızı şimdiden planlayın. Göreceksiniz daha başaralı olacaksınız.
Perakende sektörü hepimizin bildiği gibi dinamik, anı yaşayan ortamdan beslenen aynı zamanda planlı ve programlı çalışması gereken bir sektör. Bu nedenle; mutlak suretle bütçe, iş planı pazarlama planı gibi işletme yönetiminde vazgeçilmez olan yardımlarımızı işinize entegre etmeliyiz. Bu ayki yazımızda da pazarlama planlarından bahsedeceğim.
Pazarlama planına gıda perakendeciliği açısından bakarsak;
Satışa yönelik reklamlarımız pazarda almış olduğu tanıtım modeli üzerine kurulur ve bizi ziyaret eden müşterilerin yapısı üzerine inşa edilir. Tabii ki, buradaki asıl amaç müşterilerimizin daha çok satın alma yapmasına yönlendirmede bulunmak, yeni müşteriler elde etmek ve bu süreçte kaynakları israf etmeden zamanında müdahale ile şirketimizin yol haritasını çizmektir.
Bugün işletmelerimizin en önemli sorunlarından biri plansız hareket etmeleridir. Bu nedenle ciddi kayıplar yaşanmakta ya da son dakika da alınan kararlar ile yapılan hizmetler amacına ulaşama-maktadır. “Çok acil” lafı sektörümüzün hız ve dinamiğini anlatmakla birlikte, gerçekten olumsuz bir çok sonucu da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle şirketimizin müşteri yapısı, sizin yapabi-lecekleriniz, şirketin mevcut durumu göz önüne alınarak swot analizi yapabilirsiniz. Mutlak surette yıllık pazarlama planınız olmalıdır. Tabi pazarlama planı ile bütçe planlarınız birbiriyle örtüşmelidir. Yukarıda bir kaçını saydığımız müşteri yapınız, hedef kitleniz, bütçeniz, fiyatlandırma stratejiniz, şirketinizi görmek istediğiniz yeriniz, ürün yapınız, sosyal sorumluluk düşünceniz, müşteriye ulaşma şekliniz dikkate alınarak bir plan oluşturabilirsiniz.
Planları aylık yapabilir veya her hafta değerlendirme yapabilirsiniz, hatta mutlaka yapmalısınız. Şubat ayındayız, geç kalmış sayılmazsınız. Mayıs ayında ne yapacağınızı, Ekim ayında hangi kampanyayı yapacağınızı şimdiden planlayın. Göreceksiniz ki daha başaralı olacaksınız. Yardım isterseniz mail adresim yukarıda yazılıdır.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ocak 2015 – 71. sayısında yayınlanmıştır.
Altan Vural
Birazda reklam yapalım
Reklamcılık her sektörün aslında vazgeçilmez bir parçasıdır. Yapmış olduğunuz işleri müşterilerle paylaşmanızın çok önemli bir yoludur. Perakende sektörünün ise vazgeçilmezi durumundadır.
Yapmış olduğunuz yenilikleri ucuzlukları binlerce lira harcayıp açacağınız yeni mağazayı satın aldığınız Ezine peynirinin lezzetini müşterilerinize anlatmanın en önemli yoludur reklamcık. Aslına bakarsanız yukarıda birkaç örnek verdiğim işleri tabi ki çoğaltmak mümkün. İşte bu örneklere bile baktığımızda emek ve para harcadığımız bu işleri anlatamayıp yapılan emeklerin heba olması gerçekten çok acı olabilir. Sektörde bugüne kadar çok da önem verilmeyen bana göre de olmazsa olmaz işlerden bir tanesidir reklamcılık. Ancak bugüne kadar da çok profesyonel anlamda yapılmamış bu iş genelde tanıdık eş dost ve güzel hanımlar sektörün en önemli oyuncuları olmuşlar. Bu nedenlerde paralarda tıpkı insertlerin çöpe atılması gibi heba olmuştur.
İnsertlerin çöpe atılması demişken binlerce insert dağıtıp hem içeriğinin standart olması bir arpa boyu yol alınmaması hem de ehil olmayan insanlara yaptırmış olduğumuz dağıtımlar ne yazık ki çöpe giden paralar olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzatmadan bir yaşanmış olay ile insert işini sizlerle paylaşalım. Müşterilerimizden bir tanesi yakınını kaybettiği için bir mezarlığa gider. Mezarlığın içine atılmış balya balya insertleri görünce bizleri arar ve haberimiz olur. Ne acı değil mi? Acaba oradan marketimize gelecek olanlar olur diye mi atmış diye arkadaşımız bi türlü anlam veremedik!
Günlerce insert çıkarmak için aldığın ürüne mi yanarsın grafikerlerin sabahlamalarına mı yanarsın harcadığın paraları mı yanarsın? Yoksa bu emeklerin karşısında bana fazla müşteri gelir ödemelerimi daha rahat yaparım hayallerine mi yanarsın… Takdir sizin.
Diğer taraftan yapılan reklamların bir profesyonel tarafından yapılması kişisel zevklerimiz ve bizim bilgilerimiz dışında bilimselliği yansıtması gerçekten çok önemlidir. Alt yapısı hazır olmadan o ürün yada hizmeti gerçek anlamda mağazada oluşturmamış iken; örneğin kasiyerin gülmüyorsa sen onu sağlamamışken güler yüzlü hizmet veriyoruz dememizin bir anlamı var mıdır? Bizce aslında temel nokta budur. İşte yazımın başlığında yazdığım biraz reklam yapalım dediğim yer tam da burasıdır. Bu hizmetin sağlanması formülünü anlatarak, gerekirse öğreterek, sonrada takip edecek bir anlayışla kurduk SAT Reklam Ajansı’nı. Örneğin hizmet verdiğimiz firmaların 2015 insert planları, temaları, hangi ayda hangi özel günde ne yapacakları bugünden belli. İş planlanırsa, son dakikaya kalmazsa inanın çok daha ucuz, çok daha etkili oluyor. Sadece bir ajanstan ibaret değil adından da anlaşılacağı gibi. Sizlere satışlarınızı artırmayı sağlayacak teknikleri sizlerle birlikte karar veren bir oluşumu sağladığımızı düşünüyorum. Şirket olarak sizlerin müşterilerinize sizi hangi tekniklerle anlatmak gerektiğini, hangi yönlerinizle satışlarınızı artıracağınızı biliyoruz; ya da sizlere yeni yöntemler önererek farklılıklar sunuyoruz.
Sevgili dostlar reklamları izlediniz.
Reklamlar demişken Retail Türkiye Dergisi’nin Anadolu konferansları bir harika. Dostlar bir araya geliyor, bir şeyler öğreniyorlar, bir günde olsa farklılıklar yaşıyorlar. Emeği geçenlere kocaman teşekkürler.
2015 yılının tüm dostlarıma perakende sektöründe, çalışıp emek veren arkadaşlarıma, korkusuzca yatırım yapıp ülke ekonomisine katkıda bulunan yatırımcılara başta sağlık olmak üzere mutluluk başarı ve güzel günler getirmesini diliyorum.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Aralık 2014 – 70. sayısında yayınlanmıştır.
Altan Vural
İmparator
Bugün perakende de önemli seviyelere gelmiş markalarımız var. Bu markalar kurulurken belki de birçoğu şu anda gelmiş oldukları noktayı hayal bile edemezlerdi.
İşleri için düşündükleri, yaptıkları ve inandıkları bir çok projeyi hayata geçirdikleri için bugün çok önemli yerlere geldiler ve birer imparatorluk kurdular. Ancak bazı dostlarımızın hayalleri azaldı, belki de risk alma katsayıları minimize oldu. Aslında onları beklemedikleri yerlere getiren hayalleri ve almış oldukları risklerdi. Bu riskleri aldıkları için yapmış oldukları işler diğerlerinden farklı idi. Kimi sabahın 3’ünde hale gitti en iyi sebze meyveyi aldı, kimi Çanakkale’den en iyi peyniri getirdi, farkını ortaya koydu işler gelişti ve büyüdü.
Fakat işletmelerin büyümesi yukarıda belirttiğimiz gibi risk katsayısını azalttı. Peyniri artık kendisi değil, başka birisi satın aldı, kasasını başka birine emanet etti, işi büyüdü yetemez hale geldi. İşte buradan sonra yine hayallerinin peşinden koşup faklı düşünceler faklı arayışlara geçmeyenlerin sonu da pek parlak gözükmüyor. Bu işi ben kurdum benden başka bilen yok mantığıyla gidenlerin sonu ne yazık ki hüsran. Şaşaa ve tantana ile gece gündüz çalışmayla imparatorluk kuran beyinler, şimdi bu işten nasıl kurtulurumun hesabını yapmaya başlıyorlar. Çok yazık ve çok acı.
Asıl maharet böyle bir girdaba girmeden işi fark edip hayallerin ötesinde gerçeğe dönüş. Gerçeklerle yüzleşmeden hayata bir es verin, biraz da yalaka ve dalkavuk olmayan çevrenizi dinleyin. İş hayatı süreklilik ister. Yeni projeler, yeni bakış açıları ister. Sizler bir imparatorluk kurmuş olabilirsiniz ama gerçeklerden uzaklaştıkça zora gireceksiniz demektir. Süreklilikten bahsetmişken klasik hepiniz kilolarımızdan şikayetçiyizdir. İyi bir rejim ile biraz da dikkat ederek hatta biraz da yürüyerek bir miktar kilo vermiştik. Şimdi yürümeyi bırakıp hayata eskisi gibi bakınca kiloları tekrar aldık. Nerede kaldı çekmiş olduğumuz onca eziyet? İş hayatında da sürekliliği sağlamayıp yeni bakış açıları eklemezsek sizi hüsran bekliyor demektir.
Bu yazıyı haberlerde yabancı bir kuruluşun ‘’Türkiye’nin 2015 büyüme hızı % 2 olacak‘’ notuna istinaden yazdım.
Aman dikkat!
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Kasım 2014 – 69. sayısında yayınlanmıştır.
