Ercüment Tunçalp
İki ülkede iki alışveriş (21)
Bu sefer de Uzak Doğu’da, Tayland fiyatlarına bakacağız. YouTube üzerinden yayın yapan ‘Tayvan Adam’ın Tayland seyahatinde Bangkok’tan aktardığı yeni fiyatlarla, Phuket’e yerleşmiş olan Mert Akdaş’ın bildirdiği yeni fiyatları 9 Ağustos 2025 tarihinde ilişikteki listede birleştirdim. Elbette ülkemizin en büyük iki zincirinden topladığım fiyatları da bu listeye dahil ettim. Birinci sütunda Tayland fiyatlarını baht olarak, ikinci sütunda ise Tayland fiyatlarını güncel kurdan TL’ye çevirerek yansıttım. Son sütunda da ülkemizdeki etiket fiyatları yer aldı. Bu şekilde hem yerel para birimi olan baht üzerinden hem de dolar üzerinden bir kıyaslama yapmak mümkün oldu. Görüldüğü gibi artık her ülkenin parasını birim olarak ele almaktan vazgeçtim. Zira zaten dünyanın en pahalı yiyecek-içecek fiyatlarına sahip olduğumuzdan buradan yanıltıcı bir sonuç çıkmaz. Biz artık o aşamaları geçtiğimiz için gerçeğe daha yakın sonucu ancak bu şekilde görebiliriz.
- İlk defa iki ayrı Tayland alışverişini birleştirme nedenim, beslenme alışkanlığındaki farktan ve kıyaslanabilir ürün azlığından kaynaklanıyor. Örneğin bu ülkeye seyahatimde sadece deniz ürünleri yiyebildiğimi söylersem belki daha açıklayıcı olabilir. Tayland üretimi olan birçok tropikal ürünün karşılığı ülkemizde bulunmamaktadır. Bunun için ancak patates, soğan, domates, havuç, elma gibi çok temel ürünleri kıyaslayabildim.
- Tayland market ürünlerinin yüzde 80’i ithaldir. Raflarda değişik ülkelerin bayraklarından geçilmiyor. Hem de ABD, Avustralya, İtalya, Fransa ve Güney Kore gibi kaliteli ürün ihraç eden ülkeler tercih ediliyor.
Buna rağmen ABD’den ithal ettikleri kiraz bizdeki fiyatın yarısına satılıyor. Avustralya’dan ithal ettikleri en kaliteli dana et ürünleri fiyatları, bizdeki fiyatın yarısına bile ulaşamıyor.
- Sattığımız bire bir aynı olan küresel markalardaki fiyat farkımız da oldukça dikkat çekicidir. Yani yine biz pahalıyız.
- Türkiye alışverişinin fiş tutarı döviz bazında, Tayland tutarının yüzde 55 fazlasıdır. Alkollü içkileri kıyaslama dışında bıraktığımızda ise bu farkın oranı yüzde 51!dir. Bunun için ara toplam alarak her iki durumun da görülmesini sağladım.
- Araştırma anındaki güncel kur bilgileri; 1 ABD doları= 40,67 TL, 1 ABD doları= 32,33 baht, 1 baht= 1,26 TL olarak kıyaslamalarda kullanılmıştır.
- Bu sanal alışverişin Tayland tutarı 131 dolar karşılığıdır. Türkiye’de aynı alışverişe ödenecek toplam tutar da 202 dolardır.
- Tayland’da asgari ücret olarak günlük 400 baht, aylık 12.000 baht ödenmektedir. Bunun da karşılığı 371 dolardır. Türkiye’de ise asgari ücret aylık 22.104 TL olup, karşılığı 543 dolardır.
- Yani bizim asgari ücretlinin geliri yüzde 46 fazla iken, harcaması da yüzde 55 daha fazladır. Dolayısıyla sadece gelire bakamayız, o gelirin satın alma gücüne de bakmamız gerekir. Böyle bakınca da görüyoruz ki; gelirdeki fazlalığımızı genel fiyat seviyemizin yüksekliği alıp götürmektedir.
Neticede Tayland tüketicisi bu alışverişi gelirinin yüzde 35’i ile yaparken, Türk tüketici aynı alışverişi gelirinin yüzde 37’si ile yapabilmektedir.
- Bir başka yönden de bunun sağlamasını yapalım. Tayland’ın kişi başına düşen GSYİH’si 7.336 dolardır (2023). Bizim kişi başı gelirimizin hemen hemen yarısı kadar olmasına rağmen kira dahil düzenli yaşam giderleri ABD ile kıyaslandığında yüzde 55 daha düşüktür. Bu da Tayland halkının çok sık dışarda yemek yemesine ve sık sık hafta sonu gezilerine imkan sağlamaktadır. İşte bizim adımıza aynı olumsuzluk burada da izlenmektedir. Zira ABD ile kıyaslandığımızda temel ihtiyaç ürünlerinde dolar bazında biz daha pahalıyız.
- Daha üst gelir gruplarını dikkate aldığımızda, sadece market alışverişinde değil kiralarda da arada uçurum olduğu görülüyor.
Bahçe içindeki 3 oda 1 salon evin kirası ortalama 500 dolardır. Şehir merkezine yaklaştıkça 1.000 dolara kadar çıkıyor. Bizde bu rakamları en az 2 ile çarpsak bile bu fiyatlara kiralık ev bulmanın zorluğu ortadadır.
- Satılık konut fiyatlarına gelince; sıfır rezidence fiyatları 1+1 küçük daire 350.000 baht (1.701.000 TL), 1+1 balkonlu ve bütün eşyaları içinde (beyaz, kahverengi eşyalar, klima ve mobilya dahil) 2.000.000 baht (2.520.000 TL), aynı şartlarda daha büyük balkonlu ve daha geniş salonu olan 2+1 3.000.000 baht’a ( 3.780.000 TL) satılmaktadır. Buna yorum yapmaya gerek var mı?
- Tayland ile aramızdaki bir diğer olumsuz fark ‘düşük fiyat değişimleri’dir. Yıllık enflasyon oranlarının 2025 yılında yüzde 0,7, 2026 senesinde ise yüzde 0,9 seviyelerinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bizim için bu oranları yakalamak aylık enflasyon için bile söz konusu değildir.
- Ayrıştığımız bir başka konu da 2025 yıl sonu işsizlik oranının yüzde 1 olacağı öngörüsüdür.
- Tayland dünyanın en büyük pirinç ihracatçılarından biridir. Şeker kamışı, tropikal meyveler ve deniz ürünleri üretiminde de öndeler. Otomotiv, elektronik ve petro kimya sektörlerinde de güçlüler.
- Toyota, Honda ve Nissan gibi önemli markalar bu ülkede üretim yapmaktalar.
- Hizmet sektörü ve turizm, Tayland ekonomisinin en büyük bileşenlerinden biridir.
- Tayland, doğal gaz ve petrol rezervlerine sahiptir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına da büyük yatırımlar yapılmaktadır.
Sonuç olarak; eğer reel geliriniz azaldığı için enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı artıyorsa, bundan daha olumsuz bir durum olamaz.
Gençler bu ülkelere daha fazla kazanç için değil daha ucuz hayat yaşamak için gidiyorlar. En azından kendi ülkelerinde mahrum kaldıkları satın alma gücünü bu ülkelerde korumayı hedefliyorlar. Haksızlar mı?

Ercüment Tunçalp
“Dünyada da enflasyon yükseliyor!”
ABD-İran savaşının bir gerçek etkisi var, bir de bahane üretme etkisi…
Ben bunu bir futbol maçında yenilen takım yöneticilerinin, kendi futbolcularının düşük performansına bakmadan, sonucu hakemin birkaç yanlışına bağlamalarına benzetiyorum. Bu şekilde de gerçek sorunların üzeri örtülerek başarı sağlamak mümkün olamıyor. “Efendim, dünyada da enflasyon yükseliyor” klişesi doğrudur ve üstelik yemin etseniz de başınız ağrımaz!
Oysa dünyada 2025 yılı itibariyle 70-80 ülkenin yıllık enflasyon oranları %5’in altındaydı. Ayrıca %2 ve %1’in altında; hatta eksi enflasyon (deflasyon) oranına sahip oldukça da fazla ülke bulunmaktaydı. Bir kısmını aktaralım; Macaristan (%1,8), Fransa (%1,7), İtalya (%1,7), Malezya (%1,7), Japonya (%1,5), Çin (%1), İsveç (%0,6), İsviçre (%0,2), Tayland %-0,1).
OECD Mart 2026 raporunda; savaşın petrol fiyatlarını ve küresel enflasyonu artıracağı yer alıyordu. Ancak buradaki önemli nokta; rapordaki, “2025 yılında yüzde 3,1 olan ortalama küresel enflasyonun 2026’da yüzde 4’e çıkacağı” tahminiydi. Bunun ülkemizdeki durum ile bir benzerliği bulunuyor mu?
Kaldı ki bir puanın altındaki artış yerine, bizim yüksek enflasyonla yaşamaya mecbur kalmış vatandaşımızın yüzde 30 oranı yüzde 35’e çıksa ne fark eder?
Aylardır dezenflasyon yaşamadığımızı ifade ediyorum. Nitekim 2025’in sonunda yüzde 30’un altına düşmeyen yıllık enflasyonumuz, Ocak (%30,65), Şubat (%31,53), Mart (30,87), Nisan (%32,37) aylarında da paralel seyir izlemişti. Tek değişiklik; savaştan önce (Ocak’tan Şubat’a) 1 puan artan yıllık enflasyon, son ay (Mart’tan Nisan’a) 1,5 puan artmış oldu. İşte bu yarım puan ilave de enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanmıştır. Hepsi bu kadar…
‘İthal enflasyon’ diye adlandırılan durum ise, ithal girdilerin maliyetlerindeki artış nedeniyle genel fiyat düzeylerinin yükselmesidir. Evet aslında maliyet unsurlarından biridir ama eğer kur şoku yaşamıyorsanız, enflasyonu yüzde 3-4 arasında olan ülkelerden yapılan ithalatın maliyetlerinize katkısı çok sınırlı olur.
Ancak, bugüne kadar yaşadıklarımız bize ithal enflasyon sıfır olduğunda bile dünyada gıda enflasyonu düşerken, bizde rekor kırdığını göstermiştir.
Elbette biz sadece TL enflasyonu yaşamıyoruz. Doların sahibi ABD’de yıllık enflasyon yüzde 3,3 iken, son bir yılda bizim dolar bazında enflasyonumuz yüzde 9,78 (TÜİK) çıkmıştı. Dünya ile sık sık yaptığımız döviz bazlı fiyat kıyaslamalarında bizim aleyhimize farkın sürekli açılmasının esas sebebi budur. Görüldüğü gibi sadece buna bakarak bile bizdeki fiyatlar genel seviyesinin dolar bazındaki hızlı yükselişini küresel nedenler içinde arayamayız. İşte bunun için TÜFE içinde, hatalarımızın ve fırsatçı enflasyonunun payı olduğunu kendi gerçeğimiz olarak kabul etmeliyiz.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek; “Enflasyon beklentilerindeki bozulmada savaşla birlikte artan enerji maliyetleri etkili oldu. Artan enerji fiyatlarının ülkemizde de enflasyon görünümünü olumsuz etkilemesi bekleniyor” demiş. Bakalım öyle mi?
Savaşın olmadığı yılın ilk 2 ayında, resmi hedef yüzde 16 iken hemen hemen 2 katı kadar enflasyon yaşamıyor muyduk?
TCMB, 12 Şubat tarihinde paylaştığı yılın ilk raporunda; daha önce yüzde 13 ile yüzde 19 aralığında öngördüğü 2026 yıl sonu enflasyon tahmin aralığını yüzde 15 ile yüzde 21 seviyesine yükseltmemiş miydi?
Yine savaşın olmadığı Şubat 2026’ya ilişkin, TCMB’nin “Sektörel Enflasyon Beklentileri” anketine göre; şubat’ta 12 ay sonrası için enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için yüzde 22,10 (nisan’da 23,39), reel sektör için yüzde 32 (nisan’da yüzde 33,70), hane halkı için yüzde 48,81(nisan’da yüzde 51,56) seviyelerinde gerçekleşmişti. Acaba yukardaki 2 ay arayla açıklanan beklentilerdeki küçük oranlı bozulmanın sebebi, 1 puan artan yıllık şubat enflasyonu olamaz mı?
Sonuç olarak; savaştan önce beklentileri bozan yeteri kadar nedenlerimiz vardı.
- Sanayi sektörünün sıkıntıları savaş ile başlamadı…
- Gerçek işsizlik (atıl işgücü) yüzde 31,5 olmuştu.
- Gelir dağılımı da giderek bozulmuştu…
- Siyasetteki ısınmanın başlangıcı bir sene önceye uzanıyordu…
- Doğrudan yabancı yatırımın gelmemesi de son ayların gelişmesi değildi…
- Enflasyonla mücadelede sadece kuru baskılamak yetmezdi. Daha önemli sorunlara öncelik vermek varken, kur politikasını lokomotif yapmak hataydı.
- Nitekim, nisan ayında bizim aylık enflasyon yüzde 4,18 iken, AB yıllık ortalaması mart ayı itibariyle yüzde 2,80 çıkmıştı. Üstelik onlar yarım puan artacağını öngördükleri yıllık enflasyon için acil tedbirleri devreye sokuyorlardı.
- Biz ise “ücret artışlarının sınırlandırılması” konusunu ilk sıralara alınca, refah seviyesi gittikçe düştü ve üstelik enflasyona da çare olamadı.
- Kamuda tasarruf olmadan, yapısal sorunların halli devreye girmeden başarı şansı kalmıyor.
İşte dünya ile ayrıştığımız önemli hususlar bunlardır ve savaşın getireceği şartlar bizim yıllardır yaşadığımız bu kronik sorunların yanında çerez kalır.
Oysa dünya ile empati ve benchmarking (kıyaslama), kendi içimizde de özeleştiri en önemli ihtiyaçlarımızdır…
Yazıyı göndermek üzereyken önüme yeni bir haber düştü. TCMB, mayıs ayı Enflasyon Raporu sunumunda, nihayet 2026 için ara hedefin yüzde 16’dan 24’e yükseltildiği belirtilmiş. Yılın ilk gününden itibaren 16’lık hedefin gerçekçi olmadığı herkes tarafından dillendirilirken, bu yüzde 50’lik yanılmanın da şimdilik olduğunu bir kenara not edelim…
İşte bunun için Merkez Bankası Başkanı Karahan’ın belirttiği, “savaşın enerji ve ulaştırma fiyatlarına ve dolayısıyla enflasyona hızlı yansıması”, hedefin değiştirilmesi için gerekçe yapılamaz…
Ercüment Tunçalp
İki ülkede iki alışveriş (37) Moldova
Moldova, Doğu Avrupa’da, Romanya ve Ukrayna arasında, denize kıyısı olmayan bir cumhuriyettir. Başkenti Kişinev, resmi dili Romencedir. Moldova, kişi başına düşen GSYİH açısından Avrupa’nın en yoksul ülkesidir. Kıyaslama için seçilmesinin sebebi budur. Amaç bir kere de böyle bir ülke ile satın alma gücü farkını ölçmektir…
Ekonomi büyük ölçüde hizmet ve tarım sektörüne dayalıdır. Ülke içerisinde Gagavuz Türklerinin yaşadığı “Gagavuzya Özerk Bölgesi” bulunur.
Gagavuzya’nın kendi polis teşkilatı, kendi parlementosu, kendi başkanı ve seçimleri bulunmaktadır. Gagavuzlar hem Modova hem de Gagavuzya seçimlerinde çoğunlukla Rusya yanlısı partileri seçmekteler. Başkenti Komrat’tır. Ülkeye ismini veren Gagavuzlar, Oğuz Türkü kökenlidir. 11. yüzyılda Balkanlara göç eden Gagavuzlar Ortadoks Hristanlığını kabul etmişler ve daha sonra Osmanlı yönetimi altında kalmışlardır. Türkçeyi aynen bizim gibi konuşmaktalar.
Moldova, 33.850 kilometre kare yüzölçümüne sahip olup, Konya ilimizden daha küçük bir alanda yer almaktadır. Avrupa’da en az ziyaret edilen ülkelerden biridir. Ülke, büyük oranda engebeli ovalar ve üzüm bağları ile kaplıdır. Şarap üretimi, ülke ekonomisi ve kültürü için büyük önem taşır. Dünyanın en büyük yeraltı şarap mahzenlerine sahiptir. 27 Ağustos 1991’de, Sovyetler Birliği’nin dağılması devam ederken, bağımsızlığını ilan etmiştir.
- IMF’in 2025 verilerine göre Moldova, cari fiyatlarla 190 ülke arasında dünyanın 131. büyük ekonomisi konumundadır ama 8.239 dolarlık kişi başı geliri ile 97. sırada yer almaktadır. Türkiye ise 16. büyük ekonomidir ama kişi başı gelirde 65. sırada yer almaktadır. Dolayısıyla ekonomik büyüklüğün tek başına bir şey ifade etmediği buradan bir kere daha anlaşılmaktadır.
- Moldava nüfusu 2,3 milyondur. Yani Adana ilimiz kadar…
- Moldova asgari ücreti 319 euro Bizimki 533 euro dur.
- İşsizlik oranı yüzde 3,6’dır. Bizimki yüzde 8,1 (dar tanımlısı).
- Enflasyon oranı yüzde 7’dir. Bizimkinin dörtte birinden az…
- Bu küçük ülkede yer alan market zincirleri; Linella, Local, Rogop, Fidesco ve Famly Market’tir.
Şimdi market alışveriş kıyaslamalarına geçebiliriz…
- Sanal alışverişin tarihi 23 Nisan 2026,
- Moldova fiyatları Famly Market’ten, Türkiye fiyatları iki ulusal zincirimizden alınmıştır.
- Moldova para birimi Moldova Leyi’dir (MDL), bundan sonra bu kısa şekliyle ifade edilecektir.
- Güncel kurlar 1 MDL= 2,62 TL, 1 Euro= 20,13 MDL, 1 Euro= 52,63 TL şeklindedir.
- 42 ürünün yer aldığı listede; Moldova alışveriş tutarı 1.878 MDL ve karşılığı 4.922 TL tutmuşken, Türkiye alışverişi tutarı 6.304 TL tutmuştur. Euro cinsinden kıyaslarsak, Moldova alışverişi 93,52 €, Türkiye alışverişi 119,77 € çıkmıştır. Her iki şekilde de bizdeki alışveriş %28 daha pahalıdır.
- 42 ürünün 29’unda pahalı, 13’ünde ucuz kalıyoruz. Kronik olarak döviz bazında aşırı pahalı kaldığımız ürünlerden; ayçiçeği yağı yüzde 172, starking elma yüzde 140, bal yüzde 101, un yüzde 88, sığır eti yüzde 66, limon yüzde 57, fındıklı çikolata yüzde 55 daha pahalı çıkmıştır.
- Ülkemiz tüketicisinin geliri yüzde 67 fazlayken, alışveriş tutarı da yüzde 28 fazladır.
- Moldova vatandaşı aylık geliri ile bu alışverişi ayda 3,4 defa tekrarlayabilirken, bizim tüketicimiz aynı alışverişi ayda 4,5 defa yapabilmektedir. Başka bir ifade ile Moldova vatandaşı gelirinin yüzde 29’unu bu alışverişe harcarken, Türk tüketici gelirinin yüzde 22,5’ini aynı alışverişe harcamaktadır.
Sonuç olarak; görüleceği gibi bu fakir ülke ile bile satın alma güçlerimiz arasındaki bütün fark bu kadardır. Yani gelirdeki fazlalığımızın çoğunu, daha pahalı yaptığımız alışveriş farkına harcamaktayız.

Not: Yine istek üzerine, “batı ülkelerinde 1 saatlik net asgari ücret ile neler alınabilir ve aynı ürünler bizim ülkemizde kaç saatlik çalışmayla elde edilebilir” kıyaslamalarını buraya ekleyeceğiz.
Buna da Almanya ile başlıyoruz. Almanya’da 2026 yılı aylık net asgari ücret yaklaşık 1.900 euro dur. Aylık 160 saat hesabıyla saatlik net asgari ücret 11,87 euro dur. Bu gelirle 11,50 euroya 9 çeşit ürün alınabilmektedir. Toz şeker 1 kg 0,79 €, un 1 kg 0,39 €, makarna 500 gr 0,99 €, süt UHT 1 lt, kaşar peynir 150 gr 1,39 €, yumurta 10 adet 1,89 €, Coca-Cola 1lt 1,09 €, ayçiçeği yağı 1 lt 1,59 €, gold kahve 100 gr 2,49 € ürün fiyatlarıdır (dreidreiunddreisig hesabından).
Bu alışverişin Türkiye tutarı 1.106 TL veya 20,91 euro dur. Toz şeker 44 TL (PL), un 53 TL (Söke), makarna 47 TL (Pastavilla), süt 74 TL (İçim), kaşar peynir 175 TL (Cihan-Ser), yumurta 113 TL (PL), Pepsi Cola 60 TL, ayçiçek yağı 200 TL (Yudum), kahve gold 340 TL (Nescafe) ürün fiyatlarıdır.
Türkiye’de 2026 yılı aylık net asgari ücret 28.075 TL olup, aylık 160 saat hesabıyla (bizde en fazla aylık 180 saat olmasına rağmen) saatlik ücret olarak 175,5 TL’yi dikkate aldık. Bunun da karşılığı 3,32 euro dur.
Ve bu saatlik net asgari ücret ile sadece ayçiçeği yağı bile alınamamaktadır.
Sonuçta, Almanya’da 1 saatlik ücret ile yapılan alışveriş, ülkemizde 6 saatlik ücret ile yapılabilmektedir. Aradaki bu büyük farkın sebebi; geliri 3,5 kat olan Alman tüketicinin, alışverişi de yüzde 44 daha ucuza getirmesidir.
Ercüment Tunçalp
Hayali indirimler ve algı çabaları!
Sakın indirim oranlarından veya fahiş fiyatlar üzerinden yapılan yalancı indirimlerden bahsedeceğim zannedilmesin. O usul artık çok eskidi…
Yeni moda, oltanın ucuna takılan hayali indirimle tüketiciyi mağazaya çekmek; içeri aldıktan sonra da rafta olmayan o tanınmış ürünün ilk gün “depodan gelmediğini”, ikinci günden itibaren de “geldiği an bittiğini” söylemek… Konuştuğum her personelin verdiği cevaplarda aynı şablonu kullanmaları, bunun organize bir durum olduğunu anlatıyor.
Olayın birden fazla yaşandığı yer, yerel bir indirim market şubesi…
Uzun uğraşlardan sonra kendilerine ulaşıp durumu aktarsam da, bunun planlı yapılıp yapılmadığını görmek için kampanya döneminin ilerlemesini bekledim.
Sonuç düşündüğüm gibi olumsuzdur…
Gelelim yaşananlara…
- Yer: Fenerbahçe’de bir şube,
- Katalog: 28 Nisan- 11 Mayıs 2026,
- Ürün: Nestle kare bitter 60 gr
- Fiyat: 67,50 TL’den 49,50 TL’ye inmiş gösteriliyor…
- İşin bir de perakendeciyle iletişim kurulamama tarafı var. “Bize ulaşın” şeklinde bir form koymuşlar ama zaman harcayıp, olayı ayrıntılı bir şekilde yazdıktan sonra emeklerinizin uçup gittiğini ve ulaşmanın mümkün olamadığı görüyorsunuz. Aynı hikayeyi tekrar yazıyor ve ‘kurumsal…’ diye başlayan bir başka e posta adresine gönderiyorsunuz, mesaj yine geri geliyor.
Çağrı merkezine de ulaşamadığınız için kızgınlık katsayınız artıyor ve başka kanallar aramaya başlıyorsunuz. İnadım sayesinde müşteri ilişkileri departmanına ulaşıyorum ve ancak bu aşamadan sonra dönüş sağlanıyor.
Elbette bu olay sadece 1-2 perakendeciye ait değil, salgın haline gelmiş durumda. Daha önce de başka bir ulusal zincirde rastladığım ve açıkladığım Balparmak çam balı olayı var ki; kampanyanın son gününe kadar orta ölçekli şubelere hâlâ kampanya fiyatlı ürün gelmemişti. Üstelik normal fiyata satılamayacağı için de rafta bulunan aynı gramajdaki ürünler kaldırılmıştı.
Perakendeciyi de, marka sahibini de yakından tanıdığım için bir ihtimali daha belirtmeliyim. Perakendeci, marka sahibi ile mutabık kalmadan kendine göre bir fiyat belirleyebilir ve yayınlayabilir. Kategori lideri marka sahibi ise, piyasa fiyat yapısı bozulduğu için o üründe sevkiyatı geçici olarak durdurabilir.
Kampanya döneminde birbirlerine sitem etseler de zorunlu ilişkilerine devam ederler. Böyle bir ihtimal de vardır ve bunun tüketici dışında kaybedeni yoktur. İki tarafa da reklam katkısı sağlanmış; farkında olan az sayıdaki müşteri de bir şekilde ikna edilmiştir.
ESK’nın tezgahtaki ürünlerini (kıyma ve kuşbaşı) inserte koymanın yanlışlığını da kenara not edelim. Markette sık sık yok durumuna düşen bir ürünün uygun fiyatı kimseyi ilgilendirmez, aksine kızdırır. Tek istisnası Koop Marketlerde satılan donuk ürünlerdir ve bunların reyonlarda sürekliliği vardır.
İşin bir de algı yaratma tarafı var. Samsun Kasaplar Odası Başkanı Ömür Şen, “Kasaplarda satılan etin pahalı olmadığını, asıl fiyat algısının lokantalardaki ürünler üzerinden oluştuğunu” söylemiş.
Bununla da yetinmemiş, gerçek dışı bir ifadeyle “Ete gelen zamma ben zam demiyorum. Kırmızı et fiyatları 2-3 senedir yerinde sayıyor” diyebilmiş.
Dünyanın en pahalı kırmızı eti Türkiye’de (hem de dolar ve euro bazında) satılırken, Oda Başkanı’nın bu cesaretine şaşırmadım desem yalan olur!
Biz onun gibi yapmayalım ve rakamlarla konuşalım…
Önce karkas fiyatlardan başlayalım. (Kaynak: UKON)
- Dana karkas; 27 Nisan 2023 tarihinde 225 TL iken, 30 Nisan 2026 tarihinde yüzde 166 artışla 598 TL olmuş.
- Dana eti perakende fiyatlarına gelince; ulusal perakende zincirlerde, Mayıs 2023’te dana kıyma fiyatı (% 7- 14 yağlı) 300 TL iken, Mayıs 2026’da yüzde 254 artışla 1.061 TL olmuş.
- Dana kuşbaşı fiyatı (şişlik), Mayıs 2023’te 300 TL iken, Mayıs 2026’da yüzde 224 artışla 1.117 TL olmuş.
- Tezgahlarda en fazla satılan ilk sıradaki ürün dana kıymadır. Bu üründe 1 yıllık değil, sadece son 10 aylık fiyat artışı yüzde 77’dir. Haziran 25’te 600 TL olan fiyat, Mayıs 2026’da 1.061 TL olmuştur.
Böyle bir oran hangi kategoride vardır?
Sonuç olarak; Başkana hem 2-3 senedir fiyatların yerinde saymadığını hem de fiyatın esas hangi aşamada şiştiğini göstermek istedim. Eğer bir meslek grubunu temsil ediyorsanız inandırıcı olmak zorundasınız. Yetmez, bizim yaptığımız gibi konuştuklarınızı da rakamlarla ortaya koymalısınız…
Buna ilaveten et spekülatörleri, kurban bayramı öncesi tekrar hareketlenmiş ve yeni fiyat artışlarına kapı aralar şekilde; son 1 yılda yüzde 10,5 azalan üretim miktarını vitrine koymuşlardır. Hem de düşen kişi başı tüketim miktarını görmezden gelerek…
2023 yılı sonu itibariyle, kişi başı kırmızı et tüketim miktarı 22 kg civarındayken, 2025 yılı sonu itibariyle bu miktar yüzde 27 azalışla 16 kilograma kadar gerilemiştir. (Kaynak: Gaziantep İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birlik Başkanı Osman Türkman)
Aynı dönem kırmızı et kişi başı tüketimde; AB ortalaması 34,5 kg, OECD ortalaması 34,8 kg, ABD ortalaması 66,7 kilogramdır.
Eğer talep, arz ile aynı veya daha fazla oranda azalıyorsa, fiyat artışı bu gerekçeye bağlanamaz!
Hangi gerekçeye bağlanabileceğini sık sık dile getiriyorum zaten…

Kadri sertaç Karaca
1 Eylül 2025 saat: 15:35
Merhaba
bazılarını doğru bazı karşılaştırmalarınızı yanlış bulduğumu belirtmeliyim.
her gün viski içen ve jumbo karideş yiyen bir millet olduğumuzu düşünmüyorum.
evet satın alma paritesinde sıkıntı olduğu doğru.ama abrttığınız kadar değil.
Bir de bu yazıları yazarken kaçak vergileri de kıyaslamanız lazım.Doktorlar elden nakit alırken bir çok meslek dalı kredi kartı kabul etmezken bu kıyaslamalar doğal olarak havada kalıyor.
Ercüment Tunçalp
2 Eylül 2025 saat: 11:00
Dikkat edilirse alkol kısmı ayrı bir bölümdür. Onu dikkate almadan liste farkını görmek mümkündür. Kıyaslama zorluğunu yazıda belirttim. Önce onların çok tüketip, bizde de tüketilen ürünleri aradım.
Onların en çok tükettiği ürünlerin başında karides geliyor. Listeye almasam olmazdı.
Bu bakımdan daha geniş liste içinden seçim yapabilmek için iki ayrı kaynaktan faydalandım. Benim araştırmalarımda gerçek rakamlar ve basit matematiksel işlemler var. “Abartma”nın nerede olduğunu siz de rakamlarla ortaya koyarsanız belki dikkate alınabilir. Kaçak vergiler ve kayıt dışı ise elle tutulabilir olmadığı için esas o kıyaslamalar havada kalır.
Selamlar.