Sosyal Medya Hesaplarımız

Emine Pura

Alışverişçi tercihini neye göre belirliyor?

Emine Pura
Abone Ol:

Kimi zaman alışveriş listesi belirleyici olur, kimi zaman haftanın hangi günü alışveriş yapacağım, kimi zaman sırf oradan alışveriş yapmak… Tek bildiğim meslek hastalığı olsa gerek, gittiğim perakende noktasında, düzene, raflara, çalışanlara ve ürünlere dikkat edip, incelediğimdir.

“Alışverişci ürünü rafta bulamazsa başka bir satış noktasına gitmek yerine muadil ürünü alır” gerçeğinin biraz da gittiği marketin metrekaresiyle doğru orantılı olduğuna inanırım. Artık bir mahalle sınırı için birçok marketin olduğu günümüzde, kimi zaman o ürünü bulmak için birkaç yere de uğrayabilir insan. Ya da “çeşit sattırır” tespiti vardır, doğru, gözümüz gördükçe daha fazla tüketiyoruz. Ama bazen çeşidi az da olsa bakkala gidip, biraz sohbet, kararınca alışveriş yapmak da keyifli değil midir?
Kimi zaman alışveriş listesi belirleyici olur, kimi zaman haftanın hangi günü alışveriş yapacağım, kimi zaman sırf oradan alışveriş yapmak… Tek bildiğim meslek hastalığı olsa gerek, gittiğim perakende noktasında, düzene, raflara, çalışanlara ve ürünlere dikkat edip, incelediğimdir.
300 metre arayla aynı zincirin iki mağazası var. Mağazaların ilki, trafiğin daha yoğun olduğu bir noktada bulunması avantajına rağmen oldukça dar. İçeri girdiğinizde ortadaki tek rafın etrafından dolaşarak geri çıkabilecek kadar az bir metrekareden bahsediyorum. Kazara elinizde sepet var ve benim gibi genelde sağdan değil soldan ilerliyorsanız, karşıdan gelen bir sepetli ile karşılaşmanız halinde bir çıkış yolu bulmak gerekiyor. Afrika’da, içme suyuna ulaşmak için her gün kilometrelerce yol giden kadınların yaptığı gibi, sepeti kafanızın üstünde dengede tutarak ilerleyebilir veya reyonların içine gömülerek geçebilirsiniz. Asıl dikkatimi çeken, bu mağazadaki çalışan gençlerin hep suratsız ve mutsuz görünmesidir. Oysa, yürüme mesafesindeki diğer mağaza, gidiş geliş olarak reyonda geçiş imkanı veren, aynı ürünlere daha rahat ulaştığınız ve çalışanların güleryüzlü olduğu başka bir dünya gibi. Bu kadar kısa mesafede aynı zincir iki mağazası iş yapar mı bilmem ama hangisini daha çok ciro yaptığını tahmin edebiliyorum.  
Hipermarketlerin önemli trafik alanlarından biri artık balık reyonları oldu. Balık temizlenene kadar  o civarlarda bekleyenler ya balıkçı ile muhabbet ediyorlar ya da yakın reyonlarda ki ürünleri inceleyerek zaman geçiriyorlar. Yakın çevrede taze balık alabileceğim iki farklı zincirin mağazası var. Biri daha gurme bir konsepte sahip. Ancak, bahsettiğim mağazada, tüm reyonlarda bu konsept sunulsa da balık reyonu sınıfta kalıyor. Hem de istikrarlı bir şekilde senelerdir. “Deniz levreği mi? Çipura taze mi?” gibi giriş cümlelerini bile sormak için düşünürsünüz. Nedense ya sırtı dönük ya da suratı asıktır oradakilerin. Reyonun soğukluğu, her yere işlemiş diyebiliriz. Balık alacaksam artık bu mağazaya gitmiyorum. Diğer hipermarket zincirine ait mağazada ise, senelerdir aynı balıkçı amcalar çalışıyor. Hiç denemediğiniz balıkları evde pişirir hale gelebilirsiniz ya da hiç bilmediğiniz bir sürü ilginç bilgi edinebilirsiniz. Ben bu mağazaya gittiğimde, aklımda olmasa da balık alıyorum. Buzluğa atıp, o hafta balık yemeye vesile oluyorlar.
Süpermarket ve daha küçük metrekareler için bir mağazanın başarısında ortama uyum sağlamak da çok büyük bir etken. Her ne kadar Türkiye çapında veya bölgesel bir marka olsa da, bir mahallede, bölgede, ilçede başarılı olması, tüm iletişim çalışmaları, marka konumlamaları vs yanı sıra çalışanların da öne çıktığını düşünüyorum. Bir alışverişçi olarak mahallenizde, günlük ve ya haftalık alışverişi yapabileceğiniz opsiyonlar arasında, bazen içinizden geldiği gibi davranarak seçiyorsunuz. Sanırım o içinden gelmek de duygusal sebeplerden geçiyor.
Seneler önce, farklı bir semtte yaşarken, çok sevdiğim bir markanın mağazasından düzenli alışveriş yapardım. Mahallede çok ileri yaşına rağmen, bir sosyalleşme olarak gördükleri için markete gelen yaşlı komşularımız vardı. Gözü görmese, kulağı duymasa, zor yürüse de her gün o markete gelirlerdi. Genelde kasada çalışan gençler ile sürekli bir sohbet ve hatta ısrarlı talepleri olurdu. Bir ilkbahar günü, hava artık yaza dönmüş, sıcak hissediliyor; bir yaşlı teyze üzerinde palto ile manava reyonunda duruyordu. Bir süredir elinde bir göbek salata ile beklediğini görünce yardım ister mi acaba diye yaklaştım. Göbek salatayı soymaya başladığını gördüm. Sonra, eliyle tartı biçti, birkaç yaprağını da kopardı, tekrar bir evirdi çevirdi, göbek salatayı biraz da ufalttı. Sonraki sahne, salata çantasının içindeydi, tam doğru ebata ulaşmıştı. “Çok eski müşterimiz, hala gelir ve alışverişini bizden yapar. Bazı günler, kendinde olmuyor, elma, göbek salata, portakal gibi birer ufak hatıra alabiliyor” dedi. Mağaza müdürü sohbetimiz sırasında. Herhalde o teyzeyi anlamak, anlayış göstermek ve durumu doğru analiz etmek, lokal dinamiklere uygun davranmanın güzel bir örneği olsa gerek.
Mahallede bir diğer ziyaret noktam, İstanbul merkezli bir yerel zincir. Sebze ve meyvesi çevredekilerin tümüne fark atar. Ürün çeşidi oldukça yeterli. Öyle plastik top, kürek gibi benim gibi bir alışverişçi için gereksiz yer kaplayan sezonsal ürünler yok. Mağaza çok büyük olmasa da içi çok rahat düzenlenmiş. Bir de çalışanlar çok güleryüzlü ve yardımcı. O firmada çalışmaktan mutlu oldukları izlenimi veriyor bana. Keyifli alışveriş yapıyor ve iyi ürünleri uygun fiyata alabiliyorsunuz. İnternet üzerinden alışveriş imkanı da var ama kim uğraşacak, eve dönerken uğrayıp biraz da reyonları incelemek varken.
Favorim hangisi diye sorarsanız, hepsi bir yana Ender Market bir yana. 1999 senesinde ilk işim, çalıştığım dünya devi marka için saha denetimi yapmaktı. İstanbul’da denetim çalışması yapacağım haftalar ilk oradan başlardım. Günümün geri kalanı da güzel geçerdi. Güleryüzlü, yardımsever sahipleri hala iş başındadır. Kasada hiç değişmeyen bir seremoni vardı; kasa fişi çıkar, mavi tükenmez kalemle, poşetteki ürünler ile fiştekiler kontrol edilir ve check atılır. Geçen sene, toplu alışverişimi yaptım, fiş kontrolünü seremonisi bitti, “Bu da bizden olsun” diye bir paket çikolata attı torbaya. Üstüne puanlar, indirimler verseler değişmem o hediyeyi…

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ağustos 2014 – 66. sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Advertisement

Emine Pura

Reklamlarda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Emine Pura

Yazar:

Reklamverenler Derneği, Bahçeşehir Üniversitesi Reklamcılık Bölümü ile yaptığı çalışmada, 2007-2018 yılları arasında düzenlenen 9 Effie Yarışması’nda ödül kazanan TV reklamlarındaki toplumsal cinsiyet rollerinin temsil edilme biçimlerini ve geçen on yılda bu temsillerdeki değişimi ortaya koymayı hedeflemiş.

Üniversitenin gerçekleştirdiği, “Effie Ödüllü TV Reklamlarının 10 Yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” araştırma sonuçlarına göre;

*Reklamlarda erkekler var; Yaşam döngüsüne aykırı bir şekilde artan oranda üstelik! 2007-2011 yıllarında reklamlardaki ana karakterlerin %56’sı erkek iken, 2013-2015 yılları arasında %69, 2016-2018 yıllarında ise %65 erkek olduğu gözlemlenmiş. Günümüzdeki reklamlardaki ana karakterin kadın olma durumu sadece %35!

* Kadın ve erkeğin yeri belli; Telekomünikasyon sektörü reklamlarında kadın ana karakter kullanımı %6, banka/finans sektörü reklamlarında ise sadece %4. Kadın ana karakterlere tanınan özgürlük ise her zaman olduğu gibi ev temizlik ve bakım ürünleri (%91) ve moda/tekstil/aksesuar. Kadın iş hayatında yer edinmeye çabalarken, reklamlarda açıkca göz ardı edilmiş.

* Kadının yeri evi; Kadın ana karakterlerin %43’ü ev ortamında gösterilirken sadece %10’u işyerinde tasvir ediliyor. Erkek ana karakterlerin %27’si işyerinde, %22’si açıkhavada, %20’si evde. En ilginç nokta ise 2016-2018 yılları arasında kadın ana karakterlerin %32’si çalışan rolünde olmasına rağmen hiçbiri işyerinde tasvir edilmemiş.

* Dış ses=erkek; Cinsiyet eşitsizliğinin en net olduğu alan dış ses. 2007’den 2018’e yıllık dağılımlarda %89’luk erkek dış ses oranında belirgin bir değişiklik olmadığı görünüyor. Yani reklamdaki dış sesin kadın olma olasılığı sadece %10!

Reklamverenler Derneği, kapsayıcı ve çok paydaşlı bir yaklaşımla reklamlarda toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele etmek için öncülük yapıyor. Dernek tarafından belirlenmiş öncelikler; reklamverenler ve yaratıcı ajanslar için reklamlarda cinsiyet kalıplarının kullanımı konusunda ilkeler oluşturmak, reklam sektöründe cinsiyet dengeli çalışma politikalarının uygulanmasını sağlamak ve gerekli özdenetim sistemini oluşturmak sayılabilir.

“Effie Ödüllü TV Reklamlarının 10 Yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” araştırma sonuçlarını incelediğimizde; cinsiyet eşitliğinin dengede olması bir yana, güncel yaşam dinamiklerinden uzak, hedef kitle/alışverişçi profiline zıt bir konumlama olduğu ortaya çıkıyor. Markalara yapılan konumlama çalışmalarında, ajanslar araştırma sonuçlarını kullanır. Bu sonuçlara/tüketici iç görülerine dayanarak çalışmanın temelini atarlar. Peki reklamların günlük hayatta kadın-erkeğin rolünü yansıtmadıklarını kabul edersek, reklamın dayandığı içgörü/araştırma sonuçlarında tezat mı var? Ya da araştırma yok diyelim, bu konumlamayı kim yapıyor, kim onaylıyor? Başta reklam sektörü tarafları olanlar, akademisyenler ve tüketiciler olarak herkesin farkındalığını arttırması ve ses vermesi gerekiyor ki değişim gerçekleşsin. Hatta değişimden önce güncelleme gerçekleşsin diyelim.

Devamını Oku

Emine Pura

Bugünlerde

Emine Pura

Yazar:

Peter Ducker’a göre, günümüz yöneticisinin en stratejik kararı, tamamlanması gereken listedeki on iş içinden, zamanının yettiği altı tanesinin hangileri olduğunu seçmektir. Geride bırakılacak dört işi belirlemek tecrübe ve iç sesimizi dinlemekle oluyor sanırım. Zaman yetersizliği kabul edilmiş gerçek haline gelince, asıl beceri etkin önceliklendirme haline geldi. Özel hayatta ve iş hayatında bu çözmek için önerilen birkaç teknik var. En yaygın olanları; öncelik sıralaması yapmak, acil-önemli ayrımı yapmak ya da güvendiğiniz birinin fikrini almak. Bazen sizi ve işi bilen bir aklı selim, resme daha net bakabiliyor. 

Aynı anda birden çok iş yapmak, geliştirilmesi gereken bir kas mıdır yoksa, Gary Keller ve Jay Papasan’in “Bir Tek Şey” olarak Türkçe’ye çevrilmiş kitabında -şiddetle tavsiye ederim- olduğu gibi mükemmeliyet, bir tek şeye odaklanıp onda uzmanlaşıp sonra başka başlıklara geçmek mi? Maymun iştahlı insanlardan ziyade hedefi belirleyip tutarlı bir şekilde ona ulaşmak için çalışan insanların daha başarılı olduğunu görüyoruz. O zaman, uzmanlaşma değerlidir diyelim ve saygı duyalım. Günümüzde “herkesin her şeyi bildiği” şu ortamın, bir yandan yozlaşmaya yol açtığını ancak öte yandan bilgi ve tecrübeyi daha da parlattığına inanıyorum. 

Dünya üzerindeki tüm annelerin ortak öğütlerinden biri “sorunlu tiplerle vakit geçirme” olsa gerek. İyi niyetli, dürüst insanlarla bir arada olunca kendimizi daha hafif, hayatımızı daha anlamlı hissetmez miyiz? İş hayatında, enerji vampirleri olduğuna inanıyorum. Her şeyden, herkesten mutsuz olan -işin özünde kendinden mutsuz olması-, eleştiren ama pozitif bir değişime de yanaşmayan enerji vampirleri, bir süre sonra çevrelerindeki insanları da olumsuz etkilemeye başlarlar. Çalışkan insanlar çalışkan kalsın, güzel yürekliler güzel kalsın diye enerji vampirlerine ortamı boş bırakmamak ve nüfuslarını arttırmalarına engel olmak gerekir. 

“İşyerinde Budda Olmak” kitabında Franz Metcalf ve BJ Gallagher, 108 eski öğretiyi değişim, stress, para ve başarı adına tekrar yorumlamış. İnsanın zihnini açabilmesi ve biraz da olsa olumlu bakabilmesi verdikleri örneklerden ikisi; 

• Aileniz, arkadaşlarınız ve çalışma arkadaşlarınızla iletişim içinde kalın. Onlardan bağımsız ama paylaşım içinde. 

• En zorlandığınız anlarda fırsatları bulmaya, görmeye çalışın. Hayat risk dolu ve tehlikeli, korku doğal. Ama kontrol edemeyeceklerimizden korkmak yerine fırtına içinde bir çıkış yolu bulmaya çalışmak ile olumluya ulaşabiliriz.

Bu günlerde ne kadar zor olsa da, enerji vampirlerini bloke edip, beraber güzel şeyler üretebildiğimiz insanlara kenetlenip, en iyi bildiğimiz işe odaklanıp, güneşli günleri beklemek gerekiyor sanırım. 

DPİD (Doğrudan Pazarlama İletişimcileri Derneği) Başkanlığı’nı yaptığım dönemde kendisiyle ortak projeler üretme şansı bulduğum, IDA Başkanlığı yaptığı o dönemde iki dernek olarak aynı ofisi paylaştığımız, güler yüzü ve pozitif enerjisiyle hatırlayacağımız, Sevgili Figen İsbir’i saygıyla anarak satırlarımı sonlandırmak isterim. Yolu ışık olsun…

Devamını Oku

Emine Pura

Yapay zekaya insani dokunuş

Emine Pura

Yazar:

Geçen yazımda The Cognizant Center for the Future of Work tarafından yayınlanmış “Jobs of the Future, A Guide to Getting and Staying Employed Over the Next 10 Years” raporunu paylaşmıştım. Yapay zeka ve otomasyonun hızla hayatımıza girmesiyle makroekonomik, politik, sosyal, kültürel, ticari ve teknolojik değişimlerin işlerimizi elimizden alacağı konuşuluyor. Cognizant, raporunda, Amerika’nın mevcut iş gücünün %12’sine denk gelen 19 milyon işin yeni dünya düzeninde kaybolacağını, ancak 21 milyona yakın yeni istihdam doğacağını iddia ediyor. Bugünden fırsatlara kafa yormaya başlamak için de 21 meslek öneriyor. Bu yazımda, biraz daha uzağa gidip, 2023-2028 yıllarının -tahmini- gözde mesleklerini tanıtmak istiyorum;
Dijital Terzi: Önümüzdeki beş sene içinde, online alışverişin daha da gelişmesi ile önemli bir fırsat doğacak. Online alınan kıyafetlerin %40’ı bedenin uymaması ya da müşterinin üstünde hayal ettiği gibi durmaması nedeniyle iade ediliyor. Dijital terzi, özel yazılım ile müşterinin öncelikle doğru beden ölçümünün alarak bulut sistemine yükleyecek. Bu sırada, stil danışmanlığı da yaparak en uygun tarzı bulmada yardımcı olacak. Müşteri, online satın alımı gerçekleştirdikten sonra, son rötuşları beraber yaparak ürünü” tam üstüne uyan hale” getirmiş olacaklar.
Otoban Kontrolörü: Şehirlerimiz değişti; otonom araçlar ve dronlar ile farklılaşan kara ve hava trafiğinin kaosa sürüklenmemesi için yeni bir düzenleme gerekecek. Otonom araçlar ile hız limitlerinin yükselmesi, daha verimli ama halen kontrolü bir trafik akışı gerektirecek. Öte yandan, dronlar herhangi bir rut planı ile uçmadıkları için önemli bir tehlike haline gelecekler. Bu pozisyon, şehir merkez kontrolünde görev yaparak, sistemlerin sevk ve idaresini, gerekli durumlarda ceza kesilmesini, yazılım aksaklıkları için firmalara bilgi aktarımını sağlayacak.
Kişisel Hafıza Küratörü: Yüksek duygusal zeka, sabır, güçlü bir sözlü ifade, tercihan psikolojik deneyim gerektiren bu pozisyon; yaşlı müşterilere sanal ortamın yaratılması ve hazırlanmasında görev alacak. Sağlıklı yaş almakta, tüm araştırma ve geliştirmeler, hafıza kayıplarının yarattığı stress ve asabiyetin giderilmesinin en önemli başlık olduğunu gösteriyor. Müşterilerinin belli anları hatırlamalarına yardımcı olan küratör, aldığı verilerle (sesler, görüntüler, hisler, kokular) bu anların sanal dünyada tekrar canlandırılmasını sağlayacak. Böylece, müşterinin hafıza kayıtları sanal gerçeklik datasına kaydedilecek ve hafıza kayıplarının önüne geçilecek.
Arttırılmış Gerçeklik Yolculuk Rehberi: Bu pozisyon, yaşanmışlıkları, arttırılmış gerçekliğe aktarmada, kurgulayacak, yazacak, oyunlaştıracak ve en önemlisi etki uyandıracak bir gerçeklikte kişiselleştirerek tecrübe ekonomisinin en temel taşlarından birini hayata geçirmiş olacak. İyi bir takım oyuncusu olması gereken bu kişi, teknik uzmanlar ile çalışarak, müşterinin tüm tercihlerinin (karakter, müzik, spor, sanat vb) yansıtılmasını sağlayacak. Böylece, Games of Thrones, Jane Austen, Van Gogh da olsa aynı özleştirme ile tecrübe etmesini sağlayacak.
Yapay zeka ve otomasyonun domine ettiği gelecekte, üç insani değerin yeni iş imkanlarını da biçimlendirdiğini görüyoruz; yardım etmek, başkalarının yaşam şartlarını iyileştirmek, insan ve makinayı ahenkle bir arada tutmak. İnsani değerlerimizi kaybetmeyeceğimizi görmek çok sevindirici. Tabii zamanın dinamiklerine uyum sağlamış haliyle…
Retail Türkiye ailesine, sevgili yazarlarımız ve değerli okurlarımıza, sağlıklı, huzurlu bayramlar, insani değerlerimizin etrafında daha da kenetlendiğimiz günler diliyorum.

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Mayıs 2018 – 111. sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku

Emine Pura

POPÜLER