Sosyal Medya Hesaplarımız

Hasan R. Ardıç

AVM’ler bitiyor mu?

Hasan Ardıç

Bu soruya ilk tepkimiz; “İnşallah hayır, bitmez, bitmesin” şeklinde olsa da, durum pek öyle değil galiba. Bu konuyu işleme gereği duyduğumuza göre içimize düşen bir kurt olsa gerek.

Özellikle İstanbul’da, ancak sadece İstanbul değil, İzmir ve Antalya’da da son zamanlarda çok sayıda AVM dolaştım. Durum pek parlak görünmedi gözüme.

İlk bakışta dikkat çeken büyükşehir AVM’leri genelde iki açıdan boş. Birinci ve en önemlisi müşteri sayısı çok azalmış, koca AVM’ler bomboş ve ikincisi de buna bağlı olarak AVM’lerde mağazalar da boş, yani kiralama yapılamamış, doluluk oranı dediğimiz % çok düşmüş…

AVM’lerin yiyecek-içecek bölümleri, iyi konumdaki cadde mağazaları, bazı önemli marka mağazalar, gıda ağırlıklı satış yapan süper/hiper marketler, az da olsa outlet mağazalarının bir kısmı dolu, ticaret var. Kâr var mı bilemiyorum.

Bu durumda demek ki alışveriş şu sıralarda caddelerde, yeme-içmede, büyük market ve mağazalarda yapılmakta…

Peki, neden böyle?

Ya da neden böyle oldu?

Veya ne oldu da AVM’ lerden kaçış başladı?

Aslında her soru bir diğerinin aynısı sayılabilir. Belki ufak nüanslar var…

Oysa…

Bir zamanlar, AVM’ler ne kadar çekici, ne kadar çok tercih edilen, hâttâ vazgeçilmez yerlerdi…

Çocuklar gündüz, öğrenciler okul sonrası/öncesi ya da okulu kırdıklarında, genç sevgililerin buluşmalarında, boş zamanlarda mutlaka ziyaret edilmesi şartmışçasına herkes AVM’lere gider, izinli askerler, aileler iş ve okul sonrası AVM’lerde buluşur, bir şeyler yer ve sinema ya da tiyatro ile günü ya da haftayı sonlandırırlardı.

AVM’lerde çeşitli etkinlikler yapılırdı, sergiler açılır, paneller düzenlenir, müzik dinletileri, değişik gösteriler düzenlenirdi…

1986 yılı sonbaharında Galleria’nın açılmasıyla ilk AVM insanımızın ilgi alanına girdi. Araç kuyrukları HHO’zu (Hava Harp Okulu) kadar uzanırdı. Oysaki Galleria otoparkı 2200 aracı kaldırabilecek büyüklükteydi. Müşteriler içeri yüzer yüzer kişilik gruplar halinde alınırdı. Koridorlarda sağ gidiş, sol da geliş yolu olarak kullanılırdı…

Rüya gibi değil mi? Ama gerçek…

Durum böyle olunca, Carousel, Capitol, Akmerkez ve diğer AVM’ler birbiri ardı sıra açıldılar. Özetle organize perakende, Kapalı Çarşı’yı birkaç yüzyıl sonra o kadar büyük bir hızla takip etti ki, sayılar; AVM sayıları, müşteri giriş rakamları, metrekareler, vd. havada uçuşmaya başladı.

Güzeldi, çünkü;

İnsanlar mutluydu,

Ticaret mükemmel ve çok tatminkârdı,

Her şey; mağazalar, yeme-içme, sinema-tiyatro vd., derli toplu ve aynı çatı altındaydı,

Otopark ve erişim sorunu yoktu,

Güvenlik ve temizlik özenle yapılıyordu,

Yazın serin, kışın da sıcaktı ortam,

Demek ki AVM’ler, o dönemde önemli bir ihtiyaca cevap veriyordu.

Şimdi vermiyor mu?

Bu soruya ilerde yanıt vereceğiz, daha anlatmak istediklerimiz var…

Ekonominin altın kurallarından biri olan arz talep dengesi üzerinde ince ayar maalesef yapılamadı…

Açılan her yeni AVM, bir öncekini taklit etti. Pek beğendiğim Amerikalı İktisatçı Paul A. Samuelson’ın ünlü sözünü burada kullanacağım. (Bkz Economics, Lipsey & Steiner)

“Taklit takdirin en samimi ifadesidir”

Tamam, çok doğru, taraflara onur verici bir durumun ifadesi de, hep ve daima taklit mi?

Değil elbette…

Ama bizde durum genellikle öyle oldu maalesef. Çok az sayıda AVM yenilikleri önce yaptı, büyük çoğunluk işlerin hep böyle gideceği iyimserliği ile farklılık yaratamadı…

Bana göre bugünkü fotoğrafın ilk nedeni bu olmalı…

Her şey sadece piyasalarda, zaman zaman perakende sektöründe iş hacminin daralmasını değil, aynı şekilde perakendecilerin AVM’lere girmek için listelere, sıraya girme çabalarını, ödedikleri bedelleri de unutmamak lâzım.

Yani; iyi olunca AVM’lerden, kötüye gidince piyasalardan değil…

Bu AVM tarafının alması gereken deneyimler bütününün özeti. Ders demiyorum, kimseye ders vermek gibi bir niyetim yok. Bunu eğitim kurumlarında yapıyoruz yeterince.

Ha, tabii bir de perakendeci yanı var bu işin. O da fiyata duyarlı, mutlaka indirimli ve promosyonlu satış yapılması koşulu. Ama bunu yaparken asansör sistemi dediğimiz önce zam sonra indirim değil, alışın bire yedi buçuk marjla satış fiyatına dönüştürülmesi hiç değil…

Bence iki taraftan da bakınca bu kadarı yeterli, bugünkü durumun izahı için…

Müşteri daima doğruyu buluyor, takip ediyor ve giderek tüketim bilinci düzeyini yükseltiyor. Buna sektörün zamanında, duyarlı ve doğru cevap vermesi sürdürülebilirliği sağlayacak, olmadığında sorunlar artacaktır.

İşi sadece döviz kuru, kiralar, ortak alan gideri, makroekonomik sorunlarla örtbas etmeye çalışmak doğru değil elbette…

Bizim sektörlerde; Marketler zinciri (Internationale Spar Centrale BV), AVM yönetimi (Carousel, Galleria), FMCG (Fast Moving Consumer Goods) içinde yer alan alkolsüz meşrubatlar (Pepsi Cola ve Tamek ürünleri) ve su (Sansu olarak yapılan ve Nestlé tarafınca satın alınan) işinde kırk yıllık bir deneyimle söylemek istiyorum; bizim işte matematik çok önemlidir.

Senelerdir, yönettiğim/katıldığım panellerde, TV programlarında, üniversitelerde yaptığım konuşmalarımda, daha da kalıcı (yazılı) olarak belirteyim başta Retail Türkiye Dergimiz olmak üzere basında, onlarca kez, fizibilite yapılması gereğini, bu fizibilitelerin de matematiğe dayanmasının şart olduğunu ısrarla belirttim.

Dinleyen olmadı, lafla çok takdir edildi de uygulamada hiç kullanılmadı…

Ülkemizde, ticaret serbesttir, kurallar olsa da onlar ticaretin yapılmasına engel değil, serbest rekabet düzeninde sürdürülmesini temine yöneliktir.

Ondört yıl genel müdür olarak yönettiğim, bundan daima onur duyduğum Galleria’dan 2019 Şubat sonu itibarıyla ayrıldım. Başta Galleria olmak üzere, tüm AVM’lerin çalışmalarına başarıyla devam etmesi, sektörün dara düşmeden işlerini ve iş hacmini büyütmesi dileklerimi bulunduğum her ortamda belirtiyorum. Dilerim öyle olsun…

Ama yazımın başında üzülerek de olsa belirttiğim gibi, görünen AVM’ciliğin öyle pekiyi gitmediği…

Elbette, aradan sıyrılan, bunu hak eden birkaç tane iyi AVM’miz var bizi umutlandıran ve memnun eden…

Uzun yıllardır kendi konusundaki gayretlerini takdirle izlediğim, TESK Başkanı Bendevi Palandöken bile AVM’lerin gidişatına şaşırıyor olsa gerektir diye düşünüyorum.

Palandöken Başkan, işinin gereği olarak, bulduğu her fırsatta, esnaf için taleplerde bulunur, perakende yasasının revizyonunu talep eder, AVM’lerle esnafın adil koşullarda rekabetini savunur vs…

Özetle TESK ile TESK projeleri konularında her zaman fikir birliğinde olamasak da onları, başkanın yazılarını saygıyla okuruz. Bu defa TESK bile bu kadarını hayal bile etmemiştir, istememiştir diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Sektördeki arkadaşlarım, derneklerimiz ve tüm üniteleriyle sektörün tamamı gidişatı tekrar düzenlemek, ama bu kez her bir birimin kazanacağı daha doğru, daha uygun ve kalıcı çözümleri bulacaklardır.

Herkes için başarılı bir çözümün uygulamaya alınmasında gecikilirse çok ciddi bir yatırımlar bütünü (AVM’ ler, AVM’ lerdeki mağazalar) büyük hasar alacaktır. Bunlar bir anlamda milli servet dediğimiz bedelin ta kendisidirler.

Bir başka önemli unsur da sektördeki insan kaynağı ve dolayısıyla istihdam hacmidir. AVM’ler biter ise ki hiç istemeyiz, bunca çalışanın yeniden istihdamı çok zor olacak, işsizlikle ilgili istatistik değerler katlanır olacaktır ki Allah korusun…

Devamını Oku
Advertisement
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hasan R. Ardıç

CoVid-19 bitince ekonomi ve sosyal yaşamı bekleyenler…

Hasan Ardıç

Yazar:

Var olan CoVid-19’un azalan bir grafik çizdiğini düşünelim, hâttâ yok olmaya çok yaklaştığını ve de bittiğini. Bu bitiş senaryosunu gösteren grafikteki azalışı bu derece ağır ağır yazmamın nedeni, azalış ve bitişin ülkelerde bu şekilde olacağındandır.

Ülke, devlet, siyasi görüş, iktidar, muhalefet, sektör, hiçbir ayrım yapmadan çok açık ve net ifade etmeliyim ki; virüsün gelişinde hazırlıklı olamadık, bari gidişinde biraz hazırlıklı olalım.

Peki neye, niçin ve nasıl hazırlıklı olalım…

CoVid-19 salgını bittiğinde ne bekliyoruz, buna bir bakalım.

Ekonomilerde, özellikle bizim tür, kırılgan ekonomilerde mutlaka bir durgunluk, bir anlamda halk tabiriyle bir bocalama olacak. Esasen kişisel görüşüm olarak söyleyeyim; ben bu durgunluğu uzun süredir maalesef bekliyordum.

“Ben demiştim…” gerçekten yakışan bir tavır olmasa da maalesef durum onu gösteriyor. Üstelik bunu bu virüsle falan ilgili olarak değil, ekonomimizdeki gelişmelere bakarak, dünya ekonomilerinin değişik zaman dilimlerinde karşılaştıkları durumlarla kıyaslamalar yaparak bu durgunluğu öngörmek çok da zor değildi.

Perakende sektöründeki önemli sürekli yayınlardan olan Retail Türkiye Dergisindeki yazılarıma bakıldığında özellikle yılsonu durum özetlerimde bu net olarak vardır. Yani bilinen diğer bir isimle “Stagnation”; durgunluk…

Tabii bir de başka bir ekonomik olgu var; enflasyon… “Inflation”.

Birincisi kesinlikle, ikincisi de genellikle ekonomilerde sorun olarak kabul edilen olgulardır.

Durgunluk tabii ki hiç sevilmeyen, istenmeyen, sorun olarak kabul edilen, giderilmesine çalışılan bir problemdir.

Enflasyon ise, genellikle sevilmeyen, ancak bazı ekonomilerde bazı segmentlerde bir süre için kabul edilebilir, ancak yine de mücadele edilerek en azından tek haneli sayılarda tutulmasında yarar olan bir başka olgudur.

Şimdi ikisini birleştirelim;

Stagnation’ın stag’ını alalım, inflation’ın da flation’ınını alalım ve şöyle bir birleşme yapalım: Stagflation, yani durgun altında enflasyon, ya da enflasyonist bir ekonomide durgunluk gibi de dilimizde ifade edelim.

İktisat Fakültesi’nde öğrenciyken, (yanılmıyorsam ilk yıllardaydı, yani muhtemelen 1977 yılında) bu kavramla karşılaştığımda çok ilgimi çekmişti. Bu konuyla ilgili özellikle yabancı literatürdeki kitapları ve bulabildiğim makaleleri okudum. Ve hep ekonomik anlamda da çekindim.

İlerleyen yıllarda iş gereği birçok yabancı ülkeye gittim, oralarda da çalıştım. Hiç unutamıyorum, 1990’ların sonu idi, Ürdün’e, Amman’a gittim. Havalimanından şehir merkezine giden yolun kenarında, sağlı-sollu her iki tarafta da insanlar semaverlerde çay yapıyorlardı. Bunu önce bir dinlenme şekli, ya da tradisyonel bir kültür ögesi sanmıştım, ama değilmiş. Ülkede hem yüksek enflasyon hem de aşırı ekonomik durgunluk vardı. Marketler boştu, halk sadece sokaklarda yürüyordu, herhangi bir faaliyet de yoktu.

CoVid-19 bitince kuvvetle muhtemel karşılaşacağımız ilk temel sorun durgunluk, enflasyon ve özetle enflasyon altında durgunluk olacak düşüncesindeyim.

Bunu takip eden diğer ve bağlantılı sorun da tabii ki likiditedeki tükenmişlik olarak karşımıza çıkacaktır. Bu durumda iki seçenekli, ama her ikisi de bir diğerinden olumsuz neticeleri olan; emisyon hacmini arttırmak, yani para basmak, ya da uluslararası kredi kuruluşlarından (IMF gibi) borç almak çözümleridir.

Bunlar esasen çözüm olmasalar da anlık, geçici palyatif çözümlerdir. Birincisi (para basmak yoluyla piyasalardaki emisyon hacmini artırmak) enflasyona neden olacak, dış kaynaklı kredi bulmak da ekonomide bir çok kısıtlamayı önlemler paketi halinde karşımızda bulmamıza neden olacaktır.

Birçok meslektaşım bu konuları günlerdir yazıyorlar, dile getiriyorlar. Şimdilik kısa vadede görünen bu. Tabii bu görünen hususların arkasında çalışacak başkaca hususlar da var; işsizlik sorunu başta olmak üzere ekonomi kuralları içinde olan birçok sorun.

Ana başlıklar halinde kısaca yer verelim; faizler, mevduat faizleri, politika faizi, yatırım kredi faizleri, bankalar arası günlük repo faizleri gibi her biri, bir diğerini belirleyen faizler, ayrıca TCMB faizlerini belirleme, FED faiz oranlarının belirlenmesi, ECB faizleri gibi…

Ücretler, ücret artışlarının belirlenmesi, asgari ücret seviyesinin revize edilmesi, ek ücret ödemeleri, emekli aylıkları gibi konular…

TL’nin diğer para birimlerine göre, uluslararası piyasalarda işlem göreceği parite değerleri, çapraz kurlar, petrol ve altın ounce fiyatlarının etkileşimi…

Tabii ki bunların hepsi sorun değil, ama uygulama başarılarınıza göre her biri, ya da birlikte tamamı ekonomik konular olmakla beraber, aslında ekonomide her gün karşılaşmamıza rağmen, özellikle CoVid-19 bitimi sonrasında bir anda ve toplu olarak çözümlemeye çalışacağımız ekonomik sorunlar bütünü olarak masaya gelecektir.

Ekonomi, esasen okuması, çalışması, çok keyifli ama bir o kadar da zor bir disiplin… Gerçek hayattan ve politikadan da soyutlanması olanaksız bir disiplin…

İşin siyasetine hiç girmemeye çalışarak, bunu işi siyaset yapmak olan uzmanlara bırakmak, günlük hayatın içindeki ekonomik (İktisadî) konuları tekrar topluca, ana hatlarıyla sıralamak gerekirse, aşağıdaki dizin ortaya çıkacaktır.

CoVid-19 bittikten sonra ekonomideki beklentiler;

  • Durgunluk,
  • Enflasyon,
  • Stagflation.
  • Piyasaların acil nakit ihtiyaçları,
  • Likidite sağlanması için dövize natık dış kredi kullanılması,
  • Emisyon hacminin artırılması, para basılması.
  • Faizlerin artması,
  • Döviz kurlarında artışlar yani TL’nin değer kaybı,
  • İç piyasalarda fiyat artışları, ürün bulunmasında zorluklar,
  • Ağır tasarruf önlemlerinin alınması.

Ben burada karamsarlık yapmaya çalışmıyorum, tanıyanlar bilirler aslında gerçekten iyimser olan veya son zamanlara kadar iyimser olmaya çalışan bir ekonomistim, ama tablo bu…

Bu tablodaki tüm hususlarla mutlaka karşılaşacak mıyız? Aslında her biri diğerini etkilediğinden, cevabım; genellikle karşılaşılır şeklinde olacaktır.

Ne yapılabilir sorusunun öyle komprime bir yanıtı yok… Zaten bu, bir anda da olacak bir çalışma bütünü değil…

İşte bunun için; hazırlanmak gereği ve hâttâ şartı var demekte ısrar ediyorum. Bu iş; yarın olsun da bakarız paketi kapsamında değil çünkü…

Öncelikle üretim şart. Tabii bunu burada söylemek kolay geliyor ama aslında o kadar kolay değil tabii… Zamana ve ciddi revizyon çalışmalarına gereksinim var. Keza döviz kazandırıcı faaliyetler; ihracat ve turizm başta olmak üzere… Tarım ve sanayide kullanım kapasitesinin artırılmasına çok ciddi ihtiyacımız var. Bu da tarım politikalarımızın yeniden belirlenmesi gereği gibi çok kapsamlı bir iş…

Esasen, bildiğiniz gibi o kadar çok şey var ki yapılması gereken, herkesin; kişi ve kurum olarak işi çok zor…

CoVid-19 bittiğinde sosyal hayatta karşılaşılacaklar;

  • Özellikle gıda ve temizlik malzemelerinde azalan, belki de o zaman için erimiş olan stokların yenilenmesi zorunluluğu,
  • İşten çıkarmalar, az da olsa birikimlerin harcanması neticesinde fertlerin nakit ihtiyaçları,
  • Kredi borcu olanların ertelenen kredi bakiyelerinin tahsiline başlanmasının getireceği maddi zorluklar,
  • Eğitim gibi önemli unsurların, her ne kadar uzaktan eğitimle çözülmeye çalışılmasına rağmen, sınavlar gibi zorunlukların kısa sürede yapılmasının zorlukları,
  • Durdurulan üretim merkezlerinin yeniden çalışır duruma getirilmesi mecburiyetleri,
  • Ve her şekilde oluşan hasarın; maddi, manevi, giderilme çalışmaları…

Bütün bunları yapmak; beraberce, çözüm odaklı, kısa vadeli çözümlere doğru değil ki gereğinde kısa vadeli çözüm de çözüm olabilir, ama doğrusu kalıcı kurumsal çözümlere gitmek için çalışmaktan, çok çalışmaktan geçiyor…

Tabii bu arada çoğumuzun henüz değinmediği turizm konumuz var ki gün geçtikçe, her geçen gün değil saat, zarar hanemize yazıyor. Yazdı bile desek daha doğru…

İç ve dış turizmde turizmcilerin kullandığı isimlendirmelerle; incoming, outgoing ve ingoing rezervasyonlarının herhalde tamamı iptal olmuştur. İş için yapılanlar da azaltılmış ya da elektronik iletişimle çözümlenmeye çalışılmaktadır diye düşünüyorum.

Otellerimizin doluluk oranlarının çok düştüğü yakın geçmişte, geçtiğimiz hafta içinde TV haberlerinde %5’lere kadar düştüğünü içim sızlayarak izledim.

Mart sonunda sezona nasıl hazırlanılabilinir, bunu yapabilecek maddi güç nasıl bütçeleşebilir, hangi öngörüler doğrultusunda sezon açılış tarihi belirlenebilir gibi onlarca soru var.

Uluslararası turizmde özellikle belirsizlikler çok bu yıl. İç turizm belki bir şekilde, muhtemelen Ramazan sonrası hareketlenecektir. Evlenme, düğün rezervasyonları da erteleniyor, bu da ayrı bir segment, ayrı bir alt sektör.

Özetle; hepimizin, her ulusun, herkesin ilk dileği CoVid-19 felâketinin bitmesi, tabii ki anında bitsin istiyoruz hepimiz. Ama unutmayalım ki işimiz CoVid-19 bitince de diğer konularda zor.

Sağlık her şeyden önce gelir, kabul… Ekonomi de hemen arkasından…

Devamını Oku

Hasan R. Ardıç

Corona Virus, CoVid-19

Hasan Ardıç

Yazar:

Oldukça uzun zamandır bizi, hepimizi, tüm dünyayı ciddi meşgûl ediyor, üzüyor, endişesi yerini korkuya bıraktı, devam ediyor. Öncelikle hepimiz; Sağlık Bakanlığı’nın, Bilim Kurulu’nun tavsiyelerine, getirdikleri kısıtlamalara ve tüm kurallara uymakla yükümlüyüz.

İnsanlık için,

Ülkemiz için,

Büyüklerimiz için,

Ailelerimiz için,

Kendimiz için,

Ve lütfen artık şu pek bilinen “Bana bir şey olmaz!”ı artık bir kenara bırakarak.

Şimdi bir önerim var:

CoVid-19 ile ilgili; sosyal medyadaki, ulusal TV kanallarındaki, yazılı ve görsel basındaki, ayaküstü sohbetlerdeki bilimden uzak, hurafelere dayanan, mışlı bilgi kirliliklerini, paranoyaları ve de komplo teorilerini artık bir kenara bırakalım.

İlgilenmeyelim bunlarla.

Bizi tıp biliminin doğruları ve devletimizin aldığı resmi kararlara uymak ilgilendirsin sadece. Yine de siz bilirsiniz.

Ne siz ne yapacağınızı bana soruyorsunuz, ne de ben size ne yapmanız gerektiğini söyleyecek kadar kendimi kontrol edemez durumdayım.

Ne isterseniz, tabii ki onu yaparsınız.

Ben yine de önerime devam edeyim.

Sözlerim, evde oturabilenlere.

Çalışmak için evden çıkmak olanları saygıyla karşılıyorum tabii.

Bir kısmımız mademki evdeyiz, o zaman bir şeyler yapabiliriz.

  • Hani hep, “Ah bir vaktim olsa da, evde şunu, şunu yapardım…”lar var ya işte tam onları yapmanın zamanı.
  • Birçok öneri olabilir bu kapsamda;
  • Evdeki ertelenmiş onarımları yapabilirsiniz,
  • Hâttâ bir kısım badana-boya işleri de yapabileceklerinizden,
  • Varsa arabanızla evin bahçesinde olmak kaydıyla ilgilenebilirsiniz; ufak-tefek bakımlar, pastra-cilâ gibi meselâ,
  • Zaman fakirliğinden beklettiğiniz kitaplarınızı çıkarıp onları okuyabilirsiniz,
  • Yeteneğiniz varsa resim yapabilirsiniz,
  • Ya da şiir yazabilirsiniz,
  • Veya enstürman çalabilirsiniz,
  • Yemek de yapabilirsiniz,
  • Karikatür de çizebilirsiniz,
  • Gazeteleri de okuyabilirsiniz,
  • Bilgisayar kullanma konusunda kendinizi geliştirebilirsiniz,
  • Filmler izleyebilirsiniz,
  • Konserler izleyebilirsiniz,
  • Netflix var, Youtube var, birçok kanal daha var tabii izlenebilir,
  • Buralarda müze ziyaret edebilirsiniz,
  • Hobilerinize zaman ayırabilirsiniz,
  • vs., vs.,

Ama ne olur;

Falanca şu tarihte, ya da bilmem kaç yılında CoVid-19’u söylemiş, yaaa

Demeyin ne olur. Bunu eğer söylendiği hafta içinde okuduysanız, izlediyseniz, daha da meraklanarak Google’dan ve diğer ilgili mecralardan araştırıp bilgi edindiyseniz; tamam. Yok, bu günün sosyal medya iletisi ise, bırakın.

Yakınlarınızı, dostlarınızı arayın, onlarla görüntülü kısa da olsa sohbetler yapın bunun için bedava birçok uygulama var. Whatsapp mesajları gönderin ama CoVid-19 şeyleri değil, gerçek ilgi konularınızda olsun o mesajlar… Sesini duymak istediklerinizi telefonla arayın, konuşun onlarla… Hele yaşça sizden büyük olanları ihmâl etmeyin.

Lütfen;

  • Kurallara uyun,
  • Bugünlerde imkânınız varsa evden çıkmayın,
  • Sağlığınıza ve özellikle tıbbi hijyen kurallarına çok dikkat edin,
  • Telâş yapmayın, panik asla yapmayın,
  • Devletin resmi kurallarına mutlaka uyun,
  • “Bana birşey olmaz!” demeyin; olur, hem de öyle bir olur ki,
  • Bütün bunları kendiniz için değil, herkes için yapın lütfen…

Lütfen;

  • Sadece sağlık çalışanlarını değil, başta sağlık çalışanları olmak üzere emeği geçenleri takdir edin, saygı gösterin ve de yardımcı olun,
  • Benzer şekilde temizlik çalışanlarını, market çalışanlarını ve diğer sokağa çıkarak risk alan, bize hizmet sunan herkesi saygıyla takdir edelim, onlara yardımcı olalım,
  • Asla bencil olmayalım, lütfen.

Öyle veya böyle tüm dünyadaki herkesin bir şekilde başına gelen bu CoVid-19, bir şekilde bitecek, bitirilecek.

Amaç yakalanmayı geciktirmek, fark etmek ve gidermek.

Atlatılacak.

Bugün olamasa bile yarın, ya da yakında.

Ama mutlaka.

Sabır, mücadele, kurallara uyum, yardımlaşma…

Devamını Oku

Hasan R. Ardıç

AVM’lerde Ortak Alan Gideri (OAG) konusu

Hasan Ardıç

Yazar:

Geçtiğimiz hafta OAG konusunun ilk bölümünü yayınladım. Ülkede; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, ülke dışında da San Francisco, New York, Indianapolis, Indiana, Chicago başta olmak üzere birçok yerde okunduğunu, Retail Türkiye Dergisi Dijital Dergi’de de ekrana getirildiği gün içinde yaklaşık 400 görüntüleme ve beğenilme alma yüksekliği beni çok mutlu etti.

Bu nedenle “Devamı Haftaya” zamanlama bildirimini aşarak OAG konulu yazımın II. bölümünü haftayı beklemeden, erken yayınlamaya karar verdim. Okuyan herkese teşekkürler.

AVM’lerde OAG ödenmesi/ödenmemesi konusu, sadece modernizmle alâkalı değildir. Başkaca gerekçeler de var tabii…

Normal hayatta da, ticarette de öyle değil midir?

Bir kişi ya da kurumdan bir bedel, para alırsanız, ona karşılığında birşeyler vermek durumundasınızdır.

Bu mal olabilir, hizmet olabilir.

Peki ödemeyi yapan, istediği şey (mal/hizmet) için ödeme yapar; yani seçer, değiştirir, iade eder vb…

OAG ana kalemlerinden olan güvenlik, temizlik, ilaçlama, peyzaj-bahçe bakım vb hizmetlerinin alındığı taşeron sıfatlı firmaları kim seçer?

Kiracılar mı, AVM yönetimi mi?

Yönetim açısından seçimin AVM yönetimince yapılması bence doğru olanıdır… Yani çalışılacak taşeron firmalar, AVM yönetimi tarafından seçilmelidir…

Böyle olmakta mıdır?

Evet…

Ne oldu OAG verenin tercihi?

Uygulamada, kiracının fikrini bile soran AVM yoktur, buna inanın…

Bırakalım temizlik ya da güvenlik firması tercihinde kiracının etkili olmasını, OAG adında ödeme yapıldığı halde, fikri bile alınmayan kiracının bu ödemesini yani OAG bedelini hangi kriterlere göre ödemesi adil olacaktır konusuna bakalım.

OAG belirlenirken çok büyük olasılıkla, genellikle büyük çoğunluk için geçerli olan, kullanılan birim metrekare başına bir OAG’dir.

Peki bu OAG; metrekare net satış alanı mı, brüt mağaza alanı mıdır?

AVM içinde adetâ bağımsız bir ünitede oldukça büyük bir alan işgâl eden, diyelim bir department store için metrekare nasıl seçilecek, birim fiyat ne olacaktır?

Department Store’u da bir kenara bırakalım, daha basite gidelim; 100 m2 mağaza ile 1.000 m2 mağazanın OAG birim fiyatı aynı mı olmalıdır?

Kira bedelinin dışında da olsa OAG TL olarak mı alınmalı, ya da dövize mi endekslenmelidir?

(AVM Yatırımcısı dövizle kredi kullanarak yatırım yapan, yabancı taşeron kullanmayı tercih eden, yabancı sermayeli bir kuruluş ise nasıl olacak?)

Bakınız daha m2’nin net mi, brüt mü olduğuna tam karar veremeden, hesaplanma kriterleri, hesaplama kriterlerini açıklığa kavuşturamadan, ödeme biriminin TL mi, döviz mi olacağı soruları birbirini takip etti…

OAG belirlenmesinde AVM’nin eski/yeni, yenilenmiş/yenilenmemiş olması kadar yatırımcı tarafından işletilmesi ya da işletmenin bir taşerona verilmesi, kiralamanın yapılma biçimi gibi diğer etkenler de var…

X AVM eski olabilir, yenileme yapılmış olsa bile teknikten kaynaklanan AOG daha ağır olabileceği gibi, yeni AVM’lerin outlet ya da AVM olmaları gibi farklılıklar da bu etkenler içinde sadece bir kısmı teşkil eder.

Bitti mi? Hayır, daha var…

Eğer OAG alınmaktaysa, bu bedel kira haricidir…

Bu durum en azından algı bakımından bile adil bir rekabet olmadığı anlamına gelir.

Uygulamada böyledir…

Bu kimin tercihi olabilir?

Bana kızmasınlar ama çoğu sektör arkadaşlarım olan kiralama şirketleri OAG yanlısıdır. Bu, onlar için ticari anlamda uygun olabilir, ama sadece onlar için…

Uygulamada OAG’nin, KDV’nin ayrı olması, kirayı düşük algılamaya neden olmaktadır. İfade edilen de zaten; yatırımcı şu kadar OAG istiyor, devletin KDV’si de zaten herkese uygulanan bir vergi mecburiyeti…

Bu durumda gerçek kiralayan (Yatırımcı) ile gerçek kiracı (Perakendeci) daha sözleşme aşamasında taraflar olarak ayrılmakta, “Aynı gemideyiz” sözü henüz kullanılmamakta…

Kiralama şirketleri ise kapsama alanı dışında…

Kiralara zam yapılan artış dönemlerinde OAG için de artış ön görüldüğünde yine taraflar karşı karşıya gelecekler, kiralama yapan kapsama alanı dışında kalmakta olacaklar.

Bu dönemde gerilme başlayabilecek, OAG’lerin yükselmesiyle beraber kiracılar işletmeciye her biri ayrı olmak kaydıyla, beher OAG harcama faturasını tartışmaya açacaklardır.

İşte burada; hem kira bedelleri için, hem de OAG’ler için “Ama aynı gemideyiz” söyleminin başladığı an yaşanacaktır. Kira sabitlemeleri, kira indirimleri, kirasız dönemler vb uygulamalarda OAG giderek artacak ve başlayan şikâyetler asla sıfırlanmayacaktır.

Bence modern çağın, organize perakendeciliğinde AVM’ler, kiracılarına sadece mağaza alanı değil, bununla birlikte;

  • Güvenli (Güvenliği bulunan, CCTV gözetimi olan),
  • Daima temiz, temizlenen,
  • Varsa bahçesi bakımlı olan,
  • Otoparkı temiz ve sinyalize edilmiş,
  • Reklam-tanıtım, etkinlik ve promosyonları süreklilik kazanmış,
  • Aydınlatması ve sair bakımı yapılmakta olan

bir yeri kiralamaktadırlar.

Zaten böyle de olmalıdır…

Böyle de olmaktadır…

İşte bu ve benzeri birçok gerekçeyi irdelediğimizde AVM’lerde Ortak Alan Gideri (OAG) kiradan ayrı alınmamalı, kira bedeli içinde olmalıdır.

Bu, kişisel görüşümdür.

İnandığım görüştür…

Geçmişte, yönettiğim AVM’lerde uyguladığım da budur zaten…

Birlikte çalıştığımız iş arkadaşlarım, başka AVM’lere üst yönetici kadrolara gittiklerinde, onlar da bu uygulamayı yeni iş yerleri olan AVM’lerde uygulamışlardır.

Batı’da OAG ayrı alınabilir, bu coğrafya ve o coğrafyanın kurallara bağlılığı ile son derece paralel gelişmiştir.

Şöyle ki;

Kira sözleşmesi koşulları taraflar için akid devam ettikçe aynen geçerlidir. Örneğin ABD, Almanya, Hollanda…

Bizim coğrafyalarda durum biraz daha farklı algılanmakta, imzalanmış sözleşme üzerinde pazarlıklar yapılabilmekte, OAG’ler bazen kâr gözetebilen anlayışla subjektif saptamalarla yapılabilinmektedir.

Böyle olunca da, taraflar arasında sürekli pazarlık, karşılıklı ithamlaşmalar, hukuk süreçleri vb olabilmektedir.

AVM’lerde OAG’nin kiraya dahil edilmesi, kiradan ayrı alınmaması kişisel tercihim ve önerimdir.

Bu tercihe konu olan dayanakları özetleyerek konuyu şimdilik sonlandıralım;

  • Bedeli ödenen hizmetin seçimi ve denetimi bedel ödeyenin hakkıdır.
  • (Ama bunun böyle olması da AVM yönetimini neredeyse yetkisiz hâle getirir.)
  • Bedelin saptanması somut ve ölçülebilir, adil kriterlere uygun olmalıdır.
  • OAG alan ve almayan AVM’ler arasında algı bakımından adil bir kira rekabeti olamamaktadır.
  • Sadece kiralama şirketlerini rahatlatabilen bu husus kira sözleşmesi tarafları arasında anlaşmazlık konusu olmaya kuvvetle adaydır.
  • Organize perakendede hizmet anlayışı ve AVM yönetimi adil, bağımsız ve geçmişten farklı olmalıdır.
Devamını Oku

Hasan Ardıç

POPÜLER