Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

Döviz kredisi kullanma zamanı mı?

Ercüment Tunçalp
Abone Ol:

Ekonomim’den Şebnem Turhan’ın haberine göre; ticari kredilere getirilen sınırlama ve TL’nin reel olarak değer kazanacağına yönelik beklentiler, daha düşük maliyetli yabancı para kredi hacminde hızlı artışa yol açmış…

Haberde çok fazla doyurucu bilgi var ama bizim ilgi alanımız geçmişteki kötü tecrübelerden yeteri kadar ders alınmadığını gösteren bu giriş kısmıdır.

  • Son 15 sene içinde AVM yatırımcıları başta olmak üzere şirketleri sıkıntıya sokan en önemli nedenin döviz kredileri olduğu unutulmuş gibi gözüküyor.
  • Ülkemizde 2006-2009 yılları arasında Japon Yeni ve İsviçre Frangı’na endeksli konut kredisi kullanıp, anormal kur değişimi ile borçları katlanan 30 bin dövizzedeye de tanık olmuştuk. Mağduriyetlerini önlemek üzere, ‘döviz kredisi borçlarının yeniden yapılandırılması’ düzenlemesi bile ilaç olamayınca, bankalar ile mahkemelik olma aşamasına bile gelinmişti.

Çabuk unuttuğumuz için hatırlatmak istedim…

  • “Geliriniz hangi para cinsinden ise borcunuz o para cinsinden olmalı” kuralını artık geçtik; yine de böyle bir girişimde bulunan işletmenin “kur riskinden endişe duymaması” normal sayılabilir mi?
  • TL ticari kredi faizleri yüzde 60 civarında seyretse bile yine de enflasyon oranının altındadır. Yani gelir ve kâr enflasyon kadar arttıkça, borcun ödenmesinde risk yoktur. Yeter ki bu kredi çeşidine rahat ulaşılabilsin.

Yeni gelişme; TCMB’nın politika faizini gecikerek de olsa çok doğru bir kararla yüzde 50’ye çıkartmış olmasıdır. Ancak yine de eksi reel faiz devam ettiği için gidişatı değiştirecek seviyede değildir.

  • Döviz kredi faizlerinin yüzde 8-9 civarında seyretmesi çok mu caziptir?

Bu faiz ile birleşecek olan kur farkının, TL ticari kredi faizi kadar artmayacağının garantisi var mıdır?

Sadece bugüne kadar yaşadıklarımız bile bu sorunun cevabı sayılabilir. Yukardaki örneklere ilave olarak; TL geliri olan birçok şirketin karşılanamayan kur farkları için taşınmazlarını elden çıkartmak zorunda kaldıklarını da hatırlatmış olayım…

  • Piyasa içinden gelen bir ses; “Son 4-5 haftada ne oldu da bireyler karamsarlığa kapılıp döviz talep etmeye başladı?” diye soruyor.

Hayli şaşırtıcı olan bu soruya cevap teşkil edecek ayrıntılı açıklamayı geçen hafta yapmıştım ama yine de özetini takdim edeyim.

Artık KKM hesabı açılamazken ve TL mevduata da enflasyonun altında faiz verilirken, küçük yatırımcının dövize veya altına yönelmesi kadar doğal bir tercih olabilir mi?

İhracatçının bugünkü kur seviyesini yetersiz bulması, devalüasyon ihtimalinden söz edilmesi bile bu girişimlere daha da haklılık kazandırmaz mı?

  • Merkez Bankası, Ocak ayı itibariyle bir yıl içinde Türkiye’nin kamu ve özel sektörüyle yapması gereken dış borç geri ödeme miktarını 225,4 milyar dolar olarak açıkladı. Bu borcun 131,9 milyar dolarının özel sektöre ait olduğu görülüyor. Bu yüklü dış borç geri ödemeleri dövize olan talebi artırmaz mı? Bu tabloya bakan reel sektörün kur endişesi nasıl olmaz?
  • Çift paralı bir ekonomiye sahibiz. Merkez Bankası’nın döviz satarak kurları kontrol altında tutma çabası sınırlıdır ve sürdürülebilir değildir (rezervler sınırlı olduğu için). Diğer alternatif de faizi artırarak döviz kurunu frenlemekten geçer. Bu da seçimden sonra siyasetin konuya nasıl bakacağına bağlıdır.

Sonuç olarak; bu tahlilleri yapmadan döviz kredisine sarılmak, panik durumunda can yeleğini sağlamlık testinden geçirmeden kuşanmaya benzer.

Bir konuya daha açıklık getireyim; döviz kredisi ile dövize endeksli kredi ayrı ürünler olması yanında, neticeleri bakımından da ikincisi daha maliyetlidir.

Döviz kredisi kullanmak isteyen firmalar ihracat yapmak zorundalar ve döviz cinsinden gelir elde ettikleri için kur riskleri yoktur.

Dövize endeksli kredide ise ihracat taahhüdü yoktur ama ödenmesi gereken KKDF ve BSMV adında iki farklı vergi vardır. Üstelik kredi taksitinin ödeneceği ana kadar ne tutarda ödeme yapılacağı da belli değildir. Yani TL geliri olan ve her türlü ticari faaliyet için kullanılan dövize endeksli kredide maliyet daha yüksektir. Oysa TL kredide borç miktarı önceden bellidir ve sürpriz yoktur.

Döviz kuru, özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından daha fazla araştırma gerektiren iktisadi bir değişkendir. Maalesef burada da tavuk-yumurta ilişkisi devrededir. Döviz artışına karşı kendini güvende hissetmek için elinde döviz bulundurmak isteyen yatırımcılar döviz kredisi çekebiliyorlar. Bu durumda da döviz talebi oluşuyor ve kurdaki artış tetikleniyor. Neticede krediyi alanlar için de finansman maliyeti yükseliyor.

Konuya bankalar açısından bakarsak; BDDK çok doğru şekilde zaman zaman ilgili düzenlemeleriyle olası kur şoklarına karşı banka bilançolarının kırılganlığını azaltmak için döviz kredilerine de sınırlama getirebiliyor.

Peki bu neyi gösteriyor?

Bütün tarafların olası kur şokuna karşı kendi tedbirlerini alma ihtiyacını…

Yoksa aksi durumda olumsuz zincirleme etkinin bütün ekonominin ahengini bozabilme riski doğuyor…

Enflasyon tahmini konusunda; geçmiş aylık enflasyonlara bakarak gelecek ayları küçük yanılma payları ile öngörebilmek mümkündür. Bir sene önceki ayların enflasyon oranları da bilindiğine göre hangi ayların baz etkisinden nasıl etkileneceği de kolayca tahmin edilebilir.

Kur için ise geleceğe dönük fazla bilinmez husus olduğundan, aynı şekilde tarih vererek tahmin yapmak çok zordur.

Peki o zaman dövize endeksli kredinin riskli olduğunu nereden biliyoruz?

İşte tam da bu sebepten…

Yani kurların oynak olduğu piyasalarda döviz kredisi alarak kazançlı çıkmak da büyük sıkıntı yaşamak da ihtimal dahilindedir. TL ile gelir elde eden için tek avantajlı durum kurun düşüşte olduğu dönemlerdir ve bu çok düşük ihtimaldir.

Şans oyununa benzetmem de bundandır. Yoksa sadece riskli tarafından bahsediyorum; “alan hiç kazançlı çıkamaz” diye iddiada bulunmuyorum…

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Ercüment Tunçalp

Ekmek fiyatı ile atıl kapasite ilişkisi

Ercüment Tunçalp

Elbette yıkıcı ve yıpratıcı bir yüksek enflasyon gerçeğimiz yanında bunu elverişli bir ortam sayarak değerlendirmek isteyenler de var. Tüketicinin bu iki ateş arasında kaldığını bıkmadan usanmadan yazıyorum. Sırası geldikçe de bu açıdan değişik kategorileri müstakil olarak rakamlar eşliğinde yorumluyorum.

Bugün de ekmeği konuşacağız. Çünkü o hem bir simgedir hem de alt gelir grubunun yaşadığı semtlerde, perakendecinin en fazla miktarda sattığı üründür.

İstanbul genelinde İTO Meclisi’nden ekmeğe zam kararı çıkabilmesi için sahadan gelen teklif, önce yönetim kuruluna bildirilip değerlendiriliyor. Uygun görülürse il ticaret müdürü, il tarım müdürü, esnaf oda birliği başkanı, ticaret odası ve belediyeden yetkililerin oluşturacağı komisyona çağrı yapılıyor. Alınan karar Ticaret Bakanlığı’na bildiriliyor ve onay alınıyor.

Şimdi bu süreçlerden geçmiş şekilde değişik tarihlerde alınmış zam kararlarını aktaracağım. Ve bu sayede son 2 sene içindeki fiyat artış oranına ulaşacağız.

  • 10 Aralık 2021– İTO meclis toplantısında, 230 gram ekmek fiyatı 2 liradan 2,5 liraya (kilogram 10,87 TL) çıkartılmıştı.
  • 6 Temmuz 2022– İTO meclis toplantısında, 210 gram ekmek fiyatı 4 liraya (kilogram 19,04 TL) yükseltilmişti. Daha önce de ara tarifede 230 gram ekmeğin 3 TL’den (kilogram 13 TL) satılması kararlaştırılmıştı.
  • 22 Aralık 2022– İTO meclis toplantısında, 1 Ocak 2023 tarihinden geçerli olmak üzere, halihazırda 260 gram ekmeği 5 liradan (kilogram 19,23 TL) satan fırıncıların 200 gram ekmeği 5 liradan (kilogram 25 TL) satacaklarına dair karar verilmişti. Buna örtülü zam diyoruz.
  • 8 Temmuz 2023– Birçok fırıncı İstanbul’da zamlı tarife çıkmadan, 240 gramını 6 liraya (kilogram 25 TL) sattıkları ekmeği 230 grama düşürerek fiyatı da 8 liraya (kilogram 34,78 TL) yükseltmişlerdi. Bu da katmerli zam oluyor.
  • 10 Ağustos 2023– İTO meclis toplantısında, 200 gr ekmek fiyatı 5 liradan 6,5 liraya (kilogram 32,5 TL) yükseltilse de hâlâ uygulanan fiyatın altında kalınmıştı.
  • 14 Kasım 2023– İTO meclis toplantısında, 210 gr ekmek için azami 8 TL fiyat (kilogram 38,09 TL) belirlendi.
  • 9 Mayıs 2024– İTO meclis toplantısında, 200 gram ekmeğin azami fiyatı yüzde 31,25 zamla 10 TL’ye (kilogram 50 TL) çıkartıldı.

Görüleceği üzere zaman zaman alınan kararlar dışında da piyasada değişik fiyatlara rastlamak mümkün olabiliyor. Yine yukarda görüldüğü şekilde Haziran 2022’de 230 gram ekmek 3 TL’den satılırken (kilogram 13 TL), Haziran 2024’te 250 gram ekmek için 15 TL (kilogram 60 TL) fiyatta ısrar ediliyor. Buna göre 2 senelik fiyat artış oranı yüzde 361 çıkıyor. Resmi açıklanan karara göre bile 50 TL’lik fiyatla artış yüzde 285 oluyor.

Şimdi soruyorum;

  • İki sene içinde hangi girdi fiyatları bu oranlarda artmıştır?

Asgari ücret mi? Kiralar mı? Un fiyatları mı?

Cevapları da ben vereyim…

  • Brüt asgari ücret 2022 yılında 6.471 TL (net 5500 TL), 2024 yılında brüt 20.002 TL (net 17.002) olup, birleşik artış oranı 2 sene sonunda yüzde 209′dur.
  • Kira artışı ilk sene (sözleşme yenilemeyi Haziran 2023 varsayalım) yüzde 63,72 oranında, ikinci sene (Haziran 2024) yüzde 62,51 oranında gerçekleşeceğinden, birleşik artış oranı yüzde 166 çıkar.
  • Un fiyatlarındaki artış, ekmeklik 50 kg çuval un Temmuz 2022 ortalama aylık fiyat 360,52 TL (Polatlı Ticaret Borsası), güncel fiyat ise 840 TL (Ova un) olup, 2 senelik artış oranı yüzde 133 çıkar.

Diğer bütün girdilerin de yüzde 200 arttığını varsayalım; ekmek fiyatında son 2 senede gelinen tabloyu maliyet artışı ile izah etmeye imkan var mı?

Şimdi cevaplar belli olduğuna göre esas sebebi bulalım…

Hem de bunu yetkili bir ağızdan duyalım…

Mayıs ayı başında; Ekmek Üreticileri İşverenleri Sendikası Genel Başkanı Cihan Kolivar, artan maliyetler nedeniyle 15 Mayıstan sonra İstanbul’da ekmeğin kilogram fiyatının 60 liraya çıkabileceğini belirtmişti.

Açıklamasının devamında; “Ekmeğe şöyle yansıyacak, fakir bölgelerde 250 gr ekmek 12,5 lira olacak. Ama alım gücü yüksek olan, kiraların fazla olduğu Beşiktaş, Sarıyer, Kadıköy, Üsküdar gibi merkezi yerlerdeki ilçelerde 250 gr ekmek 15 lira olacak” demişti. Üstelik gerekçesi de çok ilginçti…

“Ben fırınımdaki aynı işçi, aynı kira, aynı sigorta, aynı yakıtla 12-13 bin ekmek yapabilirim. Ama şimdi 2500-3000 ekmek yapabiliyorum” diyor. Yani başkan, küçük işletmeler sebebiyle (1000 adet üreten de vardır) birim maliyet yükseldiği için bu verimsizliğin ve yetersiz kapasitenin faturasını da tüketici ödesin istiyor. Bütün iş kollarının bir gerçeği vardır; kapasite kullanım oranı çok düşen bir işletme hayatta kalamaz. Kooperatifleşme ve birleşmeler bunun ilacı olarak doğmuştur. Meslek örgütlerine düşen görev; sürekli talepkar olmak yerine bu organizasyonlara öncülük etmektir.

Sonuç olarak; bir işletme uygun kapasite düzeyinde çalışamazsa, birim maliyetler yükselir, kârlılık düşer ve risk artar. Dolayısıyla daha yüksek kapasite seviyesine çare bulmak girişimciye düşer. Mümkün olamadığı durumda ise sonuç bellidir. Yoksa bu tarz işletmeleri ayakta tutmak üzere tüketiciye ek yük çıkartıp, tam kapasite çalışan büyük işletmelere de ek kazanç sağlanamaz. Aksi halde bundan daha adaletsiz bir piyasa düzeni olabilir mi?

İstanbul Halk Ekmek (İHE) Kurban Bayramı sonrası normal ekmeğe yüzde 60 zam yaptı. 250 gramlık ekmeğin fiyatını 5 liradan 8 liraya çıkardılar. Elbette onlar da bir defada bu kadar yüksek oranlı artışla yanlış yaptılar. Ancak buna rağmen kilogramı yeni 32 lira olmuş ekmekten kâr ediyorlar. İşte bu ‘kapasite kullanımından kaynaklanan verimlilik’ göstergesidir. Buna bakarak bile enflasyonla mücadele eden bir otoritenin üreticiler arasındaki bu anormal farka (yüzde 87,5 fazlalığa) o kadar kolay onay vermemesi gerekir.

Yukardaki hesap 1 Temmuz’a kadarki durumu kapsıyor. Sakın ola 1 Temmuz’dan geçerli olan yüzde 38 elektrik zammı ile akaryakıta gelen ÖTV zammı şimdiki gerekçelere dahil edilmesin. Henüz bunlara biraz zaman var!

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Yerli mallara uzaktan bakış!

Ercüment Tunçalp

Dünyanın her yanına dağılmış vatandaşlarımızın özledikleri tatlara ulaşmaları kolaylaştıkça sevincimiz artıyor. Her gittiğimiz ülkede Türk Marketi görmeye alıştık. Bununla birlikte eski yıllarda gurbetçilerimizin, “yerli ürünlere ulaşalım da varsın biraz pahalı olsun” kabullenişi de geride kaldı. Artık fiyat farkının kalkması onlar açısından olumlu bir gelişmedir. Ancak bu topraklarda yaşamını sürdüren tüketiciler için mevcut durum sorunludur ve üzücüdür.

Şimdiye kadar birçok ülke ile fiyat kıyaslamaları yaptık. Önceki yıllarda bu karşılaştırmaları; gelir açısından da market fiyatları açısından da hep 1 birim üzerinden yapmış ve Türk tüketicisinin gelirine göre daha pahalıya alışveriş yaptığı ve satın alma gücünü her geçen gün kaybettiği sonucuna varmıştık. Bu birinci aşamaydı

Bilindiği üzere zaman geçtikçe durum bizim açımızdan daha da kötüleşti ve yüksek enflasyon sebebiyle döviz bazında bile en pahalı duruma geldik. Bu da ikinci aşamaydı

2024 yılının ikinci yarısına girdiğimiz şu günlerde ise geldiğimiz üçüncü aşamada; tamamı yerli mallarımızdan oluşan bir alışveriş sepetine, ihraç edildiği ABD’de Türk vatandaşlarının daha ucuza sahip olduklarını izlemeye başladık. Bu ise elbette sorgulanması gereken bir husustur…

İlişikteki listede görüleceği üzere, ABD’de faaliyet gösteren Sultan Market’in fiyatları ile Türkiye’de Migros’un fiyatları kıyaslanmıştır.

Youtube videosu çeken İlkay Zaman ABD tarafında, eşi Melek Zaman ise eş zamanlı olarak Türkiye tarafında fiyatları aldılar. Bu üzücü sonucu bize de yorumlama imkanı verdikleri için bu çalışkan aileye teşekkürlerimi sunarım.

Listede 1. sütun ABD Sultan Market’teki dolar fiyatlarını, 2. sütun Türkiye’deki TL fiyatlarını, 3. sütun ise Türkiye’deki fiyatların dolar karşılığını göstermektedir.

  • Dolar kuru olarak 28 Haziran 2024 tarihindeki 32.90 TL esas alınmıştır.
  • Görüleceği üzere listede 16 adet yerli markalı ürün bulunmaktadır. Bunlardan 8 adedi Türkiye’de daha pahalıdır. Diğerleri de oradaki fiyatlara çok yakındır.
  • Listede yer alan Eti Petibör Bisküvi’nin 1000 gr (5 adet) olan paketi Migros ile eşleşmediğinden, rafta bulunan 800 gramlık (4 adet) paket 76 TL’den aynı standarda çevrilerek 95 TL gösterilmiştir.
  • Tat Garnitür’de de aynı şekilde Migros’taki 340 gramlık fiyat 34.95 TL’den, diğer taraftaki 550 grama çevrilerek 56.50 TL gösterilmiştir.
  • Yudum Sızma Zeytinyağı Türkiye’de yüzde 25 indirime rağmen de pahalı kalmıştır.
  • ABD et ürünleri yüksek standarda sahip çok kaliteli ürünlerdir. Bu kategoride ithalat yasağı olduğu için listede yer alan Cumhuriyet Sucuğu o ülkede üretilmektedir. Daha önce de gösterdiğimiz gibi et fiyatlarında aramızda büyük farklar vardır. Sadece bu ürünü bizde üretilen kaliteli bir markayla kıyasladım.
  • Namet’in 379 TL olan 240 gramlık ürününü 454 gr ile eşleştirilmek üzere 717 TL olarak düzelttim.
  • Yerli malların ABD alışveriş tutarı 75.31 dolar, üretildikleri yer olan ülkemizdeki alışveriş tutarı karşılığı ise 86.73 dolardır.
  • Bu tespitlerden sonra hangi ilave maliyetlere rağmen bu şaşırtıcı sonuç çıkmıştır, ona da bakalım:
    • Yerli markalarımızın birçoğu ihracata gönderdikleri ürünlerde ABD standartlarına uygun içerik değişikliklerini ve kalite iyileştirmelerini de (maliyet unsurudur) muhtemelen ihmal etmemişlerdir.
    • Yerli mallarımızın okyanus ötesine yolculuğuna ait pahalı nakliye gideri ve yaklaşık 1 ay süren deniz yolundaki ilave stok maliyeti, yüksek gümrük masrafları, ABD’deki ithalatçı-toptancı kârları ve perakende fiyatlara eklenmiş vergiler bile gurbetteki raf fiyatlarını bizim fiyatlara yaklaştıramamıştır.
    • Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bu benim için sürpriz değildir. Zira dünyada gıda enflasyonu düşerken ve aksine bizde yükselirken; eğer gıda kategorisinde ihracatımız devam edebiliyorsa, mutlaka o piyasalara uyum göstermek açısından daha düşük fiyat seviyesi uygulanmak zorundadır. İşte yaşanan budur. Peki buna rağmen bu markalar kârsız mı kalmışlardır !?

Bir müddet önce de belirttiğim; Antalya’daki bir otelin Türk vatandaşına yabancı turistten daha yüksek tarife uygulamakta ısrar etmesi ve bunu milliyet farkına bağlaması para cezası almasına sebep olmuştu. Oysa yıllardır ve halen de o farklı tarife uygulanmakta ve herkes tarafından da bilinmektedir. İlgili Bakanlığın kestiği ceza; yerli müşteriden fazla para talep edildiği için değil, ‘milliyet farkı’ gibi bir ırkçı söylem kullanıldığı içindir.

Dolayısıyla bizim market fiyatları kıyaslamasında gördüğümüz de benzer bir durumdur ve artık bu da bilinmeyen bir şey olarak kalmayacaktır.

Buradaki bir başka şaşırtıcı durum da; ABD’de yaşayan vatandaşlarımızın en düşük 2400 dolar maaşla (79.000 TL karşılığı) memleket hasretini buradaki emekli babadan veya asgari ücretli kardeşten daha ucuza giderebildikleridir.

Sonuç olarak; ABD’de yaşayan Türk vatandaşları kendi ürünlerimizi bize göre daha ucuza alsalar da o piyasaya göre bu fiyat düzeyi normal seviyededir. Kaldı ki bu gerçeği diğer küresel markalı ürünlerde de görüyoruz zaten…

Acaba dünyada bizden başka kendi ürettiği ürünü daha pahalıya tüketen başka bir ülke var mıdır? Eğer yoksa bu kadarı da biraz fazla olmuyor mu?

Hani Antalya’da 5 lira olan domates İstanbul’da 25 lira olunca şaşırmıyoruz da, her şeyi kolayca 800 kilometrelik nakliyeye ve mazota bağlıyoruz ya; aradaki mesafe 10 bin kilometre olunca benzer durum neden gerçekleşmiyor acaba?

İşte esas kafa yorulması gereken durum budur…

Defalarca “Ortada sadece maliyet enflasyonu yok, kâr enflasyonu da var” demem bundandır. Ülkemizde üretim ayağından başlayan fiyatlandırma karmaşası sürüyor. Önümüzdeki haftalarda sırasıyla ekmek ve simit olayını gündeme getirince bunun nasıl gerçekleştiğini daha kolay anlaşılır kılacağım.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

İki ülkede iki alışveriş (15)

Ercüment Tunçalp

Fiyat kıyaslamalarımızın bu bölümünde misafir olacağımız ülke Macaristan

Budapeşte’de yaşayan sevgili kardeşim Mustafa Kalkandelen’e bir market alışverişi yaparak fiyatlar almasını rica etmiştim, o da bu zahmete gönüllü olarak katlanmış oldu. Kendisine teşekkürlerimi yolluyorum.

Ayrıca geçmişte Metro Cash&Carry Polonya ve Macaristan operasyonlarını yönettiği için Avrupa’nın o bölgesi hakkında her türlü sektörel bilgiye sahip olma avantajını da değerlendirmek istedim. Bu bakımdan bugünkü yazımda onun emeği benden daha fazladır.

Başlarken ilk gerçeğin altını çizelim; yüzde 70’i geçen resmi enflasyonumuz ile en yüksek orana sahip Avrupa ülkesiyiz. Bizden sonraki en yüksek oran tek haneli enflasyona sahip Romanya’dır (%6,6). O ülkeyle fiyat kıyaslamasını daha önce yapmıştık.

Macaristan ise Mayıs ayında yıllık bazdaki yüzde 4 enflasyonu ile bizim aylık enflasyonumuzu yaşıyor. Ve buna rağmen kendi halkı da mevcut durumdan hayli şikayetçi gözüküyor. Peki o zaman neden kıyaslama yapıyoruz?

Zira Romanya ve Macaristan ile kıyaslama yapmazsak diğer ülkelere hiç sıra gelmez de onun için…

Belki bu tabloda tüketici dayanma gücünün ve acı eşiğinin bizde ne kadar yüksek olduğunu göstermek gibi hayırlı bir işe de vesile oluyoruz.

  • İlişik listede görüleceği üzere 11 Haziran 2024 tarihinde Budapeşte’de Aldi’den alınan fiyatlarla, Türkiye’deki Carrefour fiyatlarını kıyasladık.
  • Aynı tarihte dikkate aldığımız kurlar; 1 Euro= 386 Macar forinti, 1 Euro= 35 TL, 1 TL= 11,34 Macar forinti şeklindeydi.
  • Gelir ve gideri 1 birim üzerinden karşılaştırmak gerekse de biraz daha kolay anlaşılabilmesi için listedeki 1. sütunda Macaristan fiyatlarını, 2. sütunda Macaristan fiyatlarının TL karşılığını, 3. sütunda ise Türkiye fiyatlarını gösterdik.
  • Yine listenin sonunda görüleceği üzere, Macaristan alışverişi 120 euro, Türkiye alışverişi 154 euro tutmuştur. Bu tablo bundan önceki ABD kıyaslamasına da çok benzemektedir. Yani iki ülke karşısında da döviz bazında daha pahalıyız.
  • Benzemeyen kısmı ise gelir tarafıdır. Macaristan’da asgari ücretli yok denecek kadar azdır. Bu bakımdan en düşük ücret olarak dikkate aldığımız 1200 euro (463.200 Macar forinti) ABD asgari ücretinin yarısıdır ama yine de Türkiye rakamının 2,5 katına yakındır. İşte sonucu bizim açımızdan trajik yapan da burasıdır.
  • Türkiye’de asgari ücret 17.002 TL olup, 486 euro ya denk gelmektedir. Yani euro bazında 2,5 kat fazla gelire sahip olan Macar vatandaşı, yine euro bazında yüzde 22 eksik maliyetle alışverişini yapabilmektedir.
  • Macar vatandaşı bu alışverişi gelirinin yüzde 10’u ile yapabilirken, aynı alışverişi bizim tüketicimiz gelirinin yüzde 32’si ile yapabiliyor. Başka bir ifade ile bizim çalışanımız bu alışverişi ayda 3 defa yapabilirken, Macar çalışan aynı alışverişi ayda 10 defa yapabilmektedir.
  • Her iki ülke vatandaşının gelirini de harcamasını da bir birim üzerinden karşılaştırırsak; geliri 27 kat fazla çıkan Macar vatandaşının harcaması ise sadece 9 kat fazla çıkıyor.
  • Eğer her iki tarafın gelir ve fiyat düzeyleri benzerlik gösterseydi; bizdeki alışverişin tutarı 5.387 TL yerine 1.700 TL çıkmalıydı. Veya bu alışverişi yapan vatandaşımızın asgari ücreti 17.002 TL yerine 52.254 TL olmalıydı.
  • Listede görüleceği üzere 33 üründen 24 adedi döviz bazında ülkemizde daha pahalıdır. Üstelik bazı ürünlerde aramızda oldukça da büyük farklar vardır. Örneğin et ve süt fiyatlarında yüzde 40-50 arası pahalıyız. Taze kaşar peynirde yüzde 150, tereyağında yüzde 75, ayçiçeği yağında yüzde 110, dondurulmuş patateste yüzde 90, şekerde yüzde 43, unda yüzde 150, Suda yüzde 90, birada yüzde 100 pahalıyız.

Sonuç olarak; Macaristan’da birçok temel ürün kategorisinde yüzde 27 KDV uygulanmaktadır. Eğer KDV’siz net fiyatlar üzerinden kıyaslama yapsaydık (bunu aramızda tartıştık), iki ülke arasındaki fark daha da açılırdı. Sonunda o listeler de hazır olmasına rağmen bilgi notu olarak aktarmaya karar verdik.

İki sene önce de “Macaristan’da enflasyonla mücadele” konusunu tesadüfen gündeme getirmemiştik. Zira bizimle kıyaslanamayacak kadar küçük problemi nasıl zamanında çözdüklerini görmüştük. Bizde ise vatandaşın geçim sıkıntısı her geçen gün daha da artarak devam ediyor. Herhalde bu kıyaslama sonucunu Macar halkı görse kendi durumlarına şükrederek uzun süre sessiz kalırlardı.

Gelinen bu noktada; fiyatlar genel seviyesi bütün önemli ülkelerden yüksek olan, gelir düzeyi ise bütün önemli ülkelerden düşük kalan bir ülkenin, Satın Alma Gücü Paritesine (SAGP) göre kişi başı gelirini diğer ülkelerle farkı kapatacak şekilde yüksek göstermek insan aklıyla alay etmek demektir.

Bunun nasıl yapıldığına da bakalım…

IMF veri setinde; Türkiye’nin 2023 yılı kişi başına düşen milli geliri 12.849 dolar (TÜİK’e göre 13.110 dolar) gözükürken, dünyada bu kişi başı gelirle 72. sırada olduğumuz duyuruluyor. İşte bize 24 sıra atlatacak illüzyon da buradan itibaren başlıyor. IMF’nin SAGP’ye göre hesaplamasında; Türkiye’nin 2023 yılına ait kişi başına milli geliri 42.063 dolar çıkıyor ve 52. sıradaki yerini koruyor. Hatta 2024 yılı tahminlerinde; cari fiyatlarla 12.765 dolarla 75. sıraya gerileyeceğimiz öngörülürken, SAGP’ye göre 43.921 dolarla 51. sıraya yükseleceğimiz müjdeleniyor.

Üretilen en garip sonucu ise en sona bıraktım. Cari fiyatlarla ABD kişi başı geliri 80.412 dolar iken ve 13.110 dolarlık Türkiye’nin 6 katı iken, SAGP devreye girince; aradaki fark 2 katın altına düşüyor (80.412/42.063= 1,9). Sadece fiyat düzeylerinin kıyaslanmasından (o hesabın doğruluğu da tartışılır) Türkiye lehine bir sonuç çıkarılıyor.

Fiili gelir düzeyi ile güncel fiyat düzeyi ayrılmaz bir bütündür. Bunlardan sadece fiyat düzeyini ele alıp, oradan satın alma gücü yaratmak; küresel güçlerin gelişmekte olan ülkelere dönük planladıkları, ‘kendilerini olduğundan iyi hissettirme’ye dönük bir taktik uygulamadır.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ercüment Tunçalp

POPÜLER