Ercüment Tunçalp
Sabit fiyat uygulaması yetmedi
Zannedildi ki; her şey perakendecinin elindedir ve o fiyatları sabitlerse piyasa güllük gülistanlık olur, tüketici de makul fiyatlarla istediği ürüne kolayca ulaşır.
Oysa Ocak ayı boyunca hiçbir perakendeci “Bütün ürünlerde fiyatı sabitleyeceğiz” dememişti. Bazıları 500 üründe, bazıları 1000 üründe fiyat sabitleme yapacaklarını, indirimlere de güçlü bir şekilde devam edeceklerini açıklamışlardı. Ve perakendeciler üzerlerine düşeni yaptılar…
Muhtemel gelişmeleri, bir ay önce “Fiyat sabitleme nereye kadar?” başlıklı yazımda aktarmıştım. Neticede bu uygulamalar bir aylık süreyi aşarken tahminlerimizde herhangi bir sapma olmadı.
Zira perakendecinin gücü de bir yere kadardı. Maliyet enflasyonu devam ediyor ve üretici perakendeciyi zorluyorsa; bir kısım kategorilerde buna direnmek mümkün olurken, bir kısım kategorilerde de tedariğin devamını sağlamak adına zorunlu artışlar söz konusu olabilecekti. Örneğin kırmızı et, beyaz et, yumurta, pirinç, ayçiçekyağı, birçok et ve süt ürünü ile meyve sebze çeşidi, ambalajlı su ve ekmek ocak ayında fiyat artışı gören ürünlerden bazılarıydı…
Nitekim İstanbul Ticaret Odası (İTO) hesaplamalarına göre İstanbul’da Ocak ayında fiyatlar seviyesi aylık yüzde 5,94 artarken, yıllık enflasyon yüzde 79,68 çıkmıştır. Aralık ayında ise aylık artış yüzde 2,94 ve yıllık artış yüzde 92,97 olarak kayıtlara geçmişti.
Ocak 2023’te perakende fiyatlarda bir önceki aya göre; ulaştırma ve haberleşme harcamalarında yüzde 23,94, sağlık ve kişisel bakım harcamalarında yüzde 15,92, gıda harcamalarında ise yüzde 6,07 artış yaşandı. Dikkatinizi çekerim, geçtiğimiz Aralık’ta gıda harcamalarındaki aylık artış yüzde 3,06 idi. Böylece gıdada aylık artış 2’ye katlanmıştır.
TÜİK tarafından açıklanan TÜFE ise aylık bazda yüzde 6,65 arttı. Güçlü baz etkisiyle yıllık TÜFE yüzde 57,68’e indi. Ocak’taki yüzde 6,65’lik enflasyon, son 9 ayın en yüksek aylık enflasyonu olarak kayıtlara geçmiştir. Aralık ayı enflasyonu ise yüzde 1,18 idi ve aradaki bu büyük fark oldukça şaşırtıcıdır.
Bundan sonrası daha önemlidir; baz etkisi giderek azalacağından köklü tedbirler alınmadıkça kendiliğinden bir iyileşme olamayacağını yaşayarak göreceğiz.
Elbette enflasyona olumsuz katkı yapan bazı istisnalar da bulunmaktadır. Bu ülkede maliyet zorlamasının üstünde bir artış talebi ile kapıyı çalan veya kur değişimlerini fırsata çevirmek isteyen tedarikçileri de gördük, sık fiyat artışları arasına ek kârlar yerleştiren perakendecilere de rastladık. Ancak bunların sayısı oldukça azdır. Sektörün genelini enflasyonun sebebi gibi göstermek ne kadar haksızlıksa bu fırsatçıları kendi haline bırakmak da o kadar yanlıştır…
Burada altını çizeceğim başka önemli bir konu var.
Bütün ülke dikkatini fiyatlara vermişken kalite erozyonu gözden kaçmaktadır. Gıdadan tekstile kadar önemli bir kalite gerilemesi dikkat çekmektedir. Bunun enflasyon hesabı içindeki gözükmeyen kısmı gizli enflasyondur. Zira yıllık enflasyon hesaplanırken, aynı kalitedeki ürünün bir yıl önceki fiyatı dikkate alınmak zorundadır. Bu kurala göre hareket edildiğinde de; önce kalitenin eşitlenmesi durumunda kıyaslanan iki fiyat arasındaki makas genişleyeceğinden enflasyonun olması gerekenden daha yüksek çıkması beklenir.
TÜFE oranında bir düşüş gerçekleşmesi; fiyatlarda bir düşüş yaşanacağını göstermez. İşte yukardaki verilere bakınca birçok mal ve hizmet kategorisinde fiyat artışlarının sürdüğü görülmektedir.
Bir an için hiç fiyat artışı yaşanmadığını varsayalım; tedavüldeki en büyük banknot olan 200 TL ile artık 1 kilogramı dahi alınamayan pek çok gıda ürünü bulunmaktadır. Örneğin tereyağı, klasik beyaz peynir, eski kaşar peynir, taze kaşar peynir, baklava, kuzu kuşbaşı, dana biftek ve onlarca et ve süt ürün çeşitlerinden herhangi birisi 1 kilogramlık tek paket halinde 200 TL’ye alınamamaktadır. Beslenmede önemli rolü olan çam balı bile (kestane gibi pahalı ballardan değil) artık 200 TL barajını aşmıştır.
Sokak röportajlarını izliyorum. Almanya’dan emekli olup memleketine kesin dönüş yapmış bir vatandaş “kral gibi yaşadığını” kameralara ballandıra ballandıra anlatıyor. Şartların orada kötü, burada fevkalade olduğunu söylüyor.
Kendisinden biraz daha ayrıntılı açıklamasını istiyorlar…
Emekli vatandaş, maaşının 1500 euro olduğunu belirtince; mutluluğu “euro kazan, TL harca” formülüne bağladığı anlaşılıyor. Her ay cebe indirdiği 30 bin liraya rağmen, yine de kendi ülkesinde 200 TL ile 1 kg et veya 1 kg tereyağı alamazken, ekmeğini veren ülkede 100 euro ile koca bir alışveriş arabasını doldurabildiğini unutmuş gözüküyor. Ve elbette oldukça da tuhaf kaçıyor…
Peki bu muhteremi merakla dinleyenlere ne demeli?
Oysa artık dijital dünyada her ülke vatandaşının nasıl yaşadığı; marketten, mobilyacıdan hangi ürünü kaça aldığı canlı olarak beş dakikada önünüze geliyor. Yani o ülkelerde yaşamanıza veya masal dinlemenize ihtiyaç yoktur…
Ipsos’un en güncel tespitleri Ocak ayının son günü elimize ulaştı. Bu sayede bir de ‘TL kazanıp, TL harcayan’ vatandaşın durumuna bakalım istedik…
Rapordan aktaralım:
“Gelecekle ilgili korku ve güvensizlik ne kadar belirgin olursa, tüketiciler de harcamalarını o oranda başarı ile yönetmek için çalışırlar. Her 2 tüketiciden biri en ucuzunu bulabilmek için market market dolaştığını, her zaman kullandığı markalar yerine en ucuzunu ya da indirimde olan markaları aldığını ifade ediyor.”
Ve bunun sonucunda;
“Hanelerin hesaplı ürün arayışı ile birlikte indirim marketlerinin Hızlı Tüketim Ürünleri (HTÜ) harcamalarındaki payı belirgin artış gösteriyor.”
Sonuç olarak; dünyada petrol ve doğal gaz fiyatları gerilerken, küresel gıda fiyatları düşerken bizdeki durum yukarda görüldüğü gibidir. “Dünyada da enflasyon var” diyenlere, ABD’de yıllık yüzde 6,5 olan enflasyonun bizde aylık yüzde 6,5 olduğunu ise sık sık hatırlatmak gerekiyor…
Yaşadığımız deprem felaketinde kaybettiğimiz vatandaşlarımız için başsağlığı, yaralılarımız için acil şifalar diliyorum. Bu zor günleri birlikte aşacağız…
Ercüment Tunçalp
Lidl modelinin ülkemizde tam karşılığı yok!
Son zamanlarda Lidl’ın Türkiye’ye geleceğine dair söylentiler var. Bugün için emin değilim, zira ortada öyle bir kanıt yok. Ancak benchmarking ve empati yapmayı severim. Bu bakımdan aşağıda özet bir kıyaslama sundum; gelecekteki planlarının ne olabileceğine dair yorumu sizlere bırakıyorum…
Lidl mağaza formatı, operasyonel verimliliği ilk sıraya alan ve bunun sayesinde maliyetleri düşürmeyi hedefleyen “hard-discount” modeline dayanır. Ancak sadece bu tarife bakarak, bu modelin tüm uygulayıcıları aynı şemsiye altında toplanamaz. Zira Lidl, bizim aynı formatın temsilcileri (BİM, A-101, Şok) ile birçok konuda ayrışmaktadır. Aldi ile aralarında da bariz farklılıklar vardır. Örneğin Lidl’ın taze sebze meyve, et ve fırınları Aldi’de o kadar güçlü değildir.
Şimdi de bizim ulusal discount zincirlerle olan farklarına bakalım…
- Bir kere satış alanı büyüklüğünde bizdeki gibi sınırlama yoktur. Genellikle yaygın olan 900 ila 2.000 metrekare arasında değişen satış alanlarıdır. Otoparklı şubeleri oldukça fazladır. Ancak daha geniş ve daha dar mağaza konseptleri de mevcuttur. Son yıllarda şehir merkezlerindeki “Lidl Exspres” ve “Lidl Mini” konseptleri ile ABD’de mevcut 3.500 metrekarelik formatı yanında, yaklaşık 25.000 metrekarelik mağazalarla büyüme planları da vardır. Bunun anlamı; yeni gidecekleri bir ülkede şirket satın alırken, seçici davranmalarına veya zorlanmalarına ihtiyaç yoktur.
- Alan yönetimi tamamen farklıdır. En önemli özellikleri koridorları geniş tutmalarıdır. Getirisi, rahat alışveriş sağlayan müşteri memnuniyetidir. Bizde sadece hard discount formatında değil, süpermarketlerde bile koridorlar daha dardır ve birçoğu da rafa çıkmayı bekleyen kolili ürünlerle doludur.
90’lı yıllarda bu şirketin Avrupa’nın değişik ülkelerindeki faaliyetlerini yirmi gün süreyle inceleyen ve rapor hazırlayan ekibin bir üyesi olarak; satış alanı verimliliğinin daha fazla doldurarak değil, çoğu zaman da boşaltarak sağlanacağına ikna olmuştum.
- Amaç “müşteriye sadece istediği ürünü uygun fiyatla satmak” değil, alışveriş zevki de yaşatmaktır. Örneğin tertemiz müşteri tuvaletleri bir başka önemli özellikleridir. Otoparklarında elektrikli araç şarj istasyonları bulunmaktadır.
- Bizde yeterli ilgi görmeyen meyve sebze reyonları, çeşit, kalite ve fiyat açısından mağaza girişinde yer verdikleri en iddialı bölümleridir. Aynı uygulama farkı sonraki unlu mamuller ve fırın ürünleri bölümleri için de geçerlidir.
- Lidl ürünlerinin yaklaşık yüzde 80’i özel markalı ürünlerdir ve kaliteleri de oldukça yüksektir. Kuruluş yıllarında (70’li yıllar) Lidl’da 500-700 arası ürün çeşidi yer alırken, bu gün 2.000-4.000 civarında temel ürün bulunmakta, her ana kategoride kendi özel markası yanında sadece kategorinin en çok satan lider markasına yer verilmektedir.
- Şimdi de en önemli ayrıntıya dikkat çekmeliyim. Ülkemizde Migros dışında içki satışı (alkollü) yapan perakendeci kalmamıştır. Bu tek şirketin cirosuna ek artış getirecek demektir. Aynı durum yabancı yatırımcı için de cesaret artırıcıdır. Zira içki kategorisinin tetiklediği onlarca kategori düşünülürse bu gün Migros’a, yarın da yeni aday bir zincire büyük avantaj sağlar. İçki kategorisi tüketim alışkanlığı gereği, tamamlayıcı ürünleri de beraberinde sattırır (çapraz satış). Örneğin, meze ve hazır yemek, bazı et ürünleri (salam, sosis, pastırma, füme et), balık ve diğer deniz ürünleri (karides, kalamar, lakerda gibi), bazı peynir çeşitleri (cheddar, rokfor gibi), kuruyemiş ve diğer atıştırmalıklar (cips,kraker), gazlı içecekler (tonik, gazoz, enerji içeceği), meyve suları (şalgam suyu ve diğer), dondurulmuş pizza ve patates, hatta bazı cam ve metal eşyalar bu kategorinin tamamlayıcılarıdır. Bu fark da bir not olarak kenarda dursun…
İşte Lidl’ın en güçlü olduğu ilk üç kategoriden biri de budur. Fransa, İtalya, ve İspanya gibi ülkelerden ithal ettiği çok ucuz ama kaliteli şaraplarda rakipsizler. Dünyaca ünlü içkilerin muadillerini kendi özel markaları ile çok daha ucuza satabiliyorlar. Yani şimdilik bu kategoride de rakipsizler…
- En önemli farkı sona bıraktım. 2026 yılı itibariyle 32 ülkede faaliyet gösteriyorlar. Rekabetin az olduğu ama nüfusun da yetersiz kaldığı Bosna Hersek (3 milyon), Litvanya (2,8 milyon), Güney Kıbrıs (1 milyon) ve Malta (550 bin) gibi ülkelere de cesaretle girmişlerdir. Daha da önemlisi, Walmart rekabetini göze alan bir şirket için yer yüzünde çekineceği daha caydırıcı bir güç olabilir mi? Kaldı ki, Lidl 2017 yılında ABD’ye girdikten sonra Walmart’tan kaçmak yerine, doğrudan onun yakınında şubeler açma stratejisini seçti. Zira hedef Walmart müşteri trafiğinden pay çalmaktı. Özgüvene bakar mısınız?
- Şimdi de gelelim ülkemize giriş ihtimaline. Türkiye’de son 30 yılda Migros, Carrefour, Şok, A101, Gima, Tansaş el değiştirdiler. Buna bakarak bile yeni bir yatırımcının şirket satın alarak sisteme dahil olması ihtimal dışı tutulabilir mi?
Sonuç olarak; Dışardan bakan bir yatırımcı gözü ile komşularımıza kadar gelip, 86 milyon nüfuslu ve euro bazında yüzde 35 daha yüksek fiyat seviyesine sahip bir ülkeye (yüksek kâr imkanı) en azından ilgi duymamaları mümkün müdür?
Kaldı ki ülkemizden oldukça fazla ürün tedariği yapan bir perakendeciden bahsediyoruz. Bu ürünler, kuru meyve ve kuruyemiş, zeytin ve zeytinyağı, hazır hamur işleri, konserve ve meze, çay ve baharatlar, pamuklu ev tekstili, giyim ürünleri, plastik ve ambalaj ürünleridir.
Lidl yetkililerinin, “mevcut durumda Türkiye’ye yönelik bir genişleme planlarının bulunmadığı” beyanlarına göre de bir fikre sahip olamayız. Zira “mevcut durum”un anlamı, “bu günkü şartlarda” veya “hali hazırda” ifadesini yansıtır. Bir futbolcuyla transfer görüşmeniz medyaya sızmışsa, ona imzayı attırana kadar ilişkiyi reddedersiniz. Çünkü rekabet bunu gerektirir.
Yukarda belirttiğim avantajlarına rağmen ülkemizdeki rekabet ortamı Lidl’a korku mu yoksa cesaret mi verir? Bunun kararını sizlere bırakıyorum…
Ercüment Tunçalp
İki ülkede iki alışveriş (46) Karadağ
Karadağ (Montenegro), Avrupa’nın güneydoğusunda, Balkanların Adriyatik kıyısında bir ülkedir. Komşuları Bosna Hersek, Sırbistan, Kosova, Arnavutluk ve Hırvatistan’dır. Başkenti ve en büyük şehri Podgorica’nın nüfusu 179.505’dir. (Fatih ilçesi kadar)
Oldukça küçük bir ülke olan Karadağ’ın ekonomik yapısı, turizm de dahil olmak üzere hizmet sektörü ağırlıklıdır. Karadağ her sene nüfusunun iki katı turist ağırlamaktadır. Ülke hemen hemen her şeyi ithal etmektedir.
Bu kıyaslamada en dikkat çekici nokta; et ve süt hariç neredeyse bütün gıda çeşitlerini ithal etmelerine rağmen alışverişin bizden ucuz olabilmesidir.
Karadağ, 1999 yılında yüksek enflasyonla mücadele etmek için Yugoslav Dinarı yerine Alman Markı kullanmaya başladı. Almanya 2002 yılında Euro’ya geçince, Karadağ’da halkın elindeki Markları Euro ile değiştirerek doğrudan Euro kullanımına geçti. AB üyesi değildir, ancak resmi olarak AB adayı ülke statüsündedir. Karadağ, AB entegrasyon süreci, sürdürülebilir kalkınma ve basın özgürlüğü alanlarında güçlü yükseliş ve istikrar kaydetmiştir. Ülke, Balkanlar bölgesinde yapısal reformları en hızlı hayata geçirmesiyle ünlenmiştir.
- Nüfusu 624.000 (Etimesgut ilçesi kadar);
- Yüzölçümü 13.888 kilometrekare (Eskişehir kadar);
- Kişi başı milli geliri 16.377 Dolar (bizimki 18.040 Dolar);
- Tüketici enflasyonu %3,2 (bizimki %1,75 Dolar);
- Net asgari ücret 600 Euro’dur (bizimki 510 Euro).
- Konut durumuna bakacak olursak; lokasyona göre değişmekle birlikte 2 odalı denize yakın ev fiyatları 110.00 Euro (6 milyon lira) ile 180.000 Euro (10 milyon lira) arasında seyretmektedir. Aynı evlerin aylık kiraları ise 700 ile 1.200 Euro arasında değişmektedir.
Şimdi fiyat kıyaslamamıza geçebiliriz…
- Ülkede bulunan market zincirleri; Voli (orta segment), HDL (Hard Discount Lokoviz), İdea (Hırvatistan ve Sırbistan kökenli), Megapromet (sahil bölgelerinde) öne çıkanlarıdır.
- Alışveriş tarihi: 6 Ağustos 2026.
- Alışveriş yerleri: Voli ve bizim tarafta da iki büyük ulusal zincir…
- Güncel kur 1 Euro= 55,07 TL.
- 58 ürünlük listede biz yüzde 28,5 daha pahalıyız. Bu ürünlerden 39’unda bizdeki fiyat daha yüksek…
- Tavuk fiyatlarına dikkatinizi çekerim. Tavuk bütün ile parça fiyatlarının bu kadar ayrıştığı bizden başka bir ülkeye rastlamıyoruz. Son çarpıcı örnek aşağıdaki listede görülebilir.
- Kırmızı et fiyatlarında benzerlik yoktur. Euro bazında bile fark büyüktür.
- Tamamı ithal olan meyve çeşitlerinde, limon ve üzüm hariç pahalıyız.
- Birebir aynı markalı ürünlerde; St Dalfour reçel, Milka ve Tobleron çikolata, Snickers, Mars ve Twigs, Nescafe Gold, Jacobs Gold, bizde oldukça pahalıdır ve de bu konu hayli düşündürücüdür.
- Sadece yabancı markalar mı; bir yerli markamızın 8’li çikolatalı gofreti Almanya’daki Türk marketinde 0,99 cente satılıyor.
Türkiye fiyatı ise 17,90 TLX8= 143,20 TL’dir. Karşılığı 2,60 Euro’dur.
Soru 1: Eğer bu indirimli bir fiyatsa böyle indirim olur mu?
Soru 2: Eğer bu oranda indirim normal görülüyorsa, Türkiye yerine Almanya tercihi doğru mu?
Soru 3: Yurt dışında bu örneklerden yüzlerce var. Geliri daha düşük olan bizim tüketicimize reva görülmesi haklı bir uygulama mıdır?
- Vatandaşın alışverişe yetmeyen geliri için “ancak soğan-ekmek yemeğe yeter” ifadesi çok eski yıllarda kaldı. Aşağıdaki listede görüleceği üzere ekmek %44, kuru soğan %120 daha pahalıdır bizde…
- Satın alma gücüne bakacak olursak; Karadağ vatandaşının geliri %18 fazlayken, bizim de alışveriş tutarımız %28,5 daha fazladır.
Karadağ vatandaşı aylık geliri ile bu alışverişi bir ay içinde 3 defa tekrarlayabilirken, bizim vatandaşımız aynı alışverişi aylık geliri ile 2 defa tekrarlayabilmektedir. Başka bir ifade ile Karadağ vatandaşı gelirinin %33’ünü bu alışverişe ayırırken, bizim vatandaşımız gelirinin %50’sini bu alışverişe ayırmak zorundadır.
Sonuç olarak; yaptığımız bütün kıyaslamalarda pahalı çıkmamız ve zaman geçtikçe farkın daha da açılması hiç sürpriz değildir. Zira gıda fiyatları bizde büyük oranda artarken, birçok ülkede gerilemeye devam etmektedir.
İşte son durum:
Euro Bölgesi’nde yıllık gıda enflasyonu %1,2 seviyesindedir. Ancak gıda enflasyonunun olmadığı, hatta 1 yıl sonra fiyatların gerilediği 14 ülke vardır. Yıllık ve Temmuz ayı itibariyle; Bosna- Hersek (%-0,5), Çekya (%-3,1), Danimarka (%-1,6), Estonya (%-1,6), Macaristan (%-4,4), Letonya (%-3,1), Litvanya (%-0,3), Hollanda (%-0,4), Polonya (%-0,4), Sırbistan (%-6,1), Slovakya (%-2,1), Slovenya (%0,4), İsveç (%-7,2), İsviçre (%-1,3).
(Kaynak: Trading Economics)
Dünyada da %37,53’lük gıda enflasyonumuz ile en yüksek üçüncü ülke (Venezuela ve İran’ın arkasından) durumundayız. Dolayısıyla bundan daha önemli bir derdimiz olamaz…

Ercüment Tunçalp
Perakendecinin enflasyon hesaplama yöntemi
Önceki bir yazımda, “Dar gelirlinin enflasyonu nasıl değişir?” sorusunun cevabını, sadece kategori ağırlıklarını değiştirerek anlatmaya çalışmıştım. Zira TÜİK fiyatlarını bilmediğimiz için ancak bu kadarı mümkün olabilmişti.
Bu yazımda ise ilk aşamadan başlamak üzere “Laspeyres Endeks formülü” yardımıyla hesaplamanın nasıl yapılacağını anlatmaya çalışacağım.
Laspeyres Fiyat Endeksi; belirli bir baz dönem ağırlıklarına göre bir mal ve hizmet sepetinin fiyatlarındaki değişimi ölçmek için kullanılan bir tüketici fiyat endeksidir. Hesaplamalarda hep baz yıla ait sepet ağırlıkları dikkate alınır.
Aşağıda bir perakendecinin sadece 8 çeşit ürün sattığını varsayarak, güncel fiyatlar üzerinden hesap yapacağız. Oysa perakendeci aynı hesabı bilgi sistemi üzerinden 50 bin çeşit ürün için gerçek ağırlıklarla yapabilir ve sıfır hata ile kendi enflasyonunu bulabilir.
O zaman başlayalım…
| Ürün |
Po |
Pı | Qo | Pı x Qo | Po x Qo |
Lı |
|
2025 |
2026 | 2025 |
|
(%) | ||
| Dana kıyma TL/Kg |
600 |
1.099 | %22 | 241,78 | 132,00 |
%83,16 |
| Domates TL/Kg |
44 |
60 | %15 | 9,00 | 6,60 |
%36,36 |
| Ayçiçek yağı TL/lt |
138 |
200 | %12 | 24,00 | 16,56 |
%44,92 |
| Pastörize süt TL/lt |
63 |
115 | %12 | 13,80 | 7,56 |
%82,53 |
| Makarna TL/500 gr |
28 |
47 | %7 | 3,29 | 1,96 |
%67,85 |
| Coca Cola TL/lt |
40 |
60 | %9 | 5,40 | 3,60 |
%50,00 |
| Yumurta 10’lu |
72 |
100 | %8 | 8,00 | 5,76 |
%38,88 |
| Tavuk kanat TL/Kg |
300 |
430 | %15 | 64,50 | 45,00 | %43,33 |
| %100 | 369,77 | 219,04 | %68,81 |
Formül: Lı= E (Pı x Qo)/E (Po x Qo)X100
Lı: Cari dönemdeki fiyat endeksi
Pı: Cari dönemdeki (mevcut) ürün fiyatları
Po: Baz dönemindeki ürün fiyatları
Qo: Baz dönemindeki ürün miktarları (sepet ağırlıkları)
E: Toplam sembolü yerine
Yukardaki örnekte; perakendeci enflasyonunu %68,80 olarak bulduk. Eğer ağırlıkları dikkate almadan (veya ağırlıkların birbirine eşit olduğunu varsayarak) 8 ürünün ortalamasını alsaydık, oran %55,87 çıkardı ama gerçeğe ulaşamazdık.
Şirket içinde her türlü bilgi el altında olduğu için (güncel fiyatlar ve gerçek satış miktarlarına dayanan ürün ağırlıkları) şeffaflık ilkesi ile kimsenin itiraz edemeyeceği bir sonuca ulaşmak mümkündür. Oysa TÜFE hesabında fiyatları görmüyoruz, kaynakları bilmiyoruz. Sadece ağırlıklar (satış payları) hakkında fikrimiz var. Bu bakımdan hiç tartışmadan (zaten buna imkan da yok) aynen alıp resmi enflasyon olarak kabulleniyoruz. Ancak her gelir grubunun kendi gerçeğine uygun ağırlıklar alınınca muhtemel değişimin hangi yönde olabileceğini de görebiliyoruz. Daha önceki yazımın konusuydu…
Yukarda da perakende şirketlerin tahmini değil, gerçek enflasyon oranlarına ulaşılabileceği küresel uygulamayı aktarmaya çalıştım…
Her perakendecinin kendi enflasyonunu bulması ve buna göre planlarını yapmasının sayısız faydaları vardır.
İşte stratejik ve finansal kazançlar:
- Performans ölçümünü kolaylaştırır ve daha adaletli yönetim imkanı sağlar. Mağaza ve personel hedefleri reel başarıya göre değerlendirilmiş olur.
- Etkin stok yönetimi sağlar, sermaye erimesinin önüne geçilir.
- Gerçek büyüme analizini kolaylaştırır. Ciro artışının satış hacminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı görülür.
- Nakit akışını koruyacak fiyatlamaya yardımcı olur.
- Brüt kâr marjlarına olumlu ya da olumsuz etkisi olan kategoriler ve içindeki çeşitler görülebilir.
- Maliyet yönetimini, TÜFE yerine şirket enflasyonu üzerinden gerçekleştirenler daha gerçekçi ve faydalı sonuçlar elde edebilirler.
Sonuç olarak; bir perakendecinin sadece yıllık TÜFE’ye bakarak bütçe yapması veya işini planlaması risklidir. Kendi enflasyonunu bularak, maliyet artışlarının (kira ve personel giderleri başta olmak üzere) ne derecede etkisi altında kalınacağı daha sağlıklı görülebilir. TÜFE’ye bakarak belki ülke gerçeğini görebilirsiniz ama kendi şirketinizin gerçek resmini ve katetmeniz gereken yolu net olarak göremezsiniz.
Çünkü TÜİK enflasyon sepetinde 428 madde ve 972 madde çeşidi dikkate alınır. Perakendeci sepetinde ise tüm ürünler (50 bin çeşit olsa bile) yer alır. Her kategoriyi ve her şubeyi de farklı görme ve çözüm üretme imkanı vardır. Her perakendecinin enflasyonu farklı olduğu gibi tek perakendecinin değişik şubeleri arasında da farklar vardır. Zira ürün ağırlıkları (satış payları) semtlere göre değişiklik gösterir. Örneğin bir perakendecinin Bayrampaşa şubesi ile Teşvikiye şubesi arasında ürün ağırlıkları ve dolayısıyla enflasyonları bakımından oldukça büyük fark çıkar.
