Sosyal Medya Hesaplarımız

Genel Haberler

Perakendeciler, gıda arzının güvenliğini değerlendirdi

Editör
Abone Ol:

Gıda Perakendecileri Derneği (GPD) tarafından düzenlenen 8. Ortak Gelişim Kongresi 11 Ekim 2022 Salı günü Wyndham Grand Levent Istanbul’da ve eş zamanlı olarak Digital Netwok Alkaş platformunda online olarak gerçekleştirildi. Gıda sektörünün tüm paydaşlarını bir araya getiren etkinlik, kongre içeriği ve verilen mesajlarla sektörün gündemini ele aldı.

Kongrenin açılış konuşmasını yapan GPD Yönetim Kurulu Başkanı Galip Aykaç, derneğin kuruluş amaçlarından birinin gıda, yiyecek içecek ve temel ihtiyaç maddeleri harcamalarının ana adresi olan gıda perakendeciliğinin kurumsallaşması, kayıt altına alınması, modernleşmesi ve gelişmesi için gerekli çalışmaları gerçekleştirmek olduğunu vurgulayarak, bu gelişimi gerçekleştirme doğrultusunda dernek üyelerinin, sektörün, paydaşların sorunlarını ve çözüm önerilerini, tüketicinin de çıkarlarını koruyarak en üst makamlara taşımaya devam edildiğini ifade etti.

Gıda, yiyecek içecek ve temel ihtiyaç maddeleri harcamalarının, hane halkı tüketim harcamalarının %50’sinden fazlasını oluşturduğuna dikkat çeken Aykaç, gıda arzının önemine dair bazı istatistikleri paylaştı. Dünya Gıda Programı ve Gıda ve Tarım Örgütü raporlarına göre 2022’de dünyada 828 milyon kişinin yatağa aç girdiğini ve bunlar arasında akut açlık sıkıntısı çeken kişi adedinin 2019’dan bu yana 135 milyondan 345 milyona yükseldiğini belirten Aykaç, bu manzaraya karşılık dünyada her yıl 1,3 milyar, Türkiye’de ortalama 26 milyon ton gıdanın israf edildiğinin altını çizdi. Dünya genelinde israf edilen bu gıdaların yıllık değerinin 1 trilyon dolar olarak hesap edildiğini ifade eden Aykaç, ülkemizde günde üretilen 121 milyon ekmeğin 12 milyonunun israf edildiğini sözlerine ekledi.

Ülkeler arası siyasi ilişkiler, doğal kaynakların mevcut durumu, iklim değişikliği, halk sağlığını tehdit eden tehlikeler, demografik yapılardaki değişimler, enerji ve hammaddede yaşanan sıkıntılar neticesinde tüm sektörlerdeki üretim maliyetlerinde global anlamda hissedilen enflasyonist duruma değinen Aykaç; “Bunlara bağlı olarak artan maliyetler de gıda arzını etkileyen sıkıntıların başında geliyor. Biz perakendeciler olarak, tüketicimize ihtiyaçlarını maksimum seviyede karşılamak üzere kaliteli, hesaplı, güvenilir ürün ve hizmet sunarak, üretim ile tüketici arasındaki köprü vazifesini görüyoruz. Bu vazifemizi gerçekleştirirken de, tedarik zincirimizden gelen fiyat dalgalanmalarını tüketicimize en az düzeyde yansıtmak için kendi kaynaklarımızı da zorluyoruz. Ölçeğimizi de kullanarak sağladığımız fiyat avantajıyla da son fiyatlarımızı dengelemeye çalışıyoruz. Ana hammaddelerinin çoğunu yurt dışından alan, dolayısıyla maliyetleri farklı etmenlere de bağlı olan bir ülke doğal olarak bunlarla karşı karşıya kalacaktır. Bizler maliyet artışlarını özellikle pandemi döneminde baskılaya baskılaya bugüne geldik.” dedi.

Gıda arzı sisteminin, tarımsal ve hayvansal üretim ile sanayi üretiminden başlayan, taşıma, depolama, perakende ve tüketime kadar uzanan kompleks ve birbiriyle direkt etkileşimli çok büyük bir ekosistem olduğuna dikkat çeken Aykaç, gıda arzında güvenliğin sağlanması için tüm bu aşamalarda doğru ve verimli uygulamaların geliştirilmesi, sürdürülebilirliğinin sağlanması gerektiğine inandıklarını dile getirdi.

Perakendecilerin tedarik zincirindeki en son halka olduğunu hatırlatan Aykaç; “Fiyatların hareketinden daha önemli bir konu gıda arzında yaşanabilecek olası bir daralmadır. Piyasa ekonomisinin temel kuralı; fiyatların arz – talep ilişkisine göre belirlenmesidir. Bu denge ne kadar güvenilir olursa doğal olarak tüketiciye yansıyan fiyatlar da istikrarlı bir biçimde optimumda kalabilecektir.” dedi.

Temel ürünlerde “kendi kendine yetebilen” ve “dışa bağımlı olmayan” ülkelerin önemli bir avantaja sahip olduğunu belirten Aykaç, “Bizler ülkemizin de gıda arzı güvenliği açısından kendi kendine yeten bir ülke olabileceğimize inanıyoruz. Bu bağlamda ihtiyaçlarımızın belirlenmesi ve bunların giderilmesine yönelik politikaların oluşturulması, aksiyonların alınması hayati önem taşıyor.” dedi.

Üreticinin ve üretimin önemine değinen Aykaç, tarımsal üretimde insan kaynağının güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Köyde yaşayan nüfusun %7,5 den 2021 yılı sonu itibariyle %6,8’e düştüğünü, bunun yaklaşık yarısının yaşlı olduğunu ifade eden Aykaç, “%3,5’la tarımı daha üst noktaya taşımakta zorlanırız. Öyleyse orayı heveslendirici ve teşvik edici önlemlere ihtiyaç vardır. 70’ten fazla teşvik ve destek paketlerinin sadeleşmesine ve teşviklerin tarlaya değil, ürüne, fazla üretene, fazla ve kaliteli üretene verilmesine gerek vardır.” dedi.

Sebze meyve fiyatlarına da değinen Aykaç, Türkiye’nin 55 milyon ton sebze-meyve üretimine sahip olduğunu, bunun %30-35 kadarının o veya bu nedenle fire olarak ayrıldığını, kalan 35 ila 37 milyon ton arası tüketilebilir sebze-meyvenin yaklaşık %15’inin perakendeciler kanalıyla satıldığını ifade etti.

Bu durumda %15’lik satış payı ile perakendecilerin enflasyona bir etki edemeyeceğini belirten Aykaç, “Bu yanlış algıyı ortadan kaldırmamız lazım. Asıl mesele plansız üretimdir. Asıl mesele girdi maliyetlerinin yüksek olmasıdır. Asıl mesele dışa bağımlılığın azaltılamamasıdır.” dedi.

Sektörün mevzuata dair sıkıntılarına da değinen Aykaç, sözleşmeli tarımda perakendenin girişimlerine rağmen sorunlar yaşandığını, sebze meyve satışında soğuk dolap zorunluluğunun tedarik zincirinde sıkıntı yarattığını dile getirdi. KDV indirimi devamında firmalarda KDV alacaklarının arttığını belirten Aykaç, “Enflasyonla mücadele kapsamında büyük bir ürün grubu için KDV oranlarının düşürülmesi düzenlemesi yapıldı, Devletimizin aldığı önemli bir karardır. Hem fiyatların ucuzlaması hem de haksız rekabetin önüne geçilmesi, hem de kayıt dışının azalmasına yardımcı olacak bir düzenlemeydi. Başarılı da oldu. Detaya bakıldığında bazı düzenlemelere daha ihtiyaç var. Üreticinin ürünü üretmek için kullandığı hammadde ve/veya yan ürünleri daha yüksek KDV ile alıyor, Bu durumda da devletten KDV alacağı doğuyor. Bu detayın incelenerek düzenleme yapılması iyi olacaktır.” dedi.

Gıda arzı güvenliğinin sağlanması hususunda ihtiyaçların ve bu ihtiyaçları gidermeye yönelik çözüm ve politikaların belirlenmesinin tüm ülkenin en önemli işi olması gerektiğini ifade eden Aykaç, yapılacakların verimli bir koordinasyonla takip edilmesinin önemine dikkat çekti.

Sorunları çözmede taşına altına herkesin elini koyması gerektiğini belirten Aykaç, “Bu sorumluluğu sadece devlet kurumlarına bırakmak da doğru değil. Taşın altına herkes elini koyabilmeli; bizler her platformda söylediğimiz gibi üzerimize düşeni yapmaya kararlı bir şekilde hazırız.” mesajını verdi.

Aykaç şöyle devam etti: “Doğru politikalarla dışa bağımlılığın azaltılması ve üretimin desteklenmesi ile ülkemizin güçlü alt yapısı sayesinde bu sorunların çözülebileceğine inanıyoruz. Destek olma noktasında her zaman göreve hazır olduğumuzu bir kez daha kamu kuruluşlarımıza ve tüketicimize buradan belirtmek istiyorum.”

Ortak Gelişim Kongresi’nin teması, gıda arzında güvenliğin sağlanması ve sürdürülebilir kılınması amacıyla üretmenin önemine vurgu yapar şekilde “Şimdi Ekmek Zamanı” olarak belirlendi. Kongrede, gıda arzındaki güncel durumun ve gelecek projeksiyonlarının, bekleyen fırsatlar ile tehditlerin, tarımda verimlilik yollarının, bu verimliliği sürdürülebilir hale getiren ülkelerdeki yapı örneklerinin Türkiye ve dünya vizyonunda incelenmesi amaçlandı. Bu vizyonu gördükten sonra harekete geçmek için neler yapılması gerektiği; insan kaynağı, doğal kaynaklar, altyapı ve tedarik zinciri ana başlıklarında ele alındı.

Yarının dünyası için bugünden ekmek

Açılış konuşması ardından, NielsenIQ Türkiye Genel Müdürü ve Ortadoğu ve Afrika Analitik Lideri Didem Şekerel Erdoğan ve NielsenIQ Türkiye Perakende Hizmetleri Direktörü Serhat Sükan, “Yarının Dünyası İçin Bugünden Ekmek” başlıklı sunumları hızlı tüketim ürünleri pazarının güncel durumunu değerlendirdiler.

Türkiye’de FMCG perakendesinin 2022-2021 ilk 8 ay kıyaslamasında %85 büyüme kaydettiğini belirten NielsenIQ Türkiye Genel Müdürü Didem Şekerel Erdoğan, dünya genelinde FMCG pazarı hacimsel daralma kaydederken, Türkiye’nin pozitif hacim performansıyla diğer ülkelerden güçlü biçimde ayrıştığını vurguladı. Gıda altında Tarımsal Ürünlerin ve özellikle de buğday kaynaklı ürünlerin önemine değinen Didem Şekerel Erdoğan, “Gıda’daki büyüme trendinin aslında yeni/kısa vadeli bir trend olmadığını görmekteyiz. 2015 yılından bu yana bileşik yıllık büyüme rakamlarına (CAGR) bakacak olursak, Gıda’nın %19, Gıda altında Tarım ürünlerinin %19,4, Buğday ürünlerinin ise %24,3 büyüdüklerini görmekteyiz. Bu bize tarımsal üretimin önemini göstermekte” diye konuştu. E-Ticaret trendleriyle devam eden NielsenIQ Türkiye Perakende Hizmetleri Direktörü Serhat Sükan, E-Ticaret’in pandemi döneminde dünya genelinde güçlü büyümeler kaydederek toplam FMCG içindeki ağırlığını arttırdığını vurguladı. Sükan, “Türkiye’de 2020 yılında toplam FMCG içinde %4,0 olan E-Ticaret ağırlığının 2021 yılında %5,7’ye çıkarak güçlü bir artış kaydettiğini görmekteyiz” diye konuştu.

Sonraki oturumda, Dünyada ve Türkiye’de Gıda Arzı: Fırsatlar ve Tehditler başlığı altında BM Gıda ve Tarım Örgütü Türkiye Temsilcisi Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ve BM Gıda ve Tarım Örgütü Gıda Güvenliği Uzmanı Keigo Obara, Güzem Yılmaz Ertem’in moderatörlüğünde, dünyada ve ülkemizde gıda arzındaki mevcut durum ve gelecek projeksiyonlarının yanı sıra öngörülen fırsatlar ve tehditleri değerlendirdiler. Oturumda Gıda ve Tarım Örgütü’nün “Kimseyi Geride Bırakma” projesine dair bilgiler de aktarıldı.

Tarımın şoklara daha dirençli olması için küçük ölçekli çiftçilik desteklenmesi gerektiğini belirten Selışık, “Onlar bu sorunu çözecek potansiyele sahipler. Tabi ki onların üretimiyle dünyayı bir anda beslemek mümkün değil ama ülkeler kendi gıda güvenliğini güvence altına alabilir. Küçük çiftçilerin, üretimden vazgeçmemeleri için desteklemesi gerekiyor.” dedi.

Küçük ve orta ölçekli işletmelere destek

Kongrenin paralel salonunda küçük ve orta ölçekli 30 firmanın stantlarının yer aldığı Tanışma Stantları alanında, birçok yeni ürünün organize perakendecilerle buluşması ve yeni işbirliklerinin doğması amacıyla tanıtımlar yapıldı.

Sunuculuğunu ve moderatörlüğünü BloombergHT Sunucusu Güzem Yılmaz Ertem’in gerçekleştirdiği Ortak Gelişim Kongresi’nin Platin Sponsorları Coca-Cola İçecek, Henkel, PepsiCo ve Unilever oldu. Altın Sponsorlar olarak Hayat Kimya ve Ülker yer alırken, Araştırma Sponsoru NielsenIQ, Oturum Sponsoru Lila Kağıt, Yaka İpi ve Çanta Sponsoru Netlog Lojistik , İkram Sponsoru LaLorraine oldu. Evyap, HMK, Obase ve PaketTaxi etkinlikte Bronz Sponsor olarak yer aldılar. Organizasyonu Alkaş tarafından yapılan etkinlik, hibrit bir düzenle Digital Network Alkaş platformunda da eş zamanlı olarak online yayınlandı.

 

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Genel Haberler

A101, e-ticaret yatırımlarına devam ediyor

Editör

Yazar:

Türkiye’nin 81 ilindeki 13 bini aşkın mağazasıyla perakende sektörünün en yaygın zincirlerinden olan A101, dijitalleşme ve tekno-perakendecilik vizyonu doğrultusunda e-ticaret alanındaki yatırımlarını büyütmeye devam ediyor.

Operasyonlarını çeşitlendiren A101, Düzce’nin Cumayeri ilçesinde yeni e-ticaret deposunu devreye alarak lojistik kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Yeni açılan tesisle A101’in toplam e-ticaret depo sayısı 2’ye, toplam depo kapasitesi ise %40 oranında artışa ulaştı. Böylece markanın e-ticaret sipariş operasyonları hem hız hem de erişilebilirlik açısından daha güçlü bir yapıya kavuştu. Tam kapsamlı yangın güvenlik sistemleriyle de donatılan tesis, A101’in operasyonel verimlilik ve iş güvenliği standartlarını en üst seviyede karşılayacak şekilde tasarlandı.

Yeni depo, artan online talebe hızlı, güvenilir ve kaliteli hizmet sunma hedefi doğrultusunda A101’in e-ticaret operasyonlarına önemli bir ivme kazandırmayı hedefliyor. Başta Batı Karadeniz ve Marmara olmak üzere geniş bir bölgeye daha hızlı teslimat imkanı sağlayan tesis, rota optimizasyonu, stok yönetimi ve müşteri deneyiminde katma değer yaratma misyonuyla hayata geçirildi. Depoda uygulanan gelişmiş stok yönetimi ve talep tahmini modelleri, ürün bulunurluğunu artırarak müşteri memnuniyetini güçlendirmeyi de hedefliyor.

Yeni e-ticaret deposu, A101’in sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi yaklaşımının da önemli bir halkasını oluşturuyor. Enerji verimliliği, süreç optimizasyonu ve teknoloji entegrasyonuna dayalı altyapısıyla tesis; daha düşük karbon ayak izi, kaynak verimliliği ve dijitalleşme odaklı perakende modeline geçişi destekliyor. A101, e-ticaretteki büyüme kararlılığını sürdürürken, sürdürülebilirlik standartlarıyla uyumlu ve geleceğe hazır bir lojistik ekosistemi geliştirmeye yönelik yatırımlarına da devam ediyor.

Devamını Oku

Genel Haberler

Hanif Pehlivanoğlu Marketleri, kepenk indirdi

Editör

Yazar:

Ege perakende sektöründe uzun yıllar süren bir dönem Hanif Pehlivanoğlu marketlerinin kapanmasıyla sona erdi. 1980’li yıllardan bu yana sektörde yer alan iş insanı Hanif Pehlivanoğlu, Ege Bölgesi’ndeki son mağazalarını da kapatarak faaliyetlerine nokta koydu.

Ege Bölgesi’nin perakende alanında en bilinen markalarından biri olan Hanif Pehlivanoğlu Marketçilik, tüm mağazalarını kapatarak sektörden çekildi. Bir dönem bölge geneline yayılan 68 mağazasıyla dikkat çeken şirket, son iki yıldır uyguladığı küçülme politikasını tamamen sonlandırma kararıyla tamamladı.

Son bir yıl içerisinde 16 mağazasını kapatan Hanif Pehlivanoğlu, geçtiğimiz günlerde İzmir’in İçmeler, Poligon, Küçükyalı, Karşıyaka, Güzelbahçe, Bornova, Alsancak ve Çeşme Ilıca şubelerinin de faaliyetlerine son verdi. Böylece Ege’de Hanif Pehlivanoğlu ismiyle hizmet veren son marketlerin de kepenkleri indirildi.

Hanif Pehlivanoğlu’nun perakende serüveni, 1980 yılında Üçkuyular’da açılan ilk mağaza ile başladı. Ali Pehlivanoğlu, Muharrem Pehlivanoğlu ve Hanif Pehlivanoğlu kardeşler, yaklaşık 35 yıl boyunca birlikte büyüttükleri Pehlivanoğlu Şirketler Grubu’nu 2015 yılında üçe bölme kararı aldı.

Bu ayrılığın ardından Ali Pehlivanoğlu ve Muharrem Pehlivanoğlu, Ege Bölgesi’nin farklı illerinde faaliyetlerini sürdürürken, Hanif Pehlivanoğlu ise son yıllarda yaşanan ekonomik koşullar ve sektörel rekabet nedeniyle kademeli olarak mağazalarını kapattı.

Hanif Pehlivanoğlu’nun sektörden çekilmesi, Ege perakende dünyasında “bir dönemin kapanışı” olarak yorumlanıyor. Yerel markaların zincir marketlerle artan rekabeti karşısında ayakta kalmakta zorlandığı bir süreçte alınan bu karar, sektör temsilcileri tarafından dikkatle izleniyor.

Devamını Oku

Genel Haberler

Ulusal zincir marketler “Pazar günü kapanmaya” karşı!

Editör

Yazar:

47 bin satış noktasını ve sektörde istihdam edilen 465 bin çalışanı temsil eden Gıda Perakendecileri Derneği (GPD), bazı basın yayın organlarında çıkan haberler üzerine bir kez daha zincir marketlerin pazar günü kapalı olmasını istemediklerini şöyle ifade etti:

“Ülkemizde gıda perakendesinde faaliyet gösteren ulusal zincirlere ait 47 bin satış noktasını ve sektörde istihdam edilen 465 bin çalışanı temsil eden Gıda Perakendecileri Derneği olarak; bugün çeşitli basın yayın organlarında çıkan sektörün, zincir marketlerin pazar günü kapalı olmasıyla ilgili anlaşmaya vardıkları haberine dair bu doğrultuda bir görüş birliğimiz olmadığını kamuoyuna önemle arz ederiz.

Üyesi olduğumuz, organize perakendenin %90’ının üzerinde bir temsiliyete sahip Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu’nun da yapmış olduğu açıklama bağlamında, teknik verilerin tamamı göstermektedir ki haftanın bir günü gerçekleşecek bir kapanma hem istihdamda hem kayıtlı ekonomide oldukça büyük ve onarılması güç yaralara neden olacaktır.

5 bin civarında satış noktası ile tüm sektörü temsil etmekten uzak olan Türkiye Perakendeciler Federasyonu’nun, sektörü, ülke ekonomisini ve en önemlisi tüketicileri olumsuz etkileyecek bu konuda, tüm sektör adına açıklama yapmış olmasının son derece yanlış olduğunu ifade etmek isteriz.

Ekonomimizin daha da güçlenmesi gereken bir dönemde, daha çok çalışmak yerine çalışma gününü azaltıcı bir tavsiyede bulunulması ve bunun etkilerinin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmemesi kabul edilebilir değildir.

Mevcut durumda işletmeler, haftanın 7 günü faaliyet göstermek üzerine kurulu bir sistem yürütmekte, çalışan sayılarını da buna göre ayarlamaktadırlar. Haftanın bir günü kapatma hali, dolayısı ile daha az istihdam ya da küçülme anlamına gelecektir.

Çalışma günlerine getirilecek kısıtlama hem kısa hem de uzun vadede istihdamı son derece olumsuz etkileyecek, işletmeler işe alımlarını da doğal olarak sınırlandıracaktır. Ayrıca sadece perakendede değil doğrudan ve dolaylı olarak perakende sektörü ile etkileşim içerisinde olan başta üretim ve lojistik sektörleri olmak üzere birçok sektörde de istihdamın azalmasına neden olacaktır.  Haftada bir gün kapalı kalmak, sadece mağaza istihdamında %14 seviyesinde bir azalmayı getirecektir. Tedarik zinciri ve tüm paydaşlar düşünüldüğünde olası istihdam kayıpları çok daha yüksek olacaktır.

Çalışma günlerine gelecek bir kısıtlama, tedarik zincirinde de önemli bir aksamaya sebebiyet verecektir. Özellikle hızlı tüketim ürünlerinde zincirin bozulması, ürün kayıpları noktasında dünya ortalamalarının çok üzerinde kayıplarımız olduğu göz önüne alındığında üreticiler, tüketiciler ve enflasyon etkileri olarak ekonomiyi olumsuz etkileme potansiyeli taşımaktadır.

Alışveriş günlerinin kısıtlanması tüketici mağduriyetine sebep olacaktır. Bu şekilde tüketicinin, ürünlere daha uygun fiyatlarla ulaşma, farklı alternatif ve çeşitlilik içinde seçme hakları elinden alınmış olacaktır.  Bu, özellikle ekonomik yönden alım gücü düşük olan tüketicinin son derece aleyhine bir durum ortaya çıkarmış olacaktır. Ayrıca, kısıtlama önerilirken; günümüzde dijitalleşmenin geldiği noktada, haftanın 7 günü, günün 24 saati internet üzerinden alışveriş yapılabildiği gerçeği de göz önünde bulundurulmalıdır.”

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER