Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

Market markalarının gücü

Ercüment Tunçalp
Abone Ol:

Dünyanın ve ülkemizin en önemli araştırma şirketlerinden Ipsos, yine ses getirecek bir araştırmaya imza attı.

Ulusal zincirler ve indirim marketleri dışında tüm satış kanallarında ve ana ürün gruplarında alışveriş sıklığının azaldığı bu araştırmanın en önemli sonucudur.

Acaba neden?

Sürekli tekrarladığımız üzere; tüketici tarafından market markaları güçlü olan perakendecilere doğru bir yöneliş olduğu anlaşılıyor.

Araştırmada, bir ay önceki “Private Label enflasyondan korur” başlıklı yazımda ortaya koyduğum tespitlere paralel rakamsal sonuçları görmek beni mutlu etti. Demek ki yanılmamışım ve tüketici de bunu farkettiğini rakamlara yansıtmış.

Ayrıntılı sonuçlarla devam edelim:

  • 2022’de hanelerin Hızlı Tüketim Ürünleri (HTÜ) harcamaları geçen yıla kıyasla yüzde 80 artış göstermiş.
  • Ortalama bir hane yaklaşık olarak 2 günde 1 kez HTÜ alışverişi yapmış ve bir alışveriş sepetine 85 TL ödemiş.
  • Geçen yıla kıyasla alışveriş sıklığı azalmış.
  • Haneler Ocak-Kasım 2022 döneminde 204 kez alışverişe gitmişler.
  • Market markalı ürünlerin payı artmış.
  • Her hane ortalama 100 TL’lik harcamasının yaklaşık 54 TL’sini markalı, 24 TL’sini açık, 22 TL’sini ise market markalı ürünlere ayırmış.
  • Geçtiğimiz yıla göre indirim marketleri daha çok tercih edilmiş. Bu tercihle, özellikle et, peynir, sıvı yağ gibi genel gıda ürünlerinde market markalı ürünlerin harcama payı artmış.
  • Market markalı ürünlerin ulusal zincirlerdeki payı da kademeli olarak artmaya devam etmiş. Bu tercihle de özellikle yumurta, toz şeker, makarna, un gibi genel gıda ürünlerinde, kişisel bakım ve temizlik ürünlerinde ulusal zincirlerdeki market markalarına yönelim artmış.

Bundan ne sonuç çıkarmalıyız?

Şube sayısı yeterli olan yerel perakendecilerimizin de özel marka uygulamalarına gecikmeden başlamalarının şart olduğunu anlamalıyız.

Veya yakın şehirlerde yer alan yerel perakendecilerimizin organize olarak ortak private label çalışmaları başlatmalarının uygun olduğunu görmeliyiz.

Veya bazı yerel üreticilerin markalarını münhasıran böyle yerel organizasyonlara tahsis etmelerinin muhtemel ticari sonuçlarını değerlendirmeliyiz.

Ipsos araştırmasına göre; 2022’de hanelerin yüzde 76’sı hızlı tüketim ürünleri alışverişlerinde küçük boy alışveriş sepeti (1-3 farklı ürün), yüzde 15’i orta boy sepet (4-6 farklı ürün), yüzde 9’u da büyük alışveriş arabası (7 ve daha fazla ürün) kullanmışlar.

Bu neyi gösteriyor?

Müşteri profilinin ağırlıkla hangi gelir gruplarına ait olduğunu ve bu grupların da alım gücünü hızlı şekilde kaybettiklerini çok açık ifade ediyor.

Geçen haftaki “Asgari ücret ve alım gücü” başlıklı yazım bu amaçla yazılmıştır. Tüketici çoğunluğunun memur, emekli ve asgari ücretli çalışanlar olduğu bilindiğine göre, bu vatandaşların alım gücü kayıpları görmezden gelinemezdi. Ayrıca işin insani boyutu yanında ticareti olumsuz etkileyecek yanını da gözden kaçırmamak gerekir ki; şirketlerin sağlığı için alınacak tedbirlerde eksiklik yaşanmasın…

Ipsos araştırmasına göre; 2022’de ortalama bir hane her 100 TL’sinin yüzde 84’ünü gıda ve içecek, yüzde 9’unu kişisel bakım, yüzde 7’sini ise ev bakım ürünleri için harcadı. Geçen yılla kıyaslandığında gıda ve içeceklerin payı artmış.

Peki bunu nasıl yorumlayabiliriz?

Alım gücü düştükçe gıdanın harcamalar içindeki payı artar. İşte bunun için yıllardır alt gelir grubunun gıda payı, ‘TÜİK sepetindeki gıda ağırlığının yaklaşık 2 katıdır’ diyoruz. Bu grubun enflasyonu daha yüksek hissetmesi bundandır ve yukardaki araştırma sonucu da bunu teyit etmektedir.

Ipsos araştırmasına göre; 2022’nin öne çıkan perakende satış kanalları, indirim marketleri ve e-ticaret şirketleridir.

  • Hanelerin hesaplı ürün arayışı indirim marketlerinin büyüme hızını artırmış.
  • Genel olarak haneye giren ürün sayısındaki azalmaya rağmen indirim marketlerinden alınan ürün sayısı artmış (%4).
  • Böylece indirim marketlerinin hane harcamalarındaki payı belirgin artış göstermiş.
  • E-ticaretin büyüme hızını korumasında da daha fazla indirim ve fiyat avantajı öne çıkmış.

Bundan ne anlıyoruz?

Üzülerek söylemeliyim ki; zorunlu olarak fiyat avantajı arayışı önceliği almış, kalite arayışı ise geri planda kalmıştır. Yukarda belirtilen 2 kanal belli bir kalite seviyesini korusa da gidişatı dışardan izleyen bazı çevrelerin sırf fiyat düşüklüğü sayesinde standart dışı üretim için tolerans görebileceklerine dair ümitleri artmıştır. İşte en önemli risk budur…

Sonuç olarak; bu araştırma sonuçlarını destekleyen, piyasanın barometresi durumundaki semt pazarlarında daha sert miktarsal düşüşler yaşandığını bizzat ilk ağızdan duyuyoruz. Esnafla konuşuyorum; artık herhangi bir ürünü 3-5 kg alan müşterinin kalmadığı, ortalama alış miktarının yarım kg civarında olduğu, adetle alınan meyve çeşitlerinin de arttığı belirtiliyor. Satışa açık sunulan salçanın kaşıkla, sıvı yağın bardakla satışı yeni ölçü birimi olmuştur. Elbette esnaf sadece tüketici adına değil, kendisi için de endişe ediyor. Bu sebeple çarkı döndürebilmek adına boş dolaşan değil, alım gücü yeterli olan müşteri istiyor.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Ercüment Tunçalp

Ekmek fiyatı ile atıl kapasite ilişkisi

Ercüment Tunçalp

Elbette yıkıcı ve yıpratıcı bir yüksek enflasyon gerçeğimiz yanında bunu elverişli bir ortam sayarak değerlendirmek isteyenler de var. Tüketicinin bu iki ateş arasında kaldığını bıkmadan usanmadan yazıyorum. Sırası geldikçe de bu açıdan değişik kategorileri müstakil olarak rakamlar eşliğinde yorumluyorum.

Bugün de ekmeği konuşacağız. Çünkü o hem bir simgedir hem de alt gelir grubunun yaşadığı semtlerde, perakendecinin en fazla miktarda sattığı üründür.

İstanbul genelinde İTO Meclisi’nden ekmeğe zam kararı çıkabilmesi için sahadan gelen teklif, önce yönetim kuruluna bildirilip değerlendiriliyor. Uygun görülürse il ticaret müdürü, il tarım müdürü, esnaf oda birliği başkanı, ticaret odası ve belediyeden yetkililerin oluşturacağı komisyona çağrı yapılıyor. Alınan karar Ticaret Bakanlığı’na bildiriliyor ve onay alınıyor.

Şimdi bu süreçlerden geçmiş şekilde değişik tarihlerde alınmış zam kararlarını aktaracağım. Ve bu sayede son 2 sene içindeki fiyat artış oranına ulaşacağız.

  • 10 Aralık 2021– İTO meclis toplantısında, 230 gram ekmek fiyatı 2 liradan 2,5 liraya (kilogram 10,87 TL) çıkartılmıştı.
  • 6 Temmuz 2022– İTO meclis toplantısında, 210 gram ekmek fiyatı 4 liraya (kilogram 19,04 TL) yükseltilmişti. Daha önce de ara tarifede 230 gram ekmeğin 3 TL’den (kilogram 13 TL) satılması kararlaştırılmıştı.
  • 22 Aralık 2022– İTO meclis toplantısında, 1 Ocak 2023 tarihinden geçerli olmak üzere, halihazırda 260 gram ekmeği 5 liradan (kilogram 19,23 TL) satan fırıncıların 200 gram ekmeği 5 liradan (kilogram 25 TL) satacaklarına dair karar verilmişti. Buna örtülü zam diyoruz.
  • 8 Temmuz 2023– Birçok fırıncı İstanbul’da zamlı tarife çıkmadan, 240 gramını 6 liraya (kilogram 25 TL) sattıkları ekmeği 230 grama düşürerek fiyatı da 8 liraya (kilogram 34,78 TL) yükseltmişlerdi. Bu da katmerli zam oluyor.
  • 10 Ağustos 2023– İTO meclis toplantısında, 200 gr ekmek fiyatı 5 liradan 6,5 liraya (kilogram 32,5 TL) yükseltilse de hâlâ uygulanan fiyatın altında kalınmıştı.
  • 14 Kasım 2023– İTO meclis toplantısında, 210 gr ekmek için azami 8 TL fiyat (kilogram 38,09 TL) belirlendi.
  • 9 Mayıs 2024– İTO meclis toplantısında, 200 gram ekmeğin azami fiyatı yüzde 31,25 zamla 10 TL’ye (kilogram 50 TL) çıkartıldı.

Görüleceği üzere zaman zaman alınan kararlar dışında da piyasada değişik fiyatlara rastlamak mümkün olabiliyor. Yine yukarda görüldüğü şekilde Haziran 2022’de 230 gram ekmek 3 TL’den satılırken (kilogram 13 TL), Haziran 2024’te 250 gram ekmek için 15 TL (kilogram 60 TL) fiyatta ısrar ediliyor. Buna göre 2 senelik fiyat artış oranı yüzde 361 çıkıyor. Resmi açıklanan karara göre bile 50 TL’lik fiyatla artış yüzde 285 oluyor.

Şimdi soruyorum;

  • İki sene içinde hangi girdi fiyatları bu oranlarda artmıştır?

Asgari ücret mi? Kiralar mı? Un fiyatları mı?

Cevapları da ben vereyim…

  • Brüt asgari ücret 2022 yılında 6.471 TL (net 5500 TL), 2024 yılında brüt 20.002 TL (net 17.002) olup, birleşik artış oranı 2 sene sonunda yüzde 209′dur.
  • Kira artışı ilk sene (sözleşme yenilemeyi Haziran 2023 varsayalım) yüzde 63,72 oranında, ikinci sene (Haziran 2024) yüzde 62,51 oranında gerçekleşeceğinden, birleşik artış oranı yüzde 166 çıkar.
  • Un fiyatlarındaki artış, ekmeklik 50 kg çuval un Temmuz 2022 ortalama aylık fiyat 360,52 TL (Polatlı Ticaret Borsası), güncel fiyat ise 840 TL (Ova un) olup, 2 senelik artış oranı yüzde 133 çıkar.

Diğer bütün girdilerin de yüzde 200 arttığını varsayalım; ekmek fiyatında son 2 senede gelinen tabloyu maliyet artışı ile izah etmeye imkan var mı?

Şimdi cevaplar belli olduğuna göre esas sebebi bulalım…

Hem de bunu yetkili bir ağızdan duyalım…

Mayıs ayı başında; Ekmek Üreticileri İşverenleri Sendikası Genel Başkanı Cihan Kolivar, artan maliyetler nedeniyle 15 Mayıstan sonra İstanbul’da ekmeğin kilogram fiyatının 60 liraya çıkabileceğini belirtmişti.

Açıklamasının devamında; “Ekmeğe şöyle yansıyacak, fakir bölgelerde 250 gr ekmek 12,5 lira olacak. Ama alım gücü yüksek olan, kiraların fazla olduğu Beşiktaş, Sarıyer, Kadıköy, Üsküdar gibi merkezi yerlerdeki ilçelerde 250 gr ekmek 15 lira olacak” demişti. Üstelik gerekçesi de çok ilginçti…

“Ben fırınımdaki aynı işçi, aynı kira, aynı sigorta, aynı yakıtla 12-13 bin ekmek yapabilirim. Ama şimdi 2500-3000 ekmek yapabiliyorum” diyor. Yani başkan, küçük işletmeler sebebiyle (1000 adet üreten de vardır) birim maliyet yükseldiği için bu verimsizliğin ve yetersiz kapasitenin faturasını da tüketici ödesin istiyor. Bütün iş kollarının bir gerçeği vardır; kapasite kullanım oranı çok düşen bir işletme hayatta kalamaz. Kooperatifleşme ve birleşmeler bunun ilacı olarak doğmuştur. Meslek örgütlerine düşen görev; sürekli talepkar olmak yerine bu organizasyonlara öncülük etmektir.

Sonuç olarak; bir işletme uygun kapasite düzeyinde çalışamazsa, birim maliyetler yükselir, kârlılık düşer ve risk artar. Dolayısıyla daha yüksek kapasite seviyesine çare bulmak girişimciye düşer. Mümkün olamadığı durumda ise sonuç bellidir. Yoksa bu tarz işletmeleri ayakta tutmak üzere tüketiciye ek yük çıkartıp, tam kapasite çalışan büyük işletmelere de ek kazanç sağlanamaz. Aksi halde bundan daha adaletsiz bir piyasa düzeni olabilir mi?

İstanbul Halk Ekmek (İHE) Kurban Bayramı sonrası normal ekmeğe yüzde 60 zam yaptı. 250 gramlık ekmeğin fiyatını 5 liradan 8 liraya çıkardılar. Elbette onlar da bir defada bu kadar yüksek oranlı artışla yanlış yaptılar. Ancak buna rağmen kilogramı yeni 32 lira olmuş ekmekten kâr ediyorlar. İşte bu ‘kapasite kullanımından kaynaklanan verimlilik’ göstergesidir. Buna bakarak bile enflasyonla mücadele eden bir otoritenin üreticiler arasındaki bu anormal farka (yüzde 87,5 fazlalığa) o kadar kolay onay vermemesi gerekir.

Yukardaki hesap 1 Temmuz’a kadarki durumu kapsıyor. Sakın ola 1 Temmuz’dan geçerli olan yüzde 38 elektrik zammı ile akaryakıta gelen ÖTV zammı şimdiki gerekçelere dahil edilmesin. Henüz bunlara biraz zaman var!

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Yerli mallara uzaktan bakış!

Ercüment Tunçalp

Dünyanın her yanına dağılmış vatandaşlarımızın özledikleri tatlara ulaşmaları kolaylaştıkça sevincimiz artıyor. Her gittiğimiz ülkede Türk Marketi görmeye alıştık. Bununla birlikte eski yıllarda gurbetçilerimizin, “yerli ürünlere ulaşalım da varsın biraz pahalı olsun” kabullenişi de geride kaldı. Artık fiyat farkının kalkması onlar açısından olumlu bir gelişmedir. Ancak bu topraklarda yaşamını sürdüren tüketiciler için mevcut durum sorunludur ve üzücüdür.

Şimdiye kadar birçok ülke ile fiyat kıyaslamaları yaptık. Önceki yıllarda bu karşılaştırmaları; gelir açısından da market fiyatları açısından da hep 1 birim üzerinden yapmış ve Türk tüketicisinin gelirine göre daha pahalıya alışveriş yaptığı ve satın alma gücünü her geçen gün kaybettiği sonucuna varmıştık. Bu birinci aşamaydı

Bilindiği üzere zaman geçtikçe durum bizim açımızdan daha da kötüleşti ve yüksek enflasyon sebebiyle döviz bazında bile en pahalı duruma geldik. Bu da ikinci aşamaydı

2024 yılının ikinci yarısına girdiğimiz şu günlerde ise geldiğimiz üçüncü aşamada; tamamı yerli mallarımızdan oluşan bir alışveriş sepetine, ihraç edildiği ABD’de Türk vatandaşlarının daha ucuza sahip olduklarını izlemeye başladık. Bu ise elbette sorgulanması gereken bir husustur…

İlişikteki listede görüleceği üzere, ABD’de faaliyet gösteren Sultan Market’in fiyatları ile Türkiye’de Migros’un fiyatları kıyaslanmıştır.

Youtube videosu çeken İlkay Zaman ABD tarafında, eşi Melek Zaman ise eş zamanlı olarak Türkiye tarafında fiyatları aldılar. Bu üzücü sonucu bize de yorumlama imkanı verdikleri için bu çalışkan aileye teşekkürlerimi sunarım.

Listede 1. sütun ABD Sultan Market’teki dolar fiyatlarını, 2. sütun Türkiye’deki TL fiyatlarını, 3. sütun ise Türkiye’deki fiyatların dolar karşılığını göstermektedir.

  • Dolar kuru olarak 28 Haziran 2024 tarihindeki 32.90 TL esas alınmıştır.
  • Görüleceği üzere listede 16 adet yerli markalı ürün bulunmaktadır. Bunlardan 8 adedi Türkiye’de daha pahalıdır. Diğerleri de oradaki fiyatlara çok yakındır.
  • Listede yer alan Eti Petibör Bisküvi’nin 1000 gr (5 adet) olan paketi Migros ile eşleşmediğinden, rafta bulunan 800 gramlık (4 adet) paket 76 TL’den aynı standarda çevrilerek 95 TL gösterilmiştir.
  • Tat Garnitür’de de aynı şekilde Migros’taki 340 gramlık fiyat 34.95 TL’den, diğer taraftaki 550 grama çevrilerek 56.50 TL gösterilmiştir.
  • Yudum Sızma Zeytinyağı Türkiye’de yüzde 25 indirime rağmen de pahalı kalmıştır.
  • ABD et ürünleri yüksek standarda sahip çok kaliteli ürünlerdir. Bu kategoride ithalat yasağı olduğu için listede yer alan Cumhuriyet Sucuğu o ülkede üretilmektedir. Daha önce de gösterdiğimiz gibi et fiyatlarında aramızda büyük farklar vardır. Sadece bu ürünü bizde üretilen kaliteli bir markayla kıyasladım.
  • Namet’in 379 TL olan 240 gramlık ürününü 454 gr ile eşleştirilmek üzere 717 TL olarak düzelttim.
  • Yerli malların ABD alışveriş tutarı 75.31 dolar, üretildikleri yer olan ülkemizdeki alışveriş tutarı karşılığı ise 86.73 dolardır.
  • Bu tespitlerden sonra hangi ilave maliyetlere rağmen bu şaşırtıcı sonuç çıkmıştır, ona da bakalım:
    • Yerli markalarımızın birçoğu ihracata gönderdikleri ürünlerde ABD standartlarına uygun içerik değişikliklerini ve kalite iyileştirmelerini de (maliyet unsurudur) muhtemelen ihmal etmemişlerdir.
    • Yerli mallarımızın okyanus ötesine yolculuğuna ait pahalı nakliye gideri ve yaklaşık 1 ay süren deniz yolundaki ilave stok maliyeti, yüksek gümrük masrafları, ABD’deki ithalatçı-toptancı kârları ve perakende fiyatlara eklenmiş vergiler bile gurbetteki raf fiyatlarını bizim fiyatlara yaklaştıramamıştır.
    • Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bu benim için sürpriz değildir. Zira dünyada gıda enflasyonu düşerken ve aksine bizde yükselirken; eğer gıda kategorisinde ihracatımız devam edebiliyorsa, mutlaka o piyasalara uyum göstermek açısından daha düşük fiyat seviyesi uygulanmak zorundadır. İşte yaşanan budur. Peki buna rağmen bu markalar kârsız mı kalmışlardır !?

Bir müddet önce de belirttiğim; Antalya’daki bir otelin Türk vatandaşına yabancı turistten daha yüksek tarife uygulamakta ısrar etmesi ve bunu milliyet farkına bağlaması para cezası almasına sebep olmuştu. Oysa yıllardır ve halen de o farklı tarife uygulanmakta ve herkes tarafından da bilinmektedir. İlgili Bakanlığın kestiği ceza; yerli müşteriden fazla para talep edildiği için değil, ‘milliyet farkı’ gibi bir ırkçı söylem kullanıldığı içindir.

Dolayısıyla bizim market fiyatları kıyaslamasında gördüğümüz de benzer bir durumdur ve artık bu da bilinmeyen bir şey olarak kalmayacaktır.

Buradaki bir başka şaşırtıcı durum da; ABD’de yaşayan vatandaşlarımızın en düşük 2400 dolar maaşla (79.000 TL karşılığı) memleket hasretini buradaki emekli babadan veya asgari ücretli kardeşten daha ucuza giderebildikleridir.

Sonuç olarak; ABD’de yaşayan Türk vatandaşları kendi ürünlerimizi bize göre daha ucuza alsalar da o piyasaya göre bu fiyat düzeyi normal seviyededir. Kaldı ki bu gerçeği diğer küresel markalı ürünlerde de görüyoruz zaten…

Acaba dünyada bizden başka kendi ürettiği ürünü daha pahalıya tüketen başka bir ülke var mıdır? Eğer yoksa bu kadarı da biraz fazla olmuyor mu?

Hani Antalya’da 5 lira olan domates İstanbul’da 25 lira olunca şaşırmıyoruz da, her şeyi kolayca 800 kilometrelik nakliyeye ve mazota bağlıyoruz ya; aradaki mesafe 10 bin kilometre olunca benzer durum neden gerçekleşmiyor acaba?

İşte esas kafa yorulması gereken durum budur…

Defalarca “Ortada sadece maliyet enflasyonu yok, kâr enflasyonu da var” demem bundandır. Ülkemizde üretim ayağından başlayan fiyatlandırma karmaşası sürüyor. Önümüzdeki haftalarda sırasıyla ekmek ve simit olayını gündeme getirince bunun nasıl gerçekleştiğini daha kolay anlaşılır kılacağım.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

İki ülkede iki alışveriş (15)

Ercüment Tunçalp

Fiyat kıyaslamalarımızın bu bölümünde misafir olacağımız ülke Macaristan

Budapeşte’de yaşayan sevgili kardeşim Mustafa Kalkandelen’e bir market alışverişi yaparak fiyatlar almasını rica etmiştim, o da bu zahmete gönüllü olarak katlanmış oldu. Kendisine teşekkürlerimi yolluyorum.

Ayrıca geçmişte Metro Cash&Carry Polonya ve Macaristan operasyonlarını yönettiği için Avrupa’nın o bölgesi hakkında her türlü sektörel bilgiye sahip olma avantajını da değerlendirmek istedim. Bu bakımdan bugünkü yazımda onun emeği benden daha fazladır.

Başlarken ilk gerçeğin altını çizelim; yüzde 70’i geçen resmi enflasyonumuz ile en yüksek orana sahip Avrupa ülkesiyiz. Bizden sonraki en yüksek oran tek haneli enflasyona sahip Romanya’dır (%6,6). O ülkeyle fiyat kıyaslamasını daha önce yapmıştık.

Macaristan ise Mayıs ayında yıllık bazdaki yüzde 4 enflasyonu ile bizim aylık enflasyonumuzu yaşıyor. Ve buna rağmen kendi halkı da mevcut durumdan hayli şikayetçi gözüküyor. Peki o zaman neden kıyaslama yapıyoruz?

Zira Romanya ve Macaristan ile kıyaslama yapmazsak diğer ülkelere hiç sıra gelmez de onun için…

Belki bu tabloda tüketici dayanma gücünün ve acı eşiğinin bizde ne kadar yüksek olduğunu göstermek gibi hayırlı bir işe de vesile oluyoruz.

  • İlişik listede görüleceği üzere 11 Haziran 2024 tarihinde Budapeşte’de Aldi’den alınan fiyatlarla, Türkiye’deki Carrefour fiyatlarını kıyasladık.
  • Aynı tarihte dikkate aldığımız kurlar; 1 Euro= 386 Macar forinti, 1 Euro= 35 TL, 1 TL= 11,34 Macar forinti şeklindeydi.
  • Gelir ve gideri 1 birim üzerinden karşılaştırmak gerekse de biraz daha kolay anlaşılabilmesi için listedeki 1. sütunda Macaristan fiyatlarını, 2. sütunda Macaristan fiyatlarının TL karşılığını, 3. sütunda ise Türkiye fiyatlarını gösterdik.
  • Yine listenin sonunda görüleceği üzere, Macaristan alışverişi 120 euro, Türkiye alışverişi 154 euro tutmuştur. Bu tablo bundan önceki ABD kıyaslamasına da çok benzemektedir. Yani iki ülke karşısında da döviz bazında daha pahalıyız.
  • Benzemeyen kısmı ise gelir tarafıdır. Macaristan’da asgari ücretli yok denecek kadar azdır. Bu bakımdan en düşük ücret olarak dikkate aldığımız 1200 euro (463.200 Macar forinti) ABD asgari ücretinin yarısıdır ama yine de Türkiye rakamının 2,5 katına yakındır. İşte sonucu bizim açımızdan trajik yapan da burasıdır.
  • Türkiye’de asgari ücret 17.002 TL olup, 486 euro ya denk gelmektedir. Yani euro bazında 2,5 kat fazla gelire sahip olan Macar vatandaşı, yine euro bazında yüzde 22 eksik maliyetle alışverişini yapabilmektedir.
  • Macar vatandaşı bu alışverişi gelirinin yüzde 10’u ile yapabilirken, aynı alışverişi bizim tüketicimiz gelirinin yüzde 32’si ile yapabiliyor. Başka bir ifade ile bizim çalışanımız bu alışverişi ayda 3 defa yapabilirken, Macar çalışan aynı alışverişi ayda 10 defa yapabilmektedir.
  • Her iki ülke vatandaşının gelirini de harcamasını da bir birim üzerinden karşılaştırırsak; geliri 27 kat fazla çıkan Macar vatandaşının harcaması ise sadece 9 kat fazla çıkıyor.
  • Eğer her iki tarafın gelir ve fiyat düzeyleri benzerlik gösterseydi; bizdeki alışverişin tutarı 5.387 TL yerine 1.700 TL çıkmalıydı. Veya bu alışverişi yapan vatandaşımızın asgari ücreti 17.002 TL yerine 52.254 TL olmalıydı.
  • Listede görüleceği üzere 33 üründen 24 adedi döviz bazında ülkemizde daha pahalıdır. Üstelik bazı ürünlerde aramızda oldukça da büyük farklar vardır. Örneğin et ve süt fiyatlarında yüzde 40-50 arası pahalıyız. Taze kaşar peynirde yüzde 150, tereyağında yüzde 75, ayçiçeği yağında yüzde 110, dondurulmuş patateste yüzde 90, şekerde yüzde 43, unda yüzde 150, Suda yüzde 90, birada yüzde 100 pahalıyız.

Sonuç olarak; Macaristan’da birçok temel ürün kategorisinde yüzde 27 KDV uygulanmaktadır. Eğer KDV’siz net fiyatlar üzerinden kıyaslama yapsaydık (bunu aramızda tartıştık), iki ülke arasındaki fark daha da açılırdı. Sonunda o listeler de hazır olmasına rağmen bilgi notu olarak aktarmaya karar verdik.

İki sene önce de “Macaristan’da enflasyonla mücadele” konusunu tesadüfen gündeme getirmemiştik. Zira bizimle kıyaslanamayacak kadar küçük problemi nasıl zamanında çözdüklerini görmüştük. Bizde ise vatandaşın geçim sıkıntısı her geçen gün daha da artarak devam ediyor. Herhalde bu kıyaslama sonucunu Macar halkı görse kendi durumlarına şükrederek uzun süre sessiz kalırlardı.

Gelinen bu noktada; fiyatlar genel seviyesi bütün önemli ülkelerden yüksek olan, gelir düzeyi ise bütün önemli ülkelerden düşük kalan bir ülkenin, Satın Alma Gücü Paritesine (SAGP) göre kişi başı gelirini diğer ülkelerle farkı kapatacak şekilde yüksek göstermek insan aklıyla alay etmek demektir.

Bunun nasıl yapıldığına da bakalım…

IMF veri setinde; Türkiye’nin 2023 yılı kişi başına düşen milli geliri 12.849 dolar (TÜİK’e göre 13.110 dolar) gözükürken, dünyada bu kişi başı gelirle 72. sırada olduğumuz duyuruluyor. İşte bize 24 sıra atlatacak illüzyon da buradan itibaren başlıyor. IMF’nin SAGP’ye göre hesaplamasında; Türkiye’nin 2023 yılına ait kişi başına milli geliri 42.063 dolar çıkıyor ve 52. sıradaki yerini koruyor. Hatta 2024 yılı tahminlerinde; cari fiyatlarla 12.765 dolarla 75. sıraya gerileyeceğimiz öngörülürken, SAGP’ye göre 43.921 dolarla 51. sıraya yükseleceğimiz müjdeleniyor.

Üretilen en garip sonucu ise en sona bıraktım. Cari fiyatlarla ABD kişi başı geliri 80.412 dolar iken ve 13.110 dolarlık Türkiye’nin 6 katı iken, SAGP devreye girince; aradaki fark 2 katın altına düşüyor (80.412/42.063= 1,9). Sadece fiyat düzeylerinin kıyaslanmasından (o hesabın doğruluğu da tartışılır) Türkiye lehine bir sonuç çıkarılıyor.

Fiili gelir düzeyi ile güncel fiyat düzeyi ayrılmaz bir bütündür. Bunlardan sadece fiyat düzeyini ele alıp, oradan satın alma gücü yaratmak; küresel güçlerin gelişmekte olan ülkelere dönük planladıkları, ‘kendilerini olduğundan iyi hissettirme’ye dönük bir taktik uygulamadır.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ercüment Tunçalp

POPÜLER