Ercüment Tunçalp
Küresel gıda fiyatları düşerken…
Başlıktaki cümleyi tamamlayalım; küresel gıda fiyatları düşerken, ülkemizdeki fiyat artışları hız kesmiyor. Aldığınız bir ürünü üç gün sonra tekrar aynı fiyattan bulamıyorsunuz…
Yıllardır küresel raf fiyatları ile bizim fiyatlarımızı kıyaslıyorum. “İki ülkede iki alışveriş” yazı dizisi ile de zaman zaman bu bilgileri paylaşıyorum. İlk başlarda bu karşılaştırmaları her ülkenin parasını 1 birim kabul ederek yapıyordum (doğrusu da budur). Ancak sonradan gördüm ki; bizim raflarda dolar ve euro esas alındığında bile pahalı ürünlere rastlamamız mümkün oluyor, bu sefer tablonun daha iyi anlaşılması için o ürünlerin tüketici fiyatlarını da döviz cinsinden belirtmeye başladım. Hatta bunu yaparken; et, süt, yumurta, sıvı yağ gibi ana kategorilerde spekülatörlerin fiyatı tırmandırmak üzere ortaya attıkları sözde gerekçeleri boşa çıkartacak şekilde bütün girdilerin ithal olduğu varsayımı üzerinden de kıyaslamaları sürdürdüm.
Örneğin karkas etin dolar ve euro bazında en pahalısı bizde çıktığı gibi, parçalara ayrılmış et çeşitlerinin de gelişmiş ülkelerden daha pahalısının bizde olduğu görüldü. Hepsini her seferinde iki ayrı ülkeden eş zamanlı alınmış örneklerle yan yana getirdim.
Bugünlerde geldiğimiz son nokta ise; küresel gıda fiyatlarının düşmesine karşılık, bizde hâlâ kararlı şekilde yükselişin devam ettiğidir.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Mayıs ayı gıda fiyat endeksini açıkladı. FAO Gıda Fiyat Endeksi, çoğu tahıl, bitkisel yağ ve süt ürünlerindeki düşüşün etkisiyle Mayıs’ta aylık bazda yüzde 2,6 gerilerken, yıllık bazda ise yüzde 22,1 gerileyerek ortalama 124,3 puan oldu.
Böylece küresel gıda fiyatları son iki yılın en düşük seviyesine çekildi.
FAO Tahıl Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 4,8 gerilerken, yıllık bazda yüzde 25,3 düştü. Uluslararası buğday fiyatları, önümüzdeki 2023-24 sezonunda bol miktarda küresel arz beklentisi ve Karadeniz Tahıl Girişimi’nin uzatılması nedeniyle aylık bazda yüzde 3,5 düştü. Dünya mısır fiyatları Mayıs’ta yüzde 9,8 geriledi. Bizde ise hâlâ ekmeğe zam gündemi meşgul ediyor…
FAO Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi, Mayıs’ta aylık bazda yüzde 8,7 düşerken, yıllık bazda yüzde 48,2 geri çekildi. Endekste devam eden düşüş; palm, soya, kolza tohumu ve ayçiçeği yağlarında dünya fiyatlarının düşmesini yansıtıyor.
Bizde ise ayçiçeği yağlarında fiyat tırmanışı sürüyor…
FAO Süt Ürünleri Fiyat Endeksi, Mayıs’ta aylık bazda yüzde 3,2 gerilerken, yıllık bazda yüzde 17,7 düştü. Bizde ise başta peynir ve tereyağı olmak üzere bütün süt ürünlerinde fiyat artışları sürüyor.
FAO Et Fiyat Endeksi ise aylık bazda yüzde 1 artmasına rağmen yıllık bazda yüzde 4,1 geriledi. Bizde ise vatandaşın ulaşamayacağı seviyeler çoktan geçilmesine rağmen spekülatörlerin felaket tellallığı sürüyor.
FAO Şeker Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 5,5 artarak bir yıl önceki değerinin yüzde 30,9 üzerinde gerçekleşti.
Ülkemizdeki duruma biraz daha geniş pencereden bakalım:
Mayıs ayına ait İTO Ücretliler Geçinme İndeksi; bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 56,05 artmıştır. Gıda harcamalarında bu oran yüzde 61,29 çıkarken; ekmek ve tahıllarda yüzde 59,97, et-balık- kümes hayvanlarında yüzde 111,9, yağlar-süt-süt mamulleri-yumurtada yüzde 54 artışlar yaşanmıştır. Resmi enflasyona göre bile gıda ve alkolsüz içeceklerde değişim; bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 52,52 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 76,67 olarak gerçekleşti (T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı/TÜİK).
Evet uygulanan üretim ve destekleme politikasındaki yanlışların fiyatlara yansıdığı ve dünyadan bu konuda ayrıştığımız doğrudur. Ancak piyasayı yakından takip eden bir kişi olarak söylüyorum; fırsatçılıkta da dünyadan ayrıştığımız gerçeğini kabul etmek zorundayız…
Dünya genelinde gıda fiyatları 14 aydır düşerken, Türkiye’de 33 aydır yükselişte olmasını sadece gübre, mazot, tohum, yem ve ilaçtaki yüksek girdi maliyetlerine bağlamak biraz kolaycılıktır.
Reel faiz oranlarının eksiye düşmesi; enflasyonla farkın açılmasına ve paramızın değer kaybetmesine, bu da tüketicinin oldukça zorlanmasına sebep olmaktadır. Fırsatçılar da “nasıl olsa kavgada yumruk sayılmaz” rahatlığıyla, fiyat artışlarının içine kendileri için gerekli olan ilaveleri yapmaktalar. Son iki haftada kurlardaki büyük yükseliş de aynı çevrelere yeniden uygun bir ortam hazırlamıştır. Yakından izlenmesi isabetli olur!
Sonuç olarak; bu ağır yükün tek sorumlusu ve tek sebebi yoktur. Tarımsal girdiler konusunda ithalata büyük ölçüde bağımlı bir ülke konumunda bulunduğumuz, dünyada en fazla buğday ithal eden 3 ülkeden biri olduğumuz sık dile getirilmesine rağmen, küresel gıda fiyatlarındaki düşüşlerin bize neden yansımadığı ise hiç merak konusu olmuyor. Şaşırtıcı değil mi?
Bu kadar yüksek enflasyona rağmen özellikle gıda enflasyonu, her zaman ortalamanın çok üst seviyesinde lokomotif görevi üstlenmiyor mu?
Kısaca “dünyada gıda fiyatları düşerken, bizde yükseliyor” sözü bile çok hafif kalmıyor mu?
Dünya Bankası’na göre; Türkiye gıda enflasyonunda 5. sırada, OECD ülkeleri arasında ise ilk sıradadır. Bu kadar verimli topraklara ve çok uygun iklim kuşağına sahip olmamıza rağmen bu sonucu hak ediyor muyuz acaba?
Son günlerde kullanıma gireceği söylenen 500 TL’lik banknotun da heyecan yarattığını izliyoruz. Ancak daha şimdiden, aşağıda sayacağım ürünlerin sadece 1 kilogramını bile almaya yetmeyeceğini üzülerek belirteyim. Dana antrikot, dana bonfile, pastırma, salam, füme et, kavurma, somon dilim (ambalajlı), birçok peynir çeşidi (parmesan, gouda, Kars gravyeri, cheddar, emmantel), manda kaymağı, Antep fıstığı, çeşitli kutu çikolatalar, çeşitli instant kahveler, kafeinsiz Türk kahvesi, bazı bal çeşitleri (kestane, kara kovan) gibi ilk anda aklıma gelen ve sadece market tezgahlarından tespit ettiğim ürünler bunlardır. Hemen 2-3 ay içinde ise 500 TL’nin yetersiz kalacağı ürünlere ait listesinin hayli uzayacağı da güçlü ihtimaldir…
Ercüment Tunçalp
İki ülkede iki alışveriş (45) Malezya
Malezya Güney Asya’da yer almakta olup, kuzeyinde Tayland, Güney Çin Denizi ve Brunei, doğusunda Selebes Denizi, güneyinde Endonezya ve Singapur, batısında Malakka Boğazı ile çevrilidir. Brunei ile 381 km, Tayland ile 506 km, Endonezya ile 1782 km, sınırı vardır.
Malezya anayasal monarşi altında parlamenter demokrasi ile yönetilmektedir.
Doğal kaynaklar bakımından zengin bir ülkedir. Petrol, doğalgaz, kömür, boksit, bakır, altın, gümüş ve demir cevheri çıkarılmaktadır.
Ülke petrol ihtiyacının yüzde 80’inden fazlasını kendisi karşılayabilmektedir. Enerji ihtiyacının yüzde 96’sını da fosil yakıtlardan elde etmektedir. Doğal gaz yüzde 44, petrol ürünleri yüzde 28, kömür yüzde 24 olmak üzere…
Malezya, yarı iletkenlerin, otomotiv ve bilgisayar parçalarının ve diğer ana girdilerin imalatında ve montajında rekabet avantajlarına sahip bir ülkedir.
Başkenti Kuala Lumpur, nüfusu 34,2 milyon, yüzölçümü 330.252 kilometrekaredir.
- Kişi başı geliri 15.085 Dolar’dır (Bizimki 18.040 Dolar) ve bizden düşüktür.
- Tüketici fiyat enflasyonu %1,9, işsizlik oranı %3’tür.
- Malezya para birimi Ringgit’dir (RM).
- Net asgari ücreti 1.700 Ringgit’dir (416 Dolar) ve bizimki 28.075 TL (594 Dolar) olduğu için bu da bizden düşüktür. Satın alma gücündeki durumu ise sonuç kısmında göreceğiz.
- Kiralar, Kuala Lumpur merkezde 600-2.000 RM arasında, merkezin dışında 1.100-1.400 RM arasındadır.
- Satılık konut fiyatları uygundur. Kuala Lumpur’da ortalama 190 bin Dolar, Selengor ve Saravak’da ortalama 105-115 bin dolar arasındadır. Kelantan eyaletinde ortalama 48 bin dolardır.
- 2023 İnsani Gelişmişlik Endeksi’ne göre dünyada 193 ülke arasında Malezya 67. sıradadır (İzlanda 1./Türkiye 51.).
- 2026 yılı Ekonomik Serbestlik Endeksi’ne göre dünyada 176 ülke arasında 45. sıradadır (Singapur 1./Türkiye 117.).
- Küresel rekabetçilik açısından 2025 verilerine göre dünyada 141 ülke arasında 27. sıradadır (Singapur 1./Türkiye 61.).
Şimdi fiyat kıyaslamamıza geçebiliriz…
- Ülkedeki market zincirleri: Village Grocer (lüks, gurme), 99 Speedmart, Lotus’s, Mydin (yerel), Aeon (Japon), KK Super Mart, 7- Eleven…
- Alışveriş tarihi: 23.07.2026.
- Alışveriş yeri Mydin olup, meyve sebze ve et kategorileri için Village Grocer (Bites Shop) kaynak olarak seçilmiştir.
- Güncel kurlar; 1RM= 11,55 TL, 1 Dolar= 4,09 RM, 1 Dolar= 47,23 TL’dir.
- 67 ürünün yer aldığı listeye ait Malezya alışveriş tutarı 304,04 Dolar, Türkiye alışveriş tutarı 418,44 Dolar çıkmıştır. Yüzde 38 daha pahalıyız…
- 49 ürün bizde pahalıdır.
- Yeni Zelanda örneğinde de gördüğümüz gibi bizde bal fiyatları ikiye katlanmaktadır. İçme suyu ve sıvı sabun da bizde 2 katıdır.
- Onlarda ve bizde birebir aynı olan ürünlerden; Ahmad Tea yüzde 138, Tobleron çikolata yüzde 140, Nescafe Gold yüzde 80, Coca Cola yüzde 80 bizde daha pahalıdır.
- Satın alma gücü farkına bakacak olursak; gelirimiz yüzde 43 daha yüksekken, harcamamız da yüzde 38 fazladır.
- Malezya vatandaşı bir aylık geliri ile bu alışverişi ay içinde 1,4 defa yapabilirken, bizim vatandaşımız da aynı alışverişi ay içinde 1,4 defa tekrarlayabilmektedir. Bir başka ifade ile her 2 tarafta gelirinin yaklaşık yüzde 70’ini bu alışverişe ayırmak durumundadır.
Sonuç olarak; kişi başı geliri ve asgari ücreti bizden düşük olan bir ülkenin satın alma gücü bizimkine ulaşabilir, hatta başka örneklerde gördüğümüz gibi bizimkini de aşabilir. Bu da Dolar bazında market fiyatlarımızın yüksekliğinden kaynaklanmaktadır. Kira ve emlak değeri başta olmak üzere toplam yaşam maliyetinin daha düşük olması da bu sonuca katkı yapmaktadır. Yani ne sadece fiyat seviyesinin düşük olması ne de sadece gelir seviyesinin yüksek olması SAGP hesabında olduğu gibi doğru sonuca götürmez. Aynı mal ve hizmet sepetine gelirin ne kadarının yetebileceği veya aynı alışverişin her iki ülkede kaç defa tekrarlanabileceği satın alma gücündeki farkı belli edebilir.
Şimdi işin matematiği buyken, bir gazetemiz habere başlık atmış; “Küresel gıda fiyatları Temmuz’da uçtu, tahılda ve şekerde sert artış” diye…
Acaba bu kadar yakından takip etmemize rağmen gözümüzden kaçan bir şey mi vardı?
Hemen haberi bir solukta okudum. FAO açıklamasında özet olarak; “Temmuz 2026 Gıda Fiyat Endeksi’nin, tahıl, bitkisel yağ ve şeker fiyatlarındaki yükselişin etkisiyle bir önceki aya göre yüzde 0,6, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1 artış gösterdiği” belirtiliyordu. Devamında da; “bu endeks artışlarının, et ve süt ürünleri fiyatlarındaki düşüşlerle kısmen dengelendiği” ifade ediliyordu. Şimdi soruyorum; bu habere böyle bir başlık atılır mı?
İşte yaptığımız fiyat kıyaslamaları, bizdeki uçuşun yanında, küresel hafif bir kıpırdamanın (ben tüketici olarak 10 katına razıyım), lafı mı olur?
Kaldı ki dünyada 2 yıl boyunca fiyat seviyesi hiç değişmeyen ülkeler de var…
Teşhisi doğru koyamayanın, tedavide başarı sağlaması imkansızdır.

Ercüment Tunçalp
Turizmde işler yolunda mı?
Yetkililerin ağzından dinlerseniz her şey yolunda. İşte bu özeleştirinin yapılmaması sektörün geleceği için en büyük tehdittir.
Oysa gerçek; yurt içindeki yüksek enflasyonun (fırsatçı enflasyonu da dahil), konaklama ve yeme-içme fiyatlarını tırmandırarak, tatilcilerin rotayı yurt dışına kırmasına ve turizm giderlerindeki artış hızının turizm gelirlerini katlamasına neden olmasıdır. 2021 yılından 2025 yılı sonuna kadar olan süreçte, turizm gelirleri yüzde 112,6 oranında artarak 30,3 milyar dolardan 64,4 milyar dolara yükseldi. Buna karşılık, yurt dışını ziyaret eden vatandaşlarımızın harcamalarını kapsayan turizm gideri aynı dönemde yüzde 335,8 oranında sıçrama yaparak 2,2 milyar dolardan 9,6 milyar dolara dayandı.
Turizm sezonunun güçlü bir başlangıç yapması beklenen ikinci çeyrekte (Nisan, Mayıs, Haziran) ise, turizm gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,73 oranında gerileyerek 15 milyar 655 milyon dolara düştü. Buna karşın vatandaşımızın yurt dışı seyahat harcamaları aralıksız artış trendini sürdürdü ve yüzde 7,35 oranında artarak 2 milyar 962 milyon dolara ulaştı. Bu rakam turizm bilançosunda bugüne kadar kaydedilen tüm zamanların en yüksek çeyreksel gider rekoru olarak kayıtlara geçti (Merve Yiğitcan haberi).
Bunun anlamı; turizmden kazanılan her 100 doların yaklaşık 19 dolarının yerli turistler tarafından yurt dışına transfer edildiğidir.
Artık yabancı turistin güvenini kaybetmenin yanında, kendi vatandaşlarımızın da yurt dışındaki tatili daha ucuz bulmaları çok konuşulur hale geldi.
Ankara’daki yeme içme maliyetinin, Bodrum ve Çeşme’de 4’e, 5’e katlanması (Marmaris, Antalya’da dahil), artık kimseyi şaşırtmıyor. Yani bir anlamda bakkalda 20 lira olan suyun sözde plaj tesisinde 200 lira olmasına alıştık.
Geçen yıl bu zamanlarda Yunanistan ile market fiyatlarımızı karşılaştırmış, Euro bazında aynı alışverişin bizde yüzde 29 daha pahalı çıktığını yazmıştım. Bir arkadaşım komşuya ait Ege adalarındaki tatilden yeni döndü ve aradaki farkın daha da açıldığını görmem için bir kıyaslama daha yapmamı istedi.
Yapacaktım ama gerek kalmadı; zira Nefes Gazetesi o çalışmayı yaptı ve arkadaşımın haklılığını tescil etmiş oldu. Evet farkın bu sefer de yüzde 57’ye çıktığını görmüş olduk. Listeyi yazının sonuna ilave ediyorum.
Bir yıl önce yerli turistin, 2-3 günlük gezilerle Yunanistan’a market alışverişi için gittiklerini yazmıştım. Şimdi artık o alışveriş daha da cazip hale gelmiştir.
Yerli turistin düşüncesi bu olduktan sonra yabancıya şaşırmaya ihtiyaç kalmadı.
Bizde yabancı turist için tek garanti, “Her şey dahil” sistem içinde kalmak ve otelden hiç çıkmamaktır. Geriye sadece taksici riski kalıyor ki, onu da havalimanı-otel transferi olarak faturaya dahil ettirmek çözüm olabiliyor.
Kendisi de iyi bir denizci olan gazeteci Fatih Çekirge’den aktarıyorum…
- İşin en acı yanından başlamış. “Denizlerimizi temiz tutamıyoruz. Marmaris körfezinde kano yapan turistler, fotoğraf göndermişler. Körfezin girişine yapılan devasa otelin çamuru, betonu, taşı toprağı denize akıyor” diyor ve devam ediyor:
“Sahillerdeki yoğun kirlenme, restoranların fahiş fiyatları yat turizmini de vurmuş durumda. Bırakın turistlerin gelmesini, tekne sahipleri de komşuya gidiyor. Sık duyulan sohbetlerden biri, ‘Rodos’ta 100 Euro’ya yediğin yemek Bodrum’da 300-500 Euro’ oluyor.” Lezzet, hijyen farkını da ben ilave edeyim.
- Çekirge, bir amatör kaptanın söylediklerini de aktarıyor. “Şu anda Patmos’tayız, limana bağlandık. Bir gece için 9 Euro aldılar (yaklaşık 500 TL). Bizde olsa gecelik 6 bin ile 8 bin lira arasında para istiyorlar. Kos Adası’nın (İstanköy) limanına bağlandım, 13 gün kaldık, 1 Euro bile istemediler. Bizde böyle bir şey düşünülebilir mi?” diye bitiriyor…
Ülkemizi en fazla tercih eden Rus turistler, kendilerinde olmayan deniz, kum, güneş için geliyorlar ve otelden dışarı çıkmayıp görünmeden gidiyorlar. Yani turist yerine tatilciyi tercih ettiğimize göre en azından kıyı turizmi için denizimizi temiz tutmak gerekmez mi?
Turistle empati yapmıyoruz. Bir top dondurmaya 400 TL isteyen esnafa engel olamıyorsak turistin yerlisi de yabancısı da komşuya kaçar.
Temmuz ortasında Çeşme’de doluluk oranının %50 olduğunu duyuyoruz. Peki hemen 8 mil uzaktaki Sakız Adası’nda durum ne? Hafta içi %80, hafta sonu doluluk oranı %95’e ulaşıyor.
Henüz sezon başında (Mayıs), Çeşme Turizm Zirvesi’nde konuşan Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği Başkanı Mehmet İşler’in ağzından da duyalım. İşler, Çeşme ve benzeri destinasyonlarda oluşan “pahalı tatil” algısının (sanki gerçek değilmiş gibi) sektöre zarar verdiğini, Alaçatı ve marina çevresindeki yüksek fiyatların tüm bölgeye mal edilmesinin (Alaçatı’yı Çeşme’ye bağlı saymıyor), yanlış olduğunu” belirtiyor. Ve başkan muhtemel sonucu açıklıyor; “Fiyat politikalarının doğru yönetilmemesi halinde bölgesel rekabetin kaybedileceğini, bunun önüne geçmek için hizmet kalitesinin de korunması gerektiğini” söylüyor. Yani sonunda doğru teşhisi koymuş oluyor!
Sonuç olarak; fiyatlandırmada savaş bahanesini de bir kenara bırakalım artık. Bu nasıl bir savaş ki; Rusya’yı Ukrayna’yı, İran’ı bizdeki kadar etkilemiyor?!
İşte Yunanistan marketlerindeki fiyat avantajını aşağıda görmek mümkündür. Satın alma gücü farkını da yanına ilave edelim…
Yunanistan’da net asgari ücret 797 EuroX14 ay/12 ay= 930 Euro’dur.
Bize ait 522 Euroluk geliri de yanına koyarsak; Yunanistan’da tüketici bu alışverişi (104 €) bir ayda 9 defa yapabilirken, Türk tüketicinin aynı alışverişi (164 €) bir ayda 3,2 defa tekrarlayabileceği görülür.
Ürün bazında baktığımızda ise su (%131 pahalı), tavuk kanat (% 152 pahalı), süt (% 115) fiyatlarımızın uçup gittiğini izliyoruz.
Dolayısıyla bizim gidecek yerimiz yok ama yabancı turist için seçenek çok…
İşte 22 ürünlük o liste:

Ercüment Tunçalp
Depozito iade sistemi üzerine…
Türkiye genelinde 1 Temmuz 2026 itibariyle uygulamaya giren Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sisteminin ekonomiye ve çevreye katkısı tartışılmaz.
Ancak şu anda yükü taşıyan sadece tüketicidir. Zira devlet sistemin kendi içinde işleyebilmesi için finansal kaynağı üreticiden sağlıyor. Üretici de bunu fazlasıyla fiyatlara yansıtıyor.
Sistemin işleyişi ile başlayalım…
- Tüketiciler tarafından DOA iade noktalarına getirilen boş içecek ambalajları için, önce iade makinesinin ekranında oluşan karekod, cep telefonu kamerasıyla DOA Mobil Uygulaması üzerinden okutuluyor.
- Ambalaj teslim edildikten sonra depozito bedeli Türkiye Emlak Katılım Bankası alt yapısıyla anında dijital cüzdana yansıtılıyor.
- İade bedelleri tüketicinin banka hesabına aktarılabiliyor, EFT ve havale işlemleri de gerçekleştirilebiliyor.
- Üreticiler ambalaj türüne göre devlete ek bir çevre vergisi/katılım payı (GEKAP) ödüyorlar. TÜÇA (Türkiye Çevre Ajansı), üreticilerden havuzda toplanan bu nakit gücünü ve bütçeyi kullanarak DOA makinelerini toplu olarak satın alıyor, belediyelere ve marketlere dağıtıyor.
- Üretici bu parayı cebinden ödüyor gözükse de; ürünün satış fiyatına ekleyerek fazlasıyla toptancı/markete, markette bu bedeli tüketiciye yansıtıyor. Ayrıca birçok semte makine ulaşmadığı için sisteme iade edilemeyen bedeli ödenmiş ambalajlar da eskiden olduğu gibi toplayıcılar kanalıyla toplanıyor. Bu da hiç azımsanmayacak büyüklükte bir fon oluşturuyor.
- Sistemde, ambalaj başına teşvik bedeli 1 TL olarak belirlenmiştir. Şu anda hacmi 0,1 ile 3,0 litre arasındaki tüm kayıtlı plastik, cam ve alüminyum ambalajlar sisteme dahildir.
- Uygulamanın başlaması ile birlikte bu ambalajları kullanan bazı markalar ürünlere 1 TL’nin de üzerinde fiyat artışı yaptılar. Bazıları da 3 litreye kadar olan ambalajlarla da yetinmediler ve yukarda belirtilen hacimlerin dışındaki büyük ambalajlara da eş zamanlı aynı zammı uyguladılar.
Eve gelen tanınmış bir markanın 5 lt’lik ambalajı 80 TL’den 90 TL’ye terfi edince; bu %12,5 oranındaki fiyat artışının sebebini bayiye sorduğumda aldığım cevap “depozito zammı” olmuştur. Yani maliyet artışı gelmediği halde uygulama dışında kalan bu ambalaj da aynı bahane köprüsünden geçmiştir.
Oysa tüketici 1 TL kazandığını zannederken, 3 TL fazla ödediğini görünce, sistemi sürdürecek motivasyonu kalmaz…
- Elbette yeni bir uygulamanın oturması için zamana ihtiyaç vardır ama yeterli sayıda makineye ulaşılamaması, arızaların ana nedeni olarak görülebilir.
- Avrupa ve ABD’nin teknolojide bizden geride olmadıkları halde süreci en basit şekliyle uygulamalarının sebebi vardır. Onların uygulamasında; otomata ambalajı atıyorsunuz, alınan makbuzu da market kasasında nakde çeviriyorsunuz. Perakendeci açısından da müşterinin içeri girmesini garanti ediyorsunuz. Bizde ise böyle bir zorunluluk yok. Üstelik akıllı telefon kullanamayan yaşlı tüketicilere de kullanım kolaylığı sağlanamıyor.
- Avrupa’da market önlerinde bulunan depozito iade otomatları doluluk oranına ulaştığında market personeli tarafından hiç gecikmeden boşaltılıyor. Lisanslı lojistik firmaları tarafından da market depolarından toplanıyor. Bizdeki uygulamada gördüğüm ise, otomatların çabuk dolduğu ve toplayıcıların ortalama 24 saat sonra marketlere gelebildiğidir. İşte bu zaman diliminde elindeki boş ambalaj yükünden kurtulamayan tüketici alışveriş yapamadan evine dönüyor. Böylece tüketici ile perakendeci birlikte kaybediyor.
- Avrupa’da tüketici ürünü alırken depozito bedelini peşin öder (ürün+depozito), ambalajı iade ettiğinde ise bu bedeli geri alır. ABD sistemi de eyaletlere göre değişmekle birlikte Avrupa uygulamasına çok yakındır. İşte bunun için Avrupa ve ABD sistemi daha net anlaşılır ve şeffaf olduğu için de kötü niyetlilere açık kapı bırakmıyor.
- Şimdi de tedarikçinin “yeni maliyet artışımız var” dediği konuya bakalım…
- Yeni olan DEKAB (Depozito Katılım Bedeli) Kasım 2023’den itibaren uygulanan iadeli bir depozito sistemidir. Bir de GEKAP (Geri Kazanım Katılım Payı) vardır ki; bu da 2020 yılından itibaren uygulanan çevre vergisi niteliğindeki kalıcı bir ödemedir. Buradaki ince nokta; DEKAB’a tabi olan ürünler, GEKAP’tan muaf tutuluyor.
Dolayısıyla Ticaret Bakanlığı bu hesabı yaparak denetimleri gerçekleştiriyor. Kaldı ki yapılan fiyat artışlarının bu rakamın çok üzerinde olduğu açıktır.
Sonuç olarak; sürdürülebilirlik odaklı bu sisteme entegre olmak hem üreticinin hem de perakendecinin çevre dostu imajını güçlendirir, marka itibarı ve sadakat yaratır. Perakendeciye de artan müşteri trafiği sağlar.
Atık yönetimini ilgilendiren bir başka konu daha var, bunu bir bütün olarak ele almazsak eksik kalır. Yukardaki olumlu projenin anlam kazanabilmesi için ‘plastik atık ithalatı’nı da birlikte ele almak gerekir. Buradaki çelişkiyi en az 5 yıldır yazıyorum. Eğer geri dönüşüm tesisleri için Avrupa’dan ithal edilen ve en çok da Adana çevresini kirleten bu atıklar kontrol altına alınamazsa mücadele eksik kalacak. Peki neden Adana?
Mersin limanına yakınlığı, kentte çok sayıda plastik dönüşüm tesisi bulunması, geri dönüştürülemeyen atıkların tesisler tarafından gizlice boş arazilere, nehir yataklarına dökülerek yakılması sorunu ağırlaştırıyor. Sıkı denetime ve ağır cezalara ihtiyaç olduğu açıktır. Bunu da bir kenara not etmiş olalım…
