Ercüment Tunçalp
Aynı alışveriş 20 ay sonra ucuzlar mı?

Son senelerde dünyada düşen gıda fiyatlarının bizim ülkemize uğramadığını sık sık konu ettik. Dolar bazında bile dünyanın en pahalı ülkelerinden biri haline geldiğimizi kıyaslamalı örnekler üzerinden ortaya koyduk.
Şimdi de ilişikteki listede, ABD’de bire bir aynı alışverişin 2 seneye yakın zaman dilimi sonunda yüzde 2,5 ucuzladığını göreceksiniz. Atlanta’ya yerleşmiş olan tiyatro oyuncusu Erdem Baş, 20 ay ara ile aynı alışverişi Costco Hipermarket’ten tekrarladı ve aşağıda ayrıntısını anlatacağım sonuca ulaştı.
27 çeşit üründen oluşan alışveriş listesi Mart 2023’te 256,34 dolar tutarken, Kasım 2024’te yapılan alışveriş 249,92 dolar tutmuş.
Görüleceği üzere;
- 20 ay ara ile 10 çeşit ürünün fiyatı değişmemiş, 8 ürünün fiyatı düşmüş, 9 ürünün fiyatı ise artmıştır.
- İkinci alışverişin tutarı 20 ay sonra 6,42 dolar düşük çıkmıştır. Bu da gıda fiyatları bizde artış rekorları kırarken, ABD’de nasıl gerilediğine işarettir.
- Kıyaslamalarda indirimli fiyatlar dikkate alınmamıştır. Örneğin Nutella’nın 13,89 dolarlık fiyatı yerine, 9,89 dolarlık indirimli fiyatını dikkate alsaydım, ikinci alışverişin tutarı daha da eksilecek ve fark 10,42 dolara çıkacaktı.
- Bizim yerli markalarımızın bile ABD marketlerinde daha ucuza satıldığını bir müddet önce bilgilerinize sunmuştum. Bu günkü kıyaslama ile de bizim fiyatlar 5. viteste ilerlerken, oradaki geri vitesin nasıl çalıştığını görmüş olacağız.
- Bizdeki enflasyonun yüzde 20’lere düşmesi bile yukarda belirttiğim farkın daha da açılmasını önleyemez. Zira enflasyonu yüzde 20’lerde yaşadığımız Ocak 2020 ve 2021 tarihleri arasında da Kanada’da yapılan benzer iki alışverişin ikincisinde fiş tutarı bir miktar düşüş göstermişti.
- Bu kıyaslamaları bize daha yakın gibi gözüken Macaristan, Bulgaristan ve Romanya ile de gerçekleştirsek, yakın tarihte yaptığımız çalışmalar bize çok benzer sonuçlara ulaşacağımızı gösteriyor.
- İlişikte 2 sene boyunca değişmeyen alışveriş giderinin bir asgari ücretli ABD vatandaşına ait olduğunu varsayalım. Ortalama 2.420 dolarlık gelirle (84.240 TL), maaş arttıkça refah da artmaktadır. Bizde ise maaş ne oranda artarsa artsın, fiyat artışlarına yetişilemediği için alım gücündeki düşüş garanti olmaktadır.
- ABD’de saatlik asgari ücret eyaletlere göre değişiklik göstermektedir.
- ABD’de ağırlık ölçü birimi olarak Libre (Lb) kullanılmaktadır. Yarım kilograma yakın (453 gr) bir ağırlığı ifade eder. ABD’de sıvı ölçümlerinde kullanılan 1 OZ karşılığı yaklaşık olarak 29,57 mililitredir (ml). Sıvılar için kullanılsa da gram karşılığı da vardır. 1 OZ karşılığı yaklaşık 28,35 gramdır (gr).
Sonuç olarak; batı ülkelerinde 1-2 puanlık enflasyon oranlarını yok etmek için alınan tedbirler bizim ülkemizde o kadar önemsenmiyor. Esas problem aradaki büyük fark değil bu anlaşılmaz rahatlıktır. Yukardaki son sahnenin bize dönük en önemli neticesi; dış güçlerin (Dünya Bankası ve IMF) yazdığı Satınalma Gücü Paritesi (SAGP) masalının rakamsal olarak nasıl çöpe gitmesi gerektiğini göstermesidir. “İki ülkede iki alışveriş 13” başlıklı yazımda Türkiye alışverişinin tutarı, dolar bazında ABD alışverişinden yüzde 25 pahalı çıkmıştı. “İki ülkede iki alışveriş 14” başlıklı yazımda Türkiye alışverişi tutarı, dolar bazında ABD alışverişinden yüzde 28 daha pahalı çıkmıştı. “Yerli mallara uzaktan bakış” başlıklı yazımda; hem de yerli markalarımızın bile Türkiye’deki alışveriş tutarının, ABD alışverişinden yüzde 15 daha pahalı olduğu görülmüştü. Buraya kadarı vatandaşımızın cebinden fazla çıkan dolar bazındaki gider farkıdır.
Şimdi de her iki tarafın gelir farkına bakalım.
ABD’de 2023 yılında kişi başına düşen GSYH 81.630 dolar iken, Türkiye’nin kişi başına düşen GSYH’si ise 13.110 dolardır.
Kişi başı geliri 6 kat fazla olan ABD vatandaşı, aynı alışveriş sepetini dolar bazında Türk vatandaşından daha ucuza elde ederken, nasıl oluyor da uydurma SAGP hesabına göre kişi başı gelir farkı yaklaşık 2 kata iniyor?
Çünkü bu hesaplamalarda ortak para birimi olarak ABD doları kullanıldığı için ABD’nin hem cari fiyatlarla hem de SAGP’ye göre geliri aynı kalıyor. Türkiye’nin geliri ise 42.921 dolara çıkıyor. Güya bu illüzyon ile de ABD vatandaşı ile Türk vatandaşı arasındaki gelir farkı 1,9 kata iniyor. Hani sıkılmasalar rahatça durumu eşitleyecekler. Bu hesap gelişmekte olan ülkeleri uyutma projesidir. Bu küresel kurumlar gerçek gelir seviyesini dikkate almadan sadece fiyat seviyeleri üzerinden (ki onun da doğruluğu tartışılır) satın alma gücü yaratmanın peşindedirler. Oysa eski yıllarda ‘fiyat düzeyi endeksi’nde Türkiye ucuz ülkeler arasındayken, son iki yıldır böyle değil ki…
Yazıyı tam bitirecekken, televizyonda bir sabah programına rastladım. Mesleği gazetecilik olan bir muhterem; sırf düşük oranlı asgari ücret artışını savunmak üzere, halkın da okumadığına ve araştırmadığına güvenerek, “Macaristan, Bulgaristan ve Romanya’da euro bazında net asgari ücret bizden düşüktür” yalanını söylemekten çekinmiyordu. Gerçeğini defalarca yazdım, tekrar ediyorum. Bizim 17.002 TL’lik asgari ücretimiz 465 euro karşılığıdır ve neredeyse ortalama ücret yerine geçer. Macaristan asgari ücreti 675.27 EUR/ay’dır (Kaynak: Eurostat). Üstelik bu ülkede asgari ücretli çalışan yok denecek kadar azdır. En düşük ücret 1.200 Euro karşılığıdır. Bulgaristan asgari ücreti 477,04 EUR/ay’dır (Eurostat). Bu sembolik bir azınlığın ücretidir.
Romanya asgari ücreti 743,37 EUR/ay’dır (Eurostat).
Bütün bunların yanında bizim asgari ücretlimizin gıda alışveriş tutarı dolar bazında yukardaki ülkelerin hepsinden pahalıdır.
TÜİK’in en taze verisi ile bitirelim. Kasım 2024’te TÜFE kapsamındaki ana harcama grupları içinde aylık bazda en yüksek artışı yüzde 5,10 ile gıda ve alkolsüz içeceklerde gördük. Yukarda saydığım ülkeler arasında; aylık değil, yıllık bile bu oranı yaşayan ülke yoktur. Aksine 20 ayı aşan zaman diliminde bazı şanslı ülke vatandaşlarının eksilen fiş tutarları vardır.
İşte sözün bittiği yer de burasıdır.
Ercüment Tunçalp
İki ülkede iki alışveriş (37) Moldova
Moldova, Doğu Avrupa’da, Romanya ve Ukrayna arasında, denize kıyısı olmayan bir cumhuriyettir. Başkenti Kişinev, resmi dili Romencedir. Moldova, kişi başına düşen GSYİH açısından Avrupa’nın en yoksul ülkesidir. Kıyaslama için seçilmesinin sebebi budur. Amaç bir kere de böyle bir ülke ile satın alma gücü farkını ölçmektir…
Ekonomi büyük ölçüde hizmet ve tarım sektörüne dayalıdır. Ülke içerisinde Gagavuz Türklerinin yaşadığı “Gagavuzya Özerk Bölgesi” bulunur.
Gagavuzya’nın kendi polis teşkilatı, kendi parlementosu, kendi başkanı ve seçimleri bulunmaktadır. Gagavuzlar hem Modova hem de Gagavuzya seçimlerinde çoğunlukla Rusya yanlısı partileri seçmekteler. Başkenti Komrat’tır. Ülkeye ismini veren Gagavuzlar, Oğuz Türkü kökenlidir. 11. yüzyılda Balkanlara göç eden Gagavuzlar Ortadoks Hristanlığını kabul etmişler ve daha sonra Osmanlı yönetimi altında kalmışlardır. Türkçeyi aynen bizim gibi konuşmaktalar.
Moldova, 33.850 kilometre kare yüzölçümüne sahip olup, Konya ilimizden daha küçük bir alanda yer almaktadır. Avrupa’da en az ziyaret edilen ülkelerden biridir. Ülke, büyük oranda engebeli ovalar ve üzüm bağları ile kaplıdır. Şarap üretimi, ülke ekonomisi ve kültürü için büyük önem taşır. Dünyanın en büyük yeraltı şarap mahzenlerine sahiptir. 27 Ağustos 1991’de, Sovyetler Birliği’nin dağılması devam ederken, bağımsızlığını ilan etmiştir.
- IMF’in 2025 verilerine göre Moldova, cari fiyatlarla 190 ülke arasında dünyanın 131. büyük ekonomisi konumundadır ama 8.239 dolarlık kişi başı geliri ile 97. sırada yer almaktadır. Türkiye ise 16. büyük ekonomidir ama kişi başı gelirde 65. sırada yer almaktadır. Dolayısıyla ekonomik büyüklüğün tek başına bir şey ifade etmediği buradan bir kere daha anlaşılmaktadır.
- Moldava nüfusu 2,3 milyondur. Yani Adana ilimiz kadar…
- Moldova asgari ücreti 319 euro Bizimki 533 euro dur.
- İşsizlik oranı yüzde 3,6’dır. Bizimki yüzde 8,1 (dar tanımlısı).
- Enflasyon oranı yüzde 7’dir. Bizimkinin dörtte birinden az…
- Bu küçük ülkede yer alan market zincirleri; Linella, Local, Rogop, Fidesco ve Famly Market’tir.
Şimdi market alışveriş kıyaslamalarına geçebiliriz…
- Sanal alışverişin tarihi 23 Nisan 2026,
- Moldova fiyatları Famly Market’ten, Türkiye fiyatları iki ulusal zincirimizden alınmıştır.
- Moldova para birimi Moldova Leyi’dir (MDL), bundan sonra bu kısa şekliyle ifade edilecektir.
- Güncel kurlar 1 MDL= 2,62 TL, 1 Euro= 20,13 MDL, 1 Euro= 52,63 TL şeklindedir.
- 42 ürünün yer aldığı listede; Moldova alışveriş tutarı 1.878 MDL ve karşılığı 4.922 TL tutmuşken, Türkiye alışverişi tutarı 6.304 TL tutmuştur. Euro cinsinden kıyaslarsak, Moldova alışverişi 93,52 €, Türkiye alışverişi 119,77 € çıkmıştır. Her iki şekilde de bizdeki alışveriş %28 daha pahalıdır.
- 42 ürünün 29’unda pahalı, 13’ünde ucuz kalıyoruz. Kronik olarak döviz bazında aşırı pahalı kaldığımız ürünlerden; ayçiçeği yağı yüzde 172, starking elma yüzde 140, bal yüzde 101, un yüzde 88, sığır eti yüzde 66, limon yüzde 57, fındıklı çikolata yüzde 55 daha pahalı çıkmıştır.
- Ülkemiz tüketicisinin geliri yüzde 67 fazlayken, alışveriş tutarı da yüzde 28 fazladır.
- Moldova vatandaşı aylık geliri ile bu alışverişi ayda 3,4 defa tekrarlayabilirken, bizim tüketicimiz aynı alışverişi ayda 4,5 defa yapabilmektedir. Başka bir ifade ile Moldova vatandaşı gelirinin yüzde 29’unu bu alışverişe harcarken, Türk tüketici gelirinin yüzde 22,5’ini aynı alışverişe harcamaktadır.
Sonuç olarak; görüleceği gibi bu fakir ülke ile bile satın alma güçlerimiz arasındaki bütün fark bu kadardır. Yani gelirdeki fazlalığımızın çoğunu, daha pahalı yaptığımız alışveriş farkına harcamaktayız.

Not: Yine istek üzerine, “batı ülkelerinde 1 saatlik net asgari ücret ile neler alınabilir ve aynı ürünler bizim ülkemizde kaç saatlik çalışmayla elde edilebilir” kıyaslamalarını buraya ekleyeceğiz.
Buna da Almanya ile başlıyoruz. Almanya’da 2026 yılı aylık net asgari ücret yaklaşık 1.900 euro dur. Aylık 160 saat hesabıyla saatlik net asgari ücret 11,87 euro dur. Bu gelirle 11,50 euroya 9 çeşit ürün alınabilmektedir. Toz şeker 1 kg 0,79 €, un 1 kg 0,39 €, makarna 500 gr 0,99 €, süt UHT 1 lt, kaşar peynir 150 gr 1,39 €, yumurta 10 adet 1,89 €, Coca-Cola 1lt 1,09 €, ayçiçeği yağı 1 lt 1,59 €, gold kahve 100 gr 2,49 € ürün fiyatlarıdır (dreidreiunddreisig hesabından).
Bu alışverişin Türkiye tutarı 1.106 TL veya 20,91 euro dur. Toz şeker 44 TL (PL), un 53 TL (Söke), makarna 47 TL (Pastavilla), süt 74 TL (İçim), kaşar peynir 175 TL (Cihan-Ser), yumurta 113 TL (PL), Pepsi Cola 60 TL, ayçiçek yağı 200 TL (Yudum), kahve gold 340 TL (Nescafe) ürün fiyatlarıdır.
Türkiye’de 2026 yılı aylık net asgari ücret 28.075 TL olup, aylık 160 saat hesabıyla (bizde en fazla aylık 180 saat olmasına rağmen) saatlik ücret olarak 175,5 TL’yi dikkate aldık. Bunun da karşılığı 3,32 euro dur.
Ve bu saatlik net asgari ücret ile sadece ayçiçeği yağı bile alınamamaktadır.
Sonuçta, Almanya’da 1 saatlik ücret ile yapılan alışveriş, ülkemizde 6 saatlik ücret ile yapılabilmektedir. Aradaki bu büyük farkın sebebi; geliri 3,5 kat olan Alman tüketicinin, alışverişi de yüzde 44 daha ucuza getirmesidir.
Ercüment Tunçalp
Hayali indirimler ve algı çabaları!
Sakın indirim oranlarından veya fahiş fiyatlar üzerinden yapılan yalancı indirimlerden bahsedeceğim zannedilmesin. O usul artık çok eskidi…
Yeni moda, oltanın ucuna takılan hayali indirimle tüketiciyi mağazaya çekmek; içeri aldıktan sonra da rafta olmayan o tanınmış ürünün ilk gün “depodan gelmediğini”, ikinci günden itibaren de “geldiği an bittiğini” söylemek… Konuştuğum her personelin verdiği cevaplarda aynı şablonu kullanmaları, bunun organize bir durum olduğunu anlatıyor.
Olayın birden fazla yaşandığı yer, yerel bir indirim market şubesi…
Uzun uğraşlardan sonra kendilerine ulaşıp durumu aktarsam da, bunun planlı yapılıp yapılmadığını görmek için kampanya döneminin ilerlemesini bekledim.
Sonuç düşündüğüm gibi olumsuzdur…
Gelelim yaşananlara…
- Yer: Fenerbahçe’de bir şube,
- Katalog: 28 Nisan- 11 Mayıs 2026,
- Ürün: Nestle kare bitter 60 gr
- Fiyat: 67,50 TL’den 49,50 TL’ye inmiş gösteriliyor…
- İşin bir de perakendeciyle iletişim kurulamama tarafı var. “Bize ulaşın” şeklinde bir form koymuşlar ama zaman harcayıp, olayı ayrıntılı bir şekilde yazdıktan sonra emeklerinizin uçup gittiğini ve ulaşmanın mümkün olamadığı görüyorsunuz. Aynı hikayeyi tekrar yazıyor ve ‘kurumsal…’ diye başlayan bir başka e posta adresine gönderiyorsunuz, mesaj yine geri geliyor.
Çağrı merkezine de ulaşamadığınız için kızgınlık katsayınız artıyor ve başka kanallar aramaya başlıyorsunuz. İnadım sayesinde müşteri ilişkileri departmanına ulaşıyorum ve ancak bu aşamadan sonra dönüş sağlanıyor.
Elbette bu olay sadece 1-2 perakendeciye ait değil, salgın haline gelmiş durumda. Daha önce de başka bir ulusal zincirde rastladığım ve açıkladığım Balparmak çam balı olayı var ki; kampanyanın son gününe kadar orta ölçekli şubelere hâlâ kampanya fiyatlı ürün gelmemişti. Üstelik normal fiyata satılamayacağı için de rafta bulunan aynı gramajdaki ürünler kaldırılmıştı.
Perakendeciyi de, marka sahibini de yakından tanıdığım için bir ihtimali daha belirtmeliyim. Perakendeci, marka sahibi ile mutabık kalmadan kendine göre bir fiyat belirleyebilir ve yayınlayabilir. Kategori lideri marka sahibi ise, piyasa fiyat yapısı bozulduğu için o üründe sevkiyatı geçici olarak durdurabilir.
Kampanya döneminde birbirlerine sitem etseler de zorunlu ilişkilerine devam ederler. Böyle bir ihtimal de vardır ve bunun tüketici dışında kaybedeni yoktur. İki tarafa da reklam katkısı sağlanmış; farkında olan az sayıdaki müşteri de bir şekilde ikna edilmiştir.
ESK’nın tezgahtaki ürünlerini (kıyma ve kuşbaşı) inserte koymanın yanlışlığını da kenara not edelim. Markette sık sık yok durumuna düşen bir ürünün uygun fiyatı kimseyi ilgilendirmez, aksine kızdırır. Tek istisnası Koop Marketlerde satılan donuk ürünlerdir ve bunların reyonlarda sürekliliği vardır.
İşin bir de algı yaratma tarafı var. Samsun Kasaplar Odası Başkanı Ömür Şen, “Kasaplarda satılan etin pahalı olmadığını, asıl fiyat algısının lokantalardaki ürünler üzerinden oluştuğunu” söylemiş.
Bununla da yetinmemiş, gerçek dışı bir ifadeyle “Ete gelen zamma ben zam demiyorum. Kırmızı et fiyatları 2-3 senedir yerinde sayıyor” diyebilmiş.
Dünyanın en pahalı kırmızı eti Türkiye’de (hem de dolar ve euro bazında) satılırken, Oda Başkanı’nın bu cesaretine şaşırmadım desem yalan olur!
Biz onun gibi yapmayalım ve rakamlarla konuşalım…
Önce karkas fiyatlardan başlayalım. (Kaynak: UKON)
- Dana karkas; 27 Nisan 2023 tarihinde 225 TL iken, 30 Nisan 2026 tarihinde yüzde 166 artışla 598 TL olmuş.
- Dana eti perakende fiyatlarına gelince; ulusal perakende zincirlerde, Mayıs 2023’te dana kıyma fiyatı (% 7- 14 yağlı) 300 TL iken, Mayıs 2026’da yüzde 254 artışla 1.061 TL olmuş.
- Dana kuşbaşı fiyatı (şişlik), Mayıs 2023’te 300 TL iken, Mayıs 2026’da yüzde 224 artışla 1.117 TL olmuş.
- Tezgahlarda en fazla satılan ilk sıradaki ürün dana kıymadır. Bu üründe 1 yıllık değil, sadece son 10 aylık fiyat artışı yüzde 77’dir. Haziran 25’te 600 TL olan fiyat, Mayıs 2026’da 1.061 TL olmuştur.
Böyle bir oran hangi kategoride vardır?
Sonuç olarak; Başkana hem 2-3 senedir fiyatların yerinde saymadığını hem de fiyatın esas hangi aşamada şiştiğini göstermek istedim. Eğer bir meslek grubunu temsil ediyorsanız inandırıcı olmak zorundasınız. Yetmez, bizim yaptığımız gibi konuştuklarınızı da rakamlarla ortaya koymalısınız…
Buna ilaveten et spekülatörleri, kurban bayramı öncesi tekrar hareketlenmiş ve yeni fiyat artışlarına kapı aralar şekilde; son 1 yılda yüzde 10,5 azalan üretim miktarını vitrine koymuşlardır. Hem de düşen kişi başı tüketim miktarını görmezden gelerek…
2023 yılı sonu itibariyle, kişi başı kırmızı et tüketim miktarı 22 kg civarındayken, 2025 yılı sonu itibariyle bu miktar yüzde 27 azalışla 16 kilograma kadar gerilemiştir. (Kaynak: Gaziantep İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birlik Başkanı Osman Türkman)
Aynı dönem kırmızı et kişi başı tüketimde; AB ortalaması 34,5 kg, OECD ortalaması 34,8 kg, ABD ortalaması 66,7 kilogramdır.
Eğer talep, arz ile aynı veya daha fazla oranda azalıyorsa, fiyat artışı bu gerekçeye bağlanamaz!
Hangi gerekçeye bağlanabileceğini sık sık dile getiriyorum zaten…
Ercüment Tunçalp
Yerli markalar neden yabancılara geçiyor?
Burada uzayan listeyi vermek yerine, yabancıların özellikle gıda sektöründeki markalarımıza olan ilgisini yorumlayacağım. Zira dijital ortamda bu listelere ulaşmak çok kolaydır.
Önce bu aşırı ilginin nedenlerine bakmak gerekir. O zaman görülecektir ki; bu beklenmeyen bir durum değildir. Zira alan da satan da bu ticaretten son derece memnundur. Yani bu alışverişin kaybedeni yoktur!
- Gıda sektörümüzde kâr marjları, özellikle ölçek avantajına sahip şirketlerimizde (ölçek ekonomisi) küresel ortalamanın üzerindedir. Üstelik 85 milyonluk bir ülkede ulusal zincir sayısının beş olması üretici markalar açısından avantajdır. Örneğin 6 milyon nüfuslu Danimarka’da 11 ulusal perakende zincir vardır ve aralarında kıyasıya rekabet yaşanmaktadır. Benzer durum 10 milyon nüfuslu Portekiz için de geçerlidir.
Peki bu ne demektir?
- Bizdeki ticari ortam, tedarikçinin piyasayı daha rahat kontrol etmesini ve az sayıda perakendeci ile “kazan kazan” uygulamasını kolaylaştırmaktadır. Devamında sektör içindeki diğer zincirlerin de belirlenen ana stratejiye uyumlarını sağlamak o kadar zor olmamaktadır.
- Bütün dünya ile döviz bazında fiyat kıyaslamaları yapmaktayız. Küresel markaların ülkemizdeki kadar fiyatlama rahatlığını diğer ülkelerde göremiyoruz. Yani döviz bazında pahalı kalmamız şirketlerimizi cazip kılmaktadır.
- Dolayısıyla yabancı yatırımcıların ileriyi görerek, “kavgada yumruk sayılmaz” kabilinden biraz daha bonkör davranması mümkün olmaktadır. Yerli marka sahipleri de bir anda elde edecekleri yüksek kazancın etkisiyle şirketlerini hızlı şekilde elden çıkarabilmekteler. Böylece iki tarafta bu alışverişten kârlı çıktıklarını düşünmekteler.
- Şirketlerini elden çıkaran iş insanlarımız bir taraftan istihdam yükünden kurtulurken, diğer taraftan ülkemizde çok geçerli olan rant ekonomisine dahil olarak servetlerini daha hızlı büyütmeyi tercih etmekteler.
Alanı da satanı da eleştirmek haksızlıktır. Empati yaptığımızda görüyoruz ki; ülkemizdeki bu ticari ortam yatırımcıların hatası değildir.
- Yukardaki her iki kulvarın da tatminkar kazanç sağlaması; geriye kalan birçok markayı da yabancılara kaptıracağımızın işareti sayılabilir.
Peki nereye kadar?
- Bir taraftan servet dağılımı hızla bozulurken, diğer yandan rekabetçiliğin ortadan kalkmasıyla; geriye üst gelir grubu ile alt gelir grubu kalacak, kaybolan orta gelir grubu nedeniyle de ekonomik büyüme ivme kaybedecektir.
- Yabancı sermayeli şirketleri bünyesinde barındıran YASED (Yabancı Sermaye Derneği) gün geçtikçe büyüyen öncü bir sivil toplum kuruluşudur.
- Resmi politikalar üzerinde etkilerini artırmalarının getireceği durumu tahmin etmek zor değildir. Yerli yatırımcıların bir de bu yönden bakmaları isabetli olur.
- Elbette Türk şirketleri de küresel markaları (sayıca az da olsa) bünyelerine katıyorlar. Aradaki önemli fark; alınan markaların küresel şöhretinden istifade amaçlanırken, satılan şirketlerin yerel bilinirliğini küresel alana taşımanın zaman ve ek yatırımlar (özellikle teknoloji) gerektireceğidir. Acaba yabancı yatırımcı bu zahmetli süreci neden göze almaktadır. Bir kısmını yukarda açıkladım.
Devam edelim…
- Yıllardır “katma değerli ürünler ihraç etmeyi” konuşuyoruz. Ancak hâlâ zeytinyağını, balı, fındığı dökme olarak gönderiyoruz. Hatta fındığımızı, satın aldığı yerli firma kanalıyla ucuza kapatıp, yüksek kâr marjıyla dünyaya satan bir marka örnek model oluşturuyor. Sayılarının artma ihtimali vardır.
- İç piyasaya gelince; ülkemizde üretilen suyu, sütü, zeytini, tavuğu, kırmızı eti, kuruyemişi, çayı, buğdayı (ekmek ve makarna olarak) işleyerek uygun buldukları fiyatla tüketicilerimize sunarak, elde ettikleri kârı da kendi ülkelerine taşıyorlar. Tekrar ediyorum; onları da eleştirmiyorum, kendi ülkem adına özeleştiri yapıyorum. Zira girişimcilik en uygun pazarlara odaklanmayı gerektirir. Eğer siz kendi değerlerinize sahip çıkamıyorsanız, yabancıya kızma hakkınız kalmaz.
İşte bu gelişmeyle, “Elin taşıyla elin kuşunu vurmak” sözü rafa kalkıyor, yerine “Elin taşıyla kendi kuşunu vurmak” sözü devreye giriyor.
Sonuç olarak; bir ülkeye yabancı yatırımın gelmesi ve sıfırdan değer yaratması arzu edilen bir şeydir. Ancak bizdeki durum bu değildir. Başarılı şirketlerimizin salgın halinde el değiştirmesidir. Maalesef uzun vadede bunun ne demek olduğunu yaşayarak göreceğiz.
Kaldı ki yabancı yatırımcılar Türkiye sınırları içinde kuracakları şirket türünde Türkler ile eşit haklara sahiptir. Hatta şirket sahipleri çeşitli vergi avantajlarından yararlanıp, elde ettikleri gelirleri yurt dışına serbestçe transfer edebilirler. Türkiye’de kurdukları şirketler için yabancı personel istihdamına dair çalışma iznini de kolayca alabilirler. (Kaynak: Mükellef)
Bunu desteklemek başka bir şey, yıllarca emek harcanmış başarılı yerli markaların kaybına dertlenmek ise başka bir şeydir. Meramımın anlaşıldığını umuyorum.
