Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

Enflasyon göstergelerinde aşırı farklar…

Ercüment Tunçalp
Abone Ol:

Türkiye Ekonomi Politikaları Vakfı (TEPAV), “Gıda enflasyonu göstergeleri arasındaki farklılıklar üzerine” başlıklı faydalı bir değerlendirme notu paylaştı.

Yararlandım ama bazı farklı görüşlerim de bu yazının konusu oldu.

Türkiye’de TÜİK dışında, Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) E-TÜFE’si ve İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) “İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi” her ay düzenli olarak çıkartılmakta ve kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Bu üç oran yan yana geldiğinde ise aralarındaki inanılmaz farklar oldukça ilgi çekmektedir.

Elbette TEPAV’ın açıkladığı şekilde, muhtelif sebepler sonuçları farklı hale getirse bile bunun da makul bir sınırı olması gerekir.

En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim; ne coğrafi kapsam ne fiyat derleme yöntemi ne de ürün sepeti ve ağırlıkları bu kadar büyük farkların haklı gerekçesi sayılamaz. Bir ülkede elbette her kurumun, her gelir grubunun, hatta her kişinin enflasyonu değişik çıkar. Çünkü tercih edilen mal ve hizmetlerin ağırlıkları farklıdır. Ancak sonuçta bir ülkede ürün bazında ulaşılan ortalama ağırlıklar istatistiki veridir ve bu da o toplumun en önemli gerçeklerinden biridir. İşte bunun için sonucun yüzde 100 farklı çıkmasının matematiksel bir izahı yoktur.

Çünkü;

  • Türkiye’deki perakende fiyatlar coğrafi bölgeler arasında çok büyük farklılıklar göstermez. Sadece üretim bölgelerindeki sebze meyve fiyatları biraz fark eder. Onu da kıyaslarken; Van’daki tarla domatesi ile İstanbul’daki cherry domatesi karşılaştırılamaz. Ağırlıklı ortalama dediğimiz şey (adı üstünde) bütün çeşitlerin satış paylarına uygun olarak bulunacak ortalama fiyatıdır.
  • Ulusal gıda perakendecileri olan BİM, A 101, Migros, Şok ve Carrefour, Türkiye’nin her noktasında aynı fiyat yapısı ile hizmet vermekteler ve yerel perakendeciler de bu büyük işletmelere bakarak kendi fiyat stratejilerini oluşturmaktalar. Yani gıda fiyatlarında sıra dışı bir dengesizlik yaşanmaz.

Burada tamamlayıcı bir ara bilgi aktarayım. TEPAV diyor ki; “TÜİK’in yayımladığı en güncel bölgesel fiyat düzeyi endeksi verisi 2022 yılına aittir. Türkiye ortalaması 100 olacak şekilde sunulan bölgesel endeks skorlarını ve yıllık TÜFE enflasyon verisini kullanarak yaptığımız hesaplamalar 2022’de ülke geneli için yüzde 64,27 olan tüketici enflasyonunun Ankara’da yüzde 65,54 olduğunu göstermektedir. Bu bulgu bölgeler arasındaki fiyat ve enflasyon farklarının varlığını desteklemektedir.”

Tamam işte aradaki fark en fazla bu kadar (1 puan veya yüzde 2 farklı) çıkabilir. Yani 10 puan ve üzerinde fark çıkması normal sayılamaz. Yukarda anlattıklarımı destekler nitelikte bir tespit olduğunu görüyoruz. Kaldı ki İTO endeksi de İstanbul’u kapsıyor. Peki TÜİK ile İTO arasındaki farklar 2021’e kadar minumum düzeyde iken, 2022’den itibaren oluşan büyük ayrışmanın istatistiki açıklaması var mı? Ben şimdiye kadar duymadım…

  • Ürün ağırlıkları hem hacim hem de değer bazında istatistiki veri olarak kenarda durduğuna göre kurumlar aynı alt yapıyı kullanmak zorundadırlar. Nitekim ENAG, TÜİK ağırlıklarını kullandığını beyan etmektedir. Muhtemelen yukarda belirttiğim gibi onlar da istatistik kurumunun elindeki ağırlıkları sağlam kabul ettikleri için aynı şekilde değerlendirmeyi tercih etmişlerdir.

Peki şimdi hangi noktaya geldik?

Ağırlık kaynaklı büyük farklılıkların makul görülemeyeceği sonucuna…

  • Veri derleme sıklığı da önemli enflasyon farkları yaratamaz. Ayda 700 bin fiyat derleyen ile 7 milyon fiyat derleyen kurumlar arasında önemli farklar çıkabilmesi için araya gerçek dışı (veya kısa zaman aralığında satışa fazla yansımayan) fiyatların karışması gerekir. Kaldı ki anlık değişikliklerin ağırlıkları son derece düşük kalacağı için neticeyi fazla değiştirmez.

Örneğin Temmuz ayında ortalama fiyatı 350 TL olan zeytinyağı için her saniye fiyat toplasanız bu fiyatı ne kadar değiştirebilirsiniz?

  • En önemli sapmanın mevsimsel ürünlerin sezon dışındaki fiyatlarının doğrudan endekse dahil edilmesi ile gerçekleşebileceğidir. Burada da enflasyon hesabı yapan her kurumun Eurostat tavsiyesine uyması ile birbirine yakınlık sağlanabilir. Yani “bir ürünün kendi sezonu dışındaki fiyat değişimleri ürüne en yakın üst gruptaki mevsimsel olmayan ürünlerin ortalama fiyat değişimi ile eşit varsayılmalıdır” tavsiyesine uyarak…

Sonuç olarak; amaç bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olduğuna göre, enflasyon hesaplayan kurumların koordinasyon içinde kalarak yöntem farklılıklarını azaltmaları gerekir. TEPAV’ın bu konudaki tavsiyeleri her türlü övgüye değerdir. Ancak en ciddi teşhisi de koymak lazımdır.

O zaman önce son tabloyu önümüze koyalım:

Haziran 2024 aylık bazdaki ENAG E TÜFE’si yüzde 4,27, İTO Endeksi yüzde 3,42, TÜFE yüzde 1,64 gibi mantık ve matematik dışı bir tablo karşımıza çıkmıştır. ENAG enflasyonu TÜİK enflasyonundan yüzde 160 fazladır. İTO enflasyonu ise TÜİK enflasyonundan yüzde 108 fazladır.

Kırkbeş yılı aşkın süredir perakendeci enflasyonu çıkartan bir kişi olarak; özellikle son 3 sene içinde gelişen benzer garip sonuçlara ne ülke içinde ne de küresel genişlikte rastlamadım. Bizim aylık enflasyonumuzu yıllık olarak yaşayan batı ülkelerinin hiç birisinde bu sapmaların dörtte biri normal karşılanamaz. Bu bakımdan Eurostat’da bu duruma şaşırıyordur ve bizim için de olumlu bir durum olmadığı (AB kapısı önünde sıramızı beklerken) çok açıktır.

Elbette istatistiki bilgilerin detaylı dip notlarına ulaşamadan, şeffaf bilgi elde edemeden hatanın nereden kaynaklandığını bulmak kolay değildir.

Bunu sağlaması gerekenlerin, eksik bilgiler konusunda Eurostat’ı örnek göstermesi anlamlı değildir. Zira o ülkelerin kurumları için en küçük bir güvensizlik söz konusu olmadığından böyle de bir talep yoktur.

Bizde ise kurumlar arasında fark gözetmeden, daha doyurucu ve şeffaf bilgi ihtiyacı vardır. Özellikle de hem ücret artışları için hem de faiz oranları için alınan kararları etkileyen TÜFE’nin önceliği olmalıdır. Diğer kurumlarla aradaki büyük farklılaşmanın tatmin edici bir şekilde açıklanmamasından kaynaklanan güven sorununun bir an evvel giderilmesi en büyük ihtiyaçtır.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Ercüment Tunçalp

Lidl modelinin ülkemizde tam karşılığı yok!

Ercüment Tunçalp

Son zamanlarda Lidl’ın Türkiye’ye geleceğine dair söylentiler var. Bugün için emin değilim, zira ortada öyle bir kanıt yok. Ancak benchmarking ve empati yapmayı severim. Bu bakımdan aşağıda özet bir kıyaslama sundum; gelecekteki planlarının ne olabileceğine dair yorumu sizlere bırakıyorum…

Lidl mağaza formatı, operasyonel verimliliği ilk sıraya alan ve bunun sayesinde maliyetleri düşürmeyi hedefleyen “hard-discount” modeline dayanır. Ancak sadece bu tarife bakarak, bu modelin tüm uygulayıcıları aynı şemsiye altında toplanamaz. Zira Lidl, bizim aynı formatın temsilcileri (BİM, A-101, Şok) ile birçok konuda ayrışmaktadır. Aldi ile aralarında da bariz farklılıklar vardır. Örneğin Lidl’ın taze sebze meyve, et ve fırınları Aldi’de o kadar güçlü değildir.

Şimdi de bizim ulusal discount zincirlerle olan farklarına bakalım…

  • Bir kere satış alanı büyüklüğünde bizdeki gibi sınırlama yoktur. Genellikle yaygın olan 900 ila 2.000 metrekare arasında değişen satış alanlarıdır. Otoparklı şubeleri oldukça fazladır. Ancak daha geniş ve daha dar mağaza konseptleri de mevcuttur. Son yıllarda şehir merkezlerindeki “Lidl Exspres” ve “Lidl Mini” konseptleri ile ABD’de mevcut 3.500 metrekarelik formatı yanında, yaklaşık 25.000 metrekarelik mağazalarla büyüme planları da vardır. Bunun anlamı; yeni gidecekleri bir ülkede şirket satın alırken, seçici davranmalarına veya zorlanmalarına ihtiyaç yoktur.
  • Alan yönetimi tamamen farklıdır. En önemli özellikleri koridorları geniş tutmalarıdır. Getirisi, rahat alışveriş sağlayan müşteri memnuniyetidir. Bizde sadece hard discount formatında değil, süpermarketlerde bile koridorlar daha dardır ve birçoğu da rafa çıkmayı bekleyen kolili ürünlerle doludur.

90’lı yıllarda bu şirketin Avrupa’nın değişik ülkelerindeki faaliyetlerini yirmi gün süreyle inceleyen ve rapor hazırlayan ekibin bir üyesi olarak; satış alanı verimliliğinin daha fazla doldurarak değil, çoğu zaman da boşaltarak sağlanacağına ikna olmuştum.

  • Amaç “müşteriye sadece istediği ürünü uygun fiyatla satmak” değil, alışveriş zevki de yaşatmaktır. Örneğin tertemiz müşteri tuvaletleri bir başka önemli özellikleridir. Otoparklarında elektrikli araç şarj istasyonları bulunmaktadır.
  • Bizde yeterli ilgi görmeyen meyve sebze reyonları, çeşit, kalite ve fiyat açısından mağaza girişinde yer verdikleri en iddialı bölümleridir. Aynı uygulama farkı sonraki unlu mamuller ve fırın ürünleri bölümleri için de geçerlidir.
  • Lidl ürünlerinin yaklaşık yüzde 80’i özel markalı ürünlerdir ve kaliteleri de oldukça yüksektir. Kuruluş yıllarında (70’li yıllar) Lidl’da 500-700 arası ürün çeşidi yer alırken, bu gün 2.000-4.000 civarında temel ürün bulunmakta, her ana kategoride kendi özel markası yanında sadece kategorinin en çok satan lider markasına yer verilmektedir.
  • Şimdi de en önemli ayrıntıya dikkat çekmeliyim. Ülkemizde Migros dışında içki satışı (alkollü) yapan perakendeci kalmamıştır. Bu tek şirketin cirosuna ek artış getirecek demektir. Aynı durum yabancı yatırımcı için de cesaret artırıcıdır. Zira içki kategorisinin tetiklediği onlarca kategori düşünülürse bu gün Migros’a, yarın da yeni aday bir zincire büyük avantaj sağlar. İçki kategorisi tüketim alışkanlığı gereği, tamamlayıcı ürünleri de beraberinde sattırır (çapraz satış). Örneğin, meze ve hazır yemek, bazı et ürünleri (salam, sosis, pastırma, füme et), balık ve diğer deniz ürünleri (karides, kalamar, lakerda gibi), bazı peynir çeşitleri (cheddar, rokfor gibi), kuruyemiş ve diğer atıştırmalıklar (cips,kraker), gazlı içecekler (tonik, gazoz, enerji içeceği), meyve suları (şalgam suyu ve diğer), dondurulmuş pizza ve patates, hatta bazı cam ve metal eşyalar bu kategorinin tamamlayıcılarıdır. Bu fark da bir not olarak kenarda dursun…

İşte Lidl’ın en güçlü olduğu ilk üç kategoriden biri de budur. Fransa, İtalya, ve İspanya gibi ülkelerden ithal ettiği çok ucuz ama kaliteli şaraplarda rakipsizler. Dünyaca ünlü içkilerin muadillerini kendi özel markaları ile çok daha ucuza satabiliyorlar. Yani şimdilik bu kategoride de rakipsizler…

  • En önemli farkı sona bıraktım. 2026 yılı itibariyle 32 ülkede faaliyet gösteriyorlar. Rekabetin az olduğu ama nüfusun da yetersiz kaldığı Bosna Hersek (3 milyon), Litvanya (2,8 milyon), Güney Kıbrıs (1 milyon) ve Malta (550 bin) gibi ülkelere de cesaretle girmişlerdir. Daha da önemlisi, Walmart rekabetini göze alan bir şirket için yer yüzünde çekineceği daha caydırıcı bir güç olabilir mi? Kaldı ki, Lidl 2017 yılında ABD’ye girdikten sonra Walmart’tan kaçmak yerine, doğrudan onun yakınında şubeler açma stratejisini seçti. Zira hedef Walmart müşteri trafiğinden pay çalmaktı. Özgüvene bakar mısınız?
  • Şimdi de gelelim ülkemize giriş ihtimaline. Türkiye’de son 30 yılda Migros, Carrefour, Şok, A101, Gima, Tansaş el değiştirdiler. Buna bakarak bile yeni bir yatırımcının şirket satın alarak sisteme dahil olması ihtimal dışı tutulabilir mi?

Sonuç olarak; Dışardan bakan bir yatırımcı gözü ile komşularımıza kadar gelip, 86 milyon nüfuslu ve euro bazında yüzde 35 daha yüksek fiyat seviyesine sahip bir ülkeye (yüksek kâr imkanı) en azından ilgi duymamaları mümkün müdür?

Kaldı ki ülkemizden oldukça fazla ürün tedariği yapan bir perakendeciden bahsediyoruz. Bu ürünler, kuru meyve ve kuruyemiş, zeytin ve zeytinyağı, hazır hamur işleri, konserve ve meze, çay ve baharatlar, pamuklu ev tekstili, giyim ürünleri, plastik ve ambalaj ürünleridir.

Lidl yetkililerinin, “mevcut durumda Türkiye’ye yönelik bir genişleme planlarının bulunmadığı” beyanlarına göre de bir fikre sahip olamayız. Zira “mevcut durum”un anlamı, “bu günkü şartlarda” veya “hali hazırda” ifadesini yansıtır. Bir futbolcuyla transfer görüşmeniz medyaya sızmışsa, ona imzayı attırana kadar ilişkiyi reddedersiniz. Çünkü rekabet bunu gerektirir.

Yukarda belirttiğim avantajlarına rağmen ülkemizdeki rekabet ortamı Lidl’a korku mu yoksa cesaret mi verir? Bunun kararını sizlere bırakıyorum…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

İki ülkede iki alışveriş (46) Karadağ

Ercüment Tunçalp

Karadağ (Montenegro), Avrupa’nın güneydoğusunda, Balkanların Adriyatik kıyısında bir ülkedir. Komşuları Bosna Hersek, Sırbistan, Kosova, Arnavutluk ve Hırvatistan’dır. Başkenti ve en büyük şehri Podgorica’nın nüfusu 179.505’dir. (Fatih ilçesi kadar)

Oldukça küçük bir ülke olan Karadağ’ın ekonomik yapısı, turizm de dahil olmak üzere hizmet sektörü ağırlıklıdır. Karadağ her sene nüfusunun iki katı turist ağırlamaktadır. Ülke hemen hemen her şeyi ithal etmektedir.

Bu kıyaslamada en dikkat çekici nokta; et ve süt hariç neredeyse bütün gıda çeşitlerini ithal etmelerine rağmen alışverişin bizden ucuz olabilmesidir.

Karadağ, 1999 yılında yüksek enflasyonla mücadele etmek için Yugoslav Dinarı yerine Alman Markı kullanmaya başladı. Almanya 2002 yılında Euro’ya geçince, Karadağ’da halkın elindeki Markları Euro ile değiştirerek doğrudan Euro kullanımına geçti. AB üyesi değildir, ancak resmi olarak AB adayı ülke statüsündedir. Karadağ, AB entegrasyon süreci, sürdürülebilir kalkınma ve basın özgürlüğü alanlarında güçlü yükseliş ve istikrar kaydetmiştir. Ülke, Balkanlar bölgesinde yapısal reformları en hızlı hayata geçirmesiyle ünlenmiştir.

  • Nüfusu 624.000 (Etimesgut ilçesi kadar);
  • Yüzölçümü 13.888 kilometrekare (Eskişehir kadar);
  • Kişi başı milli geliri 16.377 Dolar (bizimki 18.040 Dolar);
  • Tüketici enflasyonu %3,2 (bizimki %1,75 Dolar);
  • Net asgari ücret 600 Euro’dur (bizimki 510 Euro).
  • Konut durumuna bakacak olursak; lokasyona göre değişmekle birlikte 2 odalı denize yakın ev fiyatları 110.00 Euro (6 milyon lira) ile 180.000 Euro (10 milyon lira) arasında seyretmektedir. Aynı evlerin aylık kiraları ise 700 ile 1.200 Euro arasında değişmektedir.

Şimdi fiyat kıyaslamamıza geçebiliriz…

  • Ülkede bulunan market zincirleri; Voli (orta segment), HDL (Hard Discount Lokoviz), İdea (Hırvatistan ve Sırbistan kökenli), Megapromet (sahil bölgelerinde) öne çıkanlarıdır.
  • Alışveriş tarihi: 6 Ağustos 2026.
  • Alışveriş yerleri: Voli ve bizim tarafta da iki büyük ulusal zincir…
  • Güncel kur 1 Euro= 55,07 TL.
  • 58 ürünlük listede biz yüzde 28,5 daha pahalıyız. Bu ürünlerden 39’unda bizdeki fiyat daha yüksek…
  • Tavuk fiyatlarına dikkatinizi çekerim. Tavuk bütün ile parça fiyatlarının bu kadar ayrıştığı bizden başka bir ülkeye rastlamıyoruz. Son çarpıcı örnek aşağıdaki listede görülebilir.
  • Kırmızı et fiyatlarında benzerlik yoktur. Euro bazında bile fark büyüktür.
  • Tamamı ithal olan meyve çeşitlerinde, limon ve üzüm hariç pahalıyız.
  • Birebir aynı markalı ürünlerde; St Dalfour reçel, Milka ve Tobleron çikolata, Snickers, Mars ve Twigs, Nescafe Gold, Jacobs Gold, bizde oldukça pahalıdır ve de bu konu hayli düşündürücüdür.
  • Sadece yabancı markalar mı; bir yerli markamızın 8’li çikolatalı gofreti Almanya’daki Türk marketinde 0,99 cente satılıyor.

Türkiye fiyatı ise 17,90 TLX8= 143,20 TL’dir. Karşılığı 2,60 Euro’dur.

Soru 1: Eğer bu indirimli bir fiyatsa böyle indirim olur mu?

Soru 2: Eğer bu oranda indirim normal görülüyorsa, Türkiye yerine Almanya tercihi doğru mu?

Soru 3: Yurt dışında bu örneklerden yüzlerce var. Geliri daha düşük olan bizim tüketicimize reva görülmesi haklı bir uygulama mıdır?

  • Vatandaşın alışverişe yetmeyen geliri için “ancak soğan-ekmek yemeğe yeter” ifadesi çok eski yıllarda kaldı. Aşağıdaki listede görüleceği üzere ekmek %44, kuru soğan %120 daha pahalıdır bizde…
  • Satın alma gücüne bakacak olursak; Karadağ vatandaşının geliri %18 fazlayken, bizim de alışveriş tutarımız %28,5 daha fazladır.

Karadağ vatandaşı aylık geliri ile bu alışverişi bir ay içinde 3 defa tekrarlayabilirken, bizim vatandaşımız aynı alışverişi aylık geliri ile 2 defa tekrarlayabilmektedir. Başka bir ifade ile Karadağ vatandaşı gelirinin %33’ünü bu alışverişe ayırırken, bizim vatandaşımız gelirinin %50’sini bu alışverişe ayırmak zorundadır.

Sonuç olarak; yaptığımız bütün kıyaslamalarda pahalı çıkmamız ve zaman geçtikçe farkın daha da açılması hiç sürpriz değildir. Zira gıda fiyatları bizde büyük oranda artarken, birçok ülkede gerilemeye devam etmektedir.

İşte son durum:

Euro Bölgesi’nde yıllık gıda enflasyonu %1,2 seviyesindedir. Ancak gıda enflasyonunun olmadığı, hatta 1 yıl sonra fiyatların gerilediği 14 ülke vardır. Yıllık ve Temmuz ayı itibariyle; Bosna- Hersek (%-0,5), Çekya (%-3,1), Danimarka (%-1,6), Estonya (%-1,6), Macaristan (%-4,4), Letonya (%-3,1), Litvanya (%-0,3), Hollanda (%-0,4), Polonya (%-0,4), Sırbistan (%-6,1), Slovakya (%-2,1), Slovenya (%0,4), İsveç (%-7,2), İsviçre (%-1,3).

(Kaynak: Trading Economics)

Dünyada da %37,53’lük gıda enflasyonumuz ile en yüksek üçüncü ülke (Venezuela ve İran’ın arkasından) durumundayız. Dolayısıyla bundan daha önemli bir derdimiz olamaz…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Perakendecinin enflasyon hesaplama yöntemi

Ercüment Tunçalp

Önceki bir yazımda, “Dar gelirlinin enflasyonu nasıl değişir?” sorusunun cevabını, sadece kategori ağırlıklarını değiştirerek anlatmaya çalışmıştım. Zira TÜİK fiyatlarını bilmediğimiz için ancak bu kadarı mümkün olabilmişti.

Bu yazımda ise ilk aşamadan başlamak üzere “Laspeyres Endeks formülü” yardımıyla hesaplamanın nasıl yapılacağını anlatmaya çalışacağım.

Laspeyres Fiyat Endeksi; belirli bir baz dönem ağırlıklarına göre bir mal ve hizmet sepetinin fiyatlarındaki değişimi ölçmek için kullanılan bir tüketici fiyat endeksidir. Hesaplamalarda hep baz yıla ait sepet ağırlıkları dikkate alınır.

Aşağıda bir perakendecinin sadece 8 çeşit ürün sattığını varsayarak, güncel fiyatlar üzerinden hesap yapacağız. Oysa perakendeci aynı hesabı bilgi sistemi üzerinden 50 bin çeşit ürün için gerçek ağırlıklarla yapabilir ve sıfır hata ile kendi enflasyonunu bulabilir.

O zaman başlayalım…

Ürün

Po

Qo Pı x Qo Po x Qo

 

2025

2026 2025

  (%)
Dana kıyma TL/Kg

600

1.099 %22 241,78 132,00

%83,16

Domates TL/Kg

44

60 %15 9,00 6,60

%36,36

Ayçiçek yağı TL/lt

138

200 %12 24,00 16,56

%44,92

Pastörize süt TL/lt

63

115 %12 13,80 7,56

%82,53

Makarna TL/500 gr

28

47 %7 3,29 1,96

%67,85

Coca Cola TL/lt

40

60 %9 5,40 3,60

%50,00

Yumurta 10’lu

72

100 %8 8,00 5,76

%38,88

Tavuk kanat TL/Kg

300

430 %15 64,50 45,00 %43,33
%100 369,77 219,04 %68,81

Formül: Lı= E (Pı x Qo)/E (Po x Qo)X100

: Cari dönemdeki fiyat endeksi

: Cari dönemdeki (mevcut) ürün fiyatları

Po: Baz dönemindeki ürün fiyatları

Qo: Baz dönemindeki ürün miktarları (sepet ağırlıkları)

E: Toplam sembolü yerine

 

Yukardaki örnekte; perakendeci enflasyonunu %68,80 olarak bulduk. Eğer ağırlıkları dikkate almadan (veya ağırlıkların birbirine eşit olduğunu varsayarak) 8 ürünün ortalamasını alsaydık, oran %55,87 çıkardı ama gerçeğe ulaşamazdık.

Şirket içinde her türlü bilgi el altında olduğu için (güncel fiyatlar ve gerçek satış miktarlarına dayanan ürün ağırlıkları) şeffaflık ilkesi ile kimsenin itiraz edemeyeceği bir sonuca ulaşmak mümkündür. Oysa TÜFE hesabında fiyatları görmüyoruz, kaynakları bilmiyoruz. Sadece ağırlıklar (satış payları) hakkında fikrimiz var. Bu bakımdan hiç tartışmadan (zaten buna imkan da yok) aynen alıp resmi enflasyon olarak kabulleniyoruz. Ancak her gelir grubunun kendi gerçeğine uygun ağırlıklar alınınca muhtemel değişimin hangi yönde olabileceğini de görebiliyoruz. Daha önceki yazımın konusuydu…

Yukarda da perakende şirketlerin tahmini değil, gerçek enflasyon oranlarına ulaşılabileceği küresel uygulamayı aktarmaya çalıştım…

Her perakendecinin kendi enflasyonunu bulması ve buna göre planlarını yapmasının sayısız faydaları vardır.

İşte stratejik ve finansal kazançlar:

  • Performans ölçümünü kolaylaştırır ve daha adaletli yönetim imkanı sağlar. Mağaza ve personel hedefleri reel başarıya göre değerlendirilmiş olur.
  • Etkin stok yönetimi sağlar, sermaye erimesinin önüne geçilir.
  • Gerçek büyüme analizini kolaylaştırır. Ciro artışının satış hacminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı görülür.
  • Nakit akışını koruyacak fiyatlamaya yardımcı olur.
  • Brüt kâr marjlarına olumlu ya da olumsuz etkisi olan kategoriler ve içindeki çeşitler görülebilir.
  • Maliyet yönetimini, TÜFE yerine şirket enflasyonu üzerinden gerçekleştirenler daha gerçekçi ve faydalı sonuçlar elde edebilirler.

Sonuç olarak; bir perakendecinin sadece yıllık TÜFE’ye bakarak bütçe yapması veya işini planlaması risklidir. Kendi enflasyonunu bularak, maliyet artışlarının (kira ve personel giderleri başta olmak üzere) ne derecede etkisi altında kalınacağı daha sağlıklı görülebilir. TÜFE’ye bakarak belki ülke gerçeğini görebilirsiniz ama kendi şirketinizin gerçek resmini ve katetmeniz gereken yolu net olarak göremezsiniz.

Çünkü TÜİK enflasyon sepetinde 428 madde ve 972 madde çeşidi dikkate alınır. Perakendeci sepetinde ise tüm ürünler (50 bin çeşit olsa bile) yer alır. Her kategoriyi ve her şubeyi de farklı görme ve çözüm üretme imkanı vardır. Her perakendecinin enflasyonu farklı olduğu gibi tek perakendecinin değişik şubeleri arasında da farklar vardır. Zira ürün ağırlıkları (satış payları) semtlere göre değişiklik gösterir. Örneğin bir perakendecinin Bayrampaşa şubesi ile Teşvikiye şubesi arasında ürün ağırlıkları ve dolayısıyla enflasyonları bakımından oldukça büyük fark çıkar.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ercüment Tunçalp

POPÜLER