Şefik İşeri
Ücretli kölelik sistemi: Taşeronlaşma
Aslında bu ülkenin işçi sınıfının kurup yöneteceği gerçek bir işçi partisine ihtiyacı var. Fakat köylü bir toplumdan işçi sınıfı çıkarmak ve onların emeklerine sahip çıkmalarını sağlamak galiba sosyolojik açıdan mümkün değil. Bu durumda herkesin haline şükretmesine gülümsemeye devam edeceğiz.
İş dünyamızda çalışanların pastadan hakettikleri payı alıp alamadıkları her zaman tartışma konusu olmuştur. Patronların ve onlara hizmet eden profesyonel yöneticilerin her yılsonunda veya ücret artış dönemlerinde çalışanlara yapılacak iyileştirmelerde kararlarını etkileyen en önemli söylem.
“Mevcut ücrete çalışmak için dışarıda bekleyen bu kadar işsiz varken ücret artışı yapmak gereksizdir” söylemi olmaktadır. Yönetici ve uzman kadrolar bu kriterin dışında kaldıklarından nisbeten daha iyi ücretlendirme sistemlerine tabi tutulmaktadırlar. Ancak işçiler için bu durum hiçte adil değil.
İş dünyamızda emeğe karşı yapılan en büyük ihanet geçmiş iktidar dönemlerinde başlatılan ve bu günde yaygın biçimde uygulanan taşeronlaşma yani işçilerin Taşeron şirketlere devredilmesi olmuştur. Bu istihdam ve ücretlendirme politikaları toplumsal dokumuzu bozmuş ve ailelerin tüm fertlerini fiili çalışma hayatına çekerek geleneksel aile yapımızı değiştirmiştir.
Önceden aile reisinin ücreti belirlenirken bakmakla yükümlü olduğu ailesi dikkate alınıyordu ve aylık geliri itibariyle tek başına evinin geçimini sağlayabiliyordu.
Bu yapıyı taşeronlaşma yoluyla bozan işverenler ve bunu teşvik eden hükümetler halkın geçim sıkıntısını aşabilmesi için ‘Hayat müşterektir’ felsefesini hayat görüşü olarak topluma yerleştirdiler.
Böylece evin eli iş tutan üyelerinin tümünü ucuz işçi havuzunun üyeleri haline getirildiler.
Özellikle ailemizin temel taşı ve direği hükmünde olan ev kadınlarımızı da hem evde hem ev dışında çalışmak zorunda bıraktılar. Aile yapımızdaki bu değişiklik ile evlerimizin ekonomileri ve insanımızın yaşama biçiminide değiştirdiler. Artık aile üyelerinin tamamı gündüz bir işte çalışan ve hayatının neredeyse tamamını evin dışında geçiren bireylere dönüştürülmektedir.
Taşeronlaşmanın ana amacı neydi;
-Piyasaların ucuz emek ihtiyaclarını karşılamak,
-İşverenleri, işçilere vermekle yükümlü oldukları geleneksel sosyal haklar gibi onlara ek yük getiren maliyetlerinden kurtarmak,
-Emekçileri sendikal faaliyetlerden uzak tutmak,
-İşçilerin örgütlenmesini ve örgütlü hak arama taleplerini engellemek,
-İşçileri, işlerini kaybetme korkusu ile düşük ücretle çalışmaya zorlamak,
-İşçileri kendi aralarında çıkar çatışmasına sokarak en temel hakkı ve tek hak arama silahı olan grev hakkını fiilen uygulanamaz hale getirmek,
-Mevcut ideolojik söyleme sahip, statükocu sendikaları ve işbirlikçi ağalarını korumak ,
Günümüze iş hayatına bakıldığında bu taşeronlaştırma projesi ile işçilerin hak arayamaz hale gelmelerini sağlama hedefine ulaşıldı. Bugün artık ‘Taşeron üzerinden işçi istihdamı modeli’ özel ve kamu sektöründe yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu model aslında çağdaş ücretli kölelik sisteminin adıdır.
İşçilerin gerçek işçi sendikaları kurarak örgütlenmesi, anayasal haklarını aramaları, yeni anayasa yapılış sürecine katılmalarının zamanı geldi. Ülkemizde uygulanan taşeron modelinin uygulamadan kaldırması gerekmektedir, bunu yapacak olan ancak işçi sınıfının kendi gücüdür.
İşçiler eğer bu değişimi yapamaz ise piyasanın ekonomik kuralları ‘İşçi maliyetleri üzerinden rekabet avantajı sağlanmasına’ son vererek bunu kendiliğinden başarabilir. Ancak bu süreç çok uzun zaman alabilir.
Aslında bu ülkenin işçi sınıfının kurup yöneteceği gerçek bir işçi partisine ihtiyacı var. Fakat köylü bir toplumdan işçi sınıfı çıkarmak ve onların emeklerine sahip çıkmalarını sağlamak galiba sosyolojik açıdan mümkün değil. Bu durumda herkesin haline şükretmesine gülümsemeye devam edeceğiz:)
Bu taşeronlaşma zulmüne ve emek gasbına sebep olan sorumluların, buna göz yuman ve destekleyen siyasilerin hesap gününde işleri çok zor olacak.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Kasım 2013 – 57. sayısında yayınlanmıştır.
Şefik İşeri
Veda ve teşekkür
Bana bu sayfayı açan Retail Türkiye Dergisi’ne sonsuz teşekkür ediyorum. Bir teşekkürde benim bu sütunlarda yazmamı teşvik eden ve kapıyı aralayan Ataman Özbay’a.
Haziran 2009 yılından bu yana Retail Türkiye Dergisi’nde yazmaya başladım. Dile kolay değil. 6 yıldır aralıksız yazıyorum. Ama sağlık sorunlarım nedeniyle artık çok sevdiğim okurlarıma hoşçakalın demek istiyorum. İlk yazım Haziran 2009 sayısında “Herkes en iyi bildiği işi yapmalı” başlığıyla yayımlanmış. Biliyorum ki veda yazıları yazmak çok zordur. Okurlarımdan özür diliyorum. Bana ne mutlu ki bu yazılarımla birlikte kitapta yayımladım. Bilgi birikimleri genç kuşaklarla birlikte okurlarımla paylaştım.
Bana bu sayfayı açan Retail Türkiye Dergisi’ne sonsuz teşekkür ediyorum. Bir teşekkürde benim bu sütunlarda yazmamı teşvik eden ve kapıyı aralayan Ataman Özbay’a.
Sağlıcakla kalın
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Nisan 2015 – 74. sayısında yayınlanmıştır.
Şefik İşeri
“Etkin Performans Yönetimi” nasıl yapılır?
Çalışanlar yıllık gelirinin en az %30 unu değişken ücretinden,%70’ini aylık sabit ücretinden almalıdır. Gelirin değişken sabit ayrışımında ideal bölüşüm oranı ise yüzde ellidir.
Şefik İşeri
Hızlı tüketim ürünleri dağıtım kanallarında değişim
Aslında münhasır bayilik sistemi 30yıl sonra işlevselliğini kaybetmiş ve iş gene dönüp dolaşıp çeşit toptancılığına dönmüştür. Piyasalardaki bu dönüşüm ve değişimi gören üreticilerin dağıtım sistemlerini ve bayilik şartlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekmektedir. Sürdürülebilir karlılığı sağlayamayan hiçbir işletme varlığını koruyamaz. Ticaretin esası Kazan/Kazan ilkesidir. Bir tarafın kaybettiği ticari ilişki devamlılığını koruyamaz.
-
Bülent Dal2 hafta öncePerakendede kararların domino etkisi: veriden karara, karardan kazanca
-
Genel Haberler6 ay önceİstanbul PERDER, teamüllere uymayan 3. dönem başkanlık ısrarına karşı!
-
Genel Haberler6 ay önceİstanbul PERDER’in katılmadığı TPF genel kurulu yapıldı
-
Genel Haberler6 ay önceTour de France ruhu ikinci kez Türkiye’de
