Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

2024 nasıl bir yıl olacak?

Ercüment Tunçalp
Abone Ol:

Bitirmekte olduğumuz yıl gibi 2024’ü de ‘seçim öncesi ve sonrası’ olarak  iki bölüm halinde görmekte fayda var. Kaçınılmaz olarak; seçime kadar seçim ekonomisi ile sıkılaştırma tedbirlerinin aynı anda birlikte uygulanması istikrarsız bir tablo oluşturabilir. Seçimden sonra ise tam sıkılaştırmayla ama maliyet enflasyonu eşliğinde her kesim için yaşam koşulları daha da zorlaşabilir. Bu eksi reel faizle vatandaş TL ile tasarrufu tercih etmez. TL mevduat faizi yıllık yüzde 45, resmi enflasyon yıllık yüzde 65 olunca, güvenilir liman olarak altın liderliğini sürdürür, sonra da onu döviz takip eder.

ING Türkiye tarafından gerçekleştirilen Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması’nın, 2023 yılı üçüncü çeyrek sonuçlarına göre; tasarrufu olanların tasarruf aracı tercihleri açıklandı. Buna göre üçüncü çeyrekte yastık altı altın ve nakit payı yüzde 22 ile ilk sırada yer aldı. Onu yüzde 17 ile sistem içi altın ve yüzde 12 ile döviz vadeli hesap takip etti. Hisse senetlerinin tercih edilme oranı yüzde 12, bireysel emekli fonlarının tercih edilme oranı yüzde 10 iken, TL vadeli hesap oranı sadece yüzde 8 olarak gerçekleşti. Kripto para fonlarının tercih edilme oranı ise yüzde 6 oldu. Bu sonuçlar yastık altı, altın, döviz ve hisse senedi ağırlığının 2024 yılında da süreceğini göstermektedir.

İyi eğitimli insanlarımızı ülkede tutamıyoruz. Yeni yılda bu açık daha da artacaktır. Ülkede milyonlarca genç işsiz varken, ülkenin yarısı açlık sınırının altında ücret alırken, vasıfsız göçmene sınır konmaması yeni yıl için bir başka olumsuzluktur. Halkın cebine para koymadan ekonomiyi canlandıramazsınız.

Sayın Şimşek’in ifadesine göre “Dolaysız vergi payının artırılması temel amaç” olarak şekillendiği gibi “Etkin olmayan istisna, muafiyet ve indirimlerin kaldırılması hususunda kapsamlı bir çalışma yürütüldüğü” de açıklanıyor. Bunun da iş dünyasına olumsuz yansımaları olacaktır.

Bu durumda 2024 yılının yatırımların ertelendiği bir yıl olacağı görülüyor.

2023’ün ilk 11 ayında dış ticaret açığı 100 milyar dolar oldu. Bu durumda yıllık dış ticaret açığı 107 milyar dolar civarında çıkacaktır. Tahminen 48 milyar dolar civarındaki cari açığın finansmanı için de yeterli doğrudan yabancı yatırımın gelme ihtimali zayıflıyor.

Kaldı ki FATF (Mali Eylem Görev Gücü) tarafından 2023 yılının son toplantısı sonunda 27 Ekim’de yayımlanan bildiride Türkiye’nin “gri listede” kalmaya devam ettiği ilan edildi. 2024 yılında bu mevcut durumun devamı, yabancı yatırımın önündeki en önemli engeldir. Ümitli olduğumuz taraf ise yeni İç İşleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın suç örgütlerine karşı olan yoğun mücadelesidir.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) son açıklamalarına göre, Türkiye 2022 yılında 905,5 milyar dolarlık GSYH ile 19. sıradaki yerini muhafaza etti. Ancak daha önemlisi; 10.618 dolarlık kişi başı milli gelirde bir basamak daha düşerek 79’uncu sıraya indik. Türkiye’nin bu sırası IMF veri setinin başlangıç yılı olan 1980’den bu yana en dip nokta sayılabilir. Sadece son 10 yılda (2015-65. sıra) Türkiye’nin sıralamada 14 basamak gerilediği görülüyor. Yeteri kadar olumsuz olan bu tabloyu daha da bozan gelir dağılımındaki eşitsizliktir.

“Çalışanları ve emeklileri enflasyona ezdirmedik” sözü yılın şakasıdır. Altı ay sabit kaldığı halde alım gücünün her ay azalmasıyla reel olarak eriyen ücretlerin enflasyona karşı nasıl korunduğu matematiksel izaha muhtaçtır.

Kaldı ki; 2024 yılı için asgari ücrete tek artış düşüncesi gerçekleşmek üzere olup, alım gücündeki kayıpların 12 ay boyunca nasıl telafi edileceğine dair de bir ölçü şimdilik bulunmuyor.

Üstelik ekonomi yönetiminin sıkı para politikası gereği tüketici kredilerini baskılamaya yönelik uygulamalarına, gecikme faiz oranlarındaki aşırı yükselişe, nakit avans limitinin aşağı çekilmesine rağmen bireysel borçlanma hızlı artışını sürdürmektedir. Çığ gibi büyüyen tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçları 24 Kasım itibariyle 2,5 trilyon lirayı aşmıştır (Kaynak: BDDK). İşte yeni yılda bu ağır yük altındaki tüketiciye satış yapılacaktır.

Ekonomi yönetimine ait tahminlerde sık sık büyük oranlarda değişim olduğunu izliyoruz. TCMB, 2023 yılının ilk enflasyon raporu toplantısında ‘yıl sonu enflasyon beklentisi’ni yüzde 22,3’e indirmişti. 27 Temmuz’da bu oran yeni başkan tarafından yüzde 58’e revize edildi. 3 ay sonraki toplantıda da yüzde 65’e yükseltildi. Bu bakımdan şimdiye kadar hiç tutmayan hedef enflasyona göre ücret belirlemenin anlaşılabilir tarafı yoktur.

Dolayısıyla önümüzdeki döneme yönelik yapılan açıklamalarda bahsi geçen bir “dezenflasyon süreci” ufukta gözükmüyor. En az 2024 Haziran ayına kadar enflasyon oranının artacağı konusunda piyasada fikir birliği vardır. Sonrası için de baz etkili birkaç aylık yatay seyrin dışında kalıcı bir düşüşün garantisi yoktur.

AB Komisyonu 8 Kasım’da yayınladığı yıllık raporunda; Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksikler olduğu uyarısında bulundu.

Yapısal sorunların devam ettiği belirtildi. Yürütme, yasama ve yargı arasında sağlıklı etkili bir kuvvetler ayrılığı sağlanamadığı, bu alanda ciddi gerilemenin devam ettiği, bazı AİHM kararlarının uygulanmamaya devam edilmesinin endişe verici olduğu bildirildi. Sivil toplum kuruluşlarının giderek artan bir baskıyla karşılaştıkları, hareket alanlarının daraldığı ve ifade özgürlüklerinin sınırlandırıldığı belirtildi. Bunların tamamı ekonomiyi olumsuz etkilemektedir.

Sonuç olarak; bu tip açıklamaları bizim nasıl karşıladığımızdan çok dışardan bakanları ve yatırımlar öncesi karar aşamasında olan yabancıları nasıl etkileyeceği daha önemlidir. Haliyle olumlu etkilenmeleri beklenemez.

Yurt içindeki bazı görüşler, “Sıkılaştırma yeterli değil”, bazı görüşler de “Daha fazlasını bu halk taşıyamaz” şeklindedir. Elbette bütün yıla yansıyacağını anlattığım bu olumsuzluklar nedeniyle ben de ikinci görüşe katılmış oluyorum.

Enflasyon yapışkan hale gelmiştir. Ve kolay kolay bizi terk edecek gibi gözükmüyor. Zira seçim sonrası devalüasyon ihtimali, talep düşüşü ve ekonominin yavaşlamasıyla birlikte büyümesini borçla gerçekleştirebilen şirketlerin zorlanması, özkaynak oranlarını bozabilecektir. Devamında maliyet artışı gerekçe gösterilerek işten çıkartmaların gerçekleştiği ve işsizlik oranının yükseldiği bir tablo ile karşılaşabiliriz.

Birçok konuda yanılmaya razı olarak, yeni yılın huzur getirmesini diliyorum.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Ercüment Tunçalp

Simit fiyatı serbest bırakılmalı mı?

Ercüment Tunçalp

Bir önceki yazımızın konusu ekmek idi. Halkın en temel besin maddesi olarak gerektiği kadar destek görmediğini ve haksız fiyat artış taleplerinin kolay uygulamaya geçtiğini rakamlarla açıklamıştım. Tüketicinin satın alma gücünü bloke ederek diğer ihtiyaç maddelerine pay bırakmadığını da anlatmaya çalışmıştım.

Simit ise tek başına bir ara öğün geçiştirme ürünüdür. Yani jokerdir. Hiçbir şey bulamasanız veya alamasanız idare etmenizi sağlar. Ekmekten farkı ise daha fazla kontrol dışı kalmasıdır. Enflasyon dönemlerinde fiyatları tırmandırmak isteyenler için ekmek ve kırmızı etten sonraki en elverişli üründür.

Şimdi simit fiyatlarının tarihsel gelişimine bakalım:

  • 5 Ocak 2020 – Bu tarihten itibaren İstanbul’da 1,75 TL’ye satılan 100 gramlık simitin fiyatı 2 TL olmuştu.
  • 10 Şubat 2021– Bu tarihten itibaren İstanbul’da 2 TL’ye satılan 100 gramlık simitin fiyatı 2,5 TL’ye yükseltilmişti.
  • 8 Kasım 2022– 100 gramlık simit fiyatı 5 TL’ye çıkmıştı. Bu tarihten önce de aynı simitin fiyatı 3,5 TL idi.
  • 14 Ocak 2023 – 100 gramlık simit resmi tarifede 5 TL iken, 7,5 TL’ye satanlarla ilgili İstanbul Un- İş Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanı Şaban Özdemir, “Bizim bir zam kararımız yok. Maalesef bunlar art niyetli insanlar” demişti.
  • 23 Ocak 2023 – İstanbul’da tarife dışı şekilde 7,5 TL’ye satılan simitin fiyatı Kocaeli’de resmi kararla 7,5 TL yapılmıştı. Bu ilde de yetkili merciler tarafından fiyat açıklanmadan önce simit 5 TL yerine gayri resmi olarak 6 TL’den satılıyordu zaten (Özgür Kocaeli).
  • 24 Nisan 2023 – Bazı yerlerde 6-7 TL’den satılan sokak simiti bazı pastanelerde 12 TL’ye satılmaya başlanmıştı (TV 100). İşte ip burada kopmuş ve tam bir kaos yaşanmaya başlamıştı.
  • 8 Temmuz 2023– Simitin resmi fiyatı 10 TL oldu.
  • Henüz 2024 yılına girilmeden önce Kasım 23’teki tablo; fiyat tarifesine göre 10 TL’ye satılması gereken simiti 12 TL’ye satanların sürdürdüğü rahatlıktı…

İstanbul Un-İş Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanı Şaban Özdemir, “Fiyat tarifesine göre simitin 10 TL olduğunu, 12 TL’ye satanların fırsatçılık yaptığını” söyleyerek tüketicilere de mesaj göndermişti; “Denetim yetkisi belediyelerde, müşterilerimiz fiyat tarifesi dışında simit satanları belediyelere şikayet etmeli” demişti (Medyascope).

  • 20 Aralık 2023İstanbul Halk Ekmek 2024 yılı simit fiyatını 7 TL olarak açıkladı.
  • 1 Ocak 2024 öncesi İstanbul’da resmi olarak 100 gramı 10 TL’ye satılan simitin fiyatı yeni yılla birlikte 12,5 TL’ye yükseltildi. Bu rahatlık Halk Ekmek’in 7 TL’lik yeni fiyatından kaynaklanmaktaydı. Yüzde 78,5 oranındaki fazlalık ise vicdanları hiç rahatsız etmiyordu…
  • 30 Nisan 2024 tarihli Resmi Gazete’de yönetmelik değişikliği ile simit fiyatı tarifesinde Ticaret Bakanlığı onayı zorunlu hale getirildi. Bakanlık simit fiyatlarında değişiklik için olumsuz görüş verirse, yeni tarife talebi gerekçeleriyle birlikte tekrar Bakanlık görüşüne sunulacaktı.

Bana göre süreç olumlu sonuçlanmadan mevcut fiyat tarifesini değiştirenler hakkındaki cezai yaptırımın da yönetmeliğe ilavesi uygun olurdu. Zira görüldüğü gibi belediye denetimleri simitteki fiyat karmaşasını önlemeye yetmemiş ve Bakanlık’ta böyle bir karar almaya mecbur kalmıştır. Peki Bakanlık onayı duruma ne kadar etki etmiş, ona da bakalım…

  • 27 Haziran 2024 – İstanbul’a komşu il Kocaeli’de 100 gram simitin 15 TL’ye satılmasına ilişkin teklif Ticaret Bakanlığı’na sunulmuştu. Bayram sonrası Bakanlık kararını açıkladı; tavsiye niteliğindeki karar olumsuz çıktı. Buna rağmen Kocaeli Pastacılar Odası Başkanı Fatih Aysel, bakanlığın tavsiye kararı olumsuz dahi olsa simitin 15 TL’den satılabileceğini söylemişti.

Bitmedi. Ticaret Bakanlığı 12 Temmuz’da ikinci defa 15 TL için olumsuz görüş bildirdi. Buna rağmen yukarda da belirttiğim gibi bu fiyata geçme hazırlığı yapılmaktaydı (Özgür Kocaeli).

Sonuç olarak; top böyle ortada kaldığı sürece (karar tavsiye niteliğinde olunca), yukarda birçok defa gerçekleştiğini gördüğümüz üzere tüketici aleyhine karar almak veya emrivaki uygulamalar yapmak kolaylaşır. Süreci sıralı şekilde anlatmamın ve sonunda Kocaeli uygulamasına da bağlamamın bir sebebi var. Bu bir salgındır; örneğin Kocaeli’nin ilçesi Gebze’de 15 TL’ye simit satılırken, yürüme mesafesindeki İstanbul’un ilçesi Tuzla’da daha ucuza mı satılacaktır?

Nitekim İstanbul’da şu anda 100 gram simit artık 15 TL’ye satılmaktadır.

Son 2 senede; Haziran 2022’de 3,5 TL olan simitin, Haziran 2024’te yüzde 329 artışla 15 TL’ye ulaşmasının hiçbir haklı gerekçesi yoktur.

Un, asgari ücret, kira ve diğer bütün girdilerin hiçbirinde yüzde 200 üzerinde bir artış söz konusu değildir. Zaten yetkili makamların olumlu görüş vermemesi de muhtemelen bundan kaynaklanmaktadır.

Elbette esnaf ve çiftçi bilinen küresel usuller ile desteklenmelidir. Ancak aynı şekilde korunması gereken tüketicinin cebinden aktararak değil…

Kaldı ki; kâr enflasyonu ile mücadele, maliyet ve talep enflasyonlarını önlemekten daha da kolaydır. Gerek ekmek gerekse simit için fiyat artış taleplerine onay beklemeden emrivaki uygulamaya geçen işletmeler için ruhsat iptali dışında çözüm yoktur.

“Simit fiyatına karışılmasın, serbest piyasa şartları işlesin” diyen açgözlü zihniyetin tek bir amacı vardır; daha az satarak bile daha fazla kazanmaktır. Acil gereken tedbir ise; satın alma gücünü kaybetmiş halkın en önemli ikinci gıdasını da her türlü koruma (fiyat ve kalite) altına almaktır.

Zira alternatifsiz bir gıda ürünü piyasanın insafına terkedilemez.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Enflasyon böyle mi düşecek?

Ercüment Tunçalp

Enflasyon, harcama yapan her tüketicinin ödediği görünmez dolaylı vergidir.

Ancak fiyatlandırma yapısını bozan önemli bir grup bundan hiç etkilenmez.

İşte bunun için kaybedeni sürekli sabit gelirliler olan bu ortam; zengini daha zengin, fakiri daha fakir hale getiren sonuçlar üretir.

“En kötüsü geride kaldı” sözünde bu bakımdan bir gerçeklik payı yoktur.

Bırakınız siyasetçinin yüksek bulduğu asgari ücreti, ortalama kişi başı gelirde bile toplam 218 ülkenin yer aldığı listede; 2023 yılına ait 13.110 dolarlık kişi başı gelirimizle ilk 86 ülke arasında yer almıyoruz.

Dünya Bankası’nın 1 Temmuz 2024 tarihli güncellemesine göre;

  • 1.145 dolar ve altında kişi başı geliri olan 26 ülke “düşük gelirli”,
  • 1.146- 4.515 dolar arası kişi başı geliri olan 51 ülke “alt orta gelirli”,
  • 4.516- 14.005 dolar arası kişi başı geliri olan 55 ülke “üst orta gelirli”,
  • 14.005 dolar ve daha yüksek geliri olan 86 ülke “yüksek gelirli” sayılıyorlar.

Ülkemizde siyasetçi “enflasyon düşüşe geçti” sözünü ne zaman söyler?

Yaşanmış olan yaklaşık yüzde 80 yıllık enflasyonun ardından, yüzde 50’ye düşüş aşamasında. Oysa yaşam şartlarında hissedilir bir iyileşme olamaz.

Örneğin; 1. yıl sonunda 100 liralık ürün sepeti 180 lira olur, 2. yıl sonunda 180 liralık sepet 270 liraya çıkar. İki senelik dönem sonunda da birleşik fiyat artışı yüzde 170 olur. Yani hâlâ dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip olarak hayat standardı düşmeye devam eder. Kaldı ki son yüzde 38’lik elektrik zammı, ÖTV kaynaklı akaryakıt zammı ve diğer vergilerdeki artışlar enflasyonist etkiyi artırmaya devam eder. Yani baz etkisi ile oluşan geçici düşüş bile kenarda kalır.

TÜİK’in çıkardığı enflasyona inanılmamasının sebebi; açıklamadığı bilgiler sebebiyle çıkan sonuçların kontrol edilememesidir. Ancak ekonomi yazarı Alaattin Aktaş, TÜİK’in son açıkladığı Nisan 2022 fiyatlarından hareketle, 100 kalem mal ve hizmetin sıralı enflasyon oranları yardımıyla Haziran 2024 ortalama fiyatlarını buldu ve bir tablo üzerinde gösterdi. Sarfedilen emek için kendisine teşekkür edilmelidir. Zira büyük merak konusu olan bir durumu aydınlığa kavuşturmuş oldu. Ve bu fiyatlara TÜİK Başkanı itiraz etmediği gibi aynı fiyatlar üzerinden açıklama yaptı.

Sayın Başkan herkes gibi beni de çok şaşırttı. Fiyatların, toplanan binlerce verinin ağırlıklı ortalamasından ortaya çıktığını ve bu karmaşık yapıyı açıklama zorluğundan bahsetti. Oysa kimse TÜİK’ten topladığı binlerce fiyatı açıklamasını istemiyordu. Sadece sepetteki 406 ürüne ait ortalama madde fiyatlarını görmek istiyordu. Biraz matematik bilgisi olan bir kişi o ortalama fiyatların hangi azami ve asgari fiyatlardan oluşan yelpazenin ortalaması olduğunu bilirdi. Ya da en düşük fiyat seviyesini bile temsil etmediğini kolayca anlardı. Nitekim ben aşağıdaki 5-6 kalem ürün için ortalama fiyat yerine piyasadaki en düşük fiyatları dikkate aldım. Elbette bu kadar basit bir çalışma yetersizdir ama şu anki ihtiyacımız, önümüze gelen şaşırtıcı fiyatların kıyaslanması olunca; en kısa yolu tercih ettim.

  • TÜİK’in ekmek kg fiyatı Haziran 2024’te 35,26 TL gözüküyor. Fırın ekmeği 50 TL’dir. Halkın yüzde 90’ı ‘Halk Ekmek’ müşterisi olmadığına göre ağırlıklı ortalama hatalıdır.
  • TÜİK’in toz şeker kg fiyatı Haziran 2024’te 20,73 TL gözüküyor. Oysa market markalı en ucuz toz şeker fiyatı 32 TL olup, 42,50 TL’ye kadar fiyata rastlanabiliyor.
  • TÜİK’in zeytinyağı litre fiyatı 113,37 TL gözüküyor. Hadi sızma çeşidini devre dışı bırakalım ve riviera çeşidine bakalım. 250 TL’nin altında fiyat bulunmuyor. Bulunana da zeytinyağı denmiyor. Ambalajın üzerine zeytinyağı yazıp, içine karışık yağlardan bir kokteyl yapan için belki bu mümkündür ama o zaman da fiyatları toplayandan taklit tağşiş eylemini iyi süzmesi beklenir.
  • TÜİK’in beyaz peynir kg fiyatı 147,69 TL gözüküyor. Piyasada klasik beyaz peynirin en düşük fiyatı 279 TL’dir. Daha pahalı olan koyun, keçi sütünden yapılmış beyaz peynirleri dikkate almadığım gibi daha yüksek fiyatlı klasik peynirleri de dışarda bıraktım. Bu en alt sınıra yakın, yarım yağlı, süzme, taze peynirler de var ama bunların hiç birisi beyaz peynir tarifi içine girmez.
  • TÜİK’in süt litre fiyatı Haziran 2024’te 29,72 TL gözüküyor. 40 TL’nin altında kutu süt fiyatı bulunmuyor. Günlük pastörize sütü saymıyorum bile, onun fiyatı 50 liranın da üzerindedir. Yarım yağlı, yüzde 1 yağlı, yüzde 3 yağlı süt fiyatları bile 35 liradan düşük değildir. Bir üründe ağırlıklı ortalama alınabilmesi için en alt sınırdaki ile en üst sınırdaki ve aradakilerin hepsi hesaba dahil edilir. Eğer kıyaslamayı böyle yapmaya kalksaydım TÜİK fiyatları ile piyasa fiyatları arasındaki fark daha da açılacaktı. En alt sınırdaki fiyatı bile TÜİK fiyatına yaklaştırmak mümkün olamadı…
  • Sonra 33,69 TL’lik doktor muayene ücreti hangi fiyatların ortalamasıdır acaba? O doktorun kapısındaki otopark fiyatı bile 100 TL’den az değildir.

Sonuç olarak; enflasyon bu şekilde düşürülemez. Halka hissettirerek ve bugünün şartlarında yaşayamadıklarını yaşatarak düşürülebilir.

Örneğin ülkemizde yeme-içme ve konaklama da pahalıdır.

Ayvalık’ta çok uzun bir kuyruk gördüm; Midilli adasına geçiş kuyruğu…

Bırakın yabancı turistin yön değiştirmesini, yerli turist Yunan adalarına kaçıyor.

Tüm Restoranlar ve Turizmciler (TÜRES) Genel Başkanı Ramazan Bingöl Hürriyet’e verdiği bilgide, “Artan fiyatlar sonrası menü fiyatlarının geldiği seviyeyi turistlerin bile pahalı bulduğunu; özellikle Arap turistlerin talebinde dönemsel olarak yüzde 40’ı bulan düşüşler yaşandığını” söyledi. Bingöl devamında, “Türkiye, dünyanın en pahalı yeme içme yerlerinden biri oldu. ‘Restoranlara gidilmez, çok pahalı’ algısı da oluştu” dedi.

Daha ne olsun, sektörün içinde bile kabul görmüş bu örnekler çoğaldıkça, enflasyon 20 puan düşse değişen bir şey olur mu?

Hâlâ dünyada gıda fiyatları yüzde 2 gerilerken, bizde yüzde 68 yükseliyor.

Dolayısıyla artık alışveriş yapamayacak hale gelen tüketici çoğunluğu, güven endeksinde de görüldüğü üzere ne maddi durumunda ne de genel ekonomik durumda bir düzelme beklemiyor. Zira satın alma gücü her şeydir…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ekmek fiyatı ile atıl kapasite ilişkisi

Ercüment Tunçalp

Elbette yıkıcı ve yıpratıcı bir yüksek enflasyon gerçeğimiz yanında bunu elverişli bir ortam sayarak değerlendirmek isteyenler de var. Tüketicinin bu iki ateş arasında kaldığını bıkmadan usanmadan yazıyorum. Sırası geldikçe de bu açıdan değişik kategorileri müstakil olarak rakamlar eşliğinde yorumluyorum.

Bugün de ekmeği konuşacağız. Çünkü o hem bir simgedir hem de alt gelir grubunun yaşadığı semtlerde, perakendecinin en fazla miktarda sattığı üründür.

İstanbul genelinde İTO Meclisi’nden ekmeğe zam kararı çıkabilmesi için sahadan gelen teklif, önce yönetim kuruluna bildirilip değerlendiriliyor. Uygun görülürse il ticaret müdürü, il tarım müdürü, esnaf oda birliği başkanı, ticaret odası ve belediyeden yetkililerin oluşturacağı komisyona çağrı yapılıyor. Alınan karar Ticaret Bakanlığı’na bildiriliyor ve onay alınıyor.

Şimdi bu süreçlerden geçmiş şekilde değişik tarihlerde alınmış zam kararlarını aktaracağım. Ve bu sayede son 2 sene içindeki fiyat artış oranına ulaşacağız.

  • 10 Aralık 2021– İTO meclis toplantısında, 230 gram ekmek fiyatı 2 liradan 2,5 liraya (kilogram 10,87 TL) çıkartılmıştı.
  • 6 Temmuz 2022– İTO meclis toplantısında, 210 gram ekmek fiyatı 4 liraya (kilogram 19,04 TL) yükseltilmişti. Daha önce de ara tarifede 230 gram ekmeğin 3 TL’den (kilogram 13 TL) satılması kararlaştırılmıştı.
  • 22 Aralık 2022– İTO meclis toplantısında, 1 Ocak 2023 tarihinden geçerli olmak üzere, halihazırda 260 gram ekmeği 5 liradan (kilogram 19,23 TL) satan fırıncıların 200 gram ekmeği 5 liradan (kilogram 25 TL) satacaklarına dair karar verilmişti. Buna örtülü zam diyoruz.
  • 8 Temmuz 2023– Birçok fırıncı İstanbul’da zamlı tarife çıkmadan, 240 gramını 6 liraya (kilogram 25 TL) sattıkları ekmeği 230 grama düşürerek fiyatı da 8 liraya (kilogram 34,78 TL) yükseltmişlerdi. Bu da katmerli zam oluyor.
  • 10 Ağustos 2023– İTO meclis toplantısında, 200 gr ekmek fiyatı 5 liradan 6,5 liraya (kilogram 32,5 TL) yükseltilse de hâlâ uygulanan fiyatın altında kalınmıştı.
  • 14 Kasım 2023– İTO meclis toplantısında, 210 gr ekmek için azami 8 TL fiyat (kilogram 38,09 TL) belirlendi.
  • 9 Mayıs 2024– İTO meclis toplantısında, 200 gram ekmeğin azami fiyatı yüzde 31,25 zamla 10 TL’ye (kilogram 50 TL) çıkartıldı.

Görüleceği üzere zaman zaman alınan kararlar dışında da piyasada değişik fiyatlara rastlamak mümkün olabiliyor. Yine yukarda görüldüğü şekilde Haziran 2022’de 230 gram ekmek 3 TL’den satılırken (kilogram 13 TL), Haziran 2024’te 250 gram ekmek için 15 TL (kilogram 60 TL) fiyatta ısrar ediliyor. Buna göre 2 senelik fiyat artış oranı yüzde 361 çıkıyor. Resmi açıklanan karara göre bile 50 TL’lik fiyatla artış yüzde 285 oluyor.

Şimdi soruyorum;

  • İki sene içinde hangi girdi fiyatları bu oranlarda artmıştır?

Asgari ücret mi? Kiralar mı? Un fiyatları mı?

Cevapları da ben vereyim…

  • Brüt asgari ücret 2022 yılında 6.471 TL (net 5500 TL), 2024 yılında brüt 20.002 TL (net 17.002) olup, birleşik artış oranı 2 sene sonunda yüzde 209′dur.
  • Kira artışı ilk sene (sözleşme yenilemeyi Haziran 2023 varsayalım) yüzde 63,72 oranında, ikinci sene (Haziran 2024) yüzde 62,51 oranında gerçekleşeceğinden, birleşik artış oranı yüzde 166 çıkar.
  • Un fiyatlarındaki artış, ekmeklik 50 kg çuval un Temmuz 2022 ortalama aylık fiyat 360,52 TL (Polatlı Ticaret Borsası), güncel fiyat ise 840 TL (Ova un) olup, 2 senelik artış oranı yüzde 133 çıkar.

Diğer bütün girdilerin de yüzde 200 arttığını varsayalım; ekmek fiyatında son 2 senede gelinen tabloyu maliyet artışı ile izah etmeye imkan var mı?

Şimdi cevaplar belli olduğuna göre esas sebebi bulalım…

Hem de bunu yetkili bir ağızdan duyalım…

Mayıs ayı başında; Ekmek Üreticileri İşverenleri Sendikası Genel Başkanı Cihan Kolivar, artan maliyetler nedeniyle 15 Mayıstan sonra İstanbul’da ekmeğin kilogram fiyatının 60 liraya çıkabileceğini belirtmişti.

Açıklamasının devamında; “Ekmeğe şöyle yansıyacak, fakir bölgelerde 250 gr ekmek 12,5 lira olacak. Ama alım gücü yüksek olan, kiraların fazla olduğu Beşiktaş, Sarıyer, Kadıköy, Üsküdar gibi merkezi yerlerdeki ilçelerde 250 gr ekmek 15 lira olacak” demişti. Üstelik gerekçesi de çok ilginçti…

“Ben fırınımdaki aynı işçi, aynı kira, aynı sigorta, aynı yakıtla 12-13 bin ekmek yapabilirim. Ama şimdi 2500-3000 ekmek yapabiliyorum” diyor. Yani başkan, küçük işletmeler sebebiyle (1000 adet üreten de vardır) birim maliyet yükseldiği için bu verimsizliğin ve yetersiz kapasitenin faturasını da tüketici ödesin istiyor. Bütün iş kollarının bir gerçeği vardır; kapasite kullanım oranı çok düşen bir işletme hayatta kalamaz. Kooperatifleşme ve birleşmeler bunun ilacı olarak doğmuştur. Meslek örgütlerine düşen görev; sürekli talepkar olmak yerine bu organizasyonlara öncülük etmektir.

Sonuç olarak; bir işletme uygun kapasite düzeyinde çalışamazsa, birim maliyetler yükselir, kârlılık düşer ve risk artar. Dolayısıyla daha yüksek kapasite seviyesine çare bulmak girişimciye düşer. Mümkün olamadığı durumda ise sonuç bellidir. Yoksa bu tarz işletmeleri ayakta tutmak üzere tüketiciye ek yük çıkartıp, tam kapasite çalışan büyük işletmelere de ek kazanç sağlanamaz. Aksi halde bundan daha adaletsiz bir piyasa düzeni olabilir mi?

İstanbul Halk Ekmek (İHE) Kurban Bayramı sonrası normal ekmeğe yüzde 60 zam yaptı. 250 gramlık ekmeğin fiyatını 5 liradan 8 liraya çıkardılar. Elbette onlar da bir defada bu kadar yüksek oranlı artışla yanlış yaptılar. Ancak buna rağmen kilogramı yeni 32 lira olmuş ekmekten kâr ediyorlar. İşte bu ‘kapasite kullanımından kaynaklanan verimlilik’ göstergesidir. Buna bakarak bile enflasyonla mücadele eden bir otoritenin üreticiler arasındaki bu anormal farka (yüzde 87,5 fazlalığa) o kadar kolay onay vermemesi gerekir.

Yukardaki hesap 1 Temmuz’a kadarki durumu kapsıyor. Sakın ola 1 Temmuz’dan geçerli olan yüzde 38 elektrik zammı ile akaryakıta gelen ÖTV zammı şimdiki gerekçelere dahil edilmesin. Henüz bunlara biraz zaman var!

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ercüment Tunçalp

POPÜLER