Sosyal Medya Hesaplarımız

Genel Haberler

Perakendeciler, gıda arzının güvenliğini değerlendirdi

Editör
Abone Ol:

Gıda Perakendecileri Derneği (GPD) tarafından düzenlenen 8. Ortak Gelişim Kongresi 11 Ekim 2022 Salı günü Wyndham Grand Levent Istanbul’da ve eş zamanlı olarak Digital Netwok Alkaş platformunda online olarak gerçekleştirildi. Gıda sektörünün tüm paydaşlarını bir araya getiren etkinlik, kongre içeriği ve verilen mesajlarla sektörün gündemini ele aldı.

Kongrenin açılış konuşmasını yapan GPD Yönetim Kurulu Başkanı Galip Aykaç, derneğin kuruluş amaçlarından birinin gıda, yiyecek içecek ve temel ihtiyaç maddeleri harcamalarının ana adresi olan gıda perakendeciliğinin kurumsallaşması, kayıt altına alınması, modernleşmesi ve gelişmesi için gerekli çalışmaları gerçekleştirmek olduğunu vurgulayarak, bu gelişimi gerçekleştirme doğrultusunda dernek üyelerinin, sektörün, paydaşların sorunlarını ve çözüm önerilerini, tüketicinin de çıkarlarını koruyarak en üst makamlara taşımaya devam edildiğini ifade etti.

Gıda, yiyecek içecek ve temel ihtiyaç maddeleri harcamalarının, hane halkı tüketim harcamalarının %50’sinden fazlasını oluşturduğuna dikkat çeken Aykaç, gıda arzının önemine dair bazı istatistikleri paylaştı. Dünya Gıda Programı ve Gıda ve Tarım Örgütü raporlarına göre 2022’de dünyada 828 milyon kişinin yatağa aç girdiğini ve bunlar arasında akut açlık sıkıntısı çeken kişi adedinin 2019’dan bu yana 135 milyondan 345 milyona yükseldiğini belirten Aykaç, bu manzaraya karşılık dünyada her yıl 1,3 milyar, Türkiye’de ortalama 26 milyon ton gıdanın israf edildiğinin altını çizdi. Dünya genelinde israf edilen bu gıdaların yıllık değerinin 1 trilyon dolar olarak hesap edildiğini ifade eden Aykaç, ülkemizde günde üretilen 121 milyon ekmeğin 12 milyonunun israf edildiğini sözlerine ekledi.

Ülkeler arası siyasi ilişkiler, doğal kaynakların mevcut durumu, iklim değişikliği, halk sağlığını tehdit eden tehlikeler, demografik yapılardaki değişimler, enerji ve hammaddede yaşanan sıkıntılar neticesinde tüm sektörlerdeki üretim maliyetlerinde global anlamda hissedilen enflasyonist duruma değinen Aykaç; “Bunlara bağlı olarak artan maliyetler de gıda arzını etkileyen sıkıntıların başında geliyor. Biz perakendeciler olarak, tüketicimize ihtiyaçlarını maksimum seviyede karşılamak üzere kaliteli, hesaplı, güvenilir ürün ve hizmet sunarak, üretim ile tüketici arasındaki köprü vazifesini görüyoruz. Bu vazifemizi gerçekleştirirken de, tedarik zincirimizden gelen fiyat dalgalanmalarını tüketicimize en az düzeyde yansıtmak için kendi kaynaklarımızı da zorluyoruz. Ölçeğimizi de kullanarak sağladığımız fiyat avantajıyla da son fiyatlarımızı dengelemeye çalışıyoruz. Ana hammaddelerinin çoğunu yurt dışından alan, dolayısıyla maliyetleri farklı etmenlere de bağlı olan bir ülke doğal olarak bunlarla karşı karşıya kalacaktır. Bizler maliyet artışlarını özellikle pandemi döneminde baskılaya baskılaya bugüne geldik.” dedi.

Gıda arzı sisteminin, tarımsal ve hayvansal üretim ile sanayi üretiminden başlayan, taşıma, depolama, perakende ve tüketime kadar uzanan kompleks ve birbiriyle direkt etkileşimli çok büyük bir ekosistem olduğuna dikkat çeken Aykaç, gıda arzında güvenliğin sağlanması için tüm bu aşamalarda doğru ve verimli uygulamaların geliştirilmesi, sürdürülebilirliğinin sağlanması gerektiğine inandıklarını dile getirdi.

Perakendecilerin tedarik zincirindeki en son halka olduğunu hatırlatan Aykaç; “Fiyatların hareketinden daha önemli bir konu gıda arzında yaşanabilecek olası bir daralmadır. Piyasa ekonomisinin temel kuralı; fiyatların arz – talep ilişkisine göre belirlenmesidir. Bu denge ne kadar güvenilir olursa doğal olarak tüketiciye yansıyan fiyatlar da istikrarlı bir biçimde optimumda kalabilecektir.” dedi.

Temel ürünlerde “kendi kendine yetebilen” ve “dışa bağımlı olmayan” ülkelerin önemli bir avantaja sahip olduğunu belirten Aykaç, “Bizler ülkemizin de gıda arzı güvenliği açısından kendi kendine yeten bir ülke olabileceğimize inanıyoruz. Bu bağlamda ihtiyaçlarımızın belirlenmesi ve bunların giderilmesine yönelik politikaların oluşturulması, aksiyonların alınması hayati önem taşıyor.” dedi.

Üreticinin ve üretimin önemine değinen Aykaç, tarımsal üretimde insan kaynağının güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Köyde yaşayan nüfusun %7,5 den 2021 yılı sonu itibariyle %6,8’e düştüğünü, bunun yaklaşık yarısının yaşlı olduğunu ifade eden Aykaç, “%3,5’la tarımı daha üst noktaya taşımakta zorlanırız. Öyleyse orayı heveslendirici ve teşvik edici önlemlere ihtiyaç vardır. 70’ten fazla teşvik ve destek paketlerinin sadeleşmesine ve teşviklerin tarlaya değil, ürüne, fazla üretene, fazla ve kaliteli üretene verilmesine gerek vardır.” dedi.

Sebze meyve fiyatlarına da değinen Aykaç, Türkiye’nin 55 milyon ton sebze-meyve üretimine sahip olduğunu, bunun %30-35 kadarının o veya bu nedenle fire olarak ayrıldığını, kalan 35 ila 37 milyon ton arası tüketilebilir sebze-meyvenin yaklaşık %15’inin perakendeciler kanalıyla satıldığını ifade etti.

Bu durumda %15’lik satış payı ile perakendecilerin enflasyona bir etki edemeyeceğini belirten Aykaç, “Bu yanlış algıyı ortadan kaldırmamız lazım. Asıl mesele plansız üretimdir. Asıl mesele girdi maliyetlerinin yüksek olmasıdır. Asıl mesele dışa bağımlılığın azaltılamamasıdır.” dedi.

Sektörün mevzuata dair sıkıntılarına da değinen Aykaç, sözleşmeli tarımda perakendenin girişimlerine rağmen sorunlar yaşandığını, sebze meyve satışında soğuk dolap zorunluluğunun tedarik zincirinde sıkıntı yarattığını dile getirdi. KDV indirimi devamında firmalarda KDV alacaklarının arttığını belirten Aykaç, “Enflasyonla mücadele kapsamında büyük bir ürün grubu için KDV oranlarının düşürülmesi düzenlemesi yapıldı, Devletimizin aldığı önemli bir karardır. Hem fiyatların ucuzlaması hem de haksız rekabetin önüne geçilmesi, hem de kayıt dışının azalmasına yardımcı olacak bir düzenlemeydi. Başarılı da oldu. Detaya bakıldığında bazı düzenlemelere daha ihtiyaç var. Üreticinin ürünü üretmek için kullandığı hammadde ve/veya yan ürünleri daha yüksek KDV ile alıyor, Bu durumda da devletten KDV alacağı doğuyor. Bu detayın incelenerek düzenleme yapılması iyi olacaktır.” dedi.

Gıda arzı güvenliğinin sağlanması hususunda ihtiyaçların ve bu ihtiyaçları gidermeye yönelik çözüm ve politikaların belirlenmesinin tüm ülkenin en önemli işi olması gerektiğini ifade eden Aykaç, yapılacakların verimli bir koordinasyonla takip edilmesinin önemine dikkat çekti.

Sorunları çözmede taşına altına herkesin elini koyması gerektiğini belirten Aykaç, “Bu sorumluluğu sadece devlet kurumlarına bırakmak da doğru değil. Taşın altına herkes elini koyabilmeli; bizler her platformda söylediğimiz gibi üzerimize düşeni yapmaya kararlı bir şekilde hazırız.” mesajını verdi.

Aykaç şöyle devam etti: “Doğru politikalarla dışa bağımlılığın azaltılması ve üretimin desteklenmesi ile ülkemizin güçlü alt yapısı sayesinde bu sorunların çözülebileceğine inanıyoruz. Destek olma noktasında her zaman göreve hazır olduğumuzu bir kez daha kamu kuruluşlarımıza ve tüketicimize buradan belirtmek istiyorum.”

Ortak Gelişim Kongresi’nin teması, gıda arzında güvenliğin sağlanması ve sürdürülebilir kılınması amacıyla üretmenin önemine vurgu yapar şekilde “Şimdi Ekmek Zamanı” olarak belirlendi. Kongrede, gıda arzındaki güncel durumun ve gelecek projeksiyonlarının, bekleyen fırsatlar ile tehditlerin, tarımda verimlilik yollarının, bu verimliliği sürdürülebilir hale getiren ülkelerdeki yapı örneklerinin Türkiye ve dünya vizyonunda incelenmesi amaçlandı. Bu vizyonu gördükten sonra harekete geçmek için neler yapılması gerektiği; insan kaynağı, doğal kaynaklar, altyapı ve tedarik zinciri ana başlıklarında ele alındı.

Yarının dünyası için bugünden ekmek

Açılış konuşması ardından, NielsenIQ Türkiye Genel Müdürü ve Ortadoğu ve Afrika Analitik Lideri Didem Şekerel Erdoğan ve NielsenIQ Türkiye Perakende Hizmetleri Direktörü Serhat Sükan, “Yarının Dünyası İçin Bugünden Ekmek” başlıklı sunumları hızlı tüketim ürünleri pazarının güncel durumunu değerlendirdiler.

Türkiye’de FMCG perakendesinin 2022-2021 ilk 8 ay kıyaslamasında %85 büyüme kaydettiğini belirten NielsenIQ Türkiye Genel Müdürü Didem Şekerel Erdoğan, dünya genelinde FMCG pazarı hacimsel daralma kaydederken, Türkiye’nin pozitif hacim performansıyla diğer ülkelerden güçlü biçimde ayrıştığını vurguladı. Gıda altında Tarımsal Ürünlerin ve özellikle de buğday kaynaklı ürünlerin önemine değinen Didem Şekerel Erdoğan, “Gıda’daki büyüme trendinin aslında yeni/kısa vadeli bir trend olmadığını görmekteyiz. 2015 yılından bu yana bileşik yıllık büyüme rakamlarına (CAGR) bakacak olursak, Gıda’nın %19, Gıda altında Tarım ürünlerinin %19,4, Buğday ürünlerinin ise %24,3 büyüdüklerini görmekteyiz. Bu bize tarımsal üretimin önemini göstermekte” diye konuştu. E-Ticaret trendleriyle devam eden NielsenIQ Türkiye Perakende Hizmetleri Direktörü Serhat Sükan, E-Ticaret’in pandemi döneminde dünya genelinde güçlü büyümeler kaydederek toplam FMCG içindeki ağırlığını arttırdığını vurguladı. Sükan, “Türkiye’de 2020 yılında toplam FMCG içinde %4,0 olan E-Ticaret ağırlığının 2021 yılında %5,7’ye çıkarak güçlü bir artış kaydettiğini görmekteyiz” diye konuştu.

Sonraki oturumda, Dünyada ve Türkiye’de Gıda Arzı: Fırsatlar ve Tehditler başlığı altında BM Gıda ve Tarım Örgütü Türkiye Temsilcisi Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ve BM Gıda ve Tarım Örgütü Gıda Güvenliği Uzmanı Keigo Obara, Güzem Yılmaz Ertem’in moderatörlüğünde, dünyada ve ülkemizde gıda arzındaki mevcut durum ve gelecek projeksiyonlarının yanı sıra öngörülen fırsatlar ve tehditleri değerlendirdiler. Oturumda Gıda ve Tarım Örgütü’nün “Kimseyi Geride Bırakma” projesine dair bilgiler de aktarıldı.

Tarımın şoklara daha dirençli olması için küçük ölçekli çiftçilik desteklenmesi gerektiğini belirten Selışık, “Onlar bu sorunu çözecek potansiyele sahipler. Tabi ki onların üretimiyle dünyayı bir anda beslemek mümkün değil ama ülkeler kendi gıda güvenliğini güvence altına alabilir. Küçük çiftçilerin, üretimden vazgeçmemeleri için desteklemesi gerekiyor.” dedi.

Küçük ve orta ölçekli işletmelere destek

Kongrenin paralel salonunda küçük ve orta ölçekli 30 firmanın stantlarının yer aldığı Tanışma Stantları alanında, birçok yeni ürünün organize perakendecilerle buluşması ve yeni işbirliklerinin doğması amacıyla tanıtımlar yapıldı.

Sunuculuğunu ve moderatörlüğünü BloombergHT Sunucusu Güzem Yılmaz Ertem’in gerçekleştirdiği Ortak Gelişim Kongresi’nin Platin Sponsorları Coca-Cola İçecek, Henkel, PepsiCo ve Unilever oldu. Altın Sponsorlar olarak Hayat Kimya ve Ülker yer alırken, Araştırma Sponsoru NielsenIQ, Oturum Sponsoru Lila Kağıt, Yaka İpi ve Çanta Sponsoru Netlog Lojistik , İkram Sponsoru LaLorraine oldu. Evyap, HMK, Obase ve PaketTaxi etkinlikte Bronz Sponsor olarak yer aldılar. Organizasyonu Alkaş tarafından yapılan etkinlik, hibrit bir düzenle Digital Network Alkaş platformunda da eş zamanlı olarak online yayınlandı.

 

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Genel Haberler

Dev satın alma tamamlandı

Editör

Yazar:

CarrefourSA hisselerinin yüzde 89,28’inin Aydın Grup bünyesindeki Yeni Mağazacılık’a (A101) devri tüm yasal onayların ardından resmen tamamlandı.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, CarrefourSA’nın sermayesini temsil eden payların yüzde 89,28’lik bölümünün Aydın Grup’a devrine ilişkin Rekabet Kurumu dahil tüm yasal onay süreçleri tamamlandı ve devir işlemi gerçekleşti.

Devirle birlikte Aydın Grup bünyesindeki Yeni Mağazacılık şemsiyesi altında yer alan perakende devleri CarrefourSA ve A101, faaliyetlerini farklı yönetim yapıları altında, ayrı segmentlerde ve kendi marka kimliklerini koruyarak bağımsız şekilde sürdürecek. Bu yeni döneme CarrefourSA CEO’su Hatice Evren liderlik edecek.

Açıklamada görüşleri yer alan Aydın Grup Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Bostan, yeni bir sayfa açtıklarını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“CarrefourSA’nın yeni yatırımımızla sağlamlaşacak finansal yapısı, bize daha cesur adımlar atma imkanı veriyor. Mağazalarımıza gelen herkes için daha iyi bir deneyim sunmayı, alışverişi daha keyifli hale getirmeyi hedefliyoruz. İş ortaklarımız ve tedarikçilerimiz açısından da güven veren, değer yaratan ve birlikte büyüme iştahını artıran bir iş ortağı olmayı önemsiyoruz. Çalışanlarımız için ise enerjisi yüksek, gelişim alanı açan, parçası olmaktan gurur ve heyecan duyulan bir iş yeri olmayı hedefliyoruz. Güçlü bir finansman, ekosistem ve sağlıklı bir ticaret, bu yolculuğun merkezinde yer alacak.”

Erhan Bostan, CarrefourSA’nın en güçlü yönlerinden birinin taze, kaliteli ve zengin ürün çeşitliliği olduğunu belirterek, bu gücü daha da büyüterek Türkiye’nin dört bir yanına taşıyacaklarını bildirdi.

Bostan, “Hedefimiz, Türkiye’nin her ilinde ve çok daha fazla noktada tüketicilere ulaşmak ve erişilebilirlikle kaliteyi birlikte geliştirmektir. Ekonomiye kattığımız değeri, istihdamımızı ve yerli tedarikçilerimizle kurduğumuz iş birliğini çok daha öteye götüreceğiz.” açıklamasında bulundu.

Sabancı Holding 85.5 milyon dolar ödeme yaptı

Nisan ayında satışa ilişkin Sabancı Holding tarafından yapılan açıklamada satış işleminin 325 milyon dolarlık şirket değeri üzerinden yapılacağı ifade edilmişti.

Söz konusu açıklamada şu bilgiler yer almıştı:

“Söz konusu Sözleşme uyarınca, Carrefoursa’nın 325.000.000 ABD Doları olarak belirlenen toplam şirket değeri esas alınarak hesaplanacak nihai hisse değeri, kapanış tarihindeki net borç ve işletme sermayesi tutarları üzerinden yapılacak kapanış düzeltmelerine tabi olacaktır. Kapanış düzeltmeleri sonucunda hesaplanacak nihai hisse değerinin negatif olması halinde, söz konusu negatif farkın ana ortaklara isabet eden kısmının tamamı için Hacı Ömer Sabancı Holding A.Ş.’ye ek bir finansal yükümlülük çıkabilecektir.”

Sabancı Holding tarafından KAP’a gönderilen açıklamada ise şu bilgiler yer aldı:

“Carrefoursa’nın 325.000.000 USD olarak belirlenen toplam şirket değerinin, sözleşmede belirtilen şartlara uygun şekilde kapanış tarihindeki net borç ve net işletme sermayesi tutarları dikkate alınarak düzeltilmesi sonucunda Sabancı Holding tarafından Yeni Mağazacılık A.Ş.’ye 85.479.120 USD ödeme yapılmış olup, kapanış hesaplarında yapılacak çalışma sonrasında söz konusu ödeme tutarı güncellenecektir.”

CarrefourSA CEO Kutay Kartallioğlu, bu konuda şu açıklamada bulundu:

“Şirketimizde yeni bir dönem başlıyor: Yapılan Genel Kurul toplantısı ile birlikte şirketimizin ana hissedarlık yapısı değişti ve Yeni Mağazacılık A.Ş. (Aydın Grubu) CarrefourSA’nın ana hissedarı oldu. A101 ve CarrefourSA markaları farklı yönetim yapıları ve ayrı çatılar altında, kendi marka kimliklerini koruyarak bağımsız şekilde hareket edecekler, bunu tekrar vurgulamak isterim. Şirketimize, iş ortaklarımıza, müşterilerimize ve tüm CarrefourSA ailesine hayırlı, uğurlu olsun.

Ben ise CarrefourSA’da geçen 22 yıl ve Sabancı Topluluğu bünyesindeki 25 yıllık yolculuğumun ardından bayrağı devrediyorum; planlı ve güvenli bir geçiş için bir süre daha CEO danışmanı olarak destek vermeye devam edeceğim.

Son sekiz yıldır CarrefourSA’nın CEO’su olarak görev yapmak, meslek hayatımın en büyük ayrıcalıklarından biri oldu. Bugün geriye dönüp baktığımda, büyük bir gurur ve derin bir minnettarlık hissediyorum.

Bu süreçte CarrefourSA’yı daha güçlü, daha çevik ve geleceğe daha hazır bir şirkete dönüştürmek için önemli adımlar attık. Dijital dönüşümü hızlandırdık, yapay zekâyı iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası hâline getirdik, çok kanallı yapımızı güçlendirdik, sürdürülebilirlik hedeflerimizi ileri taşıdık ve uzun yıllar değer üretmeye devam edecek bir inovasyon kültürü oluşturduk.

Ancak en değerlisi, tüm bunları birlikte başarmış olmamızdı. Bu yolculuk boyunca birlikte çalışma ayrıcalığını yaşadığım tüm CarrefourSA ailesine; Sabancı Topluluğu’na, Carrefour Grubu’na, Yönetim Kurulumuza, müşterilerimize, tedarikçilerimize ve iş ortaklarımıza gönülden teşekkür ediyorum. Güveniniz, desteğiniz ve ortak vizyonumuza olan inancınız, bu başarı hikâyesinin en değerli parçası oldu.

Şimdi ise geçmişe duyduğum büyük bir minnettarlıkla, geleceğe aynı heyecan ve merakla bakıyorum. Teknolojinin, yapay zekânın ve dönüşüm odaklı liderliğin iş dünyasını yeniden şekillendirdiği bu dönemde; büyüme, dönüşüm ve kalıcı değer yaratımına katkı sağlamayı heyecanla bekliyorum.

Bu yolculukta birlikte yürüdüğüm herkese gönülden teşekkür ediyorum.”

Yeni CEO Hatice Evren kimdir?

CarrefourSA ve A101, faaliyetlerini farklı yönetim yapıları altında, ayrı segmentlerde ve kendi marka kimliklerini koruyarak bağımsız şekilde sürdürecek. CarrefourSA’daki yeni döneme ise CEO Hatice Evren liderlik edecek.

Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümü mezunu olan Hatice Evren, 2010 yılında ABD’ye giderek New York Üniversitesi’nde Yönetim yüksek lisansı yaptığı sırada Araştırma Asistanı olarak çalıştı ve orada kendi girişimini de kurdu. Daha sonra The Boston Consulting Group bünyesinde çalışmaya başlayan Evren, Harvard Business School’da MBA eğitimini tamamladı. MBA sonrası The Boston Consulting Group İstanbul ve Dubai ofislerinde çalıştı.

2019 yılından itibaren Getir’e katılan Hatice Evren, Chief Transformation Officer olarak göreve başladı. 2021 yılında Getir ve GetirMore’un CEO’luğunu üstlendi.  2023 -2024 arasında Chief of Global Functions olarak teknoloji, veri, ürün, müşteri hizmetleri, tedarik ve lojistik zinciri ve operasyonel mükemmellik departmanlarında tüm coğrafyalarda (Türkiye, Avrupa, ABD) küresel fonksiyonların liderliğini yaptı. Ocak 2024-Kasım 2024 arasında ABD Grubu (Getir&Fresh Direct) CEO’su olarak görev yaptı. Getir’in Türkiye’deki market hizmetlerinin (Getir & GetirBüyük) CEO’su olarak devam etti.

Devamını Oku

Genel Haberler

İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden ödüllü yarışma

Editör

Yazar:

İstanbul Ticaret Üniversitesi, “Bilgi, Organize Perakendesiyle Buluşuyor” adı altında bir yarışma düzenledi.

Dereceye girenlere “Ekrem Özen Perakende Değer Katan Araştırmalar” ödülü verilecek. “Organize Gıda Perakende Yönetiminde Yeni Paradigmalar” kitabında da özgün araştırmalara yer alacak.

Üniversiteden yapılan açıklamada, “Organize gıda perakendeciliğine yönelik özgün araştırmalara editörlü kitapta yayınlama fırsatı tanınacak” yer alırken jüri tarafından seçilen çalışmalarında ödüllendirileceği ifade ediliyor.

Konu başlığı ve özet gönderimi için son tarih ise 7 Ağustos 2026.

İletişim: retailresearch@ticaret.edu.tr

Devamını Oku

Genel Haberler

Müşteri ilişkilerinde yapay zeka devrimi

Editör

Yazar:

Küresel pazar verilerine göre, müşteri ilişkileri yönetimi dünyada en hızlı büyüyen yazılım segmenti olmayı sürdürürken pazar büyüklüğünün 2026 yılında 126,17 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Yatırım getirisinin (ROI) her 1 dolarlık harcama için yaklaşık 8,71 dolar kazanç sağladığı bu yeni ekonomik düzende, veri odaklı stratejiler bir tercih olmaktan çıkarak her ölçekteki işletme için stratejik bir gereklilik haline geliyor. Özellikle hiper-kişiselleştirme ve deneyim ekonomisinin ön plana çıktığı günümüzde, müşterinin bir sonraki adımını tahmin edebilen yapay zeka destekli sistemler rekabetin ana belirleyicisi konumunda bulunuyor.

Nitekim Nobel ödüllü davranış bilimci Daniel Kahneman’ın “hızlı ve yavaş düşünme” teorisine göre insan kararlarının yaklaşık yüzde 95’i bilinçaltında ve anlık şekilleniyor; yalnızca yüzde 5’i bilinçli bir akıl yürütmeden geçiyor. Geleneksel CRM sistemleri ise büyük ölçüde bu yüzde 5’lik katmanı, yani müşterinin ne aldığını kaydedebiliyor; kararın arkasındaki asıl tetikleyiciyi, nedeni ise büyük ölçüde kaçırıyor.

Yapay Zeka destekli müşteri yönetiminin kurumsal gelecekteki rolünü vurgulayan OBASE CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, konuyu şu sözlerle özetliyor: “CRM sistemleri sayesinde uzun süredir müşterilerimizin davranışsal verisini yüksek doğrulukla gözlemleyebiliyoruz. Müşterilerin neye, ne zaman, ne kadar ve ne sıklıkta para harcadığını ölçebilir durumdayız. Makine öğrenmesi tabanlı modellerle bir sonraki satın alma davranışını tahmin edebiliyor, ‘ne satın alabilir?’ sorusuna güçlü cevaplar üretebiliyoruz.”

Geleneksel yöntemlerin kurumsal veriyi analiz etme yeteneğine sahip olduğunu ancak arka plandaki derin motivasyonu çözme noktasında yeni nesil teknolojilere ihtiyaç duyduğunu belirten Dal, sözlerine şöyle devam etti: “Büyük Dil Modelleri (LLM) artık bu süreci kökten değiştiriyor; müşteri etkileşimlerini sayısal verilerin ötesine taşıyarak anlamsal veri olarak işliyor. Sohbet kayıtları, çağrı merkezi transkriptleri, e-posta içerikleri ve sosyal medya mesajları aracılığıyla müşterinin gerçek ‘niyetini’ ve motivasyonunu kavramak artık mümkün hale geliyor. Böylece CRM sistemleri, sadece davranışsal hareketleri izleyen yapılar olmanın ötesine geçerek gerçek anlamda kurumsal motivasyonları anlayan yepyeni bir mimariye dönüşüyor. Örneğin bir müşteri ‘hafta sonu misafirlerim gelecek, glutensiz tarifler için neler önerirsin?’ diye sorduğunda, aslında yalnızca bir sepet değil; kalıcı bir beslenme hassasiyeti hakkında bilgi veriyor. Ya da bir kutlama için ürün ararken, taraftarı olduğu takımı ve katılmaktan keyif aldığı etkinlik türünü de bizimle paylaşmış oluyor. Bu bilgiyi elinde tutan perakendeci, müşterisini artık çok daha derinden tanıyor.”

AIR ile CRM teknolojileri öğrenen yapılara dönüşüyor

AIR Yapay Zeka Platformu, CRM sistemlerini yalnızca analiz yapan araçlar olmaktan çıkarıp sürekli öğrenen sistemlere dönüştürüyor. Geleneksel sistemlerde müşteri davranışının pasif olarak izlendiği dönem, yerini yapay zeka destekli aktif öğrenme süreçlerine bırakıyor. Kullanıcıdan gelen tüm bilgileri bağlamsal olarak ele alıp işleyen bu yeni mimaride; müşteri, ürün arama sürecinde satın alma gerekçesini kendi ifadeleriyle ayrıntılı biçimde ortaya koyabiliyor. Satın alma sürecine eşlik eden yapay zeka araçları, müşteriye doğrudan ‘Bu ürünü neden tercih ettiniz?’ diye sorarak bu kıymetli bilgiyi kurumsal hafızanın resmi ve sistematik bir parçası hâline getiriyor.

Obase AIR; yapay zekanın kurumlarda güvenli, anlamlı ve sürdürülebilir biçimde çalışabilmesi için gereken tüm bileşenleri tek bir mimaride bir araya getiren uçtan uca bir platformdur. Kurumun dağınık veri kaynaklarını, iş süreçlerini ve yapay zekâ modellerini ortak bir zeminde buluşturarak teknolojiyi operasyonların ayrılmaz bir parçası hâline getiriyor.

Büyük dil modellerini (LLM) kurumun kendi verisiyle çalışacak şekilde konumlandıran platform, yapay zeka profesyonellerine genel geçer cevaplar üreten bir araç sunmanın ötesine geçerek kurumun bağlamını, terminolojisini ve müşteri gerçekliğini anlayan güçlü bir iş ortağına dönüşüyor. Güvenli veri yönetişimi, yapılandırılmamış veriyi anlamlandıran bağlamsal zeka yardımı ve mevcut sistemlerle sorunsuz entegrasyon bu yapının temel taşlarını oluşturuyor. Bu bütünleşik ekosistemde kurumlar artık sadece ‘ne olduğunu’ değil, ‘neden olduğunu’ yani davranışın altındaki gerçek motivasyonu da anlayan, ölçeklenebilir ve kalıcı bir kurumsal yeteneğe kavuşuyor.

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER