Sosyal Medya Hesaplarımız

Mehmet Reis

Dünya iklim değişikliğinin tehdidi altında

Mehmet Reis
Abone Ol:

Gıdanın geleceğinin konuşulduğu bu konferansta etkisini hızla artıran küresel iklim değişikliği, gıdanın sürdürülebilirliği ve zorunlu göçten bahsetmek istiyorum.

İklim değişikliğinin, tarımsal üretime ve su kaynaklarına olumsuz etkisi gıda güvencesi için tehdit oluştururken, gıda güvenliği açısından da büyük riskler taşıyor.

Sera gazı ve gıda atığı kaynaklı karbon salınımı, çevre kirliliği ve çarpık kentleşme iklim değişikliğine neden oluyor. İklim değişikliği ise ani ve şiddetli yağışlara, aşırı soğuk ve aşırı kuraklığa, mevsimlerin değişimine, tarımsal üretimde ekim ve hasat döneminin gecikmesine sebep oluyor.

Bu yıl ülkemizde; hasat döneminde bazı ürünlerde gecikmeler yaşandı:

  • Binlerce yıl öncesinde yaşamı destekleyen uygun iklim koşulları varken, tüm canlıların yaşamını tehlikeye sokacak iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini şimdiden görmeye başladık.
  • İklim uzmanları, aşırı hava olaylarının 1990’dan sonra iki katına çıktığını vurguluyor.
  • Değişen iklim şartları, sınırlı olan doğal kaynakların sürdürülebilir biçimde yönetilmesini zorlaştırıyor.

Ülkemizde tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan aileler, doğal kaynakların azalması, yaşam şartlarının kötüleşmesi nedeniyle yaşadıkları yerleri terk ediyorlar.

Bir zamanlar karasabanla toprağı süren, düvenle harman koşan, sığır güden, balıkçılık yapan ve devamında 43 yıldır gıda sektöründe çalışan bir kişi olarak, tarım ve hayvancılık da nereden nereye dediğim bir yaşanmışlığı müsaadenizle paylaşmak istiyorum. Köyün geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktı. 30’a yakın büyük ve küçükbaş hayvanımız vardı. Ürettiğimiz ürünler ihtiyacımızı karşılardı. Gaz yağı, çay, şeker ve tuz gibi temel ihtiyaç maddeleri de satın alarak yaşamımızı sürdürürdük.

Ne zaman ki doğa şartlarının zorluğu ve geçim sıkıntısı başladı, önce gençler sonra tüm aile fertleri köylerini terk ederek büyük kentlere göç ettiler. Yıllar içerisinde; ne acıdır ki buğday ektiğimiz tarlayı orman, harmanı ise çalılar kaplamış, samanlık göçmüş, boyunduruk, yaba, dirgen, üvendire kırılmış, çürümüş…

Gördüm ki kuyular kurumuş. Evlerin duvarları yıkılmış, çatıları çökmüş. Üzülüyorum, çünkü artık bacalar tütmüyor, köpeklerin havlamaları, hayvanların varlığını simgeleyen çanların sesi artık duyulmuyor. O sesleri duymayı, toprağın ve ormanın kokusunu çok özlüyorum. 1990’dan sonra sadece köyümüz değil Türkiye’nin yüzlerce köyü yaşam şartlarının ağırlaşması nedeniyle terk edildi.

Ülkemizde en çok göç veren ikinci il olan Kastamonu’nun sorunlarından yola çıkarak Türkiye’de doğduğu yerleri terk etmek zorunda kalan insanların, göç etme nedenlerini gündeme getirmek için, 1995 yılında o dönemin Başbakanı, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, İstanbul Valisi ve İstanbul Belediye Başkanı’nda katıldığı yüksek düzeyde ilk göç panelini gerçekleştirdim.

Göçün önlenebilmesi için kırsal kesimde yaşayan bireylere; barınma, güvenlik, eğitim ve sağlığa erişim gibi hizmetlerin sunulmasının yanında, sosyal ve ekonomik yaşamın güçlendirilerek, doğduğu yerde kalmalarının sağlanması, sonuç bildirgesi olarak kamuoyuyla paylaşıldı.

Ülkemizde; 1927’de yüzde 76’sı, 1975 yılında yüzde 58’i kırsal kesimde yaşayan nüfus oranı, 2012 yılında ise yüzde 22’ye geriledi.

Kırsaldan kente göç sadece ülkemizin sorunu değil. 2010 yılında dünya nüfusunun yüzde 50’si kırsal kesimde yaşarken 2050 yılında bu oranın yüzde 30’a düşeceği öngörülüyor.

Hatırlayacaksınız, FAO 2017 yılının temasını ‘göç’ olarak belirlemişti. (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü)

Bir örnekle devam etmek gerekirse Arap bölgesi tarım uygulamalarının doğduğu yerdir. Geçmişte bu bölgede ekonomik ve sosyal gelişmeler yaşandı. Son 20 yıldır şiddetli kuraklığa bağlı çölleşmenin artması, geçim kaynaklarının azalması, açlık ve gıda güvensizliği nedeniyle milyonlarca insan bu bölgeden göç etmek zorunda kaldı. (KAYNAK: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı)

  • Daha yakın bir zaman diliminde, 2007-2008’de yaşanan şiddetli kuraklık tüm dünyada tarımsal üretimi olumsuz etkiledi. Bazı ülkelerde ayaklanma ve iç karışıklığa neden oldu.
  • Rusya’nın 130 yıl sonra, 2010’da yaşadığı, Amerika’nın da 1956’dan sonra 2011’de gördüğü en sert kuraklığın yarattığı arz eksikliği nedeniyle küresel piyasalarda fiyatlar zirve yaptı.

2017 yılı; 1880 yılından bu yana dünya tarihinde kaydedilen en sıcak 3.cü yıl oldu. Aynı yıl dünya genelinde 330 farklı doğal afet yaşandı, çok sayıda insan hayatını kaybetti. Maria kasırgası Porto Riko’da 4 binden fazla insanın ölümüne neden oldu.

2018 yazında ise dünyanın birçok bölgesinde rekor sıcaklığa ulaşıldı. Yangın ve kasırga yüz binlerce kişiyi evinden etti.

Avrupa kıtasını etkisi altına alan sıcak hava dalgası hayatı adeta felç etti.

NASA’nın 6 Ekim’de yayınladığı yeni iklim araştırması raporunda, dünyanın 2018 yazını rekor sıcaklıklarla kapattığı ve kış mevsiminde tarihi bir soğuk yaşanacağı belirtildi.

Ülkemizde 2018 yılı ilk 7 aylık verilere göre son 47 yılın en sıcak yılı yaşandı, normalin üzerinde aşırı hava olayları görüldü. Meteroloji genel müdürlüğü verilerine göre, Türkiye ortalama sıcaklığının 1998 yılından bu yana (2011 yılı hariç) sürekli arttığı; yağış miktarının düştüğü belirtiliyor. Yaşadığımız son dört yıl, 1940’dan sonra tarihimizde en çok doğal afetlerin görüldüğü yıllar olarak öne çıkıyor.

Türkiye iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek olan Akdeniz Havzası’nda yer alıyor. Olumsuz hava olayları ülkemizde sıklıkla yaşanır hale geldi. Uzmanlar, iklim değişikliğinin önümüzdeki yıllarda kendini daha şiddetli göstereceğini ve Türkiye’nin de bu durumdan en çok etkilenecek ülkelerden biri olacağını ifade ediyor. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek adına, jeolojik miras olarak nitelendirilen göllerimizden, son 50 yılda bazıları kurudu, bazıları da kuruma tehlikesiyle karşı karşıya. Geçmişte manzarasıyla kendine hayran bırakan Konya’daki Meke gölü artık bir bataklık görüntüsüne sahip.

İklim değişikliği doğal kaynakları kısıtlıyor. Yer altı suları azalıyor. Azalan ve kirlenen su kaynakları, biyolojik çeşitliliği azaltıyor. Karadeniz’de 161 balık türünden 59’unun nesli tükendi. (KAYNAK: RİZE ÜNİVERSİTESİ-2012)

Su kaynaklarımız ciddi tehdit altında. Türkiye Çevre Raporu’na göre Türkiye’de ki yüzey sularının, derelerin ve göllerin yüzde 79’u kirlenmiş durumda. (KAYNAK: TMMOB Çevre Mühendisleri Odası)

12 yıl sonra ülkemizdeki nüfusun 100 milyon olacağı öngörülüyor. Endüstride, zirai alanlarda ve hanelerde suya olan talep her geçen gün artmaktadır. Bu talebin karşılanabilmesi için suyun hanelere en az kayıpla ulaştırılması, tasarruflu kullanımı, suyun geri kazanımı, zirai alanlarda damlama sulamanın yaygınlaştırılması gibi önlemlerin alınması gerekir. Bilimsel kuruluşlar, küresel ısınmanın su kaynaklarının dağılımında değişikliklere neden olduğunu işaret ediyor.

Türkiye’de 24 milyon hektar tarım alanının yaklaşık 5.6 milyon hektarı sulanabiliyor. Tarım alanlarının yüzde 80’ni ise yağışa bağlı sulanıyor. Bu bölgelerde iklim değişimi, kendisini daha fazla hissettiriyor.

Küresel İklim Değişikliğinin tarımsal üretim, hayvancılık ve balıkçılık üzerindeki olumsuz etkisi insanların yaşam şartlarını zorlaştırıyor.

Yaşamını tarım ve doğal kaynaklara bağlı olarak sürdüren kırsal bölgedeki insanlar yoksulluk, çatışma, zulüm ve afetler nedeniyle güvenli gıdaya ve temiz suya erişemedikleri için çaresizlik içinde göç etmek zorunda kalıyor. Dünya genelinde her gün yaklaşık 200 bin kişi göç ediyor. (KAYNAK: UNDP – Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı)

Birleşmiş Milletlerin hazırladığı rapora göre küresel düzeyde açlık çekenlerin sayısı son üç yılda yükseldi. Dünyada her gün 821 milyon insan açlık ile karşı karşıya.

Dünya Gıda Programı İcra Direktörü; “Her 5 saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor. Dünyada 300 trilyon dolar varlık bulunurken bu durum kabul edilemez” ifadesini kullandı.

Harvard Üniversitesi tarafından yayımlanan araştırmaya göre son yıllarda yoğunluğu en üst seviyeye ulaşan karbondioksit, temel besin kaynaklarının daha az besleyici olmasına neden oluyor.

Bu durum besin yetersizliği çeken 2 milyar insanın sağlık sorunlarını daha da arttıracak. Birleşmiş Milletlerin hazırladığı raporda 2017 yılı itibariyle 151 milyon çocuğun yetersiz beslenmeden dolayı gelişimini tamamlayamadığına dikkat çekiliyor.

İnsanların yaşamak için yeterli gıdayı almaları ve bu gıdaların sağlıklı olması insan haklarının esasını oluşturmaktadır.

Aslında; dünya nüfusunun gıda talebini karşılayacak kadar üretim yapılıyor. Burada önemli olan doğal kaynakların korunması, sürdürülebilir üretim ve paylaşımın doğru yönetilmesidir.

İklim değişikliği ile mücadelenin önemini anlayabilmek için küresel ısınmanın ekonomik boyutunu da dikkate almak gerekir. 2017 yılında dünya genelindeki afetlerin ekonomik kaybı 353 milyar dolar.

Sürdürülebilir kalkınmayı sağlayabilmek ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden kaçınmak için tüm ülkeler sera gazlarının salınımını kontrol altına alma girişimlerini hızlandırmalı ve küresel çalışmalar güçlendirilmelidir.

Hükümetler Arası İklim Değişikliği Raporuna göre, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 2°C derecenin üzerine çıkması durumunda buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi doğal yaşam alanları ve insan hayatını doğrudan etki edecektir. Sürdürülebilir bir dünya düzeni için sadece bugünü değil, gelecekte tüm canlıların hayatlarından sorumlu olduğumuzu kabul etmeliyiz.

Dünyanın bize sunduklarına saygı göstermezsek, kıymetini bilmezsek yaşam şansını kaybedeceğiz. Bu nedenle yaşamın güvencesi olan hava, toprak ve suyun kirletilmemesinin tek çıkar yol olduğunun bilinmesi gerekir.

Geçen her gün kaybımız demektir. Harekete geçmezsek, iklim değişikliğinin etkileri daha yıkıcı ve daha maliyetli olacak. Yaşama vereceği zarar gelecek nesilleri etkileyecek.

Bu sorunu ciddiye almalıyız. Geri dönülmez noktaya gelmeden sonuç odaklı projeler üretmeliyiz.

Sonuç olarak; iklim değişikliğine çözüm getirmeden doğayı koruyamayız, yaşamda sürekliliği sağlayamayız. Dünyada giderek artan nüfusun beslenebilmesi için; üretimin arttırılması, adaletli paylaşımı, israfın en aza indirilmesi, atık ve geri dönüşümün önemine tüm dünya ülkelerinin odaklanması gerekir.

Sürdürülebilir bir gelecek için açlık ve yoksulluğun gündemde olmadığı, yer küremizde yaşayan insanların topraklarını terk etmeden, güvenli gıdaya ve temiz suya erişebildiği, çocukların yeterli beslenebildiği, sağlıklı büyüdükleri barış içinde bir dünya diliyorum.

Dünya Gıda Günü kapsamında “Gıdanın Geleceğinin Şekillenmesi” temalı bu konferansın gerçekleşmesinde emeği geçenlere, değerli katılımcılara ve konuklara teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

Bu yazı Mehmet Reis’in 17 Ekim’de yapılan “Sürdürülebilir Gıda Konferansı” konuşmasıdır.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Mehmet Reis

Depremin insani ve sosyal boyutu ile ekonomik ve tarımsal envanteri

Mehmet Reis

Yazar:

Ülkemizde 6 Şubatta Güney doğu sınırında gerçekleşen ve 11 ilde etkili olan iki büyük depremin matemini yaşarken 20 Şubat tarihinde tekrar yaşanan deprem ile acılarımız daha da büyüdü.

Böyle bir dönemde konuşmakta yazmakta çok zor.  Hepimizin başı sağ olsun, yaralılara acil şifalar dilerim. Bu büyük travmayı atlatmak için daha çok dayanışmaya, daha çok desteğe ve en önemlisi unutmamaya ihtiyaç olduğunu belirtmek isterim. Yaşanan depremlerin insani ve sosyal boyutlarının toplumumuzu çok uzun süre derinden etkileyecektir.

Kaybettiklerimizin yeri asla dolmayacak. Ancak felaketi yaşayan, yakınlarını ve evlerini, iş yerlerini, ayrıca işine ve gelir kaynaklarına ilişkin güvencelerini kaybeden insanlarımızın rehabilite edilmesi gerekmektedir.

Depremin ekonomik ve tarımsal bilançosuna baktığımız zaman 13,5 milyon insanın, ülke nüfusuna oranıyla ise yüzde 15,7’sinin etkilendiğini; insanların evlerini ve geçim kaynaklarını kaybettiklerini görüyoruz. Depremin etkilediği bölgelerdeki ekonomik faaliyetler durmuş durumda, birçok işletme ve üretim alanı hasar görmüş, bu durum hem bölge halkının hem de ülke ekonomisinin genelinde olumsuz etkiler yaratacağı anlamına geliyor.

Deprem bölgelerinde bitkisel üretim ve hayvan varlığı

Deprem çevre, yeraltı suları ve tarım üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Deprem bölgesinde yaşayan insanların kendi gıda ihtiyaçlarını ve geçimlerini sağlamayabilmesi ve ülkemizin gıda güvencesi için tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanmasının gerekmektedir.

Deprem bölgesindeki tarım arazilerinin 3,7 milyon hektarının depremin yıktığı 10 ilimizde olduğunu görüyoruz. Kayıtlı çiftçi sayısı da yaklaşık 270 bin. Bu çiftçilerimiz Türkiye’deki tarım alanlarının yüzde 16’sını ekip biçiyor. Depremin yıktığı Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa’nın ekonomik yapısına bakıldığında öncelikli sektörü tarım ve tarıma dayalı sanayi ve hayvancılık olduğu görülüyor. Güneydoğu Anadolu projesi kapsamında Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep Şanlıurfa, Kilis verimli tarım arazilerine ve önemli tarımsal üretim potansiyeline sahip illerdir.

Türkiye’deki toplam tarım alanlarının yüzde 16.2’si deprem bölgesinde bulunuyor. Tahıl ekilen alanların yüzde 15.5’ine, sebze bahçelerinin yüzde 15.2’sine sahip olan bu illerin meyve bahçelerindeki payı ise yüzde 25’in üzerinde. Bölgenin hayvan varlığı ülkedeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 12’sini, küçükbaş hayvan varlığının ise yüzde 16.3’ünü oluşturuyor. Deprem bölgesindeki 10 ilin toplamındaki bitkisel üretime bakıldığında buğday, mısır, pamuk, karpuz, mandalina, kayısı, yonca, arpa, badem, fıstık, ceviz ayrıca kırmızı mercimek ve nohut üretimi yapılmaktadır. TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2022 yılında üretilen buğdayın yüzde 19’u, kırmızı mercimeğin yüzde 73’ü, nohudun yüzde 11’i ve arpanın yüzde 10’u deprem bölgesinde üretildi.

Bazı bölgelerde buğday, arpa siloları hasar görmüş. Traktör ve ekipmanlar göçük altında kalmıştır.

Verilere göre, depremden etkilenen illerimiz, hayvan yetiştiriciliğinde önemli payı olan bölgelerdir. Ancak ahırlar çöktü, bölgede temel geçim kaynağı olan hayvanlar enkaz altında kaldı. Çok sayıda hayvan telef oldu.

Besicilikle geçimini sağlayanlar için hayvanların beslenmesi, ürettikleri sütün toplanması çok önemli. Kış şartları nedeniyle hayvanlar dışarıya çıkarılamıyor. Bu nedenle kırsaldaki sorunun yerinde çözülmesi gerekiyor.  Tarım Bakanlığı hasar tespitine başladı. Bakanlıktan hayvan çadırı ve yem desteği konusunda atılan adım olumlu, desteklerin devamlılığı üretim açısından önem arz etmektedir.

Depremin ekonomiye etkisi

Deprem bölgesinin tarımsal hasılaya katkısı 85 milyar TL’dir. Bunun 52 milyar TL’si bitkisel üretim, 34 milyar TL’si de hayvancılıktan geliyor. Özetle, bölgenin tarımsal hasıladaki payı yüzde 15 civarındadır. Türkiye’nin toplam tarım ve ormanlık ürünleri ihracatının yaklaşık beşte birini gerçekleştiriyor.

10 ilin 2022’deki toplam ihracatı 20.1 milyar dolar olarak gerçekleşti toplam ülke ihracatındaki payı yüzde 9.

Gıda üretimi ve ihracatındaki payları göz önüne alındığında bu illerin üretim, istihdam, gıda arzının sürdürülebilirliği ve ihracat açısından ülke ekonomisinde önemli bir yeri var.

Göç yaşanmadan atılması gereken adımlar

Binlerce vatandaşımızın yaşamını yitirdiği, on binlerce kişinin yaralandığı ve evsiz kaldığı bölgenin en kısa zamanda sosyal ve ekonomik anlamda iyileştirilmesi gerekmektedir. Evleri yıkılan ve hasar gören üreticilerinde üretimlerine devam etmeleri için güvenli bir yaşam ortamı sağlanarak kırsalda yaşamını sürdürebilmeleri için acilen köklü çözümlere ve desteğe ihtiyaç olduğunu görülmektedir.

Depremin tarımın yapıldığı kırsal alanlara verdiği zararın boyutları henüz tam olarak belli değil.

Çiftçilerin bir bölümü depremde yaşamını yitirdi. Bazıları bölgeyi terk ediyor. Toprağını terk etmeyen çiftçinin ekim yapabilmesi için insan gücüne, makineye, tohum, mazot ve gübreye ihtiyaç var.

Bölgedeki tarımsal alanların ve su kaynaklarının durumuna bakılmalı ve mart ayında başlayacak tarımsal faaliyetler için hazırlık yapılmalı. Ekimi yapılmış olan buğday ve arpanın ilaçlama, gübreleme ve sulama durumuna bakılarak gerekli tedbirler alınmalı. Tarımsal üretim araçlarının bir bölümü deprem enkazı altında kaldı.

Bölgede kalıp ekimini yapmak isteyen üreticilerimiz için traktöre, pulluğa, ekim makinalarına, silo ve depo teminine hız verilmeli. Çiftçimizin toprağını satmadan, göç etmeden tarım ve kırsal kalkınma destekleri acilen ve süratle harekete geçilmesi hepimizin ortak geleceği ve gıda güvencesi için önem arz ediyor.

Kırsaldaki insanlarımızı tarımdan vazgeçmemelerini sağlamanın yolu tarımsal üretimi sürdürülebilir kılmaktan geçiyor.

Deprem bölgesindeki tarımsal faaliyeti sadece 10 il olarak değil, 81 ili besleyen bir değer zinciri olarak bakmamız lazım.

Hem bölgedeki insanlarımızın, çiftçilerimizin, halkımızın gıda ihtiyacının karşılanması hem de ülkemizin tarımsal üretim rekoltesi açısından çok önemli. Tarımla birlikte sanayide de önemli paya sahip bu illerde sanayi tesislerinin ve ticarethanelerin en kısa sürede faaliyetlerine dönmesi bölgesel ve ulusal ekonomi açısından büyük önem taşıyor.

Bugün her zamankinden daha fazla dayanışmaya, gelecek için de bilimin ışığında önlem almaya ihtiyaç var.

Devamını Oku

Mehmet Reis

Dünya tarım ürünleri ihracatında Rusya ve Ukrayna’nın önemi

Mehmet Reis

Yazar:

Bir yandan iklimsel değişim, bir yandan pandemi, bir yandan da dünyada artan tarımsal girdi maliyetleri, diğer yandan Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş hepsi aynı anda yaşanıyor.

Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta kimileri yaşamını yitirirken kimileri vatanlarını terk etmek zorunda kalıyor. Kayıpların ve ayrılıkların son bulması için savaş bir an önce bitsin, tüm dünyada barış hâkim olsun.

Rusya ve Ukrayna hububat üretiminde ve ihracatında dünyanın en önemli iki ülkesi. Rusya buğdayda dünyanın en büyük ihracatçısı konumunda. Dünya buğday ihracatının yüzde 20’sini Rusya, yüzde 10’unu Ukrayna gerçekleştiriyor. Ayrıca bu iki ülke dünya ayçiçek ihracatının yüzde 32’sini, arpanın yüzde 31’ini, mısır ve kanolanın yüzde 19’unu yapmaktadır.

Savaş tarım ve gıda piyasalarını doğrudan etkiliyor

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ile birlikte buğday, mısır, soya ve ayçiçeği fiyatlarında önemli artışlar oldu. Dünya buğday fiyatları son 14 yılın en yüksek seviyesini gördü. 8 Mart itibari ile Chicago Borsası’nda buğdayın tonu 2021 yılında ortalama 291 dolarken fiyat 529 dolara ulaştı. Yıllık yüzde 81 artış gerçekleşti.

Fransa’da 460 dolar olan FOB fiyatı Almanya’da ise 472 dolar civarında.

Savaştan önce Rusya’dan 8 milyon ton, Ukrayna’dan ise 6 milyon ton buğday satış yapılması bekleniyordu. Ancak Rusya ve Ukrayna’dan gemilerin limandan çıkışları yapılamıyor.

Rusya ve Ukrayna Türkiye’nin tarım dış ticaretinde önemli iki ülke konumunda.

Türkiye, Rusya ve Ukrayna’dan buğday, arpa, mısır, ayçiçeği, kepek, küspe gibi ürünler ithal ediyor. Türkiye’nin tarım ürünleri ithalatında Rusya ilk sırada, Ukrayna ikinci sırada yer alıyor.

Toplam dış ticaret hacmi Rusya ile 34.8 milyar dolarken Ukrayna’yla 7.4 milyar dolar. Her iki ülkenin toplam dış ticaret hacmi 42.2 milyar dolar.

Ukrayna’nın arpa, mısır ve ayçiçeği ekilişlerini gerçekleştirememesi 2022-2023 rekoltesini etkileyecektir.

Dünya buğday stokları yeterli

Buğday üreten ülkelerde buğday arzı imkanları mevcut olup dünya buğday stoklarında ve uluslararası buğday ticaretinde bir sıkıntı öngörülmüyor. Uluslararası Hububat Konseyi 17 Şubat 2022 tarihli son raporunda dünya buğday üretiminin 2021/2022 döneminde 781 milyon ton, dünya buğday stoklarının 2021/22 sezonu sonunda 278 milyon ton düzeyinde gerçekleşti.

Rusya, AB, ABD, Kanada, Ukrayna, Fransa, Almanya ve Avusturalya dünya buğday üretiminde ve ihracatında önemli ülkeler. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle elindeki emtiayı bir güç olarak kullanan bazı ülkeler daha fazla para kazanmak için fiyatları artırma gayreti içindeler.

Ülkemizde hasada kadar bir olumsuzluk öngörülmüyor

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz açısından da 2021 zor bir yıl oldu. Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan kuraklık tarım üretimini olumsuz etkiledi ve rekolte kaybı yaşandı.

Küresel iklim değişikliği pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde ekim alanlarını, üretim desenini ve ürün yetiştirme süresini değiştiriyor.

Tarımsal üretim ve hasat tekniklerini, değişen iklim koşullarına uygun hale getirerek ayrıca tarımsal üretimin teknoloji ile entegrasyonunu gerçekleştirerek yeni bir üretim modeliyle çiftçilerimizin eğitilmesi ve bu yönde desteklenmesi tarımsal üretimi daha verimli hale getirecektir.

Tarımsal desteklerin artan maliyetler doğrultusunda revize edilmesi, koşulların iyileştirilmesi üreticiyi teşvik edecek ve daha fazla üretim ortamı sağlayacaktır. Daha doğrusu daha az maliyetle daha fazla yerli üretim fiyat istikrarı sağlayacaktır.

Mart-Nisan-Mayıs yağışları ve sıcaklık değerleri mevsim normallerinde gerçekleşirse hububat ve bakliyat hasadının bereketli olacağı tahmin ediliyor.

Mayıs ayı sonu başlayacak yeni hasat dönemine kadar buğday başta olmak üzere hububat arzında devletimiz tarafından alınan tedbirlerle bir eksikliğin olmayacağı öngörülmektedir.

Bu hassas zamanda 2022 hasat dönemine kadar ürün arz ve talep dengesinin sürekli takip edilmesinde fayda var.

Savaşın devam etmesi durumunda hububat fiyatları başta olmak üzere gıda fiyatlarındaki artış tarımsal üretimi yetersiz olan ülkelerde tedarik konusunda sıkıntı yaratabilir.

Son günlerde, söz konusu gelişmeler gösterdi ki her ülkenin gıda güvencesi ve beslenme güvenliği için sürdürülebilir bir üretim yapısını oluşturması gerekiyor.

Devamını Oku

Mehmet Reis

Türkiye’deki tarımsal ürün ve gıda arzının sürdürülebilirliği

Mehmet Reis

Yazar:

Dünyada toplum sağlığı açısından gıda arzı bu dönem her zamankinden daha önemli bir hal almış durumdadır. Bir ülkenin tarımsal üretiminde kendi kendine yeterlilik gıda güvencesinin ve güvenliğinin vazgeçilmezidir.

Dünya ilk defa böyle bir Pandemi sürecinden geçmektedir. Karşı karşıya kalınan sorunlar hemen her ülke için geçerli durumdadır. Özellikle bu dönem kesintisiz gıda arzını sağlayabilmek çok önemli.

Ülkemizde şuan için hasat dönemine kadar ürün arzında bir sıkıntı görülmemektedir. Ürün arzının sürdürülebilirliği için de mevcut stok takibi yapılarak tedbirlerin alınması gerekmektedir. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin buğday ve pirinç ile ilgili olarak sezon sonuna kadar stokların yeterli olduğunu açıklamasını örnek olarak verebiliriz. Sektörümüzle ilgili olarak buğday ve mercimek ekimi yapıldı, Haziran ayında da hasadı yapılacak.

Nisan ve Mayıs ayında fasulye nohut çeltik ekilecek, Temmuz Ağustos Eylül ayı gibi de hasadı yapılacak.

Şu an ki durumla ilgili aldığımız bilgilere göre sevindirici olan konu ekimi yapılan ürünlerde iyi bir rekolte beklenmektedir. Ayrıca çiftçimiz başta fasulye olmak üzere nohut, çeltik tohumlarının hazırlıklarını yaptı. Hatta geçen seneye göre daha fazla ekmeyi planlıyor.

Özellikle bu dönemde tarlada çalışanları koruyacak önlemler alınarak çiftçimiz cesaretlendirilmeli ve olası talepleri yerine getirilmeli. Çiftçimiz, üreteceği ürünün cinsini, miktarını, hangi tohumu kullanacağı konusunda yönlendirilmek istiyor.

Sürdürülebilir tarım uygulamaları ile verimliliğin ve gelirinin artmasını bekliyor.

Gıda tedarikinin aksamaması için, çiftçinin tarlada üretime devam etmesi gerek. Çiftçinin üretimine daha fazla destek vererek verimliliği arttırırsak gıda arzında sürdürülebilirliği ve fiyat istikrarını sağlarız.

Bir tedarikçi firması olarak tüm satış noktalarındaki rafları boş bırakmayarak panik alımlarını önlemeye çalıştık. Tüm tedarikçilerin özellikle bu dönemde bu konuya hassasiyet göstermesi gerekmektedir.

İçinde bulunduğumuz bu sıkıntılı dönemde sağlık sektörü gibi gıda sektörü de çok fazla önem teşkil ediyor. Bu yüzden gıda sektöründe de oluşabilecek sorunları imece usulü ile çözüme ulaştırmamız gerekmektedir.

Tarım insanlığın beslenmesinde, kırsal kalkınmada, sanayi sektörüne hammadde sağlamada ve ihracatta önemli rol oynar.

Tarım toplam iş gücünün üçte birinin geçim kaynağı ve toplumun her kesimini ilgilendiren stratejik bir sektördür.

Devamını Oku

Mehmet Reis

Mehmet Reis

POPÜLER