Sosyal Medya Hesaplarımız

Serkan Çürük

Restaurant ve cafelere boykot!

Serkan Çürük
Abone Ol:

Restaurant ve cafelere boykot ülke gündemimizi meşgul etmekte. Bu durum süregelen bir durum mu yoksa gerçekten menü fiyatlarında fahiş artışlar mı var?

Ben 35 yaşındayım, aklımın erdiği günden itibaren özellikle turizm bölgelerinde restaurant ve cafe menü fiyatlarının pahalı olduğu konuşuluyor, yalnız bu durum son dönemde ülkemiz genelinde ayyuka çıktı. Magazin gazetecilerinin her yıl Bodrum lahmacun fiyatlarını gündeme getirmesinden hatırlayabilirsiniz. Aslında neredeyse haftanın 20 günü dışarıda yemek yiyen (öğle yemeği) birisi olarak bu durumu yakından gözlemliyorum. Gerçekten bütçe dostu ve oldukça lezzetli restaurant ve cafe sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur.

Herkesin bildiği gibi Ticaret Bakanlığı’nın son yaptığı düzenleme ile restaurantlar menülerini mekanların girişlerinde sergilemek zorunda. Ayrıca birçoğumuz bir yerde bir şeyler yemek veya içmek için oraya gitmeden önce mekanın puanına ve yorumlarına bakıyoruz. Rekabetin bu kadar yoğun olduğu, insanların her bilgiye kolay ulaşabilir olduğu bu ortamda akıllı bir işletmeci müşterisini uzaklaştıracak her türlü aksiyondan uzak durmayı tercih eder özellikle fiyat konusunda.

Elbette pahalı restaurantlar ve cafeler var. Aslında bu gibi mekanlarda ürünlerden ziyade orada bulunmaya, o ortamdaki aynı kişilerle birarada olmak için yüksek hesap ödemekteyiz. Burada devreye tercihler giriyor. Ultra lüks restaurant ve cafeler tabiki olsun, sonuçta bacasız fabrika olan turizm ülkesiyiz. Fakat unutmamak lazım ki ülkemizin %95 civarı yoksulluk sınırının altında, %60’ı açlık sınırının altında yaşamakta. (Kaynak: Tüketici Hakları Derneği 2023) Sadece %5’lik kesim veya turistlere hitap eden restaurant ve cafeler olmamalı.

  • Gıda enflasyonu %71 olarak açıkladı. Kaynak: TUIK Şubat 2024
  • En düşük emekli maaşı 10.000 TL
  • Asgari ücret 17.002 TL

Türkiye’de son dönemde gıda enflasyonu alarm verici bir seviyeye ulaştı. %71’lik bir artış, vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamasını zorlaştırırken, düşük gelirli kesimler için özellikle sıkıntılı bir durum oluşturuyor. Bu zorluğa ek olarak, bazı restaurantların fiyatları da olması gerekenin üzerinde seyrediyor. Bu durum, zaten zor geçinen insanları daha da zor duruma sokuyor.

Türkiye’deki en düşük emekli maaşı 10.000 TL, asgari ücret ise 17.002 TL olarak belirlenmiş durumda. Ancak, bu miktarlar, artan gıda fiyatları ve diğer yaşam maliyetleri karşısında yetersiz kalıyor. Ücretler reel enflasyona göre artış göstermediği için ekonomik olarak darboğaza sıkışmış olanlar, bu koşullarda temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorlar. Bu durum, ekonomik adaletsizliğin derinliğini gösteriyor ve toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Restaurant fiyatlarındaki yükseklik, toplum içinde bölünmelere neden oluyor. Bir kesim, restaurantları boykot etmeyi savunurken, diğer kesim ise bu fikri saçma buluyor. Peki, bu tartışmanın temeli nedir? Restaurantlar mı pahalı, yoksa biz mi fakiriz? İşte bu soru, aslında ekonomik adaletsizliğin derinliğini ve toplumun ekonomik gerçekliğiyle başa çıkma şeklini sorgulatıyor.

Restaurant fiyatlarının yüksekliği, sadece restaurant sahiplerinin kararlarından değil, aynı zamanda genel ekonomik koşullardan da kaynaklanıyor. Gıda enflasyonu ve diğer ekonomik faktörler, işletmelerin maliyetlerini artırıyor ve bu da fiyatlara yansıyor. Ancak, bu durum, toplumun geniş kesimlerini olumsuz etkiliyor ve ekonomik adaletsizliğin bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Restaurantları boykot etmek, vatandaşların sesini duyurmak ve fiyatların düşmesini sağlamak için bir yöntem olarak görülebilir. Ben boykot yerine fiyatlarını pahalı bulduğumuz restaurant ve cafelere gitmeme taraftarıyım. Fakat bu durumu genel bir boykot gibi değil kişisel tercihe bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Fiyatları gerçekten pahalı buluyorsak o mekana Google’da veya çeşitli puanlama uygulamalarında objektif yorumlar yaparak bizim gibi düşünen insanların oradan alışverişlerini etkileyebiliriz. Müşteri sayısında ki düşüşün gerçek anlamda fiyatdan kaynaklandığını düşünen işletme sahibi bu duruma kayıtsız kalmayacaktır. Şahsen pahalı olduğunu düşündüğüm mekanlar için sessiz boykot olarak oraya bir daha gitmemeyi tercih ediyorum.

Asıl çözüm alım gücünü arttırıp, gelir adaletsizliğinin önüne geçmektir. Burada asıl iş bizleri yönetenlere düşmektedir. Yazımı okuyan her yöneticinin elini vicdanına koyup ülkemiz için vereceği kararlarını bu doğrultuda vermesini ümit ediyorum. Verdiğiniz her karar bu ülke insanını doğrudan etkilemektedir.

Patron bizleriz, istediğimiz yerden alışveriş yapar , istediğimiz yerden yer içeriz.

Devamını Oku
1 Yorum

1 Yorum

  1. Fatih keskin

    25 Nisan 2024 saat: 01:33

    Mükemmel bir yazı olmuş. Elinize sağlık.

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Serkan Çürük

Nüfus dengeleri değiştirir mi?

Serkan Çürük

2025 yılı itibarıyla dünya nüfusunda dengeler değişiyor. Hindistan, Çin’i geride bırakarak listenin zirvesine yerleşiyor. Türkiye ise 87.58 milyonluk nüfusuyla 18. sırada yer alıyor.

Demografik değişimler; ekonomi, iş gücü, eğitim ve şehirleşme politikaları üzerinde büyük etkilere sahip. Bu veriler geleceği şekillendiren önemli ipuçları barındırıyor.

Bir ülkenin nüfusu, uluslararası arenada sahip olduğu ağırlığın önemli belirleyicilerinden biridir. Birleşmiş Milletler’deki temsil gücü, ticaret anlaşmalarındaki pazarlık gücü ya da bölgesel iş birliklerindeki rol doğrudan nüfusla ilişkili olabilir. Örneğin Hindistan’ın 2025’te Çin’i geçerek dünyanın en kalabalık ülkesi olması, Güney Asya’nın jeopolitik dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir.

Genç ve dinamik bir nüfus yapısı, üretim kapasitesinin artması, iç pazarın büyümesi ve tüketim talebinin canlı kalması anlamına gelir. Ancak nüfusun hızla yaşlanması, sağlık ve sosyal güvenlik harcamalarının artmasına yol açabilir. Japonya ve Avrupa ülkeleri bu durumun etkilerini yıllardır deneyimlemektedir.

Demografik yapı sadece yaş ortalamasını değil; kadın-erkek oranını, kent-kır dağılımını, eğitim düzeyini ve iş gücüne katılımı da kapsar. Nijerya gibi genç nüfuslu ülkeler büyüme potansiyeli taşırken; Almanya gibi yaşlanan toplumlar iş gücü sıkıntısını göçle telafi etmeye çalışmaktadır.

Doğurganlık oranı, nüfusun geleceğini doğrudan etkiler. Bugün birçok gelişmiş ülkede bu oran, nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2.1’in altında seyrediyor. Türkiye’de de benzer şekilde doğum oranları düşmekte, bu da uzun vadeli sosyal ve ekonomik planlamaları zorlaştırmaktadır.

Nüfusun büyüklüğü ile Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) arasında doğrudan bir ilişki vardır; ancak bu ilişki kişi başı verimlilikle şekillenir. ABD, Çin ve Hindistan yüksek nüfuslarıyla büyük ekonomilere sahipken, kişi başına düşen gelir düzeyi bu üç ülkede büyük farklılıklar göstermektedir. Bu da “nüfus değil, nitelik belirleyicidir” anlayışını pekiştirir.

Birleşmiş Milletler’in “World Happiness Report” verilerine göre nüfus büyüklüğü, mutluluğu doğrudan etkilemiyor. Finlandiya, Danimarka gibi nüfusu küçük ama sosyal refahı yüksek ülkeler mutlu toplumlar arasında yer alırken; yüksek nüfuslu ülkelerde sosyal adalet, yaşam kalitesi ve güven duygusu azaldıkça mutluluk oranları da düşebiliyor.

Göç, nüfus yapısını hızlı bir şekilde etkileyen faktörlerden biridir. Avrupa ülkeleri yaşlanan nüfus yapısını dengelemek için göçmen politikalarına yönelirken; bazı ülkeler ise ulusal güvenlik veya kültürel kaygılarla göçü sınırlandırmaktadır. Türkiye, hem göç alan hem de göç veren bir ülke olarak bu dengenin merkezinde yer almaktadır.

2025 verileri sadece sayılardan ibaret değil; gelecek yüzyılın politik, ekonomik ve sosyal dinamiklerini anlamamız için bir pusula niteliğindedir. Demografik veriler, yalnızca bugünü değil; yarının şehirlerini, ekonomilerini ve toplumlarını nasıl kuracağımız konusunda da bizlere ışık tutmaktadır.

Kaynak: Statista, Doğruveri

Devamını Oku

Serkan Çürük

Sahte ürünlerin tehlikesi ve pet food sektöründeki yükselişi

Serkan Çürük

Sahte ürünler, yıllardır birçok sektörün karşılaştığı en büyük sorunlardan biri. Gıda, kozmetik, ilaç, tekstil ve hatta teknoloji gibi hemen hemen her alanda karşımıza çıkan bu sahtecilik sorunu, şimdi de evcil hayvan maması sektörüne sıçradı. Gözle görülmeyen bu tehlike, hem insan sağlığını hem de sevdiklerimizin güvenliğini tehdit ediyor.Pet food (kedi ve köpek maması) gibi özel ilgi gerektiren bir sektörde sahte ürünlerin artışı, patili dostlarımızın sağlığını etkilemekte.

Sahte ürünler neden bu kadar yaygın? Bunun birkaç nedeni var:

Kâr hırsı: Sahte ürünleri üreten kişiler genelde hızlı kazanç peşinde koşan, etik değerleri önemsemeyen, ahlaktan yoksun, kötü insanlardır. Bu kişiler, düşük maliyetlerle taklit ürünler yaparak tüketiciyi aldatır. Gıda sektöründen kozmetiğe kadar birçok alanda bu tür ürünlerin maliyeti düşürmek için zararlı bileşenler içerdiği tespit edilmiştir.

Tüketici davranışı: Daha düşük fiyatlı ürünlere olan talep, sahte ürünlerin varlığını destekliyor. Ucuz bir seçenek gördüğümüzde bunu fırsat gibi görüp sorgulamadan satın alabiliyoruz. Ancak “ucuz etin yahnisi” misali, bu seçimler sağlığımızı tehlikeye atabiliyor.

Denetim eksikliği: Piyasada bu kadar sahte ürün olmasının bir diğer nedeni, denetimlerin yetersiz olması ve caydırıcı cezaların uygulanmamasıdır. Özellikle internet üzerinden satışlar, sahte ürünlerin hızla yayılmasını kolaylaştırıyor. Bu konuda pazar yerlerine de büyük iş düşmekte. Her satıcıya mağaza açmayıp çok sıkı denetimlerden geçirmeleri gerekiyor. Sadece mağaza açarken değil sürekli denetim altında tutmaları ve ağır yaptırım uygulamaları caydırıcı olacaktır.

Pet food sektörü, sahte ürünlerin özellikle arttığı bir alan. Sahte kedi ve köpek mamaları, orijinal ambalajların taklit edilmesiyle tüketiciyi kandırıyor. Ancak bu ürünler, içerik açısından tamamen standart dışı oluyor. Hayvanların temel besin ihtiyaçlarını karşılamadığı gibi, zararlı maddeler içermesi de sıkça karşılaşılan bir durum. Bu durum, sindirim sistemi rahatsızlıklarından ciddi alerjik reaksiyonlara ve hatta ölümcül sağlık sorunlarına yol açabilir.

Muhtemelen sahte ürünlerin üretimini yapan yerler de denetimsiz ve hijyen standartlarından yoksun fabrikalardır. Bu fabrikaların varlığı ve üretime göz yumulması, sadece üreticilerin değil, bu tesisleri denetlemeyen ya da denetlemeyi ihmal eden sistemlerin de sorumluluğunu ortaya koyuyor. Böyle fabrikalar, tüketicilerin güvenini ve sağlığını hiçe sayarak sahtecilik zincirine katkıda bulunuyor.

Kozmetik sektöründe de durum benzer. Cilt bakım ürünlerinden parfümlere kadar birçok sahte ürün, sağlığa zarar verebilecek kimyasallar içeriyor. Gıda sektöründe ise sahte ballar, zeytinyağları ve süt ürünleri gibi temel gıdalar, insan sağlığını tehdit ediyor. Sahte ilaçlar ve takviye edici gıdalar ise en tehlikeli olanlar; çünkü bu ürünler hayati tehlike yaratabilir.

Sahte ürünlerle mücadelede tüketicilere büyük sorumluluk düşüyor. Tüketici olarak, aldığımız ürünleri sorgulamalı, güvenilir satıcılardan alışveriş yapmalı ve çok düşük fiyatlara şüpheyle yaklaşmalıyız. Özellikle pet food sektöründe, mama seçerken orijinal ürün aldığımızdan emin olmalı ve ürünlerin kaynağını kontrol etmeliyiz. Sahte ürünleri engellemek devletlerin de denetimleri artırması ve sahteciliği caydırıcı cezalar uygulaması bu sorunun çözümünde kritik öneme sahiptir.

Unutmayalım ki sahte ürünler yalnızca cüzdanımıza zarar vermiyor; sağlığımızı ve sevdiklerimizi de tehdit ediyor. Bilinçli bir tüketici olmak, bu tehlikenin önüne geçmek için atabileceğimiz en büyük adım. Özellikle evcil hayvanlarımızın sağlığı söz konusu olduğunda, hiçbir şeyi şansa bırakmamalıyız. Sahtecilikle mücadele, hem bireysel hem de toplumsal bir sorumluluk.

Devamını Oku

Serkan Çürük

Türkiye’de pet sektörü

Serkan Çürük

Pet sektörü, dünyada ve Türkiye’de hızla büyümekte olan bir endüstri. Özellikle şehirleşmenin, yalnız yaşamanın ve hayvan dostlarına duyulan ilginin artmasıyla birlikte pet sahiplenme oranları da yükseliyor. Bu durum, pet ürünleri ve hizmetlerine yönelik talebi artırarak sektörde büyük bir pazar yaratıyor.

Türkiye’de son yıllarda pet sahiplenme oranlarında ciddi bir artış görülüyor. Artık her evde bir köpek ya da kedi görmek daha yaygın hale geldi. Özellikle genç neslin hayvan dostlarına daha çok önem vermesiyle pet sektörüne olan ilgi giderek artıyor. Dünya genelinde de benzer bir durum söz konusu; Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya pazarlarında pet ürünleri satışlarında istikrarlı bir artış gözlemleniyor. Ülkemizde de bu eğilimle birlikte pet sahipleri, dostlarının ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayacak ürün ve hizmetleri tercih etmeye başlıyorlar.

Türkiye’deki pet sektörü, yerli ve yabancı markaların rekabet ettiği bir pazar haline geldi. Royal Canin gibi global markalar, Türk pazarında güçlü bir konuma sahipken yerli markalar da kaliteli ürünlerle pazarda yerlerini sağlamlaştırıyorlar. Özellikle Royal Canin Türkiye gibi firmalar, sektörün büyümesine yönelik stratejiler geliştirerek yerel pazarın dinamiklerine uygun ürün ve kampanyalar sunuyor. Bu rekabet, tüketicilere daha kaliteli ve çeşitli ürünler sunulmasını sağlıyor.

Dijital dönüşümle birlikte Türkiye’de pet ürünlerinin satışı e-ticaret platformlarına taşındı. Özellikle pandeminin etkisiyle e-ticaret hacminde yaşanan artış, pet ürünleri sektöründe de büyük bir ivme kazandırdı. Tüketiciler artık internet üzerinden rahatça alışveriş yaparken geniş ürün yelpazesi ve kampanyalardan da yararlanabiliyor.

Pet sahiplerinin bilinçlenmesi, hayvan dostlarının beslenme ve sağlık ihtiyaçlarına olan talebi artırdı. Özellikle doğal içerikli ve özel diyet ürünlerine ilgi büyüyor. Royal Canin gibi markalar, özel formüllerle hayvan dostlarının ihtiyaçlarını karşılayan ürünler sunarken, sektör genelinde de sağlık ve beslenme kalitesine yönelik farkındalık yükseliyor.

Teknolojik gelişmeler, pet sektöründe de yenilikleri beraberinde getiriyor. GPS özellikli tasmalar, sağlık takip cihazları ve akıllı mama kapları gibi ürünler sayesinde pet sahipleri, hayvan dostlarının sağlık durumlarını daha yakından takip edebiliyorlar. Bu tür inovasyonlar, pet sahiplerinin güvenli ve sağlıklı bir yaşam sunmalarını kolaylaştırıyor.

Pet sektörüyle ilgili gelişmelerin gözlemlendiği önemli alanlardan biri de ulusal ve uluslararası pet fuarları. Dünyada SuperZoo (ABD), Interzoo (Almanya) gibi prestijli fuarlar, pet sektörü profesyonellerini, üreticilerini ve tüketicileri bir araya getiriyor. Bu fuarlar sayesinde sektördeki yeni trendler, ürünler ve inovasyonlar tanıtılıyor. Türkiye de bu alanda önemli fuarlara ev sahipliği yapıyor. Özellikle İstanbul’da düzenlenen Pet Zoo Fuarı, Türkiye’nin pet sektöründeki en büyük buluşma noktalarından biri haline geldi. Son Pet Zoo Fuarı’nda birçok yerli ve yabancı marka, pet sahipleri ve profesyonellerle bir araya geldi. Fuarda, özellikle sağlıklı beslenme, yenilikçi aksesuarlar ve teknolojik ürünler ön plandaydı. Ayrıca, bu tür fuarlar aracılığıyla sektörün güncel gelişmeleri ve trendleri hakkında bilgi edinmek mümkün oluyor. Türkiye’deki pet sektörü için bu fuarların önemi büyük, çünkü yerli üreticilere ve markalara uluslararası arenada tanıtım fırsatı sağlıyor.

Türkiye’de pet sektörü, hızlı bir gelişim sürecinde. Artan pet sahiplenme oranları, yerel ve global markaların pazara olan ilgisi, dijitalleşme, sağlık bilinci ve teknolojinin entegrasyonu gibi etkenler bu büyümeyi destekliyor. Ayrıca, ulusal ve uluslararası pet fuarları, sektörün dünyadaki trendlerini yakından takip etme ve gelişme imkanı sunuyor.

Türkiye’de pet sektörünün geleceği oldukça parlak görünüyor; sektördeki aktörlerin yenilikçi çözümlerle bu büyümeyi daha da ileri taşıması bekleniyor. Büyüyen bu sektörü yakından izlemeye devam ediniz.

Devamını Oku

Serkan Çürük

Serkan Çürük

POPÜLER