Firmalardan
Paynet, işlem hacminde rekor kırdı
Ödeme sistemlerinde Türkiye’nin öncü fintek şirketi Paynet, 2023 yılının ilk çeyreğinde işlem adedinde yüzde 63, işlem hacminde de yüzde 226 artış yakalayarak büyüme rekoru kırdı. İlk çeyrekte işlem tutarına göre işlemlerin yüzde 95’i 3Dʼli, yüzde 5’i ise 3Dʼsiz gerçekleşti. Bununla birlikte işlem hacmine göre ödemelerin yüzde 16’sı tek çekim, yüzde 84’ü taksitli işlem olarak kaydedildi. Ödeme platformları olarak PayPortal toplam işlemlerden yüzde 57 pay alırken, Paynet Api yüzde 22, Paynet Mobil yüzde 21 pay aldı.
2023 yılı ilk çeyreğinde, geçen yıl üretilen işlem hacminin yaklaşık yarısına ulaştıklarını belirten Paynet Genel Müdürü Onur Ertürk, “Yılın ilk çeyreğine çok güzel bir başlangıç yaptık. BKM kartlı işlem pazarı 2022 Ocak ayı verilerine göre Pazar yüzde 146 büyürken Paynet olarak aynı dönemde yüzde 294 oranında büyüme kaydettik. Ardından da rekorlar gelmeye başladı. En yüksek günlük işlem hacmimizi Mart ayı içerisinde gerçekleştirerek ilk çeyrek işlem hacmimizi de yaklaşık yüzde 134’lük bir hedef gerçekleştirme oranıyla tamamladık. Böylelikle 2023 yılında da kartlı işlemler pazarındaki işlem hacmimizi genişletmeyi sürdürdük” diyor.
2022 yılında sektör ortalamasının 2 kat üzerinde yüzde 164 büyüme yakalayan şirket, biri Android tabanlı cihazların POS cihazı olarak kullanılmasını sağlayan PayPOS, diğeri de bireysel tüketici kredisi olmak üzere iki yeni ürünü pazara sunmuştu. Android tabanlı cihazları kullanarak ek bir cihaza ihtiyaç duyulmaksızın fiziksel POS cihazlarının özellikleri ile ödeme almasını sağlayan PayPOS sayesinde NFC teknolojisi ile temassız ödeme alınabiliyor. Güvenli ve kolay kullanımı sayesinde ödeme işlemini sadece 4-5 saniyede tamamlıyor.
Paynet’in geçtiğimiz yıl pazara sunduğu diğer yenilikçi çözümü PayKredi de işletmelerin yeni finansman opsiyonu ile son tüketicilere farklı ödeme alternatifi sunmasını sağlıyor.
Anlaşmalı bankalar üzerinden avantajlı faiz oranları, masrafsız ve sigortasız kredi sunması PayKredi’nin en önemli avantajları. Bu çözümle müşteriler kart limitlerini doldurmadan uzun vadede ödeme imkanı buluyor. Banka şubesine gitmeden, hızlı, dijital, anında onaylı ve güvenilir bir alışveriş deneyimi yaşıyorlar. Üye iş yerleri de taksit sayısını artırıp kart dışında alternatif bir ödeme yöntemi daha elde ettikleri için satış hacimlerini yükseltiyor.
2023 yılına yüzde 100’ün üzerinde büyüme hedefiyle giren Paynet, yılın ilk çeyreğinde yeni ürün ve çözümleriyle şirketlerin en büyük finansal destekçisi olmaya devam etti. Şirketlerin nakit akışlarını daha hızlı ve kolay yönetmeleri bugün her şeyden daha kritik hale gelirken Paynet de Paynet üye iş yerlerinin ticari şirket kartları üzerinden tedarikçilerine ödeme yapmasını sağlayan Tedarikçi Ödemesi çözümünü pazara sundu. Bu çözümle tedarikçiler ödemelerini hızlıca alırken Paynet üye işyerleri de kartlarına uygulanan taksit ile ödemelerinde vade avantajı elde ediyor. Böylece işletmeler daha sağlıklı bir nakit akışına sahip oluyor.
Bu yıl finansman alternatiflerini artırmaya odaklandıklarını belirten Paynet Genel Müdürü Onur Ertürk, yılın ikinci çeyreğinin bu anlamda daha hareketli geçeceğini ifade ediyor. Ertürk sözlerini şöyle sürdürüyor: “İşletmelerin finansal araçlara erişimini kolaylaştırmak için çalışacak, fon sağlayan bankalar ile fon ihtiyacı olan şirketler arasında köprü vazifesi görmeye devam edeceğiz. Ödemelerin dijitalleştirilmesinin yanı sıra işletmelerin hangi bankada olursa olsun tüm hesaplarını tek bir noktadan izleyebileceği, hesaplar arası hızlı ve zahmetsiz şekilde para transferi yapabileceği ve nakit akışlarını kolayca yönetebileceği Açık Bankacılık çözümümüzde lisans kapsamımızı genişleterek 2023’te bu çözümümüzü daha geniş bir yelpazede sunacağız. Biz deneyim odaklı bir şirketiz. Başarımızın ve büyümede rekorlar kırmamızın en büyük nedeni müşterilerimizi dinleyerek onların ihtiyaçlarına odaklı çözüm geliştirme kabiliyetimiz.”
Firmalardan
Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor
Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.
Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.
Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.
Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.
Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi
Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.
Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.
Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.
Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.
Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.
Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.
Firmalardan
Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım
Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.
Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz. Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu
Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Firmalardan
Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara
Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.
Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”
Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor
Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.
Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor. Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.
Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”
