Şefik İşeri
Üretilen katma değerde emeğin hak ettiği pay nedir?
Emek öyle yüce bir değerdir ki bedeli parayla ölçülemez ancak emeği karşılığında aldığı ücretin işçiye sağladığı hayat standartıyla ölçülebilir.
Ülkemizde geçen yıl yaşanan maden kazaları sonucunda hükümet işçi lehine bazı yasal düzenlemeler yaptı. Bu düzenleme ile maden işçilerinin ücretleri ve çalışma şartlarında önemli iyileştirmeler yapıldı. Madencilerin yeraltında çalıştıkları süreye 6 saat sınırı getirildi ve ücretlerinin iki asgari ücretten az olmaması sağlandı. Bu iyileştirmenin maliyeti ya işverenin karından düşecek ya da kömürün üretim maliyetine eklenip satış fiyatı artırılacaktı. Çalışma hayatımızda yaşadığımız bu örnek bizi üretilen mal ve hizmetler yoluyla sağlanan katma değerin paylaşımı üzerinde tekrar düşünmeye sevk etti. Madencilik sektöründe düne kadar işçilerin emeği üzerinden rekabet avantajı elde edildiği gerçeği gözler önüne serildi. Bu değişiklikten sonra madenlerin kapanmaya başlaması bize maliyetleri gerçekçi olmayan hiçbir üretimin sürdürülebilir olmadığı gerçeğini gösterdi.
Emekçinin emeğinin gasp edilerek bunun üzerinden rekabet avantajı sağlanamayacağını ortaya koydu. Piyasalarımızda düşük işçi ücretleri üzerinden haksız rekabet yapılmaktadır. Toplumda gelir dağılımında adaleti sağlamanın önündeki en büyük engel kayıt dışı ekonomidir. Ülkemizde sigortasız işçi çalıştırma, çalışan işçinin ücretini resmi kayıtlarda düşük gösterme henüz tam olarak önlenemedi.
Kayıt dışı işlemlerin yaygın olduğu sektörlerde bu nedenle fiktif bir fiyatlandırma söz konusudur.Eğer bir sektörde üretilen mal veya hizmetin katma değerinden işçiler hakkı olan payı alınca sürdürülebilir karlılık sağlanamıyorsa o sektörde faaliyette bulunmak fizibil değildir. Çalışma hayatında sendikasızlaştırılan ve taşeronlaştırılan işçiler taraflar arasında en güçsüz pozisyonda olanlardır. Çünkü üretilen katma değerden patronlar, hissedarlar, beyaz yakalılar, bankalar ve devlet hak ettiklerine inandıkları payı almaktadırlar. Oysa işçiler verilene razı olmak zorunda bırakılmaktadırlar. Peki onların haklarını kim nasıl koruyacak? Devletin işçilere karşı yükümlülüğü tamda burada ortaya çıkıyor. Çünkü devlet her yıl ‘’Açlık sınırı ve Yoksulluk sınırı‘’ rakamlarını açıklamaktadır.
Devletin her yıl belirlediği asgari ücretin yoksulluk sınırının altında olmaması gerekir. Haydi yoksulluk sınırından şimdilik vazgeçelim, devletin belirlediği asgari ücretin en azından açlık sınırının üstünde olması sağlanmalıdır. İşverenlerden asgari ücrette yapılacak artış ile ekonominin dengelerinin bozulacağı, enflasyonun artacağı vs itirazları gelecektir. Hükümetin yılbaşında açıkladığı ‘’Aile Paketi’’ ile kadın çalışanlara sağlanan doğum izini ve çocuk bakım desteklerine ilk itiraz ‘’Hazır Giyim ve Konfeksiyoncular Birliği’nden’’ gelmiştir. İtirazın gerekçesi ise aile yardım paketi ucuz kadın işçi havuzunu daraltacağından işçi ücretlerinin artacağı ve rekabet avantajlarının gideceği endişesidir. Ancak bu itirazları yapanların kendi çıkarlarını korumak ve karlılıklarını azaltmama gayreti içinde oldukları unutulmamalıdır.
Sosyal devletin görevi hiçbir sektörde işçilerin emeği üzerinden rekabet avantajı sağlanmasına izin vermemektir. Anayasal sorumluluk olan Sosyal Devlet anlayışının gereği hükümetin maden işçilerinin ücretlerinde yaptığı iyileştirmeyi asgari ücrette de yapmasıdır. Bu düzenleme kademeli olarak da yapılabilir ancak üç mali yıl içinde tamamlanmalıdır. Böylece her sektörde aktörler arasında üretilen katma değerin bölüşümü tekrar yapılır. Piyasalarda üretilen katma değerin paylaşım dengeleri tekrar kurulur, mal ve hizmetlerin fiyatları yeni dengesini oluşturur.
Devletin bu dönemde ihtiyacı olan küçük işletmelere varlıklarını sürdürüp yeni yapıya uyum sağlamaları için gerekli olan teşvik paketleri ile destek vermesi gerekir. Bu yapılmaz ise değişime intibak edemeyen küçük işletmeler kapanır, işsizlik ve kayıt dışı uygulamalar artar. Açlık sınırı altında ücretle işçi çalıştıran patronlar işçinin rızası olsa da, yasalar izin verse de kul hakkı yemenin vebalinden kurtulamaz.
Emek öyle yüce bir değerdir ki bedeli parayla ölçülemez ancak emeği karşılığında aldığı ücretin işçiye sağladığı hayat standartıyla ölçülebilir.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ocak 2015 – 71. sayısında yayınlanmıştır.
Şefik İşeri
Veda ve teşekkür
Bana bu sayfayı açan Retail Türkiye Dergisi’ne sonsuz teşekkür ediyorum. Bir teşekkürde benim bu sütunlarda yazmamı teşvik eden ve kapıyı aralayan Ataman Özbay’a.
Haziran 2009 yılından bu yana Retail Türkiye Dergisi’nde yazmaya başladım. Dile kolay değil. 6 yıldır aralıksız yazıyorum. Ama sağlık sorunlarım nedeniyle artık çok sevdiğim okurlarıma hoşçakalın demek istiyorum. İlk yazım Haziran 2009 sayısında “Herkes en iyi bildiği işi yapmalı” başlığıyla yayımlanmış. Biliyorum ki veda yazıları yazmak çok zordur. Okurlarımdan özür diliyorum. Bana ne mutlu ki bu yazılarımla birlikte kitapta yayımladım. Bilgi birikimleri genç kuşaklarla birlikte okurlarımla paylaştım.
Bana bu sayfayı açan Retail Türkiye Dergisi’ne sonsuz teşekkür ediyorum. Bir teşekkürde benim bu sütunlarda yazmamı teşvik eden ve kapıyı aralayan Ataman Özbay’a.
Sağlıcakla kalın
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Nisan 2015 – 74. sayısında yayınlanmıştır.
Şefik İşeri
“Etkin Performans Yönetimi” nasıl yapılır?
Çalışanlar yıllık gelirinin en az %30 unu değişken ücretinden,%70’ini aylık sabit ücretinden almalıdır. Gelirin değişken sabit ayrışımında ideal bölüşüm oranı ise yüzde ellidir.
Şefik İşeri
Hızlı tüketim ürünleri dağıtım kanallarında değişim
Aslında münhasır bayilik sistemi 30yıl sonra işlevselliğini kaybetmiş ve iş gene dönüp dolaşıp çeşit toptancılığına dönmüştür. Piyasalardaki bu dönüşüm ve değişimi gören üreticilerin dağıtım sistemlerini ve bayilik şartlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekmektedir. Sürdürülebilir karlılığı sağlayamayan hiçbir işletme varlığını koruyamaz. Ticaretin esası Kazan/Kazan ilkesidir. Bir tarafın kaybettiği ticari ilişki devamlılığını koruyamaz.
