Sosyal Medya Hesaplarımız

Hasan R. Ardıç

Biraz tatil

Hasan Ardıç

Perakendede işler yoğun olmayınca, biraz tatil yapalım dedik; hem de turizm nasıl gidiyor sahada gözlemleriz diye düşündük. Rotayı çizdik; İstanbul, İzmir, Alaçatı, Çeşme, Ilıca, Şifne, Datça, Marmaris, Dalyan, Dalaman, Fethiye, İstanbul. Anlaşıldığı gibi bu seyahati karayolunda yaptık.

Yollar mükemmel, özellikle en son açılışı yapılan otoyol. Diğer yollar da son derece trafiğe uygun yollar. Yol üstü yakıt istasyonları, bu istasyonlardaki marketler, pratik yeme ve içme yerleri de öyle. Hâttâ bu seyahatte, tuvaletlerdeki temizlik de dikkat çekici. Ama tabii, WC’lerini denetleyen kurumsal çok uluslu şirketlerin yakıt istasyonlarında temizlik var, diğerlerinin daha fazla çalışmaları ve konuyu daha fazla önemsemeleri gerek.

İlk durak Alaçatı. Hepinizin bildiği gibi, coğrafya bir doğa harikası. Son yılların trendy yeri. Yerli ve özellikle genç ve orta yaş grubundaki turistlerin tamamı burada. Çok kalabalık, özellikle merkezde, çarşıda adım atacak yer yok. Herkes bilezik, bileklik ağırlıklı stantlar kurmuş, dükkânlarında da bunlarla beraber manşet, keten şapka vb. hatıra eşya satışı işine girmiş. İnanılmaz derecede çok çeşit var, millet artık bakmaktan sıkılmış, bırakın satın almayı meraklısı bile bakmaz olmuş. Özetle ve sonuç olarak çarşıda iş yok gibi, dondurmacılar hariç.

Restoranlar özellikle akşam saatlerinde iş yapıyorlar, gayet keyifli bir yemeği, iyi bir servis alarak yiyebilir, canınız hangisini istiyorsa o içkiyi istediğiniz kadar içebiliyorsunuz. Hafif içecek pazarında Cola hâkim, tüm bira çeşitleri mevcut ve üstelik buzzzz gibi. Fiyat yapılanması mekâna göre değişiyor tabii. Hiçbir şeyin fiyatı harcı alem misali ucuz değil, ama pek uçuk-kaçık pahalı da değil.

Otel, motel ve sair konaklama yerlerinde yer bulmak zor değil. Yani öyle söylendiği gibi yer yok değil, var. Fiyatlar bayram sonrası için uygun düzeye indirilmiş. Pazarlık geçerli. Konaklama yerlerindeki işletmeciler, dünya görüşleri bakımından hoş, tolerans sınırları geniş, genelde keyifli insanlar. İstisnasız tamamı entelektüel görünümlüler. Tatil anlayışınız kalabalığa, gürültüye, bar bar dolaşmaya, vb. aktif olmaya uygunsa, özellikle gençseniz, Alaçatı tam size göre.

Bir diğer yeryüzü cenneti Çeşme, Alaçatı ile aynı coğrafyada. Çok güzel bir belde daha. Yerli ve uluslararası turizm bakımından yılların verdiği oturmuşluk var. Var ama hâlâ fiyat denetimlerinin yapılması şart. Üzerine limon sıkılarak en az elli tane yediğim midye dolmalar artık eskisi gibi değil; hem lezzet, hem de fiyat bakımlarından. İstanbul’da olduğunu öğrendiğim gibi Çeşme’de de midye dolma işi, Mardinli ailelerin kontrolündeymiş. Çeşme de bira fiyatları Alaçatı’dan yüksek. Nedenini bilemiyorum.

Hoş bir sürpriz, Çeşme Belediye Başkanlığı’nın düzenlediği bir konser var meydanda. Hava kararmak üzere, hâttâ kararmış bile. İnsanlar; kadın-erkek, yaşlı-genç, oturmuşlar, hiçbir taşkınlık olmadan konser saatini bekliyorlar. Saydım, biri kadın olmak üzere dört polis var ki bence onlar da konseri bekliyorlar. Sahnedeki enstrümanlara bakılırsa Latin ve/veya caz müziği olacak. Hiçbir reklâm, isim vs. yok. Meraklandık, bekledik. İyi, hem de çok iyi ettik; Ayhan Sicimoğlu ve arkadaşlarını keyifle izledik, Latin Caz müziğine doyduk. Arada Türkçe parçalar da vardı ve hepsi harikaydı.

Çoğunluğunun İzmirli olduğunu sandığım seyircilerin kalitesini izleyince bir, hâttâ bin kez daha İzmir’ in farklılığını hissettim, mutlu oldum, içimdeki bazı karamsarlıklar yok oldu.

Ilıca ve Şifne, Alaçatı ve Çeşme ile aynı coğrafyanın diğer güzel yerleri, harikaları. Şifne’de iki gün kaldık, sessizliğin sesini dinledik, dinlendik. Veli Usta’nın dondurmasını yedik, çok lezzetli. Tam damak tadımıza göre… Dostlarla birlikte yazlık dinlencesi, booool sohbetler işin ayrı bir keyfi tabii.

Datça, kendisi ve koyları ile bir başka doğa harikası, doğanın ülkeme ödülü. Burada çoook eski dostlarımızla, kardeşlerimizle beraber güzel günler geçirdik. Bol sohbet, gurme yemekler, TS Musikisi, Datça Pazarı, Aktur, yürüyüşler, kahkahalar… Biz çok mutlu olduk.

Datça ve koyları gerçekten görmeden bu hayattan ayrılınmaması gereken yerler; Knidos, Selimiye en bilinenleri, ama aslında hepsi bir diğerinden güzel. İnsana yaşarken cennette hissi veren coğrafyalar.

Turizm bakımından, bayram tatili sonrasında bile kalabalık yerinde, ticaret var mı onu tam olarak algılamak olanaklı değil. Eldeki torba ve çanta görüntüsü açıkçası pek dikkat çekici değil. Konaklamalar, restoranlar için durum başarılı. Her yaş grubuna, her dünya görüşüne açık olan bir habitat var buralarda. Amazon.com kurucusu da burada, bilezik standı kurucuları da.

Marmaris, uzun zamandır gitme olanağını bulamadığım Marmaris, yıllar içinde çok gelişmiş, büyümüş, genişlemiş. Esasen rahatsız edici de değil, hâttâ çok da güzel olmuş. Biz bayram sonrası Marmaris’teydik, kalabalık değildi. Keyifliydi. Bilhassa restoran ve kafeler hareketliydi. Marmaris’in çarşıları o derece çok, geniş ve büyük olmuş ki ticaretin gidişatı hakkında saptama yapmak ekip işi. Biz ticaret iyi diyelim, iyi olsun.

Dalyan, daha önce yıllar içinde defalarca gittiğim, daha doğrusu kalmadan geçtiğim bir başka güzellik. Bu defa kaldık ve bu güzelliğin tadına vardık. Aslında o sazlıklar, neden daha önemli bir turizm alanına döndürülemez ki? Kral mezarlarının önünden başlayan tekne turu caretta caretta’ların çoğalma alanında mola veriyor. Sadece bir büfe var, plaj, duşlar ve giyinme kabinleri. Bu mudur bizim yerli-yabancı turistten beklediğimiz kişi başı bilmem ne kadar Dolar/Euro/TL beklentimizi karşılayacak tesisler. Eğer öyle ise daha çoook bekleriz, yine de…

Oysaki o sazlıklarda, o kanallarda neler yapılmaz, neler. Güzelliklerini ve kültürel geçmişlerini tabii ki takdirle bildiğimiz St Petersburg ve Venedik’i, bir de bu gözle hatırlasak diyorum. İstanbul’da toprağı kazarak Venedik misali AVM yapacağımıza, hazır ve doğal kanalları, ama AVM olarak değil, kanalları değerlendirmeyi düşünsek. Moda oldu, her yere tematik oteller kuruyorlar. Yahu buraların tamamı tematik, bir baksanız. Ama lütfen betonlaşmadan, doğanın bahşettiği nimeti bozmadan.

Arada Dalaman’da durduk. Özel bir nedenle. Grubumuzdaki avukat arkadaşlarımız Dalaman Açık Ceza İnfaz Kurumu’na götürdüler bizi. Şimdi sakın, orada hem de tatilde ne işiniz vardı demeyin. İyi ki gitmişiz. Çok duygu dolu, hüzünlü bir ziyaret de olsa bunu yaptık.

Burada mükemmel bir market, restoran ve kafe-pastane açılmış. Çalışanların tümü hükümlüler. Kurallar gereği cezaevi dışına hafta sonu çıkış müsaadesi olanlar da var aralarında. Hükümlüleri kontrol eden memurlar sivil giyimli, yani görüntüde rahatsız edici bir şey yok. Tüm ürünler burada bu hükümlüler tarafınca yetiştiriliyor, satılıyor, servis ediliyor, pişiriliyor. Artı bu aldığınız hizmete göre neyse o. Fiyatlar uygun. Hükümlüler de emekleri karşılığında az da bulsalar bir pay alıyorlarmış. Bunu duyunca hepimiz ne varsa aldık, sırf onları bu güzel çalışmalarından dolayı cesaretlendirmek ve daha özgür bir hayata döndüklerinde bu sefer daha uyumlu olmalarını desteklemek istedik.

Bu arada bu fikri düşünen, plânlayan, oluşturan, destekleyen Devletimizin tüm ilgili birimlerini de içtenlikle kutluyorum. Yaklaşık yirmi küsur yıldır faaliyetteymiş burası.

Bu tatil özetinin son durağı Fethiye. Yıllar sonra yine çok gelişmiş, doğru gelişmiş bir Fethiye buldum. Memnun oldum. Marina özellikle iyi çalışıyor. Evet, belki bir Marmaris, Göçek ya da Bodrum Marinaları gibi olmasa da başarılı, güzel. Şehir temiz, bakımlı. Fiyatlar, yerli turist için yüksek. Bir fincan Türk kahvesi 11,00 TL olmamalı.

Özetle çok keyifli bir seyahatti. Bu işin hem tatil, hem kişisel, hem de turistik yanıydı. Derginin taşıdığı ve temsilde başarılı olduğu perakende ticaret açısından bakarsak aşağıdaki notları saptadığımız açıktır.

Ülkemiz doğa açısından coğrafyasından ödüllendirilmiş derecenin de üzerinde güzel bir ülke.

Bu güzel ülkenin, içinde bulunduğu ekonomik koşullardan kaynaklanan dezavantajları olduğu net olarak görülmektedir. USD 5.8 TL ve Euro’da 6,5 TL olursa ülke yabancı ve yabancı para kazananlar için ucuz, yerli turist için de pahalıdır.

Turizmde kişi başı harcama oranını yükseltmek, evet gereklidir de, bunu yapabilmek de yabancı yatırımcıların ülke ekonomisine güven duymalarıyla da kaimdir. Bu durum yerli yatırımcılar ve karma ortaklıklar için de geçerlidir.

İşsizliğin yüksek olması ve sürekli olarak da yükselmesi, yatırımdan uzak ufak tefek işleri çeşitlendirmiştir. Ancak bu da rakam tutan iş hacminden uzaktır.

Bu durum fırsatçılığı, hızlı ve dayanaksız şekilde para kazanmayı hedefleyenlerin sayısını arttırdığı gibi, pazardaki ürün ve hizmet bedellerini de arttırmaktadır. Bu durumda müşteri sayısı azalmakta, piyasada tedirginlik artmaktadır.

Türkiye olarak turizm ve turizm ilgili perakende alışverişte, zengin turistin para harcamaya değer bulacağı mağaza ve yatırımlar, bu çizgi üzerinde servis, gerçek lisan bilgisi ve pratiği, fırsatçılık yapmaya izin vermeyen yapılaşma, kurumsal satış noktalarını daha fazla yapmak ve olanları da geliştirmek durumundayız.

Son olarak bu aslında global bakış ve anlayış sorunu. Yakınımızdaki Yunan adalarına bakalım; Midilli, Simi, Rodos, Tasoz, Mikanos, St Torini vd… Hepsini gerçekten seviyorum. Favorim Simi (Sömbeki). Esasen Simi’de hiçbir şey yok. Renkli, film plâtosu gibi evlerden oluşan bir ada, mükemmel koylar. Ama var olan uluslararası yaşam tarzı dediğimiz anlayış. Bizde henüz eksik olan da bu işte.

İşte böyle değerli okurlarım; biraz gezdik, çokça sohbetler ettik, eski dostlarla beraber olduk, bu arada Ege’de turizm ve turizm perakendesine de yüzeysel bir bakış atmaya çalıştık.

Devamını Oku
Advertisement
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hasan R. Ardıç

CoVid-19 bitince ekonomi ve sosyal yaşamı bekleyenler…

Hasan Ardıç

Yazar:

Var olan CoVid-19’un azalan bir grafik çizdiğini düşünelim, hâttâ yok olmaya çok yaklaştığını ve de bittiğini. Bu bitiş senaryosunu gösteren grafikteki azalışı bu derece ağır ağır yazmamın nedeni, azalış ve bitişin ülkelerde bu şekilde olacağındandır.

Ülke, devlet, siyasi görüş, iktidar, muhalefet, sektör, hiçbir ayrım yapmadan çok açık ve net ifade etmeliyim ki; virüsün gelişinde hazırlıklı olamadık, bari gidişinde biraz hazırlıklı olalım.

Peki neye, niçin ve nasıl hazırlıklı olalım…

CoVid-19 salgını bittiğinde ne bekliyoruz, buna bir bakalım.

Ekonomilerde, özellikle bizim tür, kırılgan ekonomilerde mutlaka bir durgunluk, bir anlamda halk tabiriyle bir bocalama olacak. Esasen kişisel görüşüm olarak söyleyeyim; ben bu durgunluğu uzun süredir maalesef bekliyordum.

“Ben demiştim…” gerçekten yakışan bir tavır olmasa da maalesef durum onu gösteriyor. Üstelik bunu bu virüsle falan ilgili olarak değil, ekonomimizdeki gelişmelere bakarak, dünya ekonomilerinin değişik zaman dilimlerinde karşılaştıkları durumlarla kıyaslamalar yaparak bu durgunluğu öngörmek çok da zor değildi.

Perakende sektöründeki önemli sürekli yayınlardan olan Retail Türkiye Dergisindeki yazılarıma bakıldığında özellikle yılsonu durum özetlerimde bu net olarak vardır. Yani bilinen diğer bir isimle “Stagnation”; durgunluk…

Tabii bir de başka bir ekonomik olgu var; enflasyon… “Inflation”.

Birincisi kesinlikle, ikincisi de genellikle ekonomilerde sorun olarak kabul edilen olgulardır.

Durgunluk tabii ki hiç sevilmeyen, istenmeyen, sorun olarak kabul edilen, giderilmesine çalışılan bir problemdir.

Enflasyon ise, genellikle sevilmeyen, ancak bazı ekonomilerde bazı segmentlerde bir süre için kabul edilebilir, ancak yine de mücadele edilerek en azından tek haneli sayılarda tutulmasında yarar olan bir başka olgudur.

Şimdi ikisini birleştirelim;

Stagnation’ın stag’ını alalım, inflation’ın da flation’ınını alalım ve şöyle bir birleşme yapalım: Stagflation, yani durgun altında enflasyon, ya da enflasyonist bir ekonomide durgunluk gibi de dilimizde ifade edelim.

İktisat Fakültesi’nde öğrenciyken, (yanılmıyorsam ilk yıllardaydı, yani muhtemelen 1977 yılında) bu kavramla karşılaştığımda çok ilgimi çekmişti. Bu konuyla ilgili özellikle yabancı literatürdeki kitapları ve bulabildiğim makaleleri okudum. Ve hep ekonomik anlamda da çekindim.

İlerleyen yıllarda iş gereği birçok yabancı ülkeye gittim, oralarda da çalıştım. Hiç unutamıyorum, 1990’ların sonu idi, Ürdün’e, Amman’a gittim. Havalimanından şehir merkezine giden yolun kenarında, sağlı-sollu her iki tarafta da insanlar semaverlerde çay yapıyorlardı. Bunu önce bir dinlenme şekli, ya da tradisyonel bir kültür ögesi sanmıştım, ama değilmiş. Ülkede hem yüksek enflasyon hem de aşırı ekonomik durgunluk vardı. Marketler boştu, halk sadece sokaklarda yürüyordu, herhangi bir faaliyet de yoktu.

CoVid-19 bitince kuvvetle muhtemel karşılaşacağımız ilk temel sorun durgunluk, enflasyon ve özetle enflasyon altında durgunluk olacak düşüncesindeyim.

Bunu takip eden diğer ve bağlantılı sorun da tabii ki likiditedeki tükenmişlik olarak karşımıza çıkacaktır. Bu durumda iki seçenekli, ama her ikisi de bir diğerinden olumsuz neticeleri olan; emisyon hacmini arttırmak, yani para basmak, ya da uluslararası kredi kuruluşlarından (IMF gibi) borç almak çözümleridir.

Bunlar esasen çözüm olmasalar da anlık, geçici palyatif çözümlerdir. Birincisi (para basmak yoluyla piyasalardaki emisyon hacmini artırmak) enflasyona neden olacak, dış kaynaklı kredi bulmak da ekonomide bir çok kısıtlamayı önlemler paketi halinde karşımızda bulmamıza neden olacaktır.

Birçok meslektaşım bu konuları günlerdir yazıyorlar, dile getiriyorlar. Şimdilik kısa vadede görünen bu. Tabii bu görünen hususların arkasında çalışacak başkaca hususlar da var; işsizlik sorunu başta olmak üzere ekonomi kuralları içinde olan birçok sorun.

Ana başlıklar halinde kısaca yer verelim; faizler, mevduat faizleri, politika faizi, yatırım kredi faizleri, bankalar arası günlük repo faizleri gibi her biri, bir diğerini belirleyen faizler, ayrıca TCMB faizlerini belirleme, FED faiz oranlarının belirlenmesi, ECB faizleri gibi…

Ücretler, ücret artışlarının belirlenmesi, asgari ücret seviyesinin revize edilmesi, ek ücret ödemeleri, emekli aylıkları gibi konular…

TL’nin diğer para birimlerine göre, uluslararası piyasalarda işlem göreceği parite değerleri, çapraz kurlar, petrol ve altın ounce fiyatlarının etkileşimi…

Tabii ki bunların hepsi sorun değil, ama uygulama başarılarınıza göre her biri, ya da birlikte tamamı ekonomik konular olmakla beraber, aslında ekonomide her gün karşılaşmamıza rağmen, özellikle CoVid-19 bitimi sonrasında bir anda ve toplu olarak çözümlemeye çalışacağımız ekonomik sorunlar bütünü olarak masaya gelecektir.

Ekonomi, esasen okuması, çalışması, çok keyifli ama bir o kadar da zor bir disiplin… Gerçek hayattan ve politikadan da soyutlanması olanaksız bir disiplin…

İşin siyasetine hiç girmemeye çalışarak, bunu işi siyaset yapmak olan uzmanlara bırakmak, günlük hayatın içindeki ekonomik (İktisadî) konuları tekrar topluca, ana hatlarıyla sıralamak gerekirse, aşağıdaki dizin ortaya çıkacaktır.

CoVid-19 bittikten sonra ekonomideki beklentiler;

  • Durgunluk,
  • Enflasyon,
  • Stagflation.
  • Piyasaların acil nakit ihtiyaçları,
  • Likidite sağlanması için dövize natık dış kredi kullanılması,
  • Emisyon hacminin artırılması, para basılması.
  • Faizlerin artması,
  • Döviz kurlarında artışlar yani TL’nin değer kaybı,
  • İç piyasalarda fiyat artışları, ürün bulunmasında zorluklar,
  • Ağır tasarruf önlemlerinin alınması.

Ben burada karamsarlık yapmaya çalışmıyorum, tanıyanlar bilirler aslında gerçekten iyimser olan veya son zamanlara kadar iyimser olmaya çalışan bir ekonomistim, ama tablo bu…

Bu tablodaki tüm hususlarla mutlaka karşılaşacak mıyız? Aslında her biri diğerini etkilediğinden, cevabım; genellikle karşılaşılır şeklinde olacaktır.

Ne yapılabilir sorusunun öyle komprime bir yanıtı yok… Zaten bu, bir anda da olacak bir çalışma bütünü değil…

İşte bunun için; hazırlanmak gereği ve hâttâ şartı var demekte ısrar ediyorum. Bu iş; yarın olsun da bakarız paketi kapsamında değil çünkü…

Öncelikle üretim şart. Tabii bunu burada söylemek kolay geliyor ama aslında o kadar kolay değil tabii… Zamana ve ciddi revizyon çalışmalarına gereksinim var. Keza döviz kazandırıcı faaliyetler; ihracat ve turizm başta olmak üzere… Tarım ve sanayide kullanım kapasitesinin artırılmasına çok ciddi ihtiyacımız var. Bu da tarım politikalarımızın yeniden belirlenmesi gereği gibi çok kapsamlı bir iş…

Esasen, bildiğiniz gibi o kadar çok şey var ki yapılması gereken, herkesin; kişi ve kurum olarak işi çok zor…

CoVid-19 bittiğinde sosyal hayatta karşılaşılacaklar;

  • Özellikle gıda ve temizlik malzemelerinde azalan, belki de o zaman için erimiş olan stokların yenilenmesi zorunluluğu,
  • İşten çıkarmalar, az da olsa birikimlerin harcanması neticesinde fertlerin nakit ihtiyaçları,
  • Kredi borcu olanların ertelenen kredi bakiyelerinin tahsiline başlanmasının getireceği maddi zorluklar,
  • Eğitim gibi önemli unsurların, her ne kadar uzaktan eğitimle çözülmeye çalışılmasına rağmen, sınavlar gibi zorunlukların kısa sürede yapılmasının zorlukları,
  • Durdurulan üretim merkezlerinin yeniden çalışır duruma getirilmesi mecburiyetleri,
  • Ve her şekilde oluşan hasarın; maddi, manevi, giderilme çalışmaları…

Bütün bunları yapmak; beraberce, çözüm odaklı, kısa vadeli çözümlere doğru değil ki gereğinde kısa vadeli çözüm de çözüm olabilir, ama doğrusu kalıcı kurumsal çözümlere gitmek için çalışmaktan, çok çalışmaktan geçiyor…

Tabii bu arada çoğumuzun henüz değinmediği turizm konumuz var ki gün geçtikçe, her geçen gün değil saat, zarar hanemize yazıyor. Yazdı bile desek daha doğru…

İç ve dış turizmde turizmcilerin kullandığı isimlendirmelerle; incoming, outgoing ve ingoing rezervasyonlarının herhalde tamamı iptal olmuştur. İş için yapılanlar da azaltılmış ya da elektronik iletişimle çözümlenmeye çalışılmaktadır diye düşünüyorum.

Otellerimizin doluluk oranlarının çok düştüğü yakın geçmişte, geçtiğimiz hafta içinde TV haberlerinde %5’lere kadar düştüğünü içim sızlayarak izledim.

Mart sonunda sezona nasıl hazırlanılabilinir, bunu yapabilecek maddi güç nasıl bütçeleşebilir, hangi öngörüler doğrultusunda sezon açılış tarihi belirlenebilir gibi onlarca soru var.

Uluslararası turizmde özellikle belirsizlikler çok bu yıl. İç turizm belki bir şekilde, muhtemelen Ramazan sonrası hareketlenecektir. Evlenme, düğün rezervasyonları da erteleniyor, bu da ayrı bir segment, ayrı bir alt sektör.

Özetle; hepimizin, her ulusun, herkesin ilk dileği CoVid-19 felâketinin bitmesi, tabii ki anında bitsin istiyoruz hepimiz. Ama unutmayalım ki işimiz CoVid-19 bitince de diğer konularda zor.

Sağlık her şeyden önce gelir, kabul… Ekonomi de hemen arkasından…

Devamını Oku

Hasan R. Ardıç

Corona Virus, CoVid-19

Hasan Ardıç

Yazar:

Oldukça uzun zamandır bizi, hepimizi, tüm dünyayı ciddi meşgûl ediyor, üzüyor, endişesi yerini korkuya bıraktı, devam ediyor. Öncelikle hepimiz; Sağlık Bakanlığı’nın, Bilim Kurulu’nun tavsiyelerine, getirdikleri kısıtlamalara ve tüm kurallara uymakla yükümlüyüz.

İnsanlık için,

Ülkemiz için,

Büyüklerimiz için,

Ailelerimiz için,

Kendimiz için,

Ve lütfen artık şu pek bilinen “Bana bir şey olmaz!”ı artık bir kenara bırakarak.

Şimdi bir önerim var:

CoVid-19 ile ilgili; sosyal medyadaki, ulusal TV kanallarındaki, yazılı ve görsel basındaki, ayaküstü sohbetlerdeki bilimden uzak, hurafelere dayanan, mışlı bilgi kirliliklerini, paranoyaları ve de komplo teorilerini artık bir kenara bırakalım.

İlgilenmeyelim bunlarla.

Bizi tıp biliminin doğruları ve devletimizin aldığı resmi kararlara uymak ilgilendirsin sadece. Yine de siz bilirsiniz.

Ne siz ne yapacağınızı bana soruyorsunuz, ne de ben size ne yapmanız gerektiğini söyleyecek kadar kendimi kontrol edemez durumdayım.

Ne isterseniz, tabii ki onu yaparsınız.

Ben yine de önerime devam edeyim.

Sözlerim, evde oturabilenlere.

Çalışmak için evden çıkmak olanları saygıyla karşılıyorum tabii.

Bir kısmımız mademki evdeyiz, o zaman bir şeyler yapabiliriz.

  • Hani hep, “Ah bir vaktim olsa da, evde şunu, şunu yapardım…”lar var ya işte tam onları yapmanın zamanı.
  • Birçok öneri olabilir bu kapsamda;
  • Evdeki ertelenmiş onarımları yapabilirsiniz,
  • Hâttâ bir kısım badana-boya işleri de yapabileceklerinizden,
  • Varsa arabanızla evin bahçesinde olmak kaydıyla ilgilenebilirsiniz; ufak-tefek bakımlar, pastra-cilâ gibi meselâ,
  • Zaman fakirliğinden beklettiğiniz kitaplarınızı çıkarıp onları okuyabilirsiniz,
  • Yeteneğiniz varsa resim yapabilirsiniz,
  • Ya da şiir yazabilirsiniz,
  • Veya enstürman çalabilirsiniz,
  • Yemek de yapabilirsiniz,
  • Karikatür de çizebilirsiniz,
  • Gazeteleri de okuyabilirsiniz,
  • Bilgisayar kullanma konusunda kendinizi geliştirebilirsiniz,
  • Filmler izleyebilirsiniz,
  • Konserler izleyebilirsiniz,
  • Netflix var, Youtube var, birçok kanal daha var tabii izlenebilir,
  • Buralarda müze ziyaret edebilirsiniz,
  • Hobilerinize zaman ayırabilirsiniz,
  • vs., vs.,

Ama ne olur;

Falanca şu tarihte, ya da bilmem kaç yılında CoVid-19’u söylemiş, yaaa

Demeyin ne olur. Bunu eğer söylendiği hafta içinde okuduysanız, izlediyseniz, daha da meraklanarak Google’dan ve diğer ilgili mecralardan araştırıp bilgi edindiyseniz; tamam. Yok, bu günün sosyal medya iletisi ise, bırakın.

Yakınlarınızı, dostlarınızı arayın, onlarla görüntülü kısa da olsa sohbetler yapın bunun için bedava birçok uygulama var. Whatsapp mesajları gönderin ama CoVid-19 şeyleri değil, gerçek ilgi konularınızda olsun o mesajlar… Sesini duymak istediklerinizi telefonla arayın, konuşun onlarla… Hele yaşça sizden büyük olanları ihmâl etmeyin.

Lütfen;

  • Kurallara uyun,
  • Bugünlerde imkânınız varsa evden çıkmayın,
  • Sağlığınıza ve özellikle tıbbi hijyen kurallarına çok dikkat edin,
  • Telâş yapmayın, panik asla yapmayın,
  • Devletin resmi kurallarına mutlaka uyun,
  • “Bana birşey olmaz!” demeyin; olur, hem de öyle bir olur ki,
  • Bütün bunları kendiniz için değil, herkes için yapın lütfen…

Lütfen;

  • Sadece sağlık çalışanlarını değil, başta sağlık çalışanları olmak üzere emeği geçenleri takdir edin, saygı gösterin ve de yardımcı olun,
  • Benzer şekilde temizlik çalışanlarını, market çalışanlarını ve diğer sokağa çıkarak risk alan, bize hizmet sunan herkesi saygıyla takdir edelim, onlara yardımcı olalım,
  • Asla bencil olmayalım, lütfen.

Öyle veya böyle tüm dünyadaki herkesin bir şekilde başına gelen bu CoVid-19, bir şekilde bitecek, bitirilecek.

Amaç yakalanmayı geciktirmek, fark etmek ve gidermek.

Atlatılacak.

Bugün olamasa bile yarın, ya da yakında.

Ama mutlaka.

Sabır, mücadele, kurallara uyum, yardımlaşma…

Devamını Oku

Hasan R. Ardıç

AVM’lerde Ortak Alan Gideri (OAG) konusu

Hasan Ardıç

Yazar:

Geçtiğimiz hafta OAG konusunun ilk bölümünü yayınladım. Ülkede; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, ülke dışında da San Francisco, New York, Indianapolis, Indiana, Chicago başta olmak üzere birçok yerde okunduğunu, Retail Türkiye Dergisi Dijital Dergi’de de ekrana getirildiği gün içinde yaklaşık 400 görüntüleme ve beğenilme alma yüksekliği beni çok mutlu etti.

Bu nedenle “Devamı Haftaya” zamanlama bildirimini aşarak OAG konulu yazımın II. bölümünü haftayı beklemeden, erken yayınlamaya karar verdim. Okuyan herkese teşekkürler.

AVM’lerde OAG ödenmesi/ödenmemesi konusu, sadece modernizmle alâkalı değildir. Başkaca gerekçeler de var tabii…

Normal hayatta da, ticarette de öyle değil midir?

Bir kişi ya da kurumdan bir bedel, para alırsanız, ona karşılığında birşeyler vermek durumundasınızdır.

Bu mal olabilir, hizmet olabilir.

Peki ödemeyi yapan, istediği şey (mal/hizmet) için ödeme yapar; yani seçer, değiştirir, iade eder vb…

OAG ana kalemlerinden olan güvenlik, temizlik, ilaçlama, peyzaj-bahçe bakım vb hizmetlerinin alındığı taşeron sıfatlı firmaları kim seçer?

Kiracılar mı, AVM yönetimi mi?

Yönetim açısından seçimin AVM yönetimince yapılması bence doğru olanıdır… Yani çalışılacak taşeron firmalar, AVM yönetimi tarafından seçilmelidir…

Böyle olmakta mıdır?

Evet…

Ne oldu OAG verenin tercihi?

Uygulamada, kiracının fikrini bile soran AVM yoktur, buna inanın…

Bırakalım temizlik ya da güvenlik firması tercihinde kiracının etkili olmasını, OAG adında ödeme yapıldığı halde, fikri bile alınmayan kiracının bu ödemesini yani OAG bedelini hangi kriterlere göre ödemesi adil olacaktır konusuna bakalım.

OAG belirlenirken çok büyük olasılıkla, genellikle büyük çoğunluk için geçerli olan, kullanılan birim metrekare başına bir OAG’dir.

Peki bu OAG; metrekare net satış alanı mı, brüt mağaza alanı mıdır?

AVM içinde adetâ bağımsız bir ünitede oldukça büyük bir alan işgâl eden, diyelim bir department store için metrekare nasıl seçilecek, birim fiyat ne olacaktır?

Department Store’u da bir kenara bırakalım, daha basite gidelim; 100 m2 mağaza ile 1.000 m2 mağazanın OAG birim fiyatı aynı mı olmalıdır?

Kira bedelinin dışında da olsa OAG TL olarak mı alınmalı, ya da dövize mi endekslenmelidir?

(AVM Yatırımcısı dövizle kredi kullanarak yatırım yapan, yabancı taşeron kullanmayı tercih eden, yabancı sermayeli bir kuruluş ise nasıl olacak?)

Bakınız daha m2’nin net mi, brüt mü olduğuna tam karar veremeden, hesaplanma kriterleri, hesaplama kriterlerini açıklığa kavuşturamadan, ödeme biriminin TL mi, döviz mi olacağı soruları birbirini takip etti…

OAG belirlenmesinde AVM’nin eski/yeni, yenilenmiş/yenilenmemiş olması kadar yatırımcı tarafından işletilmesi ya da işletmenin bir taşerona verilmesi, kiralamanın yapılma biçimi gibi diğer etkenler de var…

X AVM eski olabilir, yenileme yapılmış olsa bile teknikten kaynaklanan AOG daha ağır olabileceği gibi, yeni AVM’lerin outlet ya da AVM olmaları gibi farklılıklar da bu etkenler içinde sadece bir kısmı teşkil eder.

Bitti mi? Hayır, daha var…

Eğer OAG alınmaktaysa, bu bedel kira haricidir…

Bu durum en azından algı bakımından bile adil bir rekabet olmadığı anlamına gelir.

Uygulamada böyledir…

Bu kimin tercihi olabilir?

Bana kızmasınlar ama çoğu sektör arkadaşlarım olan kiralama şirketleri OAG yanlısıdır. Bu, onlar için ticari anlamda uygun olabilir, ama sadece onlar için…

Uygulamada OAG’nin, KDV’nin ayrı olması, kirayı düşük algılamaya neden olmaktadır. İfade edilen de zaten; yatırımcı şu kadar OAG istiyor, devletin KDV’si de zaten herkese uygulanan bir vergi mecburiyeti…

Bu durumda gerçek kiralayan (Yatırımcı) ile gerçek kiracı (Perakendeci) daha sözleşme aşamasında taraflar olarak ayrılmakta, “Aynı gemideyiz” sözü henüz kullanılmamakta…

Kiralama şirketleri ise kapsama alanı dışında…

Kiralara zam yapılan artış dönemlerinde OAG için de artış ön görüldüğünde yine taraflar karşı karşıya gelecekler, kiralama yapan kapsama alanı dışında kalmakta olacaklar.

Bu dönemde gerilme başlayabilecek, OAG’lerin yükselmesiyle beraber kiracılar işletmeciye her biri ayrı olmak kaydıyla, beher OAG harcama faturasını tartışmaya açacaklardır.

İşte burada; hem kira bedelleri için, hem de OAG’ler için “Ama aynı gemideyiz” söyleminin başladığı an yaşanacaktır. Kira sabitlemeleri, kira indirimleri, kirasız dönemler vb uygulamalarda OAG giderek artacak ve başlayan şikâyetler asla sıfırlanmayacaktır.

Bence modern çağın, organize perakendeciliğinde AVM’ler, kiracılarına sadece mağaza alanı değil, bununla birlikte;

  • Güvenli (Güvenliği bulunan, CCTV gözetimi olan),
  • Daima temiz, temizlenen,
  • Varsa bahçesi bakımlı olan,
  • Otoparkı temiz ve sinyalize edilmiş,
  • Reklam-tanıtım, etkinlik ve promosyonları süreklilik kazanmış,
  • Aydınlatması ve sair bakımı yapılmakta olan

bir yeri kiralamaktadırlar.

Zaten böyle de olmalıdır…

Böyle de olmaktadır…

İşte bu ve benzeri birçok gerekçeyi irdelediğimizde AVM’lerde Ortak Alan Gideri (OAG) kiradan ayrı alınmamalı, kira bedeli içinde olmalıdır.

Bu, kişisel görüşümdür.

İnandığım görüştür…

Geçmişte, yönettiğim AVM’lerde uyguladığım da budur zaten…

Birlikte çalıştığımız iş arkadaşlarım, başka AVM’lere üst yönetici kadrolara gittiklerinde, onlar da bu uygulamayı yeni iş yerleri olan AVM’lerde uygulamışlardır.

Batı’da OAG ayrı alınabilir, bu coğrafya ve o coğrafyanın kurallara bağlılığı ile son derece paralel gelişmiştir.

Şöyle ki;

Kira sözleşmesi koşulları taraflar için akid devam ettikçe aynen geçerlidir. Örneğin ABD, Almanya, Hollanda…

Bizim coğrafyalarda durum biraz daha farklı algılanmakta, imzalanmış sözleşme üzerinde pazarlıklar yapılabilmekte, OAG’ler bazen kâr gözetebilen anlayışla subjektif saptamalarla yapılabilinmektedir.

Böyle olunca da, taraflar arasında sürekli pazarlık, karşılıklı ithamlaşmalar, hukuk süreçleri vb olabilmektedir.

AVM’lerde OAG’nin kiraya dahil edilmesi, kiradan ayrı alınmaması kişisel tercihim ve önerimdir.

Bu tercihe konu olan dayanakları özetleyerek konuyu şimdilik sonlandıralım;

  • Bedeli ödenen hizmetin seçimi ve denetimi bedel ödeyenin hakkıdır.
  • (Ama bunun böyle olması da AVM yönetimini neredeyse yetkisiz hâle getirir.)
  • Bedelin saptanması somut ve ölçülebilir, adil kriterlere uygun olmalıdır.
  • OAG alan ve almayan AVM’ler arasında algı bakımından adil bir kira rekabeti olamamaktadır.
  • Sadece kiralama şirketlerini rahatlatabilen bu husus kira sözleşmesi tarafları arasında anlaşmazlık konusu olmaya kuvvetle adaydır.
  • Organize perakendede hizmet anlayışı ve AVM yönetimi adil, bağımsız ve geçmişten farklı olmalıdır.
Devamını Oku

Hasan Ardıç

POPÜLER