Sosyal Medya Hesaplarımız

Yalçın Aras

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun ana felsefesi

Yalçın Aras
Abone Ol:

BUSİAD’ın ev sahipliğinde gerçekleştirdiği yeni TTK’nu (Türk Ticaret Kanunu) tanıtım konferansını, Adalet Bakanlığı TTK Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Ünal Tekinalp sundu. Tekinalp, yeni yasa temeline harç koyanlardan biri. Can kulağı ile dinlediğim ve anladığım şeyleri siz değerli okuyucularım ile paylaşmaya çalışacağım.

Zira basında sürekli takip ediyor fakat mantığının ne olduğu anlamıyordum. Sayın Tekinalp konunun ana felsefesini 3 maddede anlattı. Konuyu bir sanayicinin gözünden anlatmaya çalışacağım.

1. madde; Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne üye olduğu tarihlerde yapılan istatistiklerde, Almanya’da 95 bin, Türkiye’de ise 450 bin şirket varmış. O tarihlerde Almanya’da ki bu şirketlerin büyük bir kısmının halka açık iken Türkiye’de ise borsa da işlem gören şirket sayısı sadece 580’miş. Yine o tarihlerde Türkiye’de binlerce gayri faal limited şirket yasal dayanağı olmadığı için kapatılamıyormuş. Tekinalp, bu örnekten yola çıkarak yeni TTK Kanunu’nu sadece halka açık 580 A.Ş. için yapılmadığını, şirketlerin halka açılabilmesi, tabandan başlatılması ana felsefenin birinci maddesi olarak değerlendirdi.

2. madde; Şirketlerde iki önemli konu; a) sınırsız sorumlu, b) sınırlı sorumluluk. Burada özellikle limited şirketleri sınırsız sorumlu şirketler bütün yükü sırtında taşıyor. Bir yatırımcı sırtında bulunan sınırsız bir yükle verimli olamaz ilkesini esas alıyoruz. Dolayısı ile AB Ligi müktesabatına uygun sınırlı sorumlu ve de, tek kişilik A.Ş. ve limited şirketler kurulabilecek. Bunlar yapılırken şeffaflık modeli ilkeleri olacak. Bankalar bilanço esasına göre kredi verecekler. Bunun içinde şirket defterleri (denetim sistemi şirketlerin organı olmaktan çıkartılarak) denetim şirketlerine verilerek bankaların veya Türk şirketlerinin dış ülkelere olan güveni sağlanmış olacak. Kefil ve kefaletle ana, baba, arkadaş imzası riskleri ortadan kalkacak. Türkiye Basell 1’den sonra 2 ve 3 uygulaması hayata geçecek.

(Basell 1 kurumların öz varlıkları. Basell 2. bilançolarda şeffaflık esası. Basell 3 ise şirketlerin yönetim akışlarının gerçekliğinin ana temaları olarak belirtiliyor.)

Türkiye AB Ligi başta olmak üzere bütün dünya ile aynı dili konuşacak ve eski sistem komik defter tutma metodu ortadan kalkacak. Bundan dolayı uluslararası standartlarda KOBİ bilinici oluşacak. Şirketlerin ve KOBİlerin yurtdışı kredilendirmeleri daha uzun vadeli, az faizli ve yüksek oranda olabilecek. Şeffaflık modeli ve güvenilir denetim sistemi ile alacaklı yeni TTK’nın da korunabilecek. 2.ana felsefe bu …

3. madde; Mevzuattan arındırılmış tek kişilik şirketler ile birçok konuda yatırımcıların önü açılacak. Yani 1 ortak ve 1 yönetim kurulu ile sınırlı sorumlu bir şirket kurabilecek. Ayrıca özel hayatın mal varlığı ile ticari hayatın mal varlığı bir birinden ayrılacak. Şirketlerin şeffaflığı, nasıl yönetildiği ve sermayesi ve yedek akçesinin yanında, Türk toplumu ticarette de bilgi toplumu olma ve bilgiye kolay ulaşma yolu açılarak yine AB Ligi müktesabatı gereği internet siteleri açarak a) bilanço ve yönetim kurulu üyeleri ve maaşları; b) şirketin pay sahiplerinin bilmesi gereken duyurular ve bilgiler; c) halka açık iseniz ihtiyaç duyulan bilgiler herkese açık olacak. Yeni TTK’nın felsefik özü böyle.

Yorumu bizlere bırakan, 77 yaşındaki profesör, 3 saat adeta ders verircesine anlattı.

Akrabalardan borç alma, verme, şirketin ortaklarının ve akrabalarının şirketlerden alışveriş yaparken yaşanacak sorunlar, hapis kararları, fatura ve fiş üzerindeki secerelerin yazılması, AB Ligine uyumlu olmayan maddeleri ve diğer maddeler hakkındaki olumsuzlukları basından çok okuyoruz bunlara değinilmedi. Ama Tekinalp, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na yasayı eleştirdiği için söylemediğini de bırakmadı. Ünal Tekinalp, limited şirketlerinin defter denetimlerinin maliyetlerini TOBB Ligi üstlensin dedi ve ekledi: “TOBB Ligi, yasanın emri ile topladığı üye aylıklarını yasanın hükmetmediği yerlere harcayacağına üyelerine harcasın”.

Son olarak geçmiş yıllarda yabancılarla ortaklık yapıp büyük zarar gören bir sanayici arkadaşım mevcut yasalardan dolayı illallah dedirten sözleri halen kulaklarımda: “Kendi ülkemde, yabancı ortaklar karşısında ikinci sınıf insan muamelesi görüyorum, Kapitülasyon dedikleri bu olmalı…”

Profesör Ünal Tekinalp “AB Ligine yatırım iklimi tesis ediyoruz” derken ‘Umarım, Türk yatırımcıya eşit olanaklar getiriyordur’u temenni ederken aklıma şu soru geliyor: Yeni TTK AB Ligine yatırım iklimi hazırlarken, Türk sanayicisine dört mevsimden hangisi düşer…?

Benim bir sanayici olarak yeni TTK Kanunu’ndan anladıklarım şimdilik bunlar, yorum sizlerin.

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Mart 2012 – 37. sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Yalçın Aras

Kara Toprak

Yalçın Aras

Yazar:

Gözleri görmeyen Aşık Veysel bile

“Benim sadık yârim kara topraktır” demiş.

“Ona işkence yapınca bana gülerdi, bir tohum ektim dört bostan verdi”

Dediği dünya ve kara toprağı aslında bizim yaşam kaynağımız.

Bize hayat veren fakat bizim umursamadığımız üç unsur hava, su ve toprak.

Son yıllarda maalesef güzel şeyler yaşamıyoruz. Evlere tıkıldık, bir sabah kalktık ki her şey değişmiş.

Seyahatler, arkadaşlar ile doya doya sohbet, bir yerde buluşmak, sevdiklerine sarılamamak dert oldu her birimize.

Acıyı, hüznü bile kalbimize gömmek durumu ile karşılaştık.

Dünyayı çok hor kullandık, dünya sadece insanlara ait zannettik.

Gölleri, denizleri, nehirleri kirlettik, yetmedi havayı kirlettik.

Şu sıkıntılı günlerde ilaç olacak olan, hasret kaldığımız doğayı bozduk ve halen daha da bozmaya devam ediyoruz.

Tarım alanlarının tam ortasına fabrikalar kurduk karasinekler bastı, ilaçla hepsini telef ettik.

Tarla fareleri evsiz kaldı çıktığı deliklere zehir doldurduk, yılanlar çıktı hepsini katlettik.

Otoyollar yaptık kurda kuşa geçit vermedik, dereleri kanalizasyon ve fabrika atıkları ile zehirledik.

Su kuyuları vardı başlarında da kavak ağaçları hepsini kestik, dallarına kuşlar geliyordu şimdi yoklar.

Sahillerin her karışına ev yaptık martılara konacak yer, yuva bırakmadık artık fabrika çatılarına konuyorlar.

O milyarlarca yılda var olmuş toprağın, doğanın dokusunu bozduk.

Üredikçe yer daraldı insanoğluna, yer daraldıkça doğaya saldırdı.

Koca şehirlerde içilecek sular taşıma sistemi ile besleniyor.

Hani atalarımız demiş ya taşıma su ile değirmen dönmez.

Hala anlamadık, anlamadık, anlamadık.

Elimize geçirdiğimizi denize attık yuttu sandık..

Oysa birçok balığı naylonla boğduk öldürdük,

Mikronize olan çöpleri balık bize yedirdi ve geri kalanı da müsülaj diye bir köpükle ölüyorum artık dedi deniz.

Bu olanlara kahroluyorum, Ama yine de her şeye rağmen ben doğaya aşığım.

Aklımızı başımıza almamız gerekli. Bu işin zengini, fakiri, siyaseti yok.

El birliği ile bozduk, el birliği ile de yeter dememiz lazım.

Gelecek nesillere bize bırakıldığı gibi bırakmamız lazım.

Olmasa dağı olmasa denizi, nehri, gölü, tarlası, kurdu kuşu

Böceği, çiçeği, meyvesi neylesin yeni nesil dünyayı…

Devamını Oku

Yalçın Aras

İstanbul’un taksicileri

Yalçın Aras

Yazar:

İş yaşamım nedeniyle İstanbul’u az çok tanırım. Dünya güzeli ve içinden deniz geçen bu muhteşem şehrin neyini sevmezsiniz diye sorsalar cevabım hiç gecikmez ve acımadan söylerim “bazı taksicileri” derim.

Geçmişten günümüze ne zaman ki İstanbul’a gitsem ve taksi ihtiyacım olsa inanın burnumdan gelir.

Pandemi dolayısı ile yaklaşık 1,5 yıldır bu taksi çilesini çekmiyordum. Geçtiğimiz hafta Ataşehir’de bir alışveriş merkezine aracımı park ettikten sonra hesap ettim, bugün dönüş dahil tam birkaç taksi maceram olacak dedim içimden. Çünkü hepsi bir macera, binmek bir dert inmek ayrı bir dert.

Neyse, önceki  taksi operasyonları başarılı ile geçti. En son durak Karaköy, oradan da Ataşehir ve Bursa’ya dönüş. Aslında ilk bindiğim taksilerde de işler istediğim gibi gitmedi ama olaylar hafif.. Size en ilginç olanını anlatayım. Sarıyer’den Halaskargazi caddesine gideceğim, taksici Sarıyerliymiş “dayı nereden gideyim?” diye sordu.

“Mesela tünelden gideyim mi dayı” dedi. Tünel deyince ben Sarıyer Maslak arasında bir tünel var orası zannettim ve tamam dedim. Seninki oradan çevre yoluna çıktı, Telekom stadyumunun önünden dolaşıp Kağıthane’ye oradan Beşiktaş’a giden tünele ve oradan da Taksim’e derken tam iki misli ücret.

İstanbul taksicilerinin en iyisi bu çünkü yol boyunca doğruluktan, insanlıktan, ahlaktan bahsetti, ders bile verdi yani.

Finalde, saat 17.00 civarı Karaköy’den Ataşehir’e gitmek için tam 12 taksi çevirdim ve çoğunu da kırmızı ışıkta yakaladım. Hepsi de aynı ağız “dayı nereye? Ataşehir’e bu saatte gidemem, köprü ölümdür şimdi, OGS yok, evrakım eksik, şimdi devrediyorum taksiyi, hastam var” gibi bahaneler.

Bendeki çaresizlik teklife dönüştü. Tünelden geçelim karşıya, dönüşte müşteri bulamazsan ben karşılayacağım, yani iki katı ödeme.

En sonunda bir insan evladı, 60 yaşındaymış, yanaştı ve “buyurun dedi.” Bindim, isterseniz tünelden geçelim teklifi benden geldi, zorla kabul etti. Paranın üstü lütfen kalsın dedim o da kedilerime mama alacağım o şartla” diyerek kabul etti.

Ve sohbetin devamında şoför “mesleğim taksicilik ama iş çığırından çıktı, iktidarın veya muhalefetin tebdili kıyafetle müşteri olmaları halinde vatandaşa ne kadar büyük bir kötülük yaptıklarını bizzat anlayacaklardır” dedi!

Geçmişten günümüze gittikçe kötüleşen, insan hayatına etki eden ve İstanbul’dan soğutan bu bir kısım taksicilere mutlaka bir çare bulunmalı.

Geçen hafta yurt dışından gelen bir müşterimizin başına geleni ise anlatmak bile istemiyorum.

Buram buram insanlık dışı davranışların ve zorla para istendiği bir durum özetle.

Yani ülkemiz açısından da çok kötü bir imaj, bu resmen ülkemize ve insanlarımıza eziyet.

Bu durum ülkemiz açısından çok büyük ve çözülmesi gereken bir sorun.

Sorun aslında siyasi bir çekişme ve çıkmaza sokulmuş durumda. Herkes işin ne olduğunu çok iyi biliyor.

İşin garip yanı binmiş olduğum bütün taksi şoförleri kimin çözümden yana olduğunu biliyorlar ve İstanbul’da taksi sayısının artması ile sorunun çözüleceğinden yani İstanbul Büyükşehir’den yanalar.

Bir vatandaş olarak ise “lütfen artık bu sorunu çözün” demekten başka çaremiz yok.

Çünkü birtakım taksiciler insanlıktan çıkmışlar, onlar ile bırakın aynı şehrin aynı dünyanın insanı bile olmak istemiyorum.

Hem taksiye almıyorlar, hem gideceği yeri beğenmiyorlar hem de ağızından çıkacak bir küçük sitem için bile hakarete hazırlar, kavgaya hazırlar ve de çekinmiyorlar.

O kadar kötü yani!

Devamını Oku

Yalçın Aras

Hesap makinesi ve terazi

Yalçın Aras

Yazar:

Klimaların dünya enerjisinin yüzde 10’nu harcadığını bahseden gazete haberini okurken bir taraftan da bu hafta yazacağım makale oluştu.

Masamın üzerinde 25 yıldır duran ve 20’ye 15 cm ebadında 24 haneli bir hesap makinası var.

Japon malı bu aletin üstüne bugüne kadar çay, kahve, su gibi sıvılar pek çok kez dökülmesine rağmen bana hizmet etmeye devam etti.

Ayrıca Kovid19’dan sonra her gün kolonya ile bulaşık yıkar gibi temizledim de yine bana mısın demedi. Hani bozulur da yenisini alırım, zira rengi de soldu.

Ama asıl konu aldığım günden beri hiç pil takmadığım bu makine üstünde bulunan1x4 cm ebadında güneş ışığı kolektörü ile bir gün bile bozulmadan tam 25 yıldır hizmet veriyor olması… Diğer taraftan da, her sabah tartıldığım ve pille çalışan emektar terazim var. Maşallah yılda 4 kalem pil yiyor.

Hesap makinesi milyonlarca rakam üretiyor terazi ise sadece üç haneli ve günde bir kez işlem görüyor.

Biri tüketiyor diğeri ise enerji üretiyor. Asıl mesele pilin ücreti değil, bu aleti kullananların ülkemizde milyonlarca ve tüm dünyada milyarlarca pil tükettiğinde pillerin doğaya verdiği zarar.

Biri yenilenebilir enerji diğeri ise yerli bile olsa içindeki lityumu şuyu buyu ile ithal pil.

Bir taraftan da şunu düşünmüyor değilim, Japonların teknolojisini ve yenilebilir enerjinin hayatımıza getirdiği kolaylık. Bir hesap makinesi veya basit bir terazi bile olsa.

Asıl mesele çarpanları ve cüzdan ile doğaya verdiği zarardır.

Devamını Oku

Yalçın Aras

Yalçın Aras

POPÜLER