Sosyal Medya Hesaplarımız

Bülent Dal

Shoptalk’taki ana temalar, 3 başlık ve 8 trend

Bülent Dal
Abone Ol:

Perakende sektörünün geleceğini yaratmak için her yıl binlerce perakende profesyonelini bir araya getiren Shoptalk bu yıl 26-29 Mart 2023 tarihlerinde Las Vegas’ta gerçekleştirildi.

Rekor sayıda görüşmeye ev sahipliği yapan Shoptalk, Perakendenin tiyatrosu misyonunu üstelenmiş durumda. 50 bin üzerinde birebir görüşme organizasyonu ile sektör temsilcilerini bir araya getiren bir Shoptalk daha geride kaldı.

Shoptalk 2023’teki ana oturumlar, Shoptalk tarafından belirlenen beş ana tema üzerinde yoğunlaşmıştı: müşteri etkileşimi, yeni kanallar, mağaza deneyimi, teknoloji ve organizasyonel değişiklikler.

Bu yılda katılımcı olarak etkinliği pek çok açıdan gözlemleme şansım oldu. Bu yazımda etkinlikten dikkatimi çeken 3 başlığa dair notlarımı paylaşmak istedim.

I. Startup’lar nelere odaklı?

Shoptalk’un önemli misyonlarından birisi startup’ları yatırımcı ve müşteri adayları ile buluşturmak. Etkinliğe katılan 300’ün üzerindeki startup’tan seçilen 12 firmanın çözümlerini katılımcılara ve seçilen hakemlere sunduğu, soruları cevapladığı oturumların ardından iki firmanın ödül aldığı etkinlikte sergilenen çözümler dört ana başlıkta odaklanmıştı.

  1. Müşteriyle etkileşimde olmanın yeni yolları. Burada özellikle sosyal medya üzerinden mesajlaşma, müşteriye ilişkileri yönetiminde canlı video ve akıllı uygulamalar ile desteklenmiş satış asistanları, müşteri ile bağı güçlendirecek kişiye özel mesajlaşmalara yönelik çözümler vardı. Bu kategoride Drop, GoCharlie, Nibble ve Reflektme firmaları söz aldı. Ürünlerin instagram üzerinden satılmasına yönelik sosyal ticaret uygulaması Drop yarışmadaki Jüri özel ödülünü aldı.
  2. Yenilikçi video uygulamaları ayrı bir odak noktasıydı. Video belli demografik gruplar için birincil iletişim kanalı haline geliyor. Bu noktada, Gander, Hark ve Tolstoy firmaları sunduğu çözümler ile perakendecilere ve markalara video üzerinden hikaye anlatımının kalitesini ve etkisini artırarak müşteri hizmetlerine daha etkili hale getiren çözümlerle yer aldı.
  3. Geleceğe yönelik iş ihtiyaçları başlığında Inboldprint ve Toki firmaları yer aldı. Müşteri sadakatini güçlendirmek ve sürdürülebilirlik ile ilgili standartları artırmaya yönelik yeni uygulamalara sektörün ihtiyacı var gözüküyor.
  4. Operasyonların optimizasyonu dördüncü öne çıkan başlıktı ve bu noktada ödeme ve tedarik zinciri odaklı iyileştirmeler üzerine Frate, Syrup ve Wink firmaları sahne aldı. Syrup firmasının omni kanaldaki yapay zeka destekli envanter yönetimi uygulaması seyirci ödülünü aldı.

Ele alınan problemlerden ve anlatılanlardan öne çıkan alt başlıklar iade sürecindeki maliyetlerin azaltılması, stok kayıpları, satılamayan stok, kategori problemleri, yapay zeka ile envanter planlamasının iyileştirilmesi ve videonun artan rolü oldu.

II. Sosyal medyanın gücünü kullanmak:

Dünya genelindeki web trafiğinin %80’den fazlası sosyal medya kanalları üzerinden gerçekleşiyor ve sadece %17’si web tarayıcıları üzerinden oluyor. Diğer tarafta, bir markanın web sitesi üzerinden trafik yönlendirme ve müşteri edinme maliyeti en üst düzeye ulaşmış durumda, ancak e-ticaret dönüşümü düşük kalıyor. Bu nedenle, markaların takipçilerini web sitelerine çekmek için ne yapmaları gerektiğini yeniden düşünmeleri gerekiyor.

Pinterest CEO’su Bill Ready yapay zekanın doğru çalışması için yüksek kaliteli sinyallerin ve girdilerin yer aldığı bir büyük bir veri setinin gerekli olduğuna vurgu yaptı. 450 milyon Pinterest kullanıcısının, Pinterest mecrasındaki ürünler arasında sürekli olarak ilişkilendirmeler oluşturarak ve sağlanan bildirimler ile yapay zekanın çok daha etkili çalışmasına imkan verecek bir veri platformu sağladığını belirten Ready; %95’in üzerinde kullanıcı tercihleri ile örtüşen bir uygunluk puanı elde etmeyi başardı. Bu da kullanıcılara yapılan önerilerin onların ilgi alanları ve tercihleriyle son derece alakalı olduğu anlamına geliyor.

III. İadeler:

2022 yılında iade edilen ürünlerin 816 milyar dolar olduğu, iade nakliyesinden dolayı 16 milyon ton karbon dioksit (CO2) emisyonu oluştuğu ve 3 milyar kg ürünün çöpe atılmakta olduğunu göz önüne aldığımızda iade sürecinde yapılacaklar ile bu iş verimliliği ve çevre açısından zorlayıcı olan rakamların aşağı çekilmesi gerekiyor. Bu noktada iade yeni ürünlerin sunulmasına yönelik online platform şirketi VeriShop CEO’su Imran Khan ilk gün söz aldığı ana oturum sohbetinde, ürünü satın alırken iade etmeme sözü veren müşterilere özel indirim vermeye dayalı stratejilerinden bahsetti. Start up’lardan Frate ürünü iade eden müşterinin yakınındaki başka bir müşteriye ürünü düşük fiyattan satacak bir iş modelini anlattı.

Trend 1: Generative AI (Üretken Yapay Zeka)

Son zamanlarda popülaritesi artan ve konferansta Google’ın Kuzey ve Güney Amerika reklam işinin başkanlığını yapan Sean Downey yapay zekanın internet sonra ortaya çıkan en önemli devrim olduğunu belirtti. Üretken yapay zeka, işletmeleri daha kalıcı kılmak ve büyümeyi desteklemek, veri analitiği ile zaman tasarrufu ve tüketicilerle daha iyi etkileşim için önemli bir etken olacak gibi gözüküyor. Bu misyonu ile tüketicilerin ihtiyaçlarına, isteklerine ve endişelerine yanıt vermek, markalar ve perakendeciler için uzun vadeli yatırımlar ve hedefler oluşturmak için önemli rolü olacak.

Üretken yapay zeka tekrar edilen görevleri daha verimli hale getirmekte, alışverişin her yerde yapılabilmesini kolaylaştırmakta ve kişiselleştirmeyi daha ileri düzeye taşımaktadır. Gündemden düşmeyen Metaverse’e göre kısa sürede hayata geçebilme imkanı daha yüksek. Diğer yandan kullanılamayan devasa veri hacimlerinin daha kullanılır hale de getirmekte. Dikkat çekici örneklerden birisi araba satıcısı CarMax’ın binlerce müşteri görüşünden elde edilen veri ile müşterilerinin daha kolay karar vermelerinde yapay zekayı kullanması idi.

Trend 2: Mağazaların yeni rolü

Mağazalar bir zamanlar sadece satış amacına hizmet ederken, şimdi gerçek dünyada bir markayı hayata geçirmek gibi daha fazla amaca hizmet ediyorlar. Bununla birlikte, şirketler sadece mevcut mağazalarını nasıl değiştirebilecekleri konusunda değil, aynı zamanda tüketicilerin taleplerini karşılayacak ve yeni deneyimler sunacak yeni mağazalar tasarlama konusunda da düşünmelidir.

Örneğin, Ingka Group (IKEA Retail) COO’su Tolga Öncü, IKEA’nın daha küçük formatlı mağazaları kullanıma sunmaya başladıklarını ve bu mağazaların, şirketin amiral gemisi mağazalarını tamamlamak ve tüketicilerin taleplerine cevap vermek üzere tasarlandığını belirtti. Bu sayede, tüketiciler IKEA mağazalarını evlerine daha yakın noktalarda bulabilecekler. Tolga Bey bu strateji ile, IKEA’nın mağaza konseptini yeniden düşünerek ve dönüşüme uğratarak müşteri deneyimini geliştirmeyi amaçladığını belirtti.

Macy’s Mağazalar Başkan Yardımcı Marc Mastronardi’ye göre, fiziksel mağazalar dört ihtiyacı karşılamak için var: keşif, kolaylık, hizmet ve etkileşim. Bunu etkili bir şekilde gerçekleştirmek için Macy’s, mağaza ekip üyelerinin müşteriye tüm operasyona ve mağazanın envanterine hakim olmak üzere güçlenmektedir. Son olarak, Macy’s mağazalarını “iade merkezleri”ne dönüştürerek, müşterilerin ücretsiz mağaza içi iade işlemlerini gerçekleştirirken bir kişiyle etkileşime girmelerini sağlamıştır. Bu yaklaşım, keşif, kolaylık, hizmet ve etkileşim ihtiyaçlarını karşılayarak fiziksel mağazaların değerini ve müşteri deneyimini artırmayı amaçlamaktadır.

Trend 3: Tümleştirilmiş alışveriş

Müşterilerin artık alışverişin başı ve sonu belli olmayan ürünleri arama, keşfetme, heyecanlanma ve satın almanın sürekli sağlandığı bir hizmet modeli beklemekte. Bu da müşterilerin istedikleri yerde ve zamanda alışveriş yapmalarına izin vermek yerine, müşteriler için sürekli bir alışveriş deneyimi yaratmak manasına gelmektedir. Bu durum kanal söylemini hatta daha yenilikçi bir terim gibi sık sık duyduğumuz omni-kanal ifadesini ortadan kaldırmaktadır.

Kanalsız alışverişe, başka bir ifade ile tümleşik alışverişe konuşmalardan birisinde; Brilliant Earth mücevher ürünleri satan bir mağazada online ortamda satış danışmanı ile konuşup mağazada belirlenen ürünlerden tercih ettiğini denemesi ve hatta satın alması örneği verildi.  Bu süreçte online alışverişin eğlenceli ve ilgi çekici hale getirmenin önemi de sık sık vurgulandı. Ve bu süreçteki bir alt başlık olarak video içerikleri ile, canlı yayın içerisinden alışveriş imkanı ile müşteri deneyiminin nasıl daha iyi bir hale getirilebileceği, kolaylaştırılabileceği ele alındı. Online ve fiziksel kanalın iç içe geçmesi anlamına gelen bu süreçte şirketlerin dönüşümde karşılaştıkları problemleri nasıl aştıkları konuşuldu.

Trend 4: Kesintisiz (Frictionless shopping) alışveriş. Az kesintili alışveriş iyidir.

“Frictionless” kesintisiz alışveriş Amazon Go ile beraber gündeme giren çok konuşulan, müşterinin fiziksel mağazada kendi başına hiçbir satış personeli ile etkileşimde olmaksızın alışverişini bitirmesine dayalı idealize bir senaryo olarak karşımıza geldi. Mobil uygulamalar, satış asistanı ile etkileşimli uygulamalar, kasaya gitmeden fişini otomatik alma gibi teknolojilerle kişisel bir deneyim sunan uygulamalar konferansta yine gündemde idi. Özellikle mağazaya gelen müşterinin kim olduğunun algılanması ile ilgili zorluklar ele alındığı gibi, tamamen self servis hiçbir satış temsilcisi ya da mağaza görevlisi ile etkileşim olmadan gerçekleşen alışveriş deneyiminin de idealize senaryo olmadığı ortaya kondu. Müşteri memnuniyeti ve marka algısının sürdürülmesi açısından, müşterilerin belli bir aşamada müşteriye hizmet verecek bir kişi ile irtibatta olmasının daha iyi olduğu dile getirildi. Tamamen self servis olan, kasaya uğramadan yapılan alışveriş süreçlerinde marka algısının kaybolduğu vurgulandı.

Trend 5: Teknoloji ve organizasyonel değişim

Dönüşen perakendede organizasyonel ihtiyaçların değiştiği ve bunun karşılığında çalışanlarla ilgili yetkinlik ihtiyaçlarının daha farklı bir noktaya geldiği yine konuşulanlar arasında önemli bir başlıktı. Alışveriş yapılabilen video, medya uygulamaları ve mağazaların geleceği üretken yapay zeka etkisi ile ele alındı. Metaverse ile üretken yapay zekanın daha anlamlı bir hale geleceği konuşuldu.

Trend 6: Mağaza ekibinin güçlendirilmesi

Bu sene önemini daha da artıran başlıklardan birisi de mağaza personelini teknoloji kullanarak ya da yeni misyonlar yükleyerek müşteri deneyimini iyileştimek adına daha etkili hale getirmek idi.  Bunun için de insanlara ve mağaza alt yapısına yatırım yapmak, dijital dönüşümde cidde ivme kazanmak konuşuldu. Teknoloji dijital dönüşümün katalizörü ve bunun için de personele kısa, hızlı ve rahat alınabilecek eğitimler sunmak ya da personelin kendisine uygun hangi görevleri alacağı ile ilgili esneklik sağlamak başarıya götürecek anahtar olarak ele alındı.

Trend 7: Veri ve veriye dayalı iç görüler

Tüm perakendeciler müşterisini tanımak ve onların tercihlerine göre güçlü bir etkileşim kurabilmenin peşinde olmakla beraber, her geçen gün artarak büyüyen yüksek hacimlerdeki veriden istifade edebilmek amaçlarına ulaşma konusunda caydırıcı oluyor. En yeni araçlarla dahi veriden çıkanları yorumlamak için asgari seviyede göstergeleri yorumlama ve karar alma yetkinliği gerektirmekte. Bu noktada üretken yapay zekanın büyük veri yığınlarını yorumlama yeteneği çok dile getirilmiş olmasına rağmen işin aslında birçok karar verme sürecinde iç görüleri yorumlayacak ve bunlara göre hareket edecek yetkinliklere sahip insanlar gerekmektedir.

Trend 8: Perakende medyası

Perakende Medyası her geçen sene dengeli bir ilgi artışıyla beraber artan öneme sahip oluyor. Diğer dijital pazarlama kanallarından daha fazla etkiye sahip olduğu, ilgili mecraların satışının şirkete ilave kaynak yaratma potansiyelinin olduğu savunuluyor. Diğer taraftan perakende medyanın ağırlıklı olarak gıda perakendecileri için fayda sağlıyor olduğu, diğer perakende sektörü oyuncuları için nasıl fayda sağlayacağı ise halen tartışılıyor. Yine benzeri bir şekilde büyük mağazaların mağaza içi müşteri deneyimine katkı sağlayacak, daha yeni görsel sunum tekniklerinden istifade edebilme potansiyeli de tartışılanlar arasında idi. Perakendecilerde içerik oluşturma kültürünün ve isteğinin her geçen gün artığı gözlemleniyor.

Tüm izlenimlerden vermek istediğim ana mesaj ise; alışveriş süreci, belli bir kanaldan bağımsız, alışverişin başı ve sonu belli olmayan bir metaverse ortamına doğru evriliyor. Teknolojilerin olgunlaşması, teknolojiye sahip olma maliyetlerinin düşmesi ve organizasyonel dönüşümdeki başarı bu evrimin hızını belirleyecek.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Bülent Dal

Yapay zeka destekli karar alma süreçlerinde nereye gidiyoruz?

Bülent Dal

Yazar:

Perakende sektörü uzun yıllardır yalnızca perakendeciler için değil, aynı zamanda birlikte çalıştığı değer zinciri paydaşları, tedarikçiler, üreticiler, finansal servisler ve çapraz pazarlama yapılan tüm oyuncular için tüketici nabzını tutmak ve ortak yürütülen süreçlerin verimliliğini artırmak amacıyla gittikçe zenginleşen bir veri üretiyor. Özellikle dijitalleşme ile birlikte tüketicinin alışveriş öncesi ve sonrası yolculuğunu, diğer yandan ürünün üretim safhalarından rafa kadar olan sürecini çok daha iyi takip edebiliyoruz. Gerçek zamanlı mağaza operasyonlarını online dünyaya yakın hassasiyetle yönetme aşamasına doğru hızla ilerliyoruz.

Artan dijitalleşmenin sonucu ortaya çıkan zengin ve anlık veri, artık çok sayıda operasyonel kararın gerçek zamanlı ve içgörüye dayalı şekilde alınabilmesini mümkün hale getiriyor. Üretken yapay zekâ, Agentic AI ve karar zekâsı (Decision Intelligence) yaklaşımları sayesinde artık “ne oldu?” sorusundan “şimdi ne yapılmalı?” aşamasına geçmiş bulunuyoruz.

Önde gelen oyuncular uzun süredir birçok pilot proje yürütüyor. Ancak bugüne kadar ağırlıklı olarak deneme amaçlı projeler yapılırken, 2026 yılı somut iş sonuçlarına dokunan projelerin hayata geçirileceği bir dönem olacak. Maliyet düşüşü ve gelir artışı sağlayacak, kısa sürede devreye alınabilecek projeler işletmelerin önceliği haline gelecek. Şirketler, kendi altyapı yeterliliklerine ve operasyonel olgunluk seviyelerine göre hangi alanlarda ilerleyeceklerine karar vermek durumunda kalacak. Bu çerçevede özellikle en yüksek katkı potansiyeline sahip şu 5 alan öne çıkıyor:

  1. Operasyonel karar orkestrasyonu ve envanter yönetimi

Önümüzdeki dönemde süpermarketlerde operasyon yönetimi yalnızca talep tahmini üzerinden ilerlemeyecek. Perakendeciler aynı anda promosyon etkilerini, mağaza bazlı tüketim farklılıklarını, tedarik sorunlarını, hava durumu değişimlerini, operasyonel kısıtları ve rakip aksiyonlarını birlikte değerlendiren sistemlere ihtiyaç duyacak.

Yeni nesil Agentic AI yaklaşımları sayesinde sistemler yalnızca rapor ve tahmin üreten yapılar olmaktan çıkacak; operasyon içindeki riskleri gerçek zamanlı izleyen ve aksiyon süreçlerini yöneten yapılara dönüşecek. Yok satma riski oluşan ürünler, mağaza bazlı operasyonel problemler, promosyonların tedarik zinciri üzerindeki baskısı, fire veya imha riski taşıyan kategoriler ile kritik teslimat gecikmeleri çok daha erken fark edilebilecek.

Bu sistemler ilgili ekipleri otomatik olarak yönlendirecek, alternatif aksiyon önerileri oluşturacak ve gerektiğinde süreçleri dinamik biçimde yeniden planlayacak. Böylece operasyon yönetimi yalnızca geçmiş veriye göre hareket eden yapılardan çıkıp; sürekli öğrenen, önceliklendiren ve şirket genelinde koordinasyonu artıran bir yapıya dönüşecek.

Yeni dönemde rekabet avantajı sağlayacak konu yalnızca daha iyi tahmin yapmak olmayacak. Asıl farkı, operasyonel gerçekleri birlikte değerlendirebilen ve daha hızlı ortak karar alabilen yapılar yaratacak.

  1. Promosyon, müşteri etkileşimi ve karar motorları

Önümüzdeki dönemde süpermarketlerde herkese aynı kampanyayı sunan geleneksel yaklaşım giderek önemini kaybedecek. Perakendeciler yalnızca kişiselleştirme yapan sistemlere değil; müşteri davranışını, mağaza bazlı tüketim farklılıklarını, stok durumunu, tedarik koşullarını ve ticari hedefleri birlikte değerlendirebilen akıllı karar mekanizmalarına yönelecek.

Yeni nesil Agentic AI sistemleri sayesinde hangi müşteriye hangi ürünün önerileceği, hangi kampanyanın hangi mağazada öne çıkarılacağı ve hangi kategorilerde promosyon yoğunluğunun artırılması veya azaltılması gerektiği gerçek zamanlı olarak yönetilebilecek.

Örneğin yüksek talep gören ancak stok riski oluşan ürünlerde sistemler promosyon baskısını azaltabilecek; buna karşılık fazla stok veya fire riski taşıyan kategorilerde kişiselleştirilmiş kampanyaları otomatik olarak devreye alabilecek. Böylece kampanya yönetimi yalnızca pazarlama ekiplerinin yönettiği bir süreç olmaktan çıkacak; kategori yönetimi, tedarik zinciri, mağaza operasyonları ve müşteri deneyiminin birlikte optimize edildiği bütünleşik bir karar yapısına dönüşecek.

Yeni dönemde rekabet avantajı sağlayacak yapı, yalnızca daha fazla kampanya üretebilen değil; operasyonel gerçeklerle uyumlu, dinamik ve bağlamsal kararlar alabilen sistemler olacak.

  1. Mağaza operasyonlarında gerçek zamanlı yönetim

Önümüzdeki dönemde mağaza operasyonlarında en büyük farkı yaratan unsur, problemlerin ne kadar hızlı fark edilip ne kadar hızlı aksiyon alınabildiği olacak. Çünkü süpermarketlerde raf boşlukları, fiyat uyumsuzlukları, operasyonel yoğunluklar, personel planlama problemleri ve mağaza içi aksaklıklar çoğu zaman geç fark edildiğinde hem satış kaybına hem de müşteri deneyiminde bozulmaya neden olacak.

Yeni nesil AI sistemleri sayesinde mağaza operasyonları artık yalnızca geçmiş verileri analiz eden yapılardan çıkacak; mağaza içindeki operasyonel akışı gerçek zamanlı izleyen ve süreçler arasında koordinasyon sağlayan yapılara dönüşecek. Sistemler raf erişilebilirliği problemlerini, fiyat hatalarını, operasyonel darboğazları, yoğunluk kaynaklı hizmet problemlerini ve mağaza içindeki anormal durumları çok daha erken tespit edebilecek.

Bu yapılar yalnızca problemi göstermekle kalmayacak; ilgili ekipleri yönlendirecek, operasyonel öncelikleri dinamik olarak güncelleyecek ve çözüm süreçlerini hızlandıracak. Böylece mağaza yönetimi reaktif operasyon yaklaşımından uzaklaşıp; sürekli öğrenen, riskleri erken yöneten ve aksiyon hızını artıran daha çevik bir yapıya dönüşecek.

  1. Tedarik zinciri ve tedarikçi ekosistem yönetimi

Önümüzdeki dönemde perakendede rekabet yalnızca retailer’lar arasında yaşanmayacak. Asıl farkı, retailer ve tedarikçilerin ne kadar entegre çalışabildiği belirleyecek. Çünkü promosyon etkileri, talep değişimleri, lojistik problemleri, tedarik sürekliliği ve kategori bazlı operasyonel baskılar artık tek bir tarafın yönetebileceği kadar basit olmayacak.

Yeni nesil AI destekli karar sistemleri sayesinde retailer ve tedarikçiler ortak veriyle çalışan, süreçler arasında koordinasyon kurabilen ve operasyonel riskleri çok daha erken görebilen yapılara dönüşecek. Sistemler promosyonların tedarik zinciri üzerindeki etkilerini önceden değerlendirebilecek, talep değişimlerini erken fark edebilecek ve kritik lojistik veya tedarik problemlerinde alternatif senaryolar oluşturabilecek.

Agentic AI yapıları yalnızca analiz üreten sistemler olmayacak; ilgili ekipleri devreye alan, operasyonel öncelikleri dinamik olarak yeniden şekillendiren ve süreçler arasında koordinasyon sağlayan yapılara dönüşecek. Böylece retailer ve tedarikçiler arasındaki iş birliği daha reaktif değil, daha öngörülü ve senkronize bir yapıya evrilecek.

Önümüzdeki dönemde özellikle FMCG dünyasında ortak karar alma ve ortak operasyon yönetimi kabiliyeti, en önemli rekabet avantajlarından biri haline gelecek.

  1. Taze ürün operasyonlarının dinamik yönetimi

Önümüzdeki dönemde taze ürün operasyonları perakendenin en kritik ve en karmaşık yönetim alanlarından biri olmaya devam edecek. Çünkü taze ürün tarafında yalnızca satış performansı değil; raf ömrü, fire, üretim planlama, personel yönetimi ve gün içindeki ani tüketim değişimleri aynı anda yönetilmek zorunda kalacak.

Yeni nesil AI sistemleri sayesinde taze ürün operasyonları artık yalnızca geçmiş satış verilerine göre yönetilmeyecek. Sistemler fire riski taşıyan ürünleri, mağaza bazlı tüketim anomalilerini, üretim-planlama uyumsuzluklarını, stok yaşlanmalarını ve operasyonel kalite risklerini çok daha erken tespit edebilecek.

Bu yapılar yalnızca problemi göstermekle kalmayacak; dinamik aksiyon önerileri oluşturabilecek, mağaza ve kategori bazlı öncelikleri güncelleyebilecek ve operasyon ekiplerini gerçek zamanlı yönlendirebilecek. Özellikle gün içindeki değişen tüketim davranışlarına göre üretim, fiyatlama ve ürün yönetimi daha çevik şekilde optimize edilebilecek.

Böylece taze ürün operasyonları statik planlarla yönetilen yapılardan çıkıp; gerçek zamanlı öğrenen, kendini optimize eden ve operasyonel çevikliği artıran yapılara dönüşecek.

Yeni nesil AI projeleri artık yalnızca teknoloji projeleri olarak değil; operasyonel dönüşüm projeleri olarak ele alınmalı. Operasyonel işleyiş ve yeni dönemdeki roller, karar süreçlerine göre yeniden düzenlenmediği takdirde, başarılı bir teknoloji implementasyonu bile sahaya sınırlı ölçüde yansıyacaktır.

Bu nedenle yeni nesil platformlar; üretken yapay zekâyı, kurumsal bilgi, süreç yönetimi ve operasyonel aksiyonlarla bütünleştiren yapılara dönüşüyor. Obase olarak AIR (AI-Ready) çözümümüz ile bu dönüşüme liderlik yapmayı hedefliyoruz. Alınması gereken kararları güvenilir bir şekilde operasyonların içine taşıyacak bir sistemi işletmelerin hayatına entegre etmeyi amaçlıyoruz.

Yapay zekâ çıktılarını karar süreçlerinin aktif bir parçası haline getirmek, kısa ve orta vadeli başarının çıtasını belirleyecek. Tüm süreçlerde bunu yapmak için veri kalitesi, süreçlerin tariflenmesi ve organizasyonel dönüşüm zaman alabilir. Ancak adım adım hayata geçirilebilecek çok sayıda somut proje bulunuyor.

Önümüzdeki dönemde fark yaratacak şirketler, en fazla veriye sahip olanlar değil; veriyi en hızlı, en güvenilir ve en doğru şekilde aksiyona dönüştürebilenler olacak.

Devamını Oku

Bülent Dal

NRF 2026: Alışverişten mağazaya, mağazadan tedariğe asistanlar dönemi

Bülent Dal

Yazar:

New York Javits Center’da düzenlenen NRF 2026, perakende teknolojilerinin geleceğine dair önemli sinyaller vermeye devam etti. Bu yıl konferans ve fuarın ana teması beklendiği gibi yapay zekaydı; ancak geçmiş yıllardan farklı olarak artık hayatın içerisine girmiş örnekleri görmeye başladık. Perakende IT bütçelerinin %15’i artık AI’a ayrılıyor ve bu oran yıllık %27 büyüme gösteriyor. Yapılan bilgilendirmelerde AI harcamalarının, pilot proje çalışmaları ve kısıtlı sayıda akıllı chatbot lisansının ötesine geçmeye başlamış olduğu; perakendecinin hem müşteriye dokunan yüzünü, hem de mutfağını aynı anda dönüştüren üç katmanlı bir yatırım çerçevesinde şekillendiğini görüyoruz. Ön yüzde kişiselleştirilmiş öneriler, dinamik sayfalar ve müşterinin yerine araştırıp karşılaştıran müşteri asistanı senaryoları öne çıkarken; arka planda talep tahmini, stok ve tedarik zinciri, fiyatlama/promosyon ve iş gücü planlama gibi karar mekanizmaları AI ile yeniden kurgulanıyor. Tüm bunların çalışmasını sağlayan görünmez katmanda ise AI altyapı kullanım maliyetleri, veri platformları ve güvenlik/yönetişim ile veri anonimleştirme yer alıyor; yani AI’a hazır ve sürdürülebilir bir altyapı oluşturmak temel oluşturuyor.

NRF’te AI ile ilgili en öne çıkan ve gelecekteki müşteri davranışını da adresleyen ana mesaj, AI destekli alışverişten otonom kararlar alabilen “ajan tabanlı ticaret” dönemine geçiş oldu. Bu süreci desteklemek üzere önemli anonslar yapıldı. Geçen yıl ajan olarak sunulan çözümler aslında gelişmiş chatbot’lardan ibaretti. Bu yıl ise gerçek anlamda otonom karar alabilen, işlem gerçekleştirebilen ve zincirleme etkileri yönetebilen sistemler sergilendi.

Protokol Savaşları: UCP ve ACP

NRF 2026’nın en kritik duyurusu Google’dan geldi: Universal Commerce Protocol (UCP). Google, Shopify, Etsy, Wayfair, Target ve Walmart ortaklığıyla duyurduğu bu açık standardı “AI arayüzleri içinde ticaretin altyapısı” olarak konumlandırdı. UCP’nin perakendeciler için en büyük avantajı, Google Merchant Center’a zaten entegre olan firmaların otomatik olarak sisteme dahil olması. Yani ürün bilgilerinizi Google’a besliyorsanız, Gemini sizi zaten bulabilir durumda.

Sundar Pichai, CEO, Google Alphabet ve John Furner, President and CEO and incoming Walmart Inc. President and CEO, Walmart U.S.

Öte yandan OpenAI ve Stripe’ın daha önce duyurduğu Agentic Commerce Protocol (ACP), farklı bir değer önerisi sunuyor: Stripe kullanan perakendeciler için tek satır kodla ChatGPT içinden görünür hale gelme imkanı. ACP hız ve basitliğe odaklanırken, UCP kullanıcı kimlik doğrulama ve sadakat programı entegrasyonu gibi özelliklerle öne çıkıyor.

Bu iki protokolü ajan tabanlı ticaretin HTTP’si olarak düşünebiliriz. Hangisinin kazanacağı sorusunun cevabı ise belki de “ikisi de” olacak. Walmart’ın stratejisi bunu net gösteriyor: Hem ACP hem UCP’yi benimseyen şirket, “müşteri niyetinin başladığı her yerde var olmak” mottosuyla hareket ediyor. Bu yaklaşım, omnichannel’ın ötesinde “omni-protocol” bir geleceğe işaret ediyor. Aslında burada uzun süredir gözlemlenen Amazon’un duruşuna dikkat çekmek gerekiyor. Amazon ise “ben zaten ayrı bir standardım; hem kendi portföyümdeki hem de dışarıdaki ürünleri Rufus ile bulabilir ve sipariş verebilirsin” diyor. Bu sektörde bazıları tarafından Walmart’ın önderliğini yaptığı açık standartlar ile Amazon’un kapalı network’ü arasındaki bir savaş olarak değerlendiriliyor.

Ajan tabanlı ticaret: Tüketici deneyiminin yeniden tanımı

AWS’den David Dor’un ortaya koyduğu “Agentic Commerce Seviye Tablosu” fuarın en tartışılan içeriklerinden biriydi. Seviye 0’dan (asistan tabanlı öneriler) Seviye 5’e (tam otonom alışveriş ajanları) uzanan bu çerçeve, sektörün nereye gittiğini net gösteriyor. Şu an çoğu perakendeci L2-L3 seviyesinde, yani rehberli ve işlemsel aşamada denemeler yapıyor. Ancak 2026-2027’de L4 ve L5’e geçiş; yani sizin adınıza alışveriş kararları veren yapay zeka ajanları beklentisi tarifleniyor.

Bu dönüşümün boyutunu Adobe’nin paylaştığı veriler somutlaştırıyor: 2025 Amerika tatil sezonunda AI destekli e-ticaret trafiği bir önceki yıla göre %693 artmış. Salesforce ise AI ve ajanların 2025 tatil perakende satışlarının %20’sini oluşturduğunu açıkladı. Bu veriler, AI’ın en çok müşteri hizmetleri süreçlerinde benimsendiği bulgusunu destekliyor.

Terminoloji de değişiyor. B2B ve B2C’nin yanına artık A2A (Agent-to-Agent) ticaret ekleniyor. Bir tüketici ajanının, bir perakendeci ajanıyla doğrudan iletişim kurarak alışveriş yapması yani müşterinin yönetiminin yanı sıra ajanların yönetilmesi de ana bir konu haline geliyor.

Perakende devlerinden AI yansımaları

Amazon’un yaklaşımı dikkat çekici bir şekilde farklılaşıyor. Rufus adlı AI asistanı ile 250 milyon müşteriye ulaşan ve bugüne kadar 10 milyar dolar satış gerçekleştiren şirket, UCP veya ACP’ye katılmak yerine kendi ekosistemini güçlendirmeyi tercih ediyor. Amazon CEO’su Andy Jassy’nin “diğer LLM’ler iyi bir deneyim sunduğunda yeniden değerlendiririz” şeklindeki açıklaması, şirketin bu alandaki özgüvenini yansıtıyor.

Target ise farklı bir strateji izliyor: ChatGPT içinde özel bir uygulama geliştirerek “@Target” komutuyla müşterilerine ürün sorgulama, stok kontrolü ve sipariş tamamlama imkanı sunuyor. Bu, protokollerden bağımsız, API tabanlı bir entegrasyon modeli. Target aslında müşterilerinin, hangi ürünleri aradıklarını anlayıp, gerekirse bu ürünler portföylerinde yok ise dahil etme kararını vermeyi de hedefliyor.

Kroger’ın Instacart işbirliği de önemli bir gelişme. Akıllı alışveriş arabaları ile mağaza içi deneyimi dönüştüren bu ortaklık, sepet toplamını anlık gösterme özelliğiyle ortalama %2-3 satış artışı sağlıyor. Wegmans mağazalarının %20’sinde konuşlanan bu sistem, sıfır alışveriş arabası hırsızlığı rakamıyla da dikkat çekiyor.

Walmart’ın “müşteri niyetinin başladığı yerde olmak” stratejisi, sektör için bir manifesto niteliğinde. Artık mesele “müşterinin olduğu yerde olmak” değil, “niyetin oluştuğu anda orada olmak.” Ve bu niyet, giderek artan oranda AI asistanlarında şekilleniyor.

Yeni kullanıcı arayüzü: Ses ve görsel tanıma

NRF 2026’da sergilenen çözümler, kullanıcı arayüzünün köklü bir dönüşüm geçirdiğini gösterdi. Bazı örnekler mağaza içinde sesli etkileşimin kiosk ve müşteri arasında özel bir iletişim içerisinde gideceğini gösterdi. Örneğin müşterinin ihtiyacını sesli olarak belirtmesi, sistemin uygun ürünü önermesi gibi. Özel hoparlör ve mikrofon tasarımı sayesinde bu etkileşimin mağaza ortamında yankılanmadan gerçekleşebildiğini gördük.

Görsel tanıma tarafında buluta bağlanmadan çalışan kamera bağlantılı akıllı görsel yorumlama sistemleri öne çıktı. Tek bir kamera ile kayıp önleme, self-checkout doğrulama, çalışan suistimali tespiti ve müşteri davranış analizi yapılabilen sistemler sergilendi.

Fiziksel AI tarafında ise robotlar ile yüzlerce mağazaya ulaşması planlanan, maliyetleri düşen RFID’nin ve görsel tanıma teknolojilerinin birleşerek envanter doğruluğunu artıran sistemlerde tümleşmesi dikkat çekiciydi.

Bu gelişmeler, yazılım çözümlerinin de evrilmesi gerektiğine işaret ediyor. Obase olarak da geliştirmekte olduğumuz “çoklu uzman ajanlar” modeli buna iyi bir örnek: Mağaza müdürü ajanı, içgörü ajanı, eylem ajanı ve envanter ajanı birlikte çalışarak kapsamlı mağaza müdürünü asiste eden bir yapı oluşturuyor. Mağaza arka ofisinin yeni misyonu da tam bu olacağına inanıyoruz; yani mağazadaki dijitalize olan tüm veri kaynaklarından veriyi toplayan, anlamlandıran ve iş süreçleri ile gerekli noktalarda mağaza çalışanı onayıyla tümleştiren bir sisteme dönüşecek.

AI’a hazır olmanın pratik tanımı: Problem + veri + süreç

NRF 2026’da anlatılanlar ve gündemdekilerden çıkaracağımız en anlamlı sonuç, AI’ın “yapabilir” olmasının yetmediği, “yapmalı mı” sorusunun cevaplanması gerektiği. AI’dan fayda elde etmek üç temel üzerine oturuyor: Birincisi, çözülecek iş probleminin net tanımı; “AI kullanalım” değil “envanter doğruluğunu %98’e çıkaralım” gibi bir hedefle yola çıkmak lazım. İkincisi, bu problemi besleyecek kaliteli, tutarlı ve erişilebilir veri varlığı; ajanlar ne kadar akıllı olursa olsun, beslendiği veri kadar değer üretir. Üçüncüsü, verinin üretildiği ve sonuçların uygulandığı iş süreçlerinin olgunluğu. NRF’te gördüğümüz Dollar Tree buna güzel bir örnek. Dollar Tree ilk denemelerinde beklenmedik kriz senaryoları gerçekleştiğinde chatbot’a sorup yönlendirme almak gibi iyi niyetli ama gerçekçi olmayan ve böylesi durumlarda çalışanların itibar etmediği süreçler kurgulamış. Sonrasında yönlerini daha anlamlı bir probleme çevirmişler: mağaza yöneticilerinin hangi gün hangi mağazaya odaklanması gerektiğini, kritik KPI’ları ve mağaza bazlı risk/fırsatları üretken yapay zeka üzerinden görmesini sağlayan bir operasyonel karar desteği hayata geçirerek fayda elde etmişler.

Hangi süreci iyileştireceğiz ile başlamak için bir örnek daha verelim. Bir sipariş takıldığında sistemin problemi tespit etmesi, olası çözümleri değerlendirmesi ve en uygununa karar vermesi ve bu kararın zincirleme etkilerini insan müdahalesini en aza indirerek yönetmesi. Ancak bu otonom karar alma yeteneği, süreçlerin ve iş kurallarının önceden net tanımlanmış olmasını gerektiriyor. Kuralları belirsiz bir süreç üzerinde hiçbir yapay zeka sağlıklı karar veremez. Bu üç unsurun; problem, veri, süreçin beraber ele alınmas durumunda AI yatırımı değer yaratır; aksi halde teknoloji sadece maliyet kalemi olarak kalır. Yıllardır veri kalitesi, süreç standardizasyonu ve sistem entegrasyonuna yatırım yapan şirketler, bu dönüşümde rekabet avantajını hazır olarak yakaladığını görmekteyiz.

NRF 2026’dan çıkan ana mesaj şu: Ajan tabanlı ticaret çağı başlıyor ve bu dönüşümde hızlı ilerleyecek olan şirketler, yıllardır veri kalitesi, süreç standardizasyonu ve sistem entegrasyonuna yatırım yapanlar olacak. AI herkes için kullanılabilir hale geliyor, ama onu etkili kullananlar hazırlıklı olanlar arasından çıkacak. Dijital Ticaret Protokol savaşlarının galibi henüz belli değil, ancak veri savaşının galibi çoktan belli: Veriye sahip olan, geleceğe sahip olacak.

Devamını Oku

Bülent Dal

CES 2026: Perakendenin yeni işletim sistemi

Bülent Dal

Yazar:

Tüketici Elektroniği Fuarı Ve Konferansı CES 2026, 4.100 katılımcı firma ve 148 bin ziyaretçiyle tamamlandı. Consumer Technology Association (CTA) verilerine göre, küresel tüketici teknolojisi ve dayanıklı ürünler pazarı 2026’da 1,3 trilyon dolara ulaşacak. ABD pazarı ise 565 milyar dolarla rekor kıracak (donanım 371 milyar, yazılım ve servis 194 milyar dolar). Yazılım ve servis tarafının donanıma kıyasla daha hızlı büyümesi, teknolojinin “satın alınan ürün” olmaktan çıkıp “sürekli hizmet”e dönüştüğünü açıkça gösteriyor.

CES 2026’nın en güçlü mesajı şuydu: Dijital dönüşüm artık “akıllı dönüşüm”e evriliyor. Yapay zekanın günlük hayatın içine iyice karışması, uzun ve kaliteli yaşam odağı, giyilebilir cihazların yeni bir “kişisel bilgisayar” gibi konumlanması ve yeni arayüzlerin hızla yayılması bu dönüşümün görünen yüzüydü. Kısacası, yapay zeka artık “gelecek” değil; bugünün gerçeği. Perakende sektörü de bu hikayenin tam ortasında duruyor.

Bu yıl CES’te üç büyük başlık her şeyin üzerine oturuyordu: akıllı dönüşüm, uzun ve kaliteli yaşam ve mağazanın akıllı dönüşümü. Gelin, perakendeye etkilerini bu çerçevede okuyalım.

1) Akıllı Dönüşüm: Yapay zeka artık işin bir parçası

CTA’nın 6 ülkede yaptığı araştırmaya göre ABD’de çalışanların %63’ü işte yapay zeka kullanıyor ve haftada ortalama 8,7 saat tasarruf ediyor. Bu veri bana şunu söylüyor: Yapay zeka “deneme tahtası” dönemini geride bırakıyor; artık kurumların günlük iş yapış biçiminin içine giriyor.

Perakende açısından bunun anlamı çok net: Envanter yönetiminden personel planlamaya, talep tahmininden müşteri hizmetlerine kadar pek çok süreçte yapay zeka kullanımı “ekstra” değil, giderek “standart” haline gelecek. Üstelik bu dönüşüm sadece daha iyi raporlama ya da daha hızlı analiz değil; karar alma biçimini dönüştüren üç yeni dalgayı beraberinde getirecek:

Aksiyona yönelik yapay zeka: Sadece öneren değil, belirli kurallarla kararı hızlandıran ve hatta aksiyon alan sistemler. Stok yenileme önerip bırakan değil; stok kritik eşiğe indiğinde siparişi hazırlayan, fiyat–kampanya etkisini izleyip yeni öneriyi hızla devreye alan, tedarikçiyle daha otomatik çalışan yapılar.

Sektöre özel uzman modeller: Genel amaçlı modellerin yanında, perakendeye özel, dar ama çok iyi iş yapan uzman modellerin artması. Taze ürün yönetimi, raf ömrü, fire azaltma, kalite uyarıları gibi alanlar bunun en erken örnekleri.

Operasyonel yapay zeka: Depo, lojistik ve tedarik zinciri süreçlerinde otomasyonun ve karar kalitesinin yükselmesi. Depoda akışın iyileştirilmesi, rota optimizasyonu, teslimat planlama ve verimlilik gibi başlıklarda yapay zeka artık “fark yaratacak” değil, “olmazsa olmaz”a doğru gidiyor.

CES’te bunun bir uzantısı olarak robotik ve “fiziksel yapay zeka” da çok daha gerçek bir iş gündemi haline gelmişti. İnsan biçimli robotların şovu bir yana; mağaza ve depo tarafında daha “iş bitiren” servis robotları, taşımayı kolaylaştıran otonom sistemler, sayımı hızlandıran çözümler ciddi şekilde sahnedeydi. Perakende operasyonunda “tekrarlı ve düşük katma değerli” işleri robotların alıp, çalışanı müşteriye daha fazla vakit ayıran bir role taşıması fikri güçleniyor.

Bir başka dikkat çekici alan da giyilebilir cihazlar ve artırılmış gerçeklik çözümleri oldu. Akıllı gözlüklerin daha konforlu hale gelmesi ve genişletilmiş gerçeklik (Extenden Reality) çözümlerinin depo optimizasyonu ve eğitim gibi endüstriyel kullanım alanlarına girmesi, mağaza ve depo çalışanını “anlık bilgiyle güçlendiren” yeni iş akışlarını mümkün kılıyor. Çalışanın güvenilir ve o anda ihtiyaç duyulan bilgiye giyilebilir bilgisayarlar ile çok kolay eriştiği; ürünün kesin yeri, gerçek zamanlı doğru stok, akıllı alternatifler ve çapraz satış önerileri bir dünyaya hızla yaklaşıyoruz.

Son olarak “cihazların platformlaşması” önemli bir kırılma. Akıllı TV’ler, AI destekli bilgisayarlar ve mobil ekosistemler, kişiye özel deneyim sunan platformlara dönüşüyor. Bu da evden alışverişin, ürünü artırılmış gerçeklikle incelemenin, hatta “evin içinde deneyimleyerek” karar vermenin daha sıradan hale geleceğini gösteriyor.

Tedarik zinciri tarafında da dönüşüm hızlanıyor. Tarımdan üretime, depodan taşımaya kadar pek çok alanda yapay zeka ve otomasyon; maliyeti, kaliteyi ve sürdürülebilirliği doğrudan etkiliyor. Dikey çiftlikler, otonom hasat, verim artırıcı akıllı sistemler; rafımıza gelen ürünün fiyatını ve bulunabilirliğini yeniden şekillendirecek. Enerji dönüşümü de bu resmin bir parçası: elektriğe kayış, akıllı şebekeler, yenilenebilir enerji, elektrikli filo ve enerji yönetimi artık sadece “sürdürülebilirlik raporu” konusu değil, doğrudan operasyon maliyeti konusu. Enerji verimliliği, perakendenin kar hanesine yazılan bir stratejiye dönüşüyor.

2) Uzun ve Kaliteli Yaşam: Yeni kategori haritası

CES 2026’nın ikinci büyük teması “uzun ve kaliteli yaşam”dı. Bu başlık perakende için hem yeni gelir alanları yaratıyor hem de mevcut kategori dengelerini sarsabilecek etkiler taşıyor.

Örneğin GLP-1 bazlı kilo verme ilaçlarının (Ozempic, Wegovy gibi) yaygınlaşması, gıda perakendesinde bazı kategorilerde talebi aşağı çekebilir; bu da toplam sepeti etkileyebilir. Öte yandan aynı dalga, yeni bir fırsat da doğuruyor: protein ağırlıklı ürünler, düşük kalorili seçenekler, porsiyon kontrollü paketler, fonksiyonel gıdalar…

Tıp ve kişiselleştirilmiş sağlık tarafındaki gelişmeler de eczane ve sağlık kategorilerinin genişlemesi anlamına geliyor. Tüketiciler kendi profillerine göre beslenme ve takviye önerileri talep ediyor. Burada perakendeci için kritik soru şu: Sadece ürün satışı ile mi kısıtlı kalacağız, yoksa veriye dayalı öneri ve hizmetlerle yeni bir değer mi sunacağız?

Giyilebilir sağlık cihazları da artık niş bir alan değil. Bu cihazlar satıldıkça, perakendecinin rolü “raf koy–sat”tan “veriye göre öner–paketle–sadakat yarat”a doğru evrilebilir. Akıllı ev çözümleriyle birlikte düşününce tablo daha da netleşiyor: Ev, alışverişin yeni bir temas noktası oluyor. Buzdolabının alışveriş listesi hazırlaması, eksilen ürünleri önermesi, hatta siparişi otomatikleştirmesi; yakın geleceğin sıradan alışkanlığına dönüşebilir.

3) Mağazanın Akıllı Dönüşümü: Kişiselleşmiş deneyim ve güçlendirilmiş çalışan

Walmart örneği

CES 2026’da en çarpıcı oturumlardan biri, Walmart’ın AI Dönüşüm, Ürün ve Tasarım Direktörü Daniel Eckert ile yapılan söyleşi oldu. Eckert, CEO’ya doğrudan raporlayan bir pozisyonda ve yaklaşık 6 aydır Walmart’ta. Ama vizyonu son derece net: 10 yıl içinde fiziksel mağazalar, e-ticaret deneyimi kadar dijital ve kişiselleştirilmiş olacak.

Bu çok önemli bir vurgu. Şimdiye kadar dijital deneyim= online, analog deneyim = mağaza şeklinde bir ayrım vardı zihnimizde. Eckert’in söylediği, mağazaların o kadar dijitalleşeceği, o kadar kişiselleşeceği ki, her müşteri için ayrı bir deneyim sunacağı. Bugün online deneyimin vaadi tam da bu: Her kullanıcıya özel. Ama mağazanın herkese aynı şeyi göstermek zorunda kaldığını düşünüyoruz.

Walmart, her müşterinin daha önce ne satın aldığını, ne zaman geldiğini, ne zaman tekrar geleceğini daha iyi tahmin ederek mağazadaki ürün çeşidini kişi bazında o kadar hassas hale getirmek istiyor ki, sanki uygulamada kişiselleştirilmiş bir liste scroll ediyormuş gibi tüketicinin hissetmesini hedefliyor. Bu kolay değil. Bu, son derece dinamik bir tedarik zinciri, tedarikçiden rafa kadar çalışan sofistike AI algoritmaları gerektirir. Ama Eckert bunu yapacaklarından son derece emin.

Scroll’dan Kurtulmak: Agentic Commerce’in vaadi

Eckert’in bir başka vurgusu da beni çok etkiledi: “Ne kadar süre daha scroll edeceğiz?”

Son 20+ yıldır hepimiz ekranları kaydırarak ve ilerleterek aradığımızı bulmaya çalışıyoruz. Telefonda, tablette, bilgisayarda… Uzun ürün listelerini filtrelemek için vakit kaybedip, aradığımız şeyi bulmaya çalışıyoruz.

Peki uygulama bizi o kadar iyi tanısa ki, bu çabayı ortadan kaldırsa? Walmart’ın Sparky adlı chatbot’u tam da bunu yapmaya çalışıyor. Müşterilerin büyük çoğunluğu her hafta aynı ürünlerle başlıyor siparişe: süt, un, yumurta, tereyağı, muz… Sparky ile hedeflenen, tekrar edenleri tek tuşla sepete eklemek ve sonra sadece o haftaya özel ihtiyaçlarınızı eklemeniz.

Eckert’in dediği çok net: Çok daha az scroll göreceğiz. Bazen sohbet arayüzü en iyi arayüz olacak (ne aradığınızdan emin değilseniz doğal bir konuşma istersiniz). Bazen kamera en iyi arayüz olacak (ceketinizin fotoğrafını çekip “buna uygun kazak seçenekleri göster” diyeceksiniz). Ama kesin olan bir şey var: Sonsuz listelerde gezinme dönemi bitiyor.

Agentic commerce, yani AI’nın sizin adınıza alışveriş yapması konusunda Eckert’in yaklaşımı çok dengeli. İnsanlar alışveriş yapmayı seviyor, bu değişmeyecek. Ama “zorunlu alışveriş” ile “keyifli alışveriş” arasında fark var.

Çamaşır deterjanı bittiğini fark etmek can sıkıcıdır. Çamaşır deterjanı almak heyecan verici değildir. Ama deterjan bitmeden birkaç gün önce otomatik olarak evinize gelmesi harika olurdu. İşte agentic commerce’in parlayacağı alan bu: Temel, tekrarlayan ürünler.

Eckert’a göre keşfetmekten keyif aldığınız alışverişlerde (giyim, aksesuar, özel ürünler) AI desteği ile aradığınız ürünü bulmanıza yardım edip alışverişin keyif kısmında sizi etkin kılıp, her an yanınızda hazır satış asistanı rolü oynayacak. AI müşteriye öneriler sunarak, değerlendirme paylaşarak devrede olacak, ama satın alma tuşuna basma aşamasını müşteriye bırakacak.

Çalışanlar için AI asistanı

Walmart’ın bir diğer vurgusu da çalışan tarafında: Yapay zekayı maliyet düşürme aracından ziyade, çalışanı daha etkili kılıp müşteriye daha iyi hizmet verme aracı olarak konumlamaları. Ürünün raftaki yeri, stok durumu, raf doldurma önceliği, mağaza içi güvenlik riskleri gibi konularda çalışanı anlık destekleyen asistanlar; “daha iyi hizmet” hedefinin altyapısı oluyor.

Müşteri hangi üründen sorarsa sorsun, hangi rafta olduğunu, stokta olup olmadığını, ne zaman geleceğini anında görebiliyorlar. Hangi rafın önce doldurulması gerektiğine AI karar veriyor, çalışanı yönlendiriyor. Bir yerde dökülen bir sıvı varsa (güvenlik sorunu), AI anında yönlendirmeyi değiştirip çalışanı oraya gönderiyor.

Arama ve Keşif: Ürün bulmaktan karara ve aksiyona

CES’te arama ve keşfin geleceğini konuşan panelden çıkan ortak mesaj şuydu: Arama artık sadece “bulmak” değil; müşterinin karar verip aksiyon almasını sağlamak. Müşteri yolculuğu kısalıyor; görsel, sesli ve sohbet tabanlı arayüzler yaygınlaşıyor; filtreler geride kalırken diyalog ve netleştirici sorular öne çıkıyor.

Bu yeni dünyada perakendecinin en büyük ödevi, ürün bilgisini ve kataloğu “yapay zekaların anlayacağı” şekilde temizlemek ve güvenilir hale getirmek: doğru ürün nitelikleri, doğru görseller, doğru stok bilgisi, güncel fiyat… Çünkü aksiyon alan sistemlerin gerçek hayatta hata payı çok düşük. Ayrıca ekosistemde birlikte çalışabilirlik tarafında yeni protokoller ve duyurular hızlanıyor; bu alan gerçekten “her hafta yeni gelişmeye gebe” bir döneme giriyor.

Perakende için vizyon listesi

CES 2026’dan çıkan bu tabloya bakınca, perakende sektörünün önümüzdeki 5 yılda odaklanması gereken vizyon şöyle şekillenebilir:

  1. C-level gündeminde AI’ı ayrı bir başlık olarak konumlandırın; üç aylık AI dönüşüm ilerleme değerlendirmesi yapın.
  2. Arama ve keşif deneyimini yeniden tasarlayın: katalog ve içerik kalitesini yükseltin, konuşmalı ve görsel aramaya hazırlanın.
  3. Sağlık ve iyi yaşam kategorisini genişletin; GLP-1 etkisini ve yeni tüketici tercihini kategori stratejisine yansıtın.
  4. Tedarik zincirinde otomasyon ve robotik yatırımların ROI’sini değerlendirerek karar verin; çalışanı güçlendiren asistanlara odaklanın.
  5. “Müşterinin olduğu yerde var olma” hedefinde, müşteri ilişkisi ve veriyi kaybetmeden ilerleyecek bir denge kurun. Ev, araba ve giyilebilir bilgisayarlar ile daha etkileşimde olmaya hazır olun.
  6. Tekrarlayan alışverişte otomasyonu destekleyin; keşif ve beğeniye dayalı alışveriş alanlarında insan dokunuşunu koruyun.
  7. Güven ve fiyatı temel para birimi olarak yönetin; izin ve mahremiyet esasına önem verin.
  8. Enerji verimliliğini rapor konusu değil, doğrudan karlılık ve maliyet yönetimi konusu olarak ele alın.

CES 2026 da bize şunu gösteriyor: Perakendede önümüzdeki 5 yıl, geçmiş 50 yıldan daha fazla değişim getirecek. Artık bu değişimde rol almak değil, nasıl liderlik edeceğimizi belirlemek söz konusu.

Devamını Oku

Bülent Dal

Bülent Dal

POPÜLER