Ercüment Tunçalp
Ramazan ve iyice farklılaşan fiyatlar…
Son iki yıldır birebir aynı marka ve ambalajdaki ürünlerin satış noktaları arasında büyük fiyat farkları ile satışa sunulduğunu örneklerle anlatıyorum. Bu fiyatların çoğunun dövize çevrildiğinde bile Almanya ve ABD fiyatlarını geride bıraktığını yine örneklerle belirtiyorum. Ve artık tekrara düşmemek adına da bir hakeme başvurarak; Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) tarafından yapılan tespitleri de gündeme getirmenin isabetli olacağına inanıyorum.
8 Mart 2024 tarihli açıklamanın bir bölümünü aktarıyorum…
“Bazı gıda ürünlerinin marketlerdeki fiyat değişimi:
Yüksek maliyetle yetiştirilen ürünlerin marketlerde çok farklı fiyatlara satılması, artan enflasyonla birlikte tüketicinin alım gücünü iyice azaltıyor. Tüketicilerimiz, özellikle de emekliler hangi ürün hangi markette daha düşük fiyata satılıyor arayışına girdiler. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlar nedeniyle ürün fiyatları marketlerde çok sık değişiyor. Maliyetler sebep gösterilerek marketler arası aynı marka ürünler ve et ürünleri farklı fiyatlara satılıyor.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak 4 farklı marketten ve bir marketin online sitesinden, temel tüketim malzemeleri içinden seçilen 8 gıda ürününün aynı marka ve miktardaki fiyat değişimlerine yönelik çalışma yaptık. Yaptığımız çalışma sonucunda ürünlerin belirli markalar tarafından paketlenmiş fiyatı marketten markete oldukça değişkenlik gösterdiği görüldü.
Et ve süt ürünlerinde; dana kuşbaşında yüzde 69,5, tereyağında yüzde 40,2, kuzu kuşbaşında yüzde 38,4, bütün tavukta yüzde 23,3, yoğurtta yüzde 8,4, bitkisel ürünlerde ise; yeşil mercimekte yüzde 25,2, pirinçte yüzde 13,7, nohutta yüzde 5,6’ya varan oranlarda değişimler olduğu tespit edildi.
1 kilogram dana kuşbaşının fiyatı, A markette 354 lira, B markette 490 lira, C markette 465 lira, D markette 530 lira ve D marketin online satışında 600 liradır. Dana kuşbaşının farklı marketlerdeki fiyatı, yüzde 69,5 oranına kadar değişiyor.
1 kilogram tereyağının paketlenmiş Y markasının fiyatı, A ve C markette 299 lira, D markette ve D marketin online satışında 420 liradır. Tereyağında aynı markanın farklı marketlerdeki fiyatı, yüzde 40,2 oranına kadar değişiyor.
1 kilogram kuzu kuşbaşının fiyatı, A markette 575 lira, B markette 599 lira, C markette 610 lira, D markette 796 lira, D marketin online satışında 716 liradır. Kuzu kuşbaşının farklı marketlerdeki fiyatı, yüzde 38,4 oranına kadar değişiyor.
1 kilogram bütün tavuğun paketlenmiş Y markasının fiyatı, A markette 73 lira, C markette 76 lira, D markette ise 90 liradır. Paketlenmiş bütün tavuğun aynı markanın farklı marketlerdeki fiyatı, yüzde 23,3 oranına kadar değişiyor.
1 kilogram yeşil mercimeğin paketlenmiş Z markasının fiyatı, C ve D markette
100 lira, D marketin online satışında 80 liradır. Yeşil mercimeğin aynı markanın farklı marketlerdeki fiyatı yüzde 25,2 oranına kadar değişiyor.
1 kilogram pirincin paketlenmiş Z markasının fiyatı, C markette 66 lira, D markette ve D marketin online satışında 75 liradır. Pirinçte aynı markanın farklı marketlerdeki fiyatı, yüzde 13,7 oranına kadar değişiyor.
Geçtiğimiz ay farklı bitkisel ürünlerdeki market fiyatlarının değişimi yüzde 18 iken, Ramazan ayı öncesi yaptığımız çalışmada bu oranın yüzde 25’e kadar yükseldiğini görüyoruz.
Öte yandan Ramazan ayı gibi yoğun alışverişin yapıldığı dönemlerde marketler çeşitli kampanyalar yapıyor. Kampanyalı birkaç üründeki fiyat düşüşleri nedeniyle tüketicilerimiz bu marketlere yöneliyor. Tüm ihtiyaçlarını bu marketten aldıklarında da kampanyalı ürünleri ucuza alırken, diğer ürünleri yüksek fiyata almış oluyorlar.
Tüketicilerimiz marketler arasındaki değişen fiyatları göz önünde bulundurmalı ve alışverişlerinden önce fiyat araştırması yapmalılar…”
Sonuç olarak; yüksek enflasyon bir gerçek olmasına rağmen, bazıları tarafından bunun fırsata çevrildiği de bir başka gerçektir. Bu kadar büyük fiyat farkları ne liste değişimi ile ne maliyet artışı ile ne de brüt kâr marjındaki değişik hedefler ile izah edilemez. Zira yukardaki rakamlar arasındaki makas bu sebeplerin tamamını haksız çıkaracak kadar geniş kalıyor.
Örneğin TZOB kaynağından bir örnek daha vereyim. Şubat ayı fiyat listesinde üretici fiyatı 3,50 TL olan portakala ait 23,50 TL’lik market fiyatının mantıklı bir izahı olabilir mi?
Eğer aradaki bu yüzde 571 fark, gübre ve mazot başta olmak üzere girdi fiyatlarındaki artışa bağlanacak olursa bir başka soru gündeme gelebilir:
Taşıma maliyeti daha yüksek olan sivri biber (hacimli olduğundan) üreticide 37,25 TL iken, yüzde 48,8 farkla, marketteki fiyatı nasıl 55,43 TL olabiliyor?
Satış miktarları arasındaki büyük farktan olabilir mi?
Kaldı ki hepsi bu kadar da değil. Market tabelasına “Gurme” eklentisi ile aynı portakal 34,90 TL’ye de satılabiliyor. Aradaki fark da yüzde 897’ye çıkıyor…
Et ve Süt Kurumu kaynaklı Ramazan’a özel fiyatlı ürünlerin de bazı marketlerde eksik kaldığı görülüyor. Ekseriyetle “ithal et geldi ve bitti” sözlerini duyuyoruz.
Bir sene önce de bir ay önce de yazdım; ‘Dolar bazında dünyanın en pahalı etini yiyoruz’ diye. Ancak bozulma hızlanarak devam ediyor. Ramazan öncesi son 1 aylık fiyat değişim oranı dana karkasta yüzde 20,8, kuzu karkasta yüzde 36,4 (UKON 29.02.2024) çıktı. Perakendeye yansıyan fiyatlandırma çeşitliliğini ise yukarda aktardım. Dünyada bir örneği daha bulunmayan bu tabloyu hâlâ savunanlar olduğunu da izlemeye devam edeceğiz. Çünkü yüksek enflasyondaki ihmali görmezden gelenler ile bu fırsatı kazanca çevirenler ayrı tribünlerde yer almış bulunuyorlar. Biz ise tam orta noktada durarak tarafsız gözle bu arızalı durumun düzelmesine katkı yapmayı arzuluyoruz. Çünkü fırsatçılık en büyük beka sorunudur. Önlenemezse, alışkanlık yaptığı için enflasyonla mücadelenin önünde güçlü bir engel oluşturacaktır.
Ramazan ayınız mübarek, sofralarınız bereketli olsun.
Ercüment Tunçalp
Depozito iade sistemi üzerine…
Türkiye genelinde 1 Temmuz 2026 itibariyle uygulamaya giren Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sisteminin ekonomiye ve çevreye katkısı tartışılmaz.
Ancak şu anda yükü taşıyan sadece tüketicidir. Zira devlet sistemin kendi içinde işleyebilmesi için finansal kaynağı üreticiden sağlıyor. Üretici de bunu fazlasıyla fiyatlara yansıtıyor.
Sistemin işleyişi ile başlayalım…
- Tüketiciler tarafından DOA iade noktalarına getirilen boş içecek ambalajları için, önce iade makinesinin ekranında oluşan karekod, cep telefonu kamerasıyla DOA Mobil Uygulaması üzerinden okutuluyor.
- Ambalaj teslim edildikten sonra depozito bedeli Türkiye Emlak Katılım Bankası alt yapısıyla anında dijital cüzdana yansıtılıyor.
- İade bedelleri tüketicinin banka hesabına aktarılabiliyor, EFT ve havale işlemleri de gerçekleştirilebiliyor.
- Üreticiler ambalaj türüne göre devlete ek bir çevre vergisi/katılım payı (GEKAP) ödüyorlar. TÜÇA (Türkiye Çevre Ajansı), üreticilerden havuzda toplanan bu nakit gücünü ve bütçeyi kullanarak DOA makinelerini toplu olarak satın alıyor, belediyelere ve marketlere dağıtıyor.
- Üretici bu parayı cebinden ödüyor gözükse de; ürünün satış fiyatına ekleyerek fazlasıyla toptancı/markete, markette bu bedeli tüketiciye yansıtıyor. Ayrıca birçok semte makine ulaşmadığı için sisteme iade edilemeyen bedeli ödenmiş ambalajlar da eskiden olduğu gibi toplayıcılar kanalıyla toplanıyor. Bu da hiç azımsanmayacak büyüklükte bir fon oluşturuyor.
- Sistemde, ambalaj başına teşvik bedeli 1 TL olarak belirlenmiştir. Şu anda hacmi 0,1 ile 3,0 litre arasındaki tüm kayıtlı plastik, cam ve alüminyum ambalajlar sisteme dahildir.
- Uygulamanın başlaması ile birlikte bu ambalajları kullanan bazı markalar ürünlere 1 TL’nin de üzerinde fiyat artışı yaptılar. Bazıları da 3 litreye kadar olan ambalajlarla da yetinmediler ve yukarda belirtilen hacimlerin dışındaki büyük ambalajlara da eş zamanlı aynı zammı uyguladılar.
Eve gelen tanınmış bir markanın 5 lt’lik ambalajı 80 TL’den 90 TL’ye terfi edince; bu %12,5 oranındaki fiyat artışının sebebini bayiye sorduğumda aldığım cevap “depozito zammı” olmuştur. Yani maliyet artışı gelmediği halde uygulama dışında kalan bu ambalaj da aynı bahane köprüsünden geçmiştir.
Oysa tüketici 1 TL kazandığını zannederken, 3 TL fazla ödediğini görünce, sistemi sürdürecek motivasyonu kalmaz…
- Elbette yeni bir uygulamanın oturması için zamana ihtiyaç vardır ama yeterli sayıda makineye ulaşılamaması, arızaların ana nedeni olarak görülebilir.
- Avrupa ve ABD’nin teknolojide bizden geride olmadıkları halde süreci en basit şekliyle uygulamalarının sebebi vardır. Onların uygulamasında; otomata ambalajı atıyorsunuz, alınan makbuzu da market kasasında nakde çeviriyorsunuz. Perakendeci açısından da müşterinin içeri girmesini garanti ediyorsunuz. Bizde ise böyle bir zorunluluk yok. Üstelik akıllı telefon kullanamayan yaşlı tüketicilere de kullanım kolaylığı sağlanamıyor.
- Avrupa’da market önlerinde bulunan depozito iade otomatları doluluk oranına ulaştığında market personeli tarafından hiç gecikmeden boşaltılıyor. Lisanslı lojistik firmaları tarafından da market depolarından toplanıyor. Bizdeki uygulamada gördüğüm ise, otomatların çabuk dolduğu ve toplayıcıların ortalama 24 saat sonra marketlere gelebildiğidir. İşte bu zaman diliminde elindeki boş ambalaj yükünden kurtulamayan tüketici alışveriş yapamadan evine dönüyor. Böylece tüketici ile perakendeci birlikte kaybediyor.
- Avrupa’da tüketici ürünü alırken depozito bedelini peşin öder (ürün+depozito), ambalajı iade ettiğinde ise bu bedeli geri alır. ABD sistemi de eyaletlere göre değişmekle birlikte Avrupa uygulamasına çok yakındır. İşte bunun için Avrupa ve ABD sistemi daha net anlaşılır ve şeffaf olduğu için de kötü niyetlilere açık kapı bırakmıyor.
- Şimdi de tedarikçinin “yeni maliyet artışımız var” dediği konuya bakalım…
- Yeni olan DEKAB (Depozito Katılım Bedeli) Kasım 2023’den itibaren uygulanan iadeli bir depozito sistemidir. Bir de GEKAP (Geri Kazanım Katılım Payı) vardır ki; bu da 2020 yılından itibaren uygulanan çevre vergisi niteliğindeki kalıcı bir ödemedir. Buradaki ince nokta; DEKAB’a tabi olan ürünler, GEKAP’tan muaf tutuluyor.
Dolayısıyla Ticaret Bakanlığı bu hesabı yaparak denetimleri gerçekleştiriyor. Kaldı ki yapılan fiyat artışlarının bu rakamın çok üzerinde olduğu açıktır.
Sonuç olarak; sürdürülebilirlik odaklı bu sisteme entegre olmak hem üreticinin hem de perakendecinin çevre dostu imajını güçlendirir, marka itibarı ve sadakat yaratır. Perakendeciye de artan müşteri trafiği sağlar.
Atık yönetimini ilgilendiren bir başka konu daha var, bunu bir bütün olarak ele almazsak eksik kalır. Yukardaki olumlu projenin anlam kazanabilmesi için ‘plastik atık ithalatı’nı da birlikte ele almak gerekir. Buradaki çelişkiyi en az 5 yıldır yazıyorum. Eğer geri dönüşüm tesisleri için Avrupa’dan ithal edilen ve en çok da Adana çevresini kirleten bu atıklar kontrol altına alınamazsa mücadele eksik kalacak. Peki neden Adana?
Mersin limanına yakınlığı, kentte çok sayıda plastik dönüşüm tesisi bulunması, geri dönüştürülemeyen atıkların tesisler tarafından gizlice boş arazilere, nehir yataklarına dökülerek yakılması sorunu ağırlaştırıyor. Sıkı denetime ve ağır cezalara ihtiyaç olduğu açıktır. Bunu da bir kenara not etmiş olalım…
Ercüment Tunçalp
İki ülkede iki alışveriş (44) Yeni Zelanda
Yeni Zelanda, güney pasifik okyanusunda Avustralya’nın güney batısında yer alan ve iki ana ada ile birçok küçük adadan oluşan bir ada ülkesidir.
En yakın komşusu olan Avustralya’ya yaklaşık 2.200 km mesafededir.
Yeni Zelanda, ünlü “Yüzüklerin Efendisi” filminin çekildiği ülkedir. Zira yemyeşil ormanlardan, engebeli dağlara kadar uzanan çeşitli manzaraları dünyanın dikkatini çekecek şekilde çarpıcı bir fon oluşturmaktadır.
İngiliz Uluslar Topluluğu’na mensup olan Yeni Zelanda’nın yönetim biçimi İngiliz türü parlamenter demokrasiye sahip anayasal monarşidir. Devlet Başkanı, İngiltere Kralı III. Charles olup, Yeni Zelanda Başbakanı’nın teklifi üzerine genellikle beş yıllık sürelerle atadığı Genel Vali tarafından temsil edilmektedir. Kral ve Genel Vali tarafsız ve simgesel konumdadırlar.
Başkenti Wellington’dur. Yüzölçümü 268.838 kilometrekare (ülkemizin üçte biri kadar), nüfusu 5,4 milyondur (Ankara’dan az).
- Kişi başı geliri 46.126 dolar olarak, bizimkinin (18.040 dolar) 2,5 katıdır.
- Yıllık enflasyon %2, işsizlik oranı %5,3’tür.
- Ülkenin para birimi Yeni Zelanda doları’dır (NZD).
- Yeni Zelanda sülfür, demir cevheri, titanyum, altın ve gümüş gibi bol mineral rezervlerine sahiptir. Ülke petrol ve petrol gazları açısından da zengindir. Ekonomisinde tarım, balıkçılık ve orman ürünleri de önemli yer tutmaktadır.
- Yeni Zelanda’nın süt üretiminin %90’ından fazlası ihraç edilmekte ve bu durum ülkeye premium süt ürünleri konusunda küresel bir itibar sağlamaktadır.
Yeni Zelanda’nın yıllık süt üretimi 22,4 milyon tondur. Bizim 16 kat nüfusla süt üretimimizin ancak 21,4 milyon ton olduğunu düşünürsek; büyük ihracat oranları daha iyi anlaşılır.
- Aylık net asgari ücretleri 3.360 NZD (haftalık 840X4) olup, 1.942 ABD Doları karşılığıdır. Bizimki de (28.075) 598 ABD Doları olduğuna göre aradaki fark 3,2 katıdır.
- 2022 yılı İnsani Gelişme Endeksi’ne göre dünyada 193 ülke arasında 16. sıradadır (İsviçre 1. – Türkiye 45. sırada).
- 2024 yılı Ekonomik Serbestlik Endeksi’ne göre ise Yeni Zelanda dünyada 176 ülke arasında 8. sıradadır (Singapur 1.- Türkiye 102. sırada).
- Yeni Zelanda, yeni bir iş kurma sıralamasında 190 ülke arasında 1. sırada yer almakta olup, ülkede yarım günde bir şirket kurulabilmektedir.
- Nüfusun %95’i internet kullanır, nüfusun %70’i de e-ticaret kullanıcısıdır.
Şimdi fiyat kıyaslamamıza geçebiliriz…
Ülkenin en büyük perakende zincirleri; Woolworths (en yaygın perakendeci), PAK’nSAVE (en uygun fiyatlı indirim marketi) ve New World (üst segment) şeklindedir.
- Sanal alışveriş yeri Woolworths Süper markettir.
- Alışveriş tarihi 11 Temmuz 2026’dır.
- Güncel kurlar; 1 NZD= 27,09 TL, 1 Dolar= 1,73 NZD, 1 Dolar= 46,98 TL şeklindedir.
- 57 ürünün yer aldığı listede, Yeni Zelanda alışverişi 205,91 Dolar, Türkiye alışverişi 261,56 Dolar tutmuştur. Yani bizdeki tutar %27 fazla çıkmıştır.
37 ürün bizde daha pahalıdır. Kırmızı et, pirinç, bal, bira, diş macunu, sıvı sabun fiyatları ortalamanın da üstünde pahalıdır.
- Dünyaca en ünlü Manuka balı bu ülkeye aittir. Çok çiçekli (multifloral) çeşit fiyatları alt sınıra yakınken, yüksek MGO değerine sahip monofloral ballar daha pahalıdır. Manuka ağacından elde edilen, antibakteriyel özellikleri (MGO değeri) nedeniyle küresel ticarette en yüksek düzenli piyasa fiyatına sahip ticari baldır. MGO değeri arttıkça fiyat yükselir. Çok nadir bulunan ve en yüksek etken maddeye sahip özel seri ürünleri hariç tutarsak, kilo fiyatı 30 ila 300 ABD Doları arasında değişmektedir. Nitekim Woolworths markette 250 gramı 19 NZD (11 ABD Doları) olan balın kilogram fiyatı 44 ABD Doları’dır. Bizde karşılığını bulamadığım için listeye dahil edemediğim Manuka balının yanında, ancak 300 gram çiçek balının (Tulliana) 951,50 TL olan kg fiyatını (67,50 ABD Doları) verebiliyorum…
108 ABD Dolar kg fiyatı olan kestane balımızı (Eğriçayır) saymıyorum bile…
“Ne kadar pahalı ise o kadar kalitelidir” imajı yaratmak, sahte balın rekor kırdığı ülkemizde işe yarasa da küresel gerçeklik bu değildir. İşte küresel genişlikte en çok tutulan ürünün fiyatlarını verdim. Karar sizindir…
- Bu alışverişe bizim vatandaşımız % 27 fazla öderken, alışverişi ucuza getiren Yeni Zelanda vatandaşının geliri 3,2 kat fazladır.
- Satın alma gücü farkına gelecek olursa; Yeni Zelanda tüketicisi aylık geliri ile bu alışverişi 1 ay içinde 9,4 defa yapabilirken, bizim tüketicimiz aylık geliri ile aynı alışverişi 2,3 defa tekrarlayabilir. Başka bir ifadeyle, Yeni Zelanda tüketicisi aylık gelirinin %10,6’sını bu alışverişe ayırabilirken; bizim tüketicimiz bu alışverişe gelirinin %43,7’sini ayırmak durumundadır.
Sonuç olarak; dünyanın en yüksek fiyatlarına sahip olmamızın yanında, reel gelir artmadığı için satın alma gücü de düşmektedir. Dolayısıyla bu yönden de ara açılmaktadır. Önceki bir yazımda, dar gelirlinin (asgari ücretli ve emekli) TÜFE’ye göre ‘enflasyonu nasıl 4 puan fazla yaşadığını’ (hissetmek değil), örnek ağırlık değişiklikleriyle ortaya koymuştum. Tamamen TÜİK verilerini dikkate alarak ama harcama ağırlıklarını gerçeğe yaklaştırarak tablonun nasıl değiştiğini göstermeye çalışmıştım…

Ercüment Tunçalp
Yapay fiyat üzerinden yüksek indirimler
Fiyat, bir mal veya hizmetin serbest piyasada oluşan parasal değeridir. Bir de bize özel ‘yoklama fiyat’ vardır ki, oltanın ucuna takar ve beklersiniz, av gelmeye başlarsa doğru fiyattır. Yok, oltanın başında beklemekten sıkıldıysanız, fiyatı düşürerek alıcının artmasını sağlarsınız. Ancak o yanlış olan ilk fiyata bir daha dönmezsiniz değil mi?
Değil, o hep yerinde durur, indirimli mal ve hizmete alışanların ilk fiyata da alışması beklenir. Olmazsa tekrar tekrar indirim zaten sizin elinizdedir.
Yıllar önce giyim kategorisinde gördüğümüz olağanüstü indirimlerin nedenini tüketici çabuk çözmüştü. Bir keresinde 2.400 TL’nin üzeri çizilerek 1.200 TL’ye indirimde olduğu gösterilen bir takım elbise için tezgahtara sormuştum, “Şimdiye kadar hiç 2.400 TL’ye sattığınız ürün oldu mu?” diye. Aldığım cevap, “Hayır, biz uzun zamandan beri 1.200 TL’ye satıyoruz” olmuştu.
Daha sonra kampanyalar “3 al 1 öde” ye kadar yükseldi.
Yani yüzde 67 indirime denk geldiği için ilk fiyat yok hükmündeydi…
Benzer durumu ve fazlasını artık gıda ve temel ihtiyaç kategorilerinde görmeye başladık. Dünyanın her yerinde yaklaşık 2 dolara satılan küresel bir markanın 100 gr çikolatasının ülkemizdeki ilk fiyatı 200 TL’dir (4,25 dolar). Arada sırada bazı zincirlerde fiyat 79 TL’ye kadar inmektedir. Ancak manşette 200 TL hep durmaktadır. Üstelik dünyanın her yerinde çikolata fiyatı düşerken (kakao fiyatı %60 gerilediği için), bizde artışını sürdürmektedir.
“1 alana 1 bedava” kampanyaları %50 indirime denk gelse de verilen imaj farklıdır. Kaldı ki, kampanyadan 1 hafta önce 100 TL olan satış fiyatını 120 TL yaparak “1 alana 1 bedava” verenin gerçek indirimi %50 değil, %40’dır. Biraz daha açalım; tüketici kampanyada adedini 50 TL’ye mal etmesi gereken ürünü 60 TL’ye almakta ve henüz baştan %20 fazla ödemektedir!
Daha garibi de var. “1 alana 1 bedava” kampanyası ile 399 TL’ye satılan bir şampuanın, kampanya olmayan başka bir markette normal raf fiyatı 179 TL olabilmektedir. Hediye verirken bile müşteriye 20 TL fazla ödetmenin, kampanya bitince de 220 TL fazla tahsilatın adını sizler koyun!
Geçtiğimiz haftalardaki bir yazımda; birebir aynı sıvı sabunun iki ayrı satış noktasında 415 ve 109 TL fiyatlarla müşteriye sunulduğunu aktarmıştım, daha çok şaşırtacak devamı da geldi. Bir perakendeci inserte koymuş; “Duru sıvı sabun 3 lt 439,95 TL’den, 129,95 TL’ye” diye. İndirim oranı yüzde 70 iyi mi?
İyi ama başka bir sorun daha var. Bu perakendeci, hâlâ 109 TL’ye satan rakibine kızıp fiyatı 20 TL daha indirirse oran yüzde 75’e çıkıyor.
Yukarda giyim sektörü için belirttiğim “3 al 1 öde” kampanyasının (%67 indirime denk geliyor), marketlere henüz gelmediği zannedilmesin; verdiğim bu örnekte daha da fazlasının olduğu görülebilir. Devamı ilerleyen satırlarda…
Tedarikçi en fazla “heyecan olsun diye maliyetine verdim” diyebilir. Perakendeci de en fazla “Benim de çorbada tuzum olsun diye bu ürünü bir süre kârsız satmaya karar verdim” diyebilir. O zaman soru şu; “Kampanyadan bir gün öncesine kadar maliyet fiyatına eklenen yüzde 303 kârı nasıl paylaştınız?” olur.
Elbette soruyu benim sorma yetkim yok. Soracak olanlara katkı yapıyorum!
Tüketici olarak ise direkt soruyorum; hangisi bu ürünün gerçek fiyatıdır?
Süt ve tereyağında sürekli seslendirilen, “maliyetlerin üreticiyi sıkıştırdığı”dır. Peki “10 liralık alışveriş yapanlara Karlıdağ Tereyağının 1 kg’ının 900 TL yerine 450 TL’ye verilmesi” bize ne söylüyor?
Ne söylediğini yazımın sonundaki grafikte görebilirsiniz…
Nivea Sun Koruma & Bronzluk Güneş Spreyi 50 faktör 200 ml fiyatı 2.000 TL’den 600 TL’ye (%70 indirimle) yaz sezonunun başında iner mi?
Ve soruyorum; hangisi gerçek fiyat?
Zira sezonluk ürünlerde (güneş ve sivri sinek ürünleri) sezon başı olan haziran ayından itibaren ilan edilen fiyatlar “indirimli fiyat” sayılabilir mi?
Bu kampanyaların ötesinde de fiyat değişikleri var…
İndirimli satılan bir ürünün, kampanya sonrası %150-250 artışla ulaştığı ilk fiyatın gerçek olması mümkün mü? İndirimli fiyatı maliyet fiyatı olarak kabul etsek bile ilk fiyata dönüşün hangi oranda kâr ilavesini temsil ettiğini gözde canlandırmak zor olabilir. O zaman canlı olarak görelim…
- Milka çikolatayı indirimde 69 liraya satan market zinciri de olduğuna göre ilk fiyata dönüldüğünde (200 TL) artış %190
- Nescafe Gold karışım kahve 10’lu, indirim etiketinde gözüken 72,50 TL’den ilk fiyat olan 159,50 TL’ye dönüldüğünde artış oranı %121
- Signal White diş macunu 75 ml, indirim etiketinde gözüken 139,95 TL’den ilk fiyat olan 499,95 TL’ye dönüldüğünde artış oranı %257
- Urban Care duş jeli çeşitleri 500 ml, indirim etiketinde gözüken 109,95 TL’den ilk fiyat olan 399,95 TL’ye dönüldüğünde artış oranı %264
Örnekleri çoğaltmak mümkündür ama umuyorum konunun anlaşılması bakımından bu kadarı yeterlidir. Yüzümüzü Avrupa’ya çevirdiğimizde de bu tespitimizi teyit eden bize özel tuhaflıkları izliyoruz. Örneğin sadece Malta listesinde; President, Nescafe, Bonne, Milka, Colgate fiyatlarının bire bir karşılaştırılmasında ne kadar büyük farkların olduğu görülebilir.
Sonuç olarak; küresel market fiyatlarını kıyaslıyoruz ve birçok üründe döviz bazında pahalı olduğumuzu görüyor ve sık sık aktarıyoruz.
Avusturya’dan %58, Finlandiya’dan %128 daha yüksek fiyatlara sahip olduğumuz tereyağında dikkate aldığımız fiyat, kategori lideri olan markaya da ait değildir. Yoksa 16,80 Euro olan fiyatımız 19,30 Euro’ya çıkardı ki fark daha da açılırdı.
Avrupa’da düşen tereyağı fiyatları karşısında, son bir yıl içinde euro bazında ne kadar uçuk fiyatlara ulaştığımızı listelerimizden izliyorsunuz. İşte aşağıda Eurostat kaynaklı grafikte de durum ortadadır. Aracı olan İnan Mutlu’ya teşekkürler…


hakan tok
15 Mart 2024 saat: 02:26
sizin sıkı bir takipçinizim.Kitaplarınızı okudum ve makalelerinizi takip ediyorum.Dediklerinize katılıyorum, gıda perakendeciliğinde fiyat farkı yüzdelerinin bu kadar absürt olması doğru değil, fakat kırmızı ette yerli kesim maliyetleri çok artıyor ve bazı satıcıların bu maliyetleri kısmak için farklı yöntemlere başvurması haksız rekabete yol açıyor; ithal et,%100 dana deyip karışık et satılması, yağ oranları hatta bazı yerlerde su basıldığını bile duyuyoruz. benim kanaatim, satıcıların fiyatlarının takibi yerine haksız rekabetin önüne geçilmesi gerektiğidir.müşteri ne aldığını bilmeli.manav bölümünde ise künye sistemi sayesinde marketin malı kaç aldığını görebiliyorsunuz buda fahiş fiyat var mı yok mu diye kontrol edilebiliyor.aynı ürünlerin farklı satıcılarda farklı fiyat olması da satın alma ve stok taşıyabilme gücüne dayandığını düşünüyorum teşekkürler.
Ercüment Tunçalp
15 Mart 2024 saat: 12:50
Sayın Tok çok önemli bir noktaya parmak basmışsınız. Konunun sadece fiyat yönü ile sınırlı kaldık. Yoksa hile ve haksız rekabet yönünü çok yazdığımız için bu yazıda değinmedik. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.