Ercüment Tunçalp
Kırmızı et sorunu ne olacak?

Bu köşeden sık sık ‘taklit ve tağşiş’ konularını (baharat, bal, süt ürünleri vb.) ve bazı ürünlerdeki her türlü fırsatçılığı (yumurta, muz vb.) aktarıyorum.
Ne kadar inandırıcı olduğumu bilemediğim için bu sefer sırada olan kırmızı et kategorisini benden daha iyi bilen bir uzmanın ağzından aktaracağım ama kendi tespitlerimi ve yorumlarımı da elbette ilave edeceğim.
Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Başkanı Nihat Çelik, ete yüzde 35 zam gerektiğine dair açıklamalara tepki göstererek; “Ette fiyat artışına ihtiyaç yok. Böyle açıklamalar yapanların kimin değirmenine su taşıdığı araştırılmalı. Bütün lobiler birleşmiş, tedarikçi ve satıcılar beraber çalışıp, gıdayı çok yüksek kârlarla satıyorlar.” diyen Çelik, yem ile birlikte tüm gıda ürünlerine taban ve tavan fiyat uygulaması istedi. Bazı mezbahalarda karkas ete yüksek tazyikli su sıkılarak ete su katıldığını da iddia eden Çelik, “Bu yolla etin ağırlığı artırılıyor, tadı da kaçıyor. Helale haram katanlara dur denmeli.” diye de devam ediyor.
Başkan Çelik, bir grup gazeteciyle yaptığı bu sohbet toplantısında temel gıda ürünlerinde fahiş kâr hırsının durdurulması için taban ve tavan fiyat belirlenmesi gerektiğini söyledi. Çelik, “Market reyonlarındaki etiketler her gün güncelleniyor. Devletimiz bu fırsatçılara imkan tanımamalı. Çok sayıda firma süt üretiyor, hepsinin içindeki inek sütü ama biri 14 liraya, diğeri 22 liraya, öteki 26 liraya satıyor. Buna müdahale edilmeli. Örneğin 1 kilo tereyağı ortalama 100 liraya satılırken, süzme peynirin nasıl olup da 95 liraya satılabildiğini biri açıklamalı. Gıda komitesi bilimsel olarak üretim maliyetlerini ortaya koyup, market rafındaki satış fiyatıyla karşılaştırmalı. Temel gıda ürünlerinde üreticinin de tüketicinin de kaderi serbest piyasanın eline bırakılmamalı. Ürünün üreticinin elinden çıkan maliyeti ve rafa gidene kadarki maliyetin bir tablosu çıkarılmalı. Tabloya göre kâr payı incelenmeli. Örneğin, yüzde 50 kâr payı yerine yüzde 250 yazan markete cezai işlem yapılmalı.” (Kaynak: Hürriyet)
Bu sözleri kimin söylediği çok önemlidir. Son yıllarda bütün gıda kategorilerinde fiyat kaosu olduğunu, araştırmadan alışveriş yapan tüketicinin cebinden yüzde 40-50 daha fazla para çıkacağını söyleyip duruyorum. Değişik market raflarından somut örnekler de veriyorum. Daha geçen hafta üreticiden direkt alıp sattıklarını söyleyen perakendecilerin meyve sebzeyi piyasaya göre yarı fiyata satabileceklerini, “Aracıların olmadığı nasıl anlaşılır?” başlıklı yazımda açıklamıştım. Ölçüyü kaçıranların döviz bazında bile yurt dışındaki fiyatları aştıklarını ise devamlı açıklıyorum zaten. Benim raf etiketlerinden çıkarttığım sonucu, yetiştiricilerin vekili olan Sayın Nihat Çelik aynen teyit ettiği gibi daha da önemlisi ‘fiyat artışı’nı gerekli görmüyor. Yani her gün tırmanan yumurta fiyatlarına rağmen, hâlâ yumurta üreticileri gibi “zarar ediyoruz” diye şikayet etmiyor. Bu konuyu da birkaç hafta önce “Yumurta üreticisinin bitmeyen şikayeti” başlıklı yazımda gündeme getirmiştim.
Başkan’ın sözlerinden hareketle, bazı kırmızı et ürünlerinin fiyatlarını tanınmış süpermarket etiketlerini yan yana koyarak kıyasladım. Bırakınız marketler arasındaki anlaşılmaz fiyat farklarını, aynı işletmenin iki değişik formatı arasında bile yüzde 50 fiyat fazlalığı izleniyor.
Kuzu pirzola fiyatları, 182,90 lira ile 354,90 lira arasında seyretmektedir. Aynı işletmenin birinci tezgahında 182,90 lira olan kilogram fiyat, ikinci tezgahında 275,90 liradır. Reyondaki kasap şefine, ‘Bu 93 liralık farkın bölgeden veya kuzu cinsinden mi kaynaklandığını’ sorduğumda; “Hayır müşteri farkından kaynaklanıyor” cevabını aldım.
Ulusal Kırmızı Et Konseyi, haftalık periyotlar halinde kombinalar ve kesimhanelerden yağsız dana kesim ve yağsız kuzu karkas fiyatlarını almakta ve yayımlamaktadır. Yukardaki son haftanın fiyat tablosundan da görüleceği üzere bizim perakende etiketler arasındaki büyük farkı haklı gösterecek kadar bölge ve cins farklılığı bulunmadığı anlaşılacaktır.
Kuzu kuşbaşı fiyatları ile devam edelim. 164,95 lira ile 219,90 lira arasında farklı fiyata rastladım.
Değerli parçalardan dana bonfile fiyatları 325,90 lira ile 499,90 lira arasında değişiyor. Buna yer verme sebebim, değerli parçalardan sağlanan yüksek gelirin dana kıyma gibi temel gıdanın fiyatını düşürmeye yetmediğini göstermek içindir. Nitekim dana antrikot fiyatlarında da benzer durum vardır. 219,90 lira ile 349,90 lira arasında çok farklı fiyatlar görülmektedir.
Peki bu durum dana kıymada uygun bir fiyat yapısı yaratabiliyor mu?
Hayır. Kalkülasyon (hesaplama) sonucu neredeyse karkas fiyatına yakın seviyeyi mümkün kılar ama anlaşılan bu çeşitte ayrı bir kâr merkezi gibi görülmüş. Kilogram fiyatı 119,90 lira ile 232,75 lira arasında seyrediyor.
Şimdi sıra geldi, kişi başı geliri bizim 5 katımız olan Almanya ile et fiyatlarımızı euro bazında kıyaslamaya…
Almanya’da 450 kiloluk bir dananın karkas olarak fiyatı ortalama olarak 4,50 euro ve 4,80 euro (86 TL karşılığı) olarak bizden ucuzdur. (Kaynak: Dünya)
Almanya’da dana kıymanın yağ oranına göre kilosu 5,99 euro ile 7,99 euro arasında değişmektedir. Yani 110 lira ile 147 lira karşılığı olarak yine bizden ucuzlar.
Aynı tezgahlarda dana antrikot kilogram fiyatı 15,50 euro ile 16,26 euro arasında değişmektedir. Bu çeşitte 286 lira ile 300 lira karşılığı değişen fiyatlarıyla ortalama olarak bizden ucuzdur. Listeyi uzatmak mümkündür ama değişen bir şey olmadığı için devam etmenin anlamı yoktur. Ama buradan çıkarılacak sonuçlar vardır.
- Almanya’daki karkas fiyat ile perakende fiyatlar arasındaki makul farka dikkatinizi çekerim. Bizdeki durumla kıyaslamayı da ihmal etmeden…
- Almanya’da aynı fiyat dengesi değişik et çeşitleri arasında da mevcuttur.
- Aynı fiyat dengesi Alman perakendeciler arasında da bulunmaktadır.
- Yani bizdeki sorun sadece euro bazında pahalı olmamız değil, değişik tezgahlarda da ölçünün kaçırılmış olmasıdır.
Sonuç olarak; konunun sağlıkla ilgili kısmı ise en hassas tarafıdır. Vücudun üretmediği ancak en çok ihtiyaç duyduğu ve hayvansal gıdalarda bulunan B12 vitamini kırmızı et tüketmeyen kişilerde en çok yaşanan eksikliktir.
Anemi (kansızlık), nörolojik ve ruhsal bozukluk gibi üç temel sonucu vardır.
(Kaynak: Dr. Muammer Yıldız)
Yukarda satın alma gücü bizden katbekat üstün olan bir ülke tüketicisinin, bize göre daha uygun fiyatlarla bu önemli besin maddesine nasıl kolay ulaştığını göstermeye çalıştım.
Bütün bu sebeplerle sağlıklı nesillerin yetiştirilebilmesi için kırmızı et ticaretinin özel ilgiyi hak ettiğini artık kabullenmeliyiz. Ve elbette gerekli olan serbest piyasa düzeninin sınırlarını da göz ardı etmeden…
Ercüment Tunçalp
Fiş almayan müşteriler!
Çok rastladığım bir olaydır ve sizler de mutlaka şahit olmuşsunuzdur…
Kasiyer tahsilatı yaptıktan sonra müşteriye alışveriş fişini uzattığında arada sırada aldığı cevap “fişi at kızım çöpe” olur. Veya duymazdan gelerek yürür gider…
Bir gün kasa önünde beklerken, arkamdaki beyefendi “Parayı sokaktan toplasam böyle davranmam” dedi. Son derece haklıydı ama sosyal medyada tam tersine “alışveriş fişi almıyorum, çünkü…” diye başlayan ancak en önemli gerçeğin yanından bile geçmeyen bir sürü ifadeye şahit oldum. Kağıt israfının önlenmesinden, çevre temizliğinden, kasa hızını artırma özelliğine kadar bolca görüş ortaya konarken, kimse cebinden düşen para ile ilgilenmiyordu!
Dolayısıyla bugün tüketiciye kaybettiren önemli bir durumdan bahsedeceğim.
Son zamanlarda, bilhassa ulusal zincirlerde personel giderinden tasarruf amaçlı eksik istihdam söz konusudur. Bu durum hizmetin aksamasına, alan yönetimi ve etiket değişikliği ihmaline, çalıntı oranının artışına neden olsa da esas riski yüklenen tüketici oluyor.
Son zamanlarda “etiket ile sistem arasındaki uyumsuzluk” aşırı artmıştır. Bir tüketici olarak marketlerden para iadesi almadığım hafta yoktur…
Bu konuda rekor eski Azerbaycan Ramstor Genel Müdürü Alparslan Uçur’a aittir. Bazen kasa ile etiket arasındaki farktan, bazen son kullanım tarihi aşımından, bazen de evde yaptığı kalite kontrol olumsuzluklarından alışveriş fişi sayesinde korunabilmektedir. Oldukça fazla yekun tuttuğu da kendi ifadesidir.
Tüketicinin yapması gereken; öncelikle fiyat avantajı görülen ürünlerde kasa fişi ile akılda kalan fiyatların karşılaştırılmasıdır. Emin olunmayan fiyatlarda tekrar rafa dönüp kesin kanaate ulaşılmalıdır. Hata bulunduğunda, etiket raftan alınarak fiş ile yan yana kasiyerin önüne konmalıdır.
Burada esas olan etiket fiyatıdır. Nedeni ve sonuçları tüketiciyi ilgilendirmez.
Örneğin Fiskobirlik fındık ezmesi normal fiyatı olan 370 TL’den 199 TL’ye inmişti ama kasada benden istenen ilk fiyattı. Elbette itiraz hakkımı kullanarak 171 TL’nin cebimde kalmasını sağladım. Peki bu hatalar hep tüketici aleyhine mi olur?
Evet çoğunlukla öyledir. Zira bu hatalar fiyat artışı durumunda söz konusudur. Ülkemizde kampanyalar hariç fiyat düşüşleri sık görülen bir şey değildir. Olsa bile tüketici etiket fiyatını yüksek bulursa ürünü almayabilir. Veya insert içinde düşük fiyatı gördü ama rafta yüksek fiyatla karşılaştı ise itiraz hakkı da vardır.
Elbette bütün bunlardan, “fişi çöpe at kızım” diyenlerin haberi olmaz ve de hatayı telafi etme imkanı kalmaz…
Kaldı ki, alışveriş sonrası fişini almayan müşteriler, Vergi Usul Kanunu kapsamında alışveriş tutarına bakılmaksızın 5.000 TL özel usulsüzlük cezası riskiyle karşı karşıyadır. Ayrıca 213 sayılı bu kanun çerçevesinde, satıcı da alıcının isteğine bakmadan o fişi ödeme kaydedici cihazdan (kasadan) çıkarmak ve müşteriye uzatmakla yükümlüdür. Bu kısımda sorun yoktur, zira eğitilen kasiyerler fişi müşteriye uzatırlar. Sorun daha çok müşteridedir…
Olayın başka boyutları da var. Fiş ürünün o mağazadan alındığına dair hukuki kanıttır. Fişi almayan kişinin kusurlu bir malı (tarihi geçmiş, tağşişli veya insan sağlığı için tehdit oluşturan) iade ve değişim hakkı olamaz. Biraz daha ileri gidiyorum, bir zehirlenme olayında hak iddia edemez.
İki ürün alırsınız kasadan dört adet olarak geçebilir. Sizden sonraki müşteri kasa bankosuna ürünlerini boşaltmaya başladığında sizin işleminiz devam ediyor olabilir. Kasiyer yanlışlıkla onun ürününü sizin fişinize yazabilir. Aldığınız avokado kasadan ananas olarak geçebilir. Elinizde fiş yoksa nasıl bileceksiniz?
En önemlisi birkaç market dolaşan tüketici için fiş, güvenlik kontrolünde herhangi bir ürünün önceki perakendeciden alındığını ispat için de gereklidir.
Yani haksız suçlamaların önüne geçilebilmesi için de yardımcı bir işlevi vardır.
En taze örneği verdiğimde, fişin piyasa kontrolünde ne kadar işe yaradığı da görülecektir. Konumuz, “Duru sıvı sabun ‘Zeytin Bahçesi-Mutluluk’ ifadesi ile 3 lt ambalajda satışa sunulan ve market raflarında yer bulan bir üründür. Bizi ilgilendiren kısmı, bu ürünün bir markette 415 TL’ye, başka bir markette 109 TL’ye (indirimde) satılmasıdır. Eğer elinizde fiş yoksa toplam alışveriş tutarınız içinden bunu nasıl süzeceksiniz? Buraya kadarı müşteriyi ilgilendiren kısmıdır.
Ayrıca fiyatlama özgürlüğünün bu kadar geniş olduğu ülkemizde; düşük olan fiyatın maliyet fiyatına yakın olduğunu kabul etsek bile (ki mümkün değildir), %271 kâr ilavesi ile de ilgilenecek olanlar çıkabilir…
Peki dünyadaki uygulama nasıldır?
Almanya, Fransa, İsveç, Portekiz gibi bazı ülkelerde fiş alma zorunluluğu yoktur. Bize biraz daha benzeyen İtalya’da market fişini almamak gibi bir durum söz konusu olamaz. İtalyan mali polisi marketlerden çıkan müşterileri durdurup fiş kontrolü yapabilirler. Eğer market kapısından çıkmış ve fişinizi polise ibraz edememişseniz hem siz hem de işletme ağır para cezalarıyla karşılaşabilir. Çekya ve Yunanistan’da da müşterinin fişi almayı reddetmek gibi bir seçeneği yoktur. Norveç ve Hollanda’da kasiyersiz sistemler yaygındır, bu bakımdan market fişini almak zorunludur. Örneğin Hollanda’da Albert Heijn gibi bazı zincirlerde self servis kasa bölgesinden çıkmak için kapıdaki turnikeye fişteki barkodu okutmak zorundasınız.
Sonuç olarak; görüldüğü gibi bu konuda hem devleti koruma hem de satıcıyı kontrol altında tutma öncelikleri vardır. Tüketicinin korunması ise daha çok onun kendi tercihine bırakılmıştır. İşte söylemek istediğim tam da budur. Yani ortada hatırı sayılır maddi kayıp söz konusudur ve kimse devletten daha zengin değildir. Elbette buna rağmen bireysel tercihlere de saygımız sürmektedir…
Ercüment Tunçalp
PMI verisi ne söylüyor?
Bu konuyu seçme nedenim; “Ekonomi iyiye gidiyor” şeklinde temeli olmayan söylemlerin rahatça gündeme gelebilmesidir. Yüzde 30’lara takılı kalan enflasyona rağmen “dezenflasyon süreci”nden bahsedilmesidir. Bu konuda çok yazdığım için bugün sıra Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verisindedir.
PMI ekonomide en fazla önem verilen ve takip edilen göstergelerin başında gelir. Her ayın ilk günü açıklanması bu veriyi öncü gösterge konumuna taşır. Yani bir nevi özel sektördeki hava durumunu bildirir…
İmalat ve hizmet sektörlerindeki ekonomik eğilimleri ölçer, özel sektör şirketlerindeki üst düzey yöneticilerin aylık anket verilerine dayanır.
- 50,0 eşik değerdir, genişlemeyi de daralmayı da ifade etmez.
- 50,0 üzeri ekonomik aktivitede artışa ve sektörde genişlemeye işaret eder.
- 50,0 altı ekonomik aktivitede düşüşe ve sektörde daralmaya işaret eder.
- İmalat Sanayi PMI endeksi hesaplanırken beş temel bileşene yer verilir. Yeni siparişler (%30), üretim (%25), istihdam (%20), tedarikçilerin teslim süreleri (%15), satın alınan ürün stoku (%10) şeklinde ankete yön verilir. Parantez içindeki oranlar dikkate alınan ağırlıklardır.
- Matematiksel formülü;
PMI= (Olumlu cevap oranı x 1)+(Değişmedi cevap oranı x 0,5)+(Olumsuz cevap oranı x 0) şeklindedir…
Olumsuz cevapların 0 ile çarpıldığı için formüle bir katkısı yoktur. Bu bakımdan sadeleştirelim…
PMI= İyiye gidiyor diyenlerin %’si+(Değişmedi diyenlerin %’si/2)
Yani iyileşme bildirenlerin yüzdesi ile değişmediğini bildirenlerin yarısı toplanır. Örneğin; bir ayda 100 satın alma yöneticisine “yeni siparişler” durumu sorulmuş olsun;
40 yönetici; “geçen aya göre iyi” dediyse %40,
30 yönetici “geçen aya göre değişmedi” dediyse %30,
30 yönetici “geçen aydan daha kötü” dediyse %30 dikkate alınır. Formülde yerine koyacak olursak; PMI= 40+(30/2)= 55 çıkar…
Bu şekilde elde edilen 5 ayrı bileşen skoru, önceden belirlenmiş sabit ağırlıklarla (yukarda belirttim) çarpılarak tek bir manşet PMI rakamına ulaşılır.
- Onu da ayrı bir örnekle açıklayayım. Yukarda “yeni siparişler”i bulmuştuk.
Şimdi de diğer alt endekslerin ağırlıklarını (parantez içindeki) ve örnek endeks puanlarını birlikte görelim.
Yeni siparişler (%30) için 55, üretim (%25) için 53, istihdam (%20) için 48, tedarikçi teslim süreleri (%15) için 50, stoklar (%10) için 45 alt endeks puanları bulunmuş olsun…
Ağırlıklarla çarpınca;
Yeni siparişler 55×0,30= 16,5
Üretim 53×0,25= 13,25
İstihdam 48×0,20= 9,6
Tedarikçi t. Süresi 50×0,15= 7,5
Stoklar 45×0,10= 4,5
PMI= 16,5+13,25+9,6+7,5+4,5= 51,35 çıkar.
Peki bunu nasıl okuruz?
Endeks 51,35 olarak büyümeye işaret etse de istihdamda 48,0 ve stoklardaki 45,0 puanları daralmaya dikkat çeker. Bunun da anlamı; talep artmasına rağmen üretim artışının stokları eriterek karşılandığı ve temkinli davranılması gerektiğini ifade eder.
PMI’lar, bir sektörün (imalat, hizmet, inşaat) durumuna ilişkin gerçek zamanlı tespitler sunar. Resmi veriler ise en az üç ay gecikmeli geldiğinden, PMI anlık fotoğraf yerine geçer. Zira daha sonraki istatistikleri öngörmek ve işletmelerin planlarını ve kararlarını etkileme işlevi bulunduğundan çok değerlidir.
Örneğin Mayıs ayı küresel İmalat PMI 52,6 seviyesiyle yaklaşık 5 ayın zirvesindedir. Küresel ortalamanın üzerindeki ülkeler: Tayvan, Hollanda, İrlanda, ABD, Hindistan, Güney Kore, Japonya, Birleşik Krallık, Yunanistan, İtalya, Kanada, Vietnam…
Eşik değer (50) üzerindeki ülkeler: Tayland, Çekya, Kolombiya, Avusturya, İspanya, Pakistan, Filipinler, Avustralya, Almanya…
Eşik değerin altındaki ülkeler: Türkiye, Meksika, Polonya, Myanmar, Brezilya, Kazakistan, Rusya, Romanya…
Dünyada durum buyken; ülkemizde İSO PMI verilerine göre imalat sanayinde 27 aydır süren zayıflama Haziran ayında 47,1’e gerileyerek derinleşmiştir.
Sonuç olarak; kulaktan dolma bilgilere dayanarak ekonomi hakkında fikir edinilemez. Geçenlerde yetkili bir ağızdan, “vatandaşı enflasyona ezdirmedik” cümlesini duyunca inanamadım. Zira matematik ve istatistik tersini söylüyordu. Çarşıda, pazarda gördüğümüz manzaralardan bahsetmiyorum bile…
Örneğin Haziran ayı itibariyle yıllık TÜFE %32,11 çıktı diye bunu alt ve orta gelir grubunun enflasyonu olarak göremeyiz. Zira bu gelir gruplarının harcamalarında gıda ve konutun ağırlığı %70 iken, TÜFE sepetindeki karşılığı %35,84’dür (gıda %24,44+konut %11,40). Üstelik Haziran ayında ortalama enflasyon %32,11 iken, gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonu %35,45, konut enflasyonu %45,14 çıkmıştır. Dolayısıyla bu iki kategorinin enflasyonu hem ortalamasının çok üstündedir hem de sepet ağırlıkları yaklaşık 2 katıdır. Bu durumda sabit gelirli ve emeklinin enflasyon karşısındaki alım gücü kaybı en küçük bir tereddüde yer bırakmaz.
Son altı aydır %31-32 seviyesinde seyreden yıllık enflasyon oranları, “dezenflasyon sürecindeyiz” sözlerini tekzip etmiyor mu?
PMI verileri de daha kapsamlı şekilde geleceği tarif ettiğine göre geriye merak edilecek bir şey kalıyor mu?
Ercüment Tunçalp
İki ülkede iki alışveriş (42) Avusturya
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın en fakir ülkelerinden sayılan Avusturya, son 20 yılda dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almayı başarmıştır. Coğrafi konumu da ticari yönden önemli güç kaynağı oluşturmaktadır. Orta Avrupa’da denize kıyısı olmayan bu ülkenin komşuları; Almanya, Çekya, Slovakya, Macaristan Slovenya, İtalya, İsviçre, Lihtenştayn’dır. Başkenti Viyana’dır. Yüzölçümü 83.879 kilometrekare (Ege Bölgesi kadar), nüfusu 9,2 milyondur (İzmir’in 2 katı kadar).
Denize kıyısı olmadığı halde Tuna nehrinden turistik açıdan olduğu kadar taşıma açısından da faydalanmaktadırlar. Zira Karadeniz’i Kuzey Denizi’ne bağlayan su yolu üzerinde bulunmaktalar. Ülkenin hemen hemen yarısı ormanlarla kaplı olup, büyük kısmı özel şahıslara aittir. Bu ülkenin Japonya’dan sonra çevre konusunda dünyanın en duyarlı ikinci ülkesi olduğu kabul edilmektedir.
- Kişi başı milli geliri 63.160 dolar, yani bizimkinin (18.040 dolar) 3,5 katı,
- Yıllık enflasyon %3,7, işsizlik %7,1.
- Viyana şehir merkezi hariç, 2+1 ev kiraları 1.100-1.500 Euro civarındadır. Yani 52-79 bin TL arasıdır. Satılık dairelerin metrekare fiyatları 6.200- 6.700 Euro civarındadır. Yani 90 metrekare bir dairenin fiyatı Avrupa’nın göbeğinde 29-32 milyon TL karşılığındadır.
- Avusturya’da devlet tarafından belirlenmiş tek yasal asgari ücret bulunmamaktadır. Minimum brüt maaş 1.800 Euro’dur. Yılda 14 defa ödendiği için 14×1.800/12= 2.100 Euro’dur. Bu maaşın neti yaklaşık 1.550 Euro civarındadır. Bizim 28.075 TL’lik (531 Euro) asgari ücreti de yanına koyalım.
Fiyat kıyaslamamıza geçebiliriz…
- Avusturya’da faaliyet gösteren küresel zincirler; Spar, Rewe, Billa, Penny, Hofer, Mpreis…
- Alışveriş yeri Spar mağazasıdır. Fiyatların alındığı tarih 24 Haziran 2026’dır.
- Güncel kur; 1 Euro= 52,84 TL’dir.
- 63 ürünün yer aldığı listede, Avusturya alışverişinin tutarı 391,24 Euro (20.673 TL), Türkiye tutarı 488,22 Euro (25.856 TL) çıkmıştır. Aynı alışverişe bizim tüketicimiz Euro bazında %25 daha fazla ödemektedir.
- Ülkemizdeki en güncel konu olan tavuk olayını bu fiyat listesi ile birleştirelim. Listede görüleceği üzere; bütün tavukta oldukça farklı şekilde biz ucuzuz. Spar 5,99 euro, bizde 2,55 Euro’dur. Sıra parça fiyatlarına gelince; örneğin kanat fiyatında onları geçiyoruz. Spar’da 6,49 Euro iken, bizde 8,14 Euro çıkıyor. Orada kanat fiyatı, bütün fiyatın %8 fazlası iken; bizde kanat fiyatı, bütün fiyatın %219 fazlasıdır. Bunun tek izahı vardır. Vitrine bütün piliçi uygun fiyata koyup, parçalardan fazlasını kazanmaktır. Yabancının o kadar aklı olmadığı için maalesef bunu düşünemiyor. Bu da bilinsin istedim!
- En dikkat çekici durum Fransız malı St Dalfour reçellerinde görülmektedir. Her iki ülkede de ithal ürün olmasına rağmen Euro bazında bizde %71 daha pahalıdır. İşte fahiş fiyat seviyesi dediğim budur. Zira piyasada ne kadar reçel olarak tanıtılsa da bizim anlayacağımız şekilde marmelat, markanın kendi tarifi ise “meyve ezmesi”dir.
- Türkiye’de “organik ürün” pahalı satılacak ürün olarak algılanıyor. Asgari %52 konvansiyonel ürünün üzerinde fiyat seviyesi görüyoruz. Dünyada böyle değildir, %26 fark eden örneği de Avusturya’da görmekteyiz.
- Bu bakımdan onların organik ürünlerinin karşısına, bizde muadili yoksa normal ürünü koyabiliyorum. Örneğin tereyağı bizde oradaki gibi organik değil. Fıstık ezmesi de bizde hem 50 gr eksik hem de oradaki gibi organik değildir.
- Mozerella ve sızma zeytinyağı bizde yerli üretim, oradakiler ithaldir.
- Yaban mersini çileği Avusturya’da 450 gr, bizdeki 290 gramdır.
- Fındık içi fiyatı Avusturya’da ambalajlı, bizdeki dökme fiyatıdır.
- Kuru incirde de 2 katı aşan fiyat farkına rağmen, oradaki ambalajlı ithal ürün, bizdeki dökme yerli üründür. Bütün bu özellikler eşitlenebilseydi aradaki fark birkaç puan daha açılabilirdi, dikkate alınmalıdır.
- Türk fındığı ile Türkiye’de üretilen Nutella’nın, Euro bazında iki ülkede fiyatları bu kadar birbirine yakın olmamalıydı…
- Milka çikolata bizde Euro bazında %52 pahalıdır. Benim aldığım fiyatlar her iki tarafta da normal raf fiyatlarıdır. Zira onlarda da zaman zaman daha düşük insert fiyatlarına rastlanabiliyor.
- Bu alışverişe bizim tüketicimiz Euro bazında %25 daha fazla öderken, alışverişi ucuza getiren Avusturya vatandaşının geliri de %192 fazladır.
Satın alma gücündeki farka gelirsek; bu alışverişi Avusturya vatandaşı aylık geliri ile ay içinde 4 defa tekrarlayabilirken, bizim vatandaşımız aynı alışverişi aylık geliri ile 1 defa yapabilmektedir.
Bir başka ifade ile Avusturya vatandaşı bu alışverişe gelirinin %25’ini ayırırken, bizim vatandaşımız gelirinin %92’sini ayırmak zorundadır.
Sonuç olarak; liste toplamında %25 fazlalığımız varken, alkollü içkileri dışarda tutunca fazlalık oranı %21’e düşüyor. Listeyi alkolsüz olarak görmek isteyenlerin ara toplamı dikkate almaları önerilir.

Not: Ülkemizde fiyatların nasıl rahat artırılabildiğine en son örnek, çevre kirliliğini azaltmak amacıyla devreye sokulan “Depozitosu Olan Ambalajlar” (DOA) iade sisteminin sabote edilmesidir. Bazı içecek ve hazır su firmaları tarafından, iade edilecek şişe başına 1 TL depozito yansıtılması gerekirken, ürünlere 5 TL’yi bulan zamlar yapıldığı tespit edilmiştir. İşte yıllardır “fırsatçı enflasyonu” olarak ifade ettiğim bu tarz sadece şekil değiştirmiştir.
Bu defa yapılan, enflasyona katkı yanında; ancak tüketici motivasyonu yükselirse başarılı olması beklenen sistemin de hızını kesmeye dönüktür.
Para cezalarını da fazlasıyla tüketiciye yansıtan işletmelere karşı daha caydırıcı başka tedbirler devreye sokulmalıdır.
