Sosyal Medya Hesaplarımız

Yalçın Aras

Yeni nesillere Allah selamet versin!..

Yalçın Aras
mudanya balkondan gorunus
Abone Ol:

Kayınpederlerim yaklaşık 30 yıl önce Mudanya Burgaz’da bir kooperatif kurmuşlar.

2.500 metrekare arazi, 1.000 metrekaresi inşaat alanı gerisi bahçe, dört katlı, iki daireli binalar, dört site oluşturmuşlar.

Otoparkları, yeşil alanları, sosyal tesisleri, bayramlaşacak yerleri, kurban kesimi için ayrılan alanları her şey mükemmel planlamışlar ve yapmışlar.

Allah ağız tadlarını bozmasın yaz kış oturuyorlar.

İlk balkonda yemek yediğim günü hatırlarım.

Sırtımı Burgaz yönüne döndüğümde sağ taraf zeytinlik, sol taraf Mudanya tepeleri zeytinlik, önümüz ise karşı kıyılar Armutlu’yu görüyordu.

Haksızlıktı bu… Herkesin görmesi gerekiyordu bu manzarayı, dolayısı ile denize paralel yapılmamalıydı, imar durumu o şekilde planlamalıydı.

Evlerin denize diklemesine yapılması durumunda herkes denizi ve dağı eşit bir şekilde görecekti.

Tek bir farkla kimi yakından kimisi uzaktan denizi görecek ve denizden gelen rüzgar, Mudanya tepelerine ve oradan da Bursa’ya iyot gönderecekti, temiz hava gönderecekti…

Olmadı… Denize paralel yapıldı bütün binalar; bütün kıyılarımız gibi imar yasaları rant ön planda tutularak gerçekleşti.

Sitenin sağ tarafına siteler dikildi, sıfır bahçeli ve otoparklı, sol tarafa aynı şekilde…

Denizden rakımı 700 metre tepelere kadar tek bir ağaç kalmadan zeytinlikler ve fıstık çamları kesilerek.

En son en tepedeki zeytinlikler de kesildi ve siteler dikildi.

Tek bir ağaç bırakmadan, sadece balkonlarda yetiştirilen çiçekler var.

Birde eski sitelerin bahçeleri kaldı, onlar da eli kulağında canavar kepçeleri bekliyor.

Herkes denizi ve yeşilliği görmeye gidiyor Mudanya’ya.

Bu gidişle herkesin Mudanya ve Burgaz’da ve güzelim kıyılarında bir evi olacak ama ne zeytinlik, ne ağaç, ne dağ, ne de deniz kalacak.

Yaz aylarında buralara gelmek çok zor, park etmek nerede ise olanaksız hale geldi.

Geçen hafta pazar günü yine ziyarete gittim ve odadan eski zeytinlik şimdi ise üst üste binalar yığılmış dışarının fotoğrafını çekerken “Yaz oğlum dedi bunları.”

“Çok fena oldu, yeni nesillere Allah selamet versin!..” dedi.

“Yazayım baba dedim!..”

Yazdım…

Devamını Oku
Advertisement
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yalçın Aras

İstanbul’un taksicileri

Yalçın Aras

Yazar:

İş yaşamım nedeniyle İstanbul’u az çok tanırım. Dünya güzeli ve içinden deniz geçen bu muhteşem şehrin neyini sevmezsiniz diye sorsalar cevabım hiç gecikmez ve acımadan söylerim “bazı taksicileri” derim.

Geçmişten günümüze ne zaman ki İstanbul’a gitsem ve taksi ihtiyacım olsa inanın burnumdan gelir.

Pandemi dolayısı ile yaklaşık 1,5 yıldır bu taksi çilesini çekmiyordum. Geçtiğimiz hafta Ataşehir’de bir alışveriş merkezine aracımı park ettikten sonra hesap ettim, bugün dönüş dahil tam birkaç taksi maceram olacak dedim içimden. Çünkü hepsi bir macera, binmek bir dert inmek ayrı bir dert.

Neyse, önceki  taksi operasyonları başarılı ile geçti. En son durak Karaköy, oradan da Ataşehir ve Bursa’ya dönüş. Aslında ilk bindiğim taksilerde de işler istediğim gibi gitmedi ama olaylar hafif.. Size en ilginç olanını anlatayım. Sarıyer’den Halaskargazi caddesine gideceğim, taksici Sarıyerliymiş “dayı nereden gideyim?” diye sordu.

“Mesela tünelden gideyim mi dayı” dedi. Tünel deyince ben Sarıyer Maslak arasında bir tünel var orası zannettim ve tamam dedim. Seninki oradan çevre yoluna çıktı, Telekom stadyumunun önünden dolaşıp Kağıthane’ye oradan Beşiktaş’a giden tünele ve oradan da Taksim’e derken tam iki misli ücret.

İstanbul taksicilerinin en iyisi bu çünkü yol boyunca doğruluktan, insanlıktan, ahlaktan bahsetti, ders bile verdi yani.

Finalde, saat 17.00 civarı Karaköy’den Ataşehir’e gitmek için tam 12 taksi çevirdim ve çoğunu da kırmızı ışıkta yakaladım. Hepsi de aynı ağız “dayı nereye? Ataşehir’e bu saatte gidemem, köprü ölümdür şimdi, OGS yok, evrakım eksik, şimdi devrediyorum taksiyi, hastam var” gibi bahaneler.

Bendeki çaresizlik teklife dönüştü. Tünelden geçelim karşıya, dönüşte müşteri bulamazsan ben karşılayacağım, yani iki katı ödeme.

En sonunda bir insan evladı, 60 yaşındaymış, yanaştı ve “buyurun dedi.” Bindim, isterseniz tünelden geçelim teklifi benden geldi, zorla kabul etti. Paranın üstü lütfen kalsın dedim o da kedilerime mama alacağım o şartla” diyerek kabul etti.

Ve sohbetin devamında şoför “mesleğim taksicilik ama iş çığırından çıktı, iktidarın veya muhalefetin tebdili kıyafetle müşteri olmaları halinde vatandaşa ne kadar büyük bir kötülük yaptıklarını bizzat anlayacaklardır” dedi!

Geçmişten günümüze gittikçe kötüleşen, insan hayatına etki eden ve İstanbul’dan soğutan bu bir kısım taksicilere mutlaka bir çare bulunmalı.

Geçen hafta yurt dışından gelen bir müşterimizin başına geleni ise anlatmak bile istemiyorum.

Buram buram insanlık dışı davranışların ve zorla para istendiği bir durum özetle.

Yani ülkemiz açısından da çok kötü bir imaj, bu resmen ülkemize ve insanlarımıza eziyet.

Bu durum ülkemiz açısından çok büyük ve çözülmesi gereken bir sorun.

Sorun aslında siyasi bir çekişme ve çıkmaza sokulmuş durumda. Herkes işin ne olduğunu çok iyi biliyor.

İşin garip yanı binmiş olduğum bütün taksi şoförleri kimin çözümden yana olduğunu biliyorlar ve İstanbul’da taksi sayısının artması ile sorunun çözüleceğinden yani İstanbul Büyükşehir’den yanalar.

Bir vatandaş olarak ise “lütfen artık bu sorunu çözün” demekten başka çaremiz yok.

Çünkü birtakım taksiciler insanlıktan çıkmışlar, onlar ile bırakın aynı şehrin aynı dünyanın insanı bile olmak istemiyorum.

Hem taksiye almıyorlar, hem gideceği yeri beğenmiyorlar hem de ağızından çıkacak bir küçük sitem için bile hakarete hazırlar, kavgaya hazırlar ve de çekinmiyorlar.

O kadar kötü yani!

Devamını Oku

Yalçın Aras

Hesap makinesi ve terazi

Yalçın Aras

Yazar:

Klimaların dünya enerjisinin yüzde 10’nu harcadığını bahseden gazete haberini okurken bir taraftan da bu hafta yazacağım makale oluştu.

Masamın üzerinde 25 yıldır duran ve 20’ye 15 cm ebadında 24 haneli bir hesap makinası var.

Japon malı bu aletin üstüne bugüne kadar çay, kahve, su gibi sıvılar pek çok kez dökülmesine rağmen bana hizmet etmeye devam etti.

Ayrıca Kovid19’dan sonra her gün kolonya ile bulaşık yıkar gibi temizledim de yine bana mısın demedi. Hani bozulur da yenisini alırım, zira rengi de soldu.

Ama asıl konu aldığım günden beri hiç pil takmadığım bu makine üstünde bulunan1x4 cm ebadında güneş ışığı kolektörü ile bir gün bile bozulmadan tam 25 yıldır hizmet veriyor olması… Diğer taraftan da, her sabah tartıldığım ve pille çalışan emektar terazim var. Maşallah yılda 4 kalem pil yiyor.

Hesap makinesi milyonlarca rakam üretiyor terazi ise sadece üç haneli ve günde bir kez işlem görüyor.

Biri tüketiyor diğeri ise enerji üretiyor. Asıl mesele pilin ücreti değil, bu aleti kullananların ülkemizde milyonlarca ve tüm dünyada milyarlarca pil tükettiğinde pillerin doğaya verdiği zarar.

Biri yenilenebilir enerji diğeri ise yerli bile olsa içindeki lityumu şuyu buyu ile ithal pil.

Bir taraftan da şunu düşünmüyor değilim, Japonların teknolojisini ve yenilebilir enerjinin hayatımıza getirdiği kolaylık. Bir hesap makinesi veya basit bir terazi bile olsa.

Asıl mesele çarpanları ve cüzdan ile doğaya verdiği zarardır.

Devamını Oku

Yalçın Aras

Çarşı kime karşı

Yalçın Aras

Yazar:

Yaklaşık 1,5 yıldan beri etkisini sürdüren ve birçok alanda değişime yol açan salgın, tüketici alışkanlıklarında da değişimlere yol açtı. Gerçekleşen veya öngörülen değişikliklerin büyük bir kısmının da başarılı olduğu ve tüketicilerin alışkanlıklarını değiştirdiği görülmektedir.

Birçok yerli ve uluslararası perakende araştırma şirketi yapmış oldukları araştırmalar sonucunda, tüketici alışkanlıklarının eskiye dönmeyeceği iddiasındalar.

Mesela bir tüketici olarak pandemi öncesi hayatımda hiç denemediğim e-ticaret artık benim alışveriş aracım olmuşsa gerisini varın siz düşünün. Sektörün içinden ve 45 yılı aşkın süredir hizmet veren biri olarak perakende satış noktalarında dijital ve fiziksel yenilikleri bir arada gördüğümüzü rahatlıkla söyleyebilirim. Salgından önce bile, özellikle köklü kültüre sahip olan perakende şirketleri, satış noktalarında müşterilerini yavaş yavaş otomatik ödeme kasalarına yönlendirmeye alıştırıyorlardı.

Hatta çoğu Avrupa ülkelerinde bir çalışan görmeden alışveriş yapıp çıkılan mağaza ve marketlerin yavaş yavaş devreye girdiğine bizzat şahit olanlardan biriyim.

Fakat pandemi den sonra özellikle perakende sektörü bu işi tamamen dijital ve akıllı telefon sistemleri ile kendiliğinden doğan bir ihtiyacı karşılamak adına uygulamaya başladılar ve hızlandılar.

Artık salgının uzun süren etkileri, alışkanlıkları da kalıcı hale getirecektir.

Yine yapılan araştırmalar e-ticaretten yapılan alışverişlerde müşteri memnuniyetinin, geleneksel sistemlerden çok çok daha verimli olduğunu gösteriyor.

Bu işe kafa patlatan sektörün yenilikçileri ve devleri kendi çıkarlarının yanında, müşteri sağılığına yönelik de araştırmalar yapıp bunların başarıya ulaşması için gösterdikleri çabanın başta perakende sektörü olmak üzere bütün alışveriş alışkanlıklarının süratle değişeceğinin adeta habercisi.

Eskiden “bakkal amca süpermarkete karşı” diye bir söz vardı.

Şimdi ise kimin kime karşı olduğunu hep birlikte göreceğiz ve “çarşı kime karşı” anlayacağız.

Devamını Oku

Yalçın Aras

POPÜLER