Ercüment Tunçalp
Faiz kararının enflasyona olası etkisi
Evet, faiz onlarca maliyet kaleminden biridir. Artması durumunda kısmen fiyatları artırmaya katkısı (en fazla %2) vardır. Ancak bu durum bile sadece maliyet enflasyonu söz konusu olduğunda geçerlidir. Yani faiz enflasyonun sebebi olarak çok masum kalır. Zira maliyetlerin yüzde 98’i faizin dışındaki kalemlerdir. Kira, işçilik, kur farkı, enerji, nakliye, iletişim fiyatları gibi…
Talep enflasyonunda ise (talep arzdan fazlaysa) bu da geçerli değildir. Tersine faizi ilaç olarak kullanıp, dozunu da ihtiyaç kadar artırarak tüketimi azaltmak mümkündür. Zira mevduat faizleri de artacağından tüketici parasını bankada tutmayı tercih eder. Bu durumda da talep azalacağından fiyat baskısı hafifler ve enflasyon düşer. Yalnız burada gözden kaçmaması gereken ince bir nokta var; faiz durup dururken artmaz!
Enflasyon oranı düşük olan ülkenin faiz oranı da düşük olur. Ve maliyet unsuru olmaktan çıkar. En büyük yanılgı, zaman zaman ABD’deki eksi reel faizi örnek gösterip, Türkiye’deki eksi reel faizle karşılaştırmaktır. Yıllık yüzde 2,5 enflasyon yaşayan ve dolar gibi güçlü bir paraya sahip olan (euro da öyle) bu ülke eksi reel faiz uygulayabilir. Bizde ise aynı eksi reel faiz kur artışlarına ve devamında da enflasyona neden olur. Üstelik yastık altında kalan altın ve döviz de istirahatini sürdürür.
Bunun için vatandaş ile empati yapmak gerekir. Birikimi neden erisin?
Paranın kirası faizdir. Evinizi bedelsiz kiralar mısınız?
Anlamsız bir soru olduğuna göre; paranızı neden karşılıksız kullandırasınız?
Üstelik gayrimenkul enflasyona karşı kendini korurken, paranın korumasız kalmaması için enflasyon üzerinde bir getiri sağlaması gerekir.
Nitekim Eylül ayında hem yıllık enflasyon (%33,29) hem de aylık enflasyon (%3,23) önceki aya göre yüksek çıkmasına rağmen Ekim ayındaki 100 baz puanlık faiz indirimi hataydı. Eş zamanlı olarak söylenen “Dezenflasyon süreci devam ediyor” sözleri de bununla uyumlu değildi. Zira enflasyonda sürekli ve kalıcı düşüş sağlanamadığı sürece dezenflasyondan bahsedilemez. Aralık ayına geldiğimizde ise 150 baz puan daha düşürülerek politika faizi yüzde 38.00 olmuştur. Mevduat faizini de aynı oranda kabul edersek net nominal faiz de (gelir vergisinden sonra) yüzde 32.30’a gerilemiştir. Beklenen enflasyon ise yüzde 35.70’dir (reel sektör tahmini). Dolayısıyla yine eksi reel faiz koridoruna girilmiştir. Nitekim bankalar bu tehlikeyi görmekte ve mevduat faizini buna paralel olarak düşürmemekteler.
Esasında bu kadar uzatmaya gerek yoktu; çünkü yaşayarak edindiğimiz kötü tecrübelerden dersler çıkartmak yeterli olabilirdi. Örneğin 2022 yılı başından itibaren bir kısmı tek haneli yıllık enflasyona sahip olan 90 ülkenin merkez bankası faiz artışına giderken, biz en yüksek enflasyonla faiz indirimine gitmiştik. Sonra ne oldu? Enflasyon tekrar başını kaldırdı!
Sevdiğim bir Temel fıkrası var…
Temel otoyolda ters yöne girer. Bunu gören trafik polisi; sürücüleri uyarmak için radyodan anons yaptırır. Bu arada ters yolda ilerleyen Temel’de radyo dinlemektedir. Polis radyodan; Lütfen dikkat, ters yönde ilerleyen bir araç var!
Temel bağırır. Ne bir tanesi hepsi hepsi…
TÜİK kaynaklı gıda enflasyonunun Kasım ayında yüzde eksi 0,69 çıktığını izliyoruz. Alınan fiyatları görmeden (şeffaflık ilkesi), buna inanmak zordur. Zira İTO’nun aynı dönemde bulduğu gıda ve alkolsüz içecekler aylık enflasyonu yüzde 1,28 çıkmıştır. İstanbul enflasyonu ile Türkiye enflasyonu arasındaki bu büyük fark istatistiksel gerçekliğe aykırıdır ve izaha muhtaçtır.
Sonuç olarak; faiz, merkez bankalarının enflasyonu kontrol altında tutmak için kullandıkları bir para politikası aracıdır. Çoğunlukla ekonomiyi olumsuz etkileyen fiyat istikrarsızlıklarını gidermek için kullanılan silahtır. Ancak silahın ters tutulması durumunda da olacaklar bellidir.
Enflasyonu düşürmenin faiz yanında başka yolları da vardır:
- Döviz kurlarını düşürmek,
- Bunu gerçekleştirmek için de faizi doğru seviyede tutmak,
- Böylece sıcak paranın gelmesini sağlamak,
- İçerde tasarrufları artırmak,
- Yastık altındaki birikimi ekonomiye kazandırmak,
- Ekonomiye olan güveni yükseltmek üzere yapısal değişiklikleri gerçekleştirmek,
- Üretimi artırmak,
- Lüks tüketim mallarının ithalatını kısmak,
- Ara malı ithalatından vazgeçip yurt içinde üretmek,
- Kamu harcamalarında tasarruf sağlamak,
- MB bağımsızlığı üzerindeki şüpheyi kaldırmak gerekir.
Bütün bunlardan sonra, iyi tahmin edilmiş bir beklenen enflasyon, net nominal faiz oranının altında kalmışsa, faiz oranları düşürülebilir. Dolayısıyla ortam müsait ise faiz indirimi yapmak doğrudur ama reel faizin eksiye düşmesi hali tasarrufların önündeki engeldir.
Efendim, “Enflasyon yüksek de olsa, biz faizi düşürürüz.”
O zaman da iktisat bilimi; “Düşür de ne olacağını birlikte görelim” diyor.
Bu kadar basit yani…
Ercüment Tunçalp
Lidl modelinin ülkemizde tam karşılığı yok!
Son zamanlarda Lidl’ın Türkiye’ye geleceğine dair söylentiler var. Bugün için emin değilim, zira ortada öyle bir kanıt yok. Ancak benchmarking ve empati yapmayı severim. Bu bakımdan aşağıda özet bir kıyaslama sundum; gelecekteki planlarının ne olabileceğine dair yorumu sizlere bırakıyorum…
Lidl mağaza formatı, operasyonel verimliliği ilk sıraya alan ve bunun sayesinde maliyetleri düşürmeyi hedefleyen “hard-discount” modeline dayanır. Ancak sadece bu tarife bakarak, bu modelin tüm uygulayıcıları aynı şemsiye altında toplanamaz. Zira Lidl, bizim aynı formatın temsilcileri (BİM, A-101, Şok) ile birçok konuda ayrışmaktadır. Aldi ile aralarında da bariz farklılıklar vardır. Örneğin Lidl’ın taze sebze meyve, et ve fırınları Aldi’de o kadar güçlü değildir.
Şimdi de bizim ulusal discount zincirlerle olan farklarına bakalım…
- Bir kere satış alanı büyüklüğünde bizdeki gibi sınırlama yoktur. Genellikle yaygın olan 900 ila 2.000 metrekare arasında değişen satış alanlarıdır. Otoparklı şubeleri oldukça fazladır. Ancak daha geniş ve daha dar mağaza konseptleri de mevcuttur. Son yıllarda şehir merkezlerindeki “Lidl Exspres” ve “Lidl Mini” konseptleri ile ABD’de mevcut 3.500 metrekarelik formatı yanında, yaklaşık 25.000 metrekarelik mağazalarla büyüme planları da vardır. Bunun anlamı; yeni gidecekleri bir ülkede şirket satın alırken, seçici davranmalarına veya zorlanmalarına ihtiyaç yoktur.
- Alan yönetimi tamamen farklıdır. En önemli özellikleri koridorları geniş tutmalarıdır. Getirisi, rahat alışveriş sağlayan müşteri memnuniyetidir. Bizde sadece hard discount formatında değil, süpermarketlerde bile koridorlar daha dardır ve birçoğu da rafa çıkmayı bekleyen kolili ürünlerle doludur.
90’lı yıllarda bu şirketin Avrupa’nın değişik ülkelerindeki faaliyetlerini yirmi gün süreyle inceleyen ve rapor hazırlayan ekibin bir üyesi olarak; satış alanı verimliliğinin daha fazla doldurarak değil, çoğu zaman da boşaltarak sağlanacağına ikna olmuştum.
- Amaç “müşteriye sadece istediği ürünü uygun fiyatla satmak” değil, alışveriş zevki de yaşatmaktır. Örneğin tertemiz müşteri tuvaletleri bir başka önemli özellikleridir. Otoparklarında elektrikli araç şarj istasyonları bulunmaktadır.
- Bizde yeterli ilgi görmeyen meyve sebze reyonları, çeşit, kalite ve fiyat açısından mağaza girişinde yer verdikleri en iddialı bölümleridir. Aynı uygulama farkı sonraki unlu mamuller ve fırın ürünleri bölümleri için de geçerlidir.
- Lidl ürünlerinin yaklaşık yüzde 80’i özel markalı ürünlerdir ve kaliteleri de oldukça yüksektir. Kuruluş yıllarında (70’li yıllar) Lidl’da 500-700 arası ürün çeşidi yer alırken, bu gün 2.000-4.000 civarında temel ürün bulunmakta, her ana kategoride kendi özel markası yanında sadece kategorinin en çok satan lider markasına yer verilmektedir.
- Şimdi de en önemli ayrıntıya dikkat çekmeliyim. Ülkemizde Migros dışında içki satışı (alkollü) yapan perakendeci kalmamıştır. Bu tek şirketin cirosuna ek artış getirecek demektir. Aynı durum yabancı yatırımcı için de cesaret artırıcıdır. Zira içki kategorisinin tetiklediği onlarca kategori düşünülürse bu gün Migros’a, yarın da yeni aday bir zincire büyük avantaj sağlar. İçki kategorisi tüketim alışkanlığı gereği, tamamlayıcı ürünleri de beraberinde sattırır (çapraz satış). Örneğin, meze ve hazır yemek, bazı et ürünleri (salam, sosis, pastırma, füme et), balık ve diğer deniz ürünleri (karides, kalamar, lakerda gibi), bazı peynir çeşitleri (cheddar, rokfor gibi), kuruyemiş ve diğer atıştırmalıklar (cips,kraker), gazlı içecekler (tonik, gazoz, enerji içeceği), meyve suları (şalgam suyu ve diğer), dondurulmuş pizza ve patates, hatta bazı cam ve metal eşyalar bu kategorinin tamamlayıcılarıdır. Bu fark da bir not olarak kenarda dursun…
İşte Lidl’ın en güçlü olduğu ilk üç kategoriden biri de budur. Fransa, İtalya, ve İspanya gibi ülkelerden ithal ettiği çok ucuz ama kaliteli şaraplarda rakipsizler. Dünyaca ünlü içkilerin muadillerini kendi özel markaları ile çok daha ucuza satabiliyorlar. Yani şimdilik bu kategoride de rakipsizler…
- En önemli farkı sona bıraktım. 2026 yılı itibariyle 32 ülkede faaliyet gösteriyorlar. Rekabetin az olduğu ama nüfusun da yetersiz kaldığı Bosna Hersek (3 milyon), Litvanya (2,8 milyon), Güney Kıbrıs (1 milyon) ve Malta (550 bin) gibi ülkelere de cesaretle girmişlerdir. Daha da önemlisi, Walmart rekabetini göze alan bir şirket için yer yüzünde çekineceği daha caydırıcı bir güç olabilir mi? Kaldı ki, Lidl 2017 yılında ABD’ye girdikten sonra Walmart’tan kaçmak yerine, doğrudan onun yakınında şubeler açma stratejisini seçti. Zira hedef Walmart müşteri trafiğinden pay çalmaktı. Özgüvene bakar mısınız?
- Şimdi de gelelim ülkemize giriş ihtimaline. Türkiye’de son 30 yılda Migros, Carrefour, Şok, A101, Gima, Tansaş el değiştirdiler. Buna bakarak bile yeni bir yatırımcının şirket satın alarak sisteme dahil olması ihtimal dışı tutulabilir mi?
Sonuç olarak; Dışardan bakan bir yatırımcı gözü ile komşularımıza kadar gelip, 86 milyon nüfuslu ve euro bazında yüzde 35 daha yüksek fiyat seviyesine sahip bir ülkeye (yüksek kâr imkanı) en azından ilgi duymamaları mümkün müdür?
Kaldı ki ülkemizden oldukça fazla ürün tedariği yapan bir perakendeciden bahsediyoruz. Bu ürünler, kuru meyve ve kuruyemiş, zeytin ve zeytinyağı, hazır hamur işleri, konserve ve meze, çay ve baharatlar, pamuklu ev tekstili, giyim ürünleri, plastik ve ambalaj ürünleridir.
Lidl yetkililerinin, “mevcut durumda Türkiye’ye yönelik bir genişleme planlarının bulunmadığı” beyanlarına göre de bir fikre sahip olamayız. Zira “mevcut durum”un anlamı, “bu günkü şartlarda” veya “hali hazırda” ifadesini yansıtır. Bir futbolcuyla transfer görüşmeniz medyaya sızmışsa, ona imzayı attırana kadar ilişkiyi reddedersiniz. Çünkü rekabet bunu gerektirir.
Yukarda belirttiğim avantajlarına rağmen ülkemizdeki rekabet ortamı Lidl’a korku mu yoksa cesaret mi verir? Bunun kararını sizlere bırakıyorum…
Ercüment Tunçalp
İki ülkede iki alışveriş (46) Karadağ
Karadağ (Montenegro), Avrupa’nın güneydoğusunda, Balkanların Adriyatik kıyısında bir ülkedir. Komşuları Bosna Hersek, Sırbistan, Kosova, Arnavutluk ve Hırvatistan’dır. Başkenti ve en büyük şehri Podgorica’nın nüfusu 179.505’dir. (Fatih ilçesi kadar)
Oldukça küçük bir ülke olan Karadağ’ın ekonomik yapısı, turizm de dahil olmak üzere hizmet sektörü ağırlıklıdır. Karadağ her sene nüfusunun iki katı turist ağırlamaktadır. Ülke hemen hemen her şeyi ithal etmektedir.
Bu kıyaslamada en dikkat çekici nokta; et ve süt hariç neredeyse bütün gıda çeşitlerini ithal etmelerine rağmen alışverişin bizden ucuz olabilmesidir.
Karadağ, 1999 yılında yüksek enflasyonla mücadele etmek için Yugoslav Dinarı yerine Alman Markı kullanmaya başladı. Almanya 2002 yılında Euro’ya geçince, Karadağ’da halkın elindeki Markları Euro ile değiştirerek doğrudan Euro kullanımına geçti. AB üyesi değildir, ancak resmi olarak AB adayı ülke statüsündedir. Karadağ, AB entegrasyon süreci, sürdürülebilir kalkınma ve basın özgürlüğü alanlarında güçlü yükseliş ve istikrar kaydetmiştir. Ülke, Balkanlar bölgesinde yapısal reformları en hızlı hayata geçirmesiyle ünlenmiştir.
- Nüfusu 624.000 (Etimesgut ilçesi kadar);
- Yüzölçümü 13.888 kilometrekare (Eskişehir kadar);
- Kişi başı milli geliri 16.377 Dolar (bizimki 18.040 Dolar);
- Tüketici enflasyonu %3,2 (bizimki %1,75 Dolar);
- Net asgari ücret 600 Euro’dur (bizimki 510 Euro).
- Konut durumuna bakacak olursak; lokasyona göre değişmekle birlikte 2 odalı denize yakın ev fiyatları 110.00 Euro (6 milyon lira) ile 180.000 Euro (10 milyon lira) arasında seyretmektedir. Aynı evlerin aylık kiraları ise 700 ile 1.200 Euro arasında değişmektedir.
Şimdi fiyat kıyaslamamıza geçebiliriz…
- Ülkede bulunan market zincirleri; Voli (orta segment), HDL (Hard Discount Lokoviz), İdea (Hırvatistan ve Sırbistan kökenli), Megapromet (sahil bölgelerinde) öne çıkanlarıdır.
- Alışveriş tarihi: 6 Ağustos 2026.
- Alışveriş yerleri: Voli ve bizim tarafta da iki büyük ulusal zincir…
- Güncel kur 1 Euro= 55,07 TL.
- 58 ürünlük listede biz yüzde 28,5 daha pahalıyız. Bu ürünlerden 39’unda bizdeki fiyat daha yüksek…
- Tavuk fiyatlarına dikkatinizi çekerim. Tavuk bütün ile parça fiyatlarının bu kadar ayrıştığı bizden başka bir ülkeye rastlamıyoruz. Son çarpıcı örnek aşağıdaki listede görülebilir.
- Kırmızı et fiyatlarında benzerlik yoktur. Euro bazında bile fark büyüktür.
- Tamamı ithal olan meyve çeşitlerinde, limon ve üzüm hariç pahalıyız.
- Birebir aynı markalı ürünlerde; St Dalfour reçel, Milka ve Tobleron çikolata, Snickers, Mars ve Twigs, Nescafe Gold, Jacobs Gold, bizde oldukça pahalıdır ve de bu konu hayli düşündürücüdür.
- Sadece yabancı markalar mı; bir yerli markamızın 8’li çikolatalı gofreti Almanya’daki Türk marketinde 0,99 cente satılıyor.
Türkiye fiyatı ise 17,90 TLX8= 143,20 TL’dir. Karşılığı 2,60 Euro’dur.
Soru 1: Eğer bu indirimli bir fiyatsa böyle indirim olur mu?
Soru 2: Eğer bu oranda indirim normal görülüyorsa, Türkiye yerine Almanya tercihi doğru mu?
Soru 3: Yurt dışında bu örneklerden yüzlerce var. Geliri daha düşük olan bizim tüketicimize reva görülmesi haklı bir uygulama mıdır?
- Vatandaşın alışverişe yetmeyen geliri için “ancak soğan-ekmek yemeğe yeter” ifadesi çok eski yıllarda kaldı. Aşağıdaki listede görüleceği üzere ekmek %44, kuru soğan %120 daha pahalıdır bizde…
- Satın alma gücüne bakacak olursak; Karadağ vatandaşının geliri %18 fazlayken, bizim de alışveriş tutarımız %28,5 daha fazladır.
Karadağ vatandaşı aylık geliri ile bu alışverişi bir ay içinde 3 defa tekrarlayabilirken, bizim vatandaşımız aynı alışverişi aylık geliri ile 2 defa tekrarlayabilmektedir. Başka bir ifade ile Karadağ vatandaşı gelirinin %33’ünü bu alışverişe ayırırken, bizim vatandaşımız gelirinin %50’sini bu alışverişe ayırmak zorundadır.
Sonuç olarak; yaptığımız bütün kıyaslamalarda pahalı çıkmamız ve zaman geçtikçe farkın daha da açılması hiç sürpriz değildir. Zira gıda fiyatları bizde büyük oranda artarken, birçok ülkede gerilemeye devam etmektedir.
İşte son durum:
Euro Bölgesi’nde yıllık gıda enflasyonu %1,2 seviyesindedir. Ancak gıda enflasyonunun olmadığı, hatta 1 yıl sonra fiyatların gerilediği 14 ülke vardır. Yıllık ve Temmuz ayı itibariyle; Bosna- Hersek (%-0,5), Çekya (%-3,1), Danimarka (%-1,6), Estonya (%-1,6), Macaristan (%-4,4), Letonya (%-3,1), Litvanya (%-0,3), Hollanda (%-0,4), Polonya (%-0,4), Sırbistan (%-6,1), Slovakya (%-2,1), Slovenya (%0,4), İsveç (%-7,2), İsviçre (%-1,3).
(Kaynak: Trading Economics)
Dünyada da %37,53’lük gıda enflasyonumuz ile en yüksek üçüncü ülke (Venezuela ve İran’ın arkasından) durumundayız. Dolayısıyla bundan daha önemli bir derdimiz olamaz…

Ercüment Tunçalp
Perakendecinin enflasyon hesaplama yöntemi
Önceki bir yazımda, “Dar gelirlinin enflasyonu nasıl değişir?” sorusunun cevabını, sadece kategori ağırlıklarını değiştirerek anlatmaya çalışmıştım. Zira TÜİK fiyatlarını bilmediğimiz için ancak bu kadarı mümkün olabilmişti.
Bu yazımda ise ilk aşamadan başlamak üzere “Laspeyres Endeks formülü” yardımıyla hesaplamanın nasıl yapılacağını anlatmaya çalışacağım.
Laspeyres Fiyat Endeksi; belirli bir baz dönem ağırlıklarına göre bir mal ve hizmet sepetinin fiyatlarındaki değişimi ölçmek için kullanılan bir tüketici fiyat endeksidir. Hesaplamalarda hep baz yıla ait sepet ağırlıkları dikkate alınır.
Aşağıda bir perakendecinin sadece 8 çeşit ürün sattığını varsayarak, güncel fiyatlar üzerinden hesap yapacağız. Oysa perakendeci aynı hesabı bilgi sistemi üzerinden 50 bin çeşit ürün için gerçek ağırlıklarla yapabilir ve sıfır hata ile kendi enflasyonunu bulabilir.
O zaman başlayalım…
| Ürün |
Po |
Pı | Qo | Pı x Qo | Po x Qo |
Lı |
|
2025 |
2026 | 2025 |
|
(%) | ||
| Dana kıyma TL/Kg |
600 |
1.099 | %22 | 241,78 | 132,00 |
%83,16 |
| Domates TL/Kg |
44 |
60 | %15 | 9,00 | 6,60 |
%36,36 |
| Ayçiçek yağı TL/lt |
138 |
200 | %12 | 24,00 | 16,56 |
%44,92 |
| Pastörize süt TL/lt |
63 |
115 | %12 | 13,80 | 7,56 |
%82,53 |
| Makarna TL/500 gr |
28 |
47 | %7 | 3,29 | 1,96 |
%67,85 |
| Coca Cola TL/lt |
40 |
60 | %9 | 5,40 | 3,60 |
%50,00 |
| Yumurta 10’lu |
72 |
100 | %8 | 8,00 | 5,76 |
%38,88 |
| Tavuk kanat TL/Kg |
300 |
430 | %15 | 64,50 | 45,00 | %43,33 |
| %100 | 369,77 | 219,04 | %68,81 |
Formül: Lı= E (Pı x Qo)/E (Po x Qo)X100
Lı: Cari dönemdeki fiyat endeksi
Pı: Cari dönemdeki (mevcut) ürün fiyatları
Po: Baz dönemindeki ürün fiyatları
Qo: Baz dönemindeki ürün miktarları (sepet ağırlıkları)
E: Toplam sembolü yerine
Yukardaki örnekte; perakendeci enflasyonunu %68,80 olarak bulduk. Eğer ağırlıkları dikkate almadan (veya ağırlıkların birbirine eşit olduğunu varsayarak) 8 ürünün ortalamasını alsaydık, oran %55,87 çıkardı ama gerçeğe ulaşamazdık.
Şirket içinde her türlü bilgi el altında olduğu için (güncel fiyatlar ve gerçek satış miktarlarına dayanan ürün ağırlıkları) şeffaflık ilkesi ile kimsenin itiraz edemeyeceği bir sonuca ulaşmak mümkündür. Oysa TÜFE hesabında fiyatları görmüyoruz, kaynakları bilmiyoruz. Sadece ağırlıklar (satış payları) hakkında fikrimiz var. Bu bakımdan hiç tartışmadan (zaten buna imkan da yok) aynen alıp resmi enflasyon olarak kabulleniyoruz. Ancak her gelir grubunun kendi gerçeğine uygun ağırlıklar alınınca muhtemel değişimin hangi yönde olabileceğini de görebiliyoruz. Daha önceki yazımın konusuydu…
Yukarda da perakende şirketlerin tahmini değil, gerçek enflasyon oranlarına ulaşılabileceği küresel uygulamayı aktarmaya çalıştım…
Her perakendecinin kendi enflasyonunu bulması ve buna göre planlarını yapmasının sayısız faydaları vardır.
İşte stratejik ve finansal kazançlar:
- Performans ölçümünü kolaylaştırır ve daha adaletli yönetim imkanı sağlar. Mağaza ve personel hedefleri reel başarıya göre değerlendirilmiş olur.
- Etkin stok yönetimi sağlar, sermaye erimesinin önüne geçilir.
- Gerçek büyüme analizini kolaylaştırır. Ciro artışının satış hacminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı görülür.
- Nakit akışını koruyacak fiyatlamaya yardımcı olur.
- Brüt kâr marjlarına olumlu ya da olumsuz etkisi olan kategoriler ve içindeki çeşitler görülebilir.
- Maliyet yönetimini, TÜFE yerine şirket enflasyonu üzerinden gerçekleştirenler daha gerçekçi ve faydalı sonuçlar elde edebilirler.
Sonuç olarak; bir perakendecinin sadece yıllık TÜFE’ye bakarak bütçe yapması veya işini planlaması risklidir. Kendi enflasyonunu bularak, maliyet artışlarının (kira ve personel giderleri başta olmak üzere) ne derecede etkisi altında kalınacağı daha sağlıklı görülebilir. TÜFE’ye bakarak belki ülke gerçeğini görebilirsiniz ama kendi şirketinizin gerçek resmini ve katetmeniz gereken yolu net olarak göremezsiniz.
Çünkü TÜİK enflasyon sepetinde 428 madde ve 972 madde çeşidi dikkate alınır. Perakendeci sepetinde ise tüm ürünler (50 bin çeşit olsa bile) yer alır. Her kategoriyi ve her şubeyi de farklı görme ve çözüm üretme imkanı vardır. Her perakendecinin enflasyonu farklı olduğu gibi tek perakendecinin değişik şubeleri arasında da farklar vardır. Zira ürün ağırlıkları (satış payları) semtlere göre değişiklik gösterir. Örneğin bir perakendecinin Bayrampaşa şubesi ile Teşvikiye şubesi arasında ürün ağırlıkları ve dolayısıyla enflasyonları bakımından oldukça büyük fark çıkar.
