Firmalardan
Dünya devleri gıda güvenliği için birleşti
IBM ve Mars’tan küresel gıda güvenliğinde yeni girişim.
IBM Araştırma Birimi ve dünyanın en büyük çikolata ve şekerleme şirketi Mars Incorporated; gıda güvenliğinde yeni bir yaklaşım sunmayı amaçlayan, işbirliğine dayalı bir gıda güvenliği platformu Gıda Tedarik Zincirini Sıralama Konsorsiyumunu kurduğunu duyurdu.
Küresel gıda arzını korumak kamu sağlığı açısından büyük bir zorluk oluşturmaya devam ederken; yalnızca ABD’de her yıl her altı kişiden biri gıda kaynaklı hastalıklara yakalanıyor ve 128.000 kişi bu sebeple hastaneye kaldırılıyor, 3.000 kişi hayatını kaybediyor ve 9 milyar dolarlık bir tıbbi maliyet oluşuyor. Ayrıca her yıl 75 milyar dolar değerindeki bozulmuş gıda geri çağrılıyor ve imha ediliyor.
Mevcut konjonktürde gıda tedarik zinciri giderek daha küresel ve karmaşık bir hal alırken, IBM ve Mars; gıda güvenliğinin daha iyi anlaşılması ve iyileştirilmesi için genetik verileri kullanan yenilikçi yaklaşımları ortaya çıkarıyor. Bu yaklaşım aynı zamanda tedarik zincirinin daha bütünsel biçimde anlaşılmasını sağlamayı da vadediyor. Yeni Konsorsiyum daha önce benzeri görülmemiş kapsamda bir metagenom araştırması gerçekleştirerek mikro organizmaları ve bu organizmaların normal ve güvenli bir fabrika ortamındaki aktivitelerini etkileyen faktörleri mercek altına alacak. Bu çalışma, gıda tedarik zincirinin baştan sonra tüm sürecini -tarladan tabağımıza uzanan yolculuğunu— kapsayacak. Mikro organizmaların kendi ekolojik ortamlarında nasıl etkileşim kurduklarına dair yeni veriler sunulacak ve bilimsel uygulamalar aracılığıyla nasıl daha iyi kontrol edilebileceklerine ilişkin yeni öngörüler çıkarılacak.
Konsorsiyumda çalışan bilim insanları ilk adım olarak bakteri, mantar ya da virüs gibi canlı organizmaların genetik parmak izlerini ve tezgah, fabrika ve ham maddeler dâhil olmak üzere, farklı ortamlarda nasıl büyüdüklerini araştıracak. Bu veriler, bakterilerin etkileşim kurma metotlarını anlamaya yönelik daha kapsamlı araştırmalarda kullanılacak.
Mars Incorporated Kurumsal Araştırma ve Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Dave Crean şöyle konuşuyor: “Gıda Tedarik Zincirini Sıralama Konsorsiyumu, gıda güvenliğinde devrim yaratma potansiyeline sahip. Yeni tehditleri; daha önce benzeri görülmemiş ölçeklerde saptamak ve çözmek için güçlü bir araca sahip olacağız ve böylece de küresel gıda güvenliğinde kritik atılımlar atılması mümkün olacak. Bu girişimde IBM Araştırma Birimi ile birlikte çalışmaktan heyecan duyuyoruz. Genomi biliminde, gıda ve tarımda küresel inovasyonlar gerçekleştirilmesine yardımcı olacak başka paydaşların da gelecekte aramıza katılacağını umuyoruz.”
IBM Almaden Araştırma Laboratuvarı Başkan Yardımcısı ve Direktörü Jeff Welser ekliyor: “Genom sıralaması, doğal ortama daha yakından bakarak daha önce bilmemiz mümkün olmayan öngörüleri açığa çıkarmayı hedefliyor. Bunu yaparken de verileri kullanan yeni bir tür mikroskop işlevi görüyor. Genom verilerinden öngörüler elde ederek, gıda tedarik zinciri içerisinde sağlıklı ve koruyucu mikrop yönetimi sistemlerini nasıl belirleyeceğimizi, yorumlayacağımızı ve en sonunda da oluşturacağımızı anlama fırsatı yakalayacağız.”
Konsorsiyumda yürütülecek araştırmalar, başlangıçta belirli ham maddelere ve fabrika ortamlarına odaklanacak. Daha sonra ise tüm gıda tedarik zincirini kapsayacak ve çiftçilere yönelik uygulamaları da içerecek. Örneğin, topraktaki mikro organizmaların anlaşılması, çiftçilerin bitkilerini patojenlerden nasıl koruyacaklarını ve aynı zamanda sağlıklı büyüme ve besin alımı sağlayacaklarını öğrenmelerine yardımcı olunması için kritik rol oynayacak.
İlk veri örnekleri Mars Incorporated üretim tesislerinden alınacak. IBM’in genom, sağlık hizmetleri ve analitik uzmanları ise gerekli olan büyük ölçekli bilgi işlem ve veri gereksinimleri için benzersiz bir araştırma ortamı sunan IBM Accelerated Discovery THINKLab laboratuvarından yararlanacak. Araştırmanın ötesinde, test yöntemlerinin düşük maliyetli bir şekilde ve yaygın olarak kullanılmasına olanak sağlanması için, veriler ve bulgular sistematik bir biçimde sunulacak.
Firmalardan
Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor
Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.
Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.
Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.
Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.
Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi
Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.
Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.
Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.
Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.
Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.
Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.
Firmalardan
Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım
Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.
Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz. Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu
Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Firmalardan
Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara
Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.
Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”
Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor
Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.
Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor. Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.
Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”
