Bülent Dal
Müşterinin sesi
Son 20 yıl içerisinde dünyadaki sosyal ve ekonomik değişiklere paralel tüketici demografik yapılarında da önemli değişiklikler gözlemlenmektedir. Daha karlı operasyon yürütebilmek, satış hacmini arttırabilmek için müşterilerin davranışlarını daha mikro segmentlerde takip etmek ona göre ürün ve hizmet yapılanmasını sürekli yenilemek kaçınılmaz hale gelmektedir.
Haneleri aile yapısı itibarı ile segmente ettiğimizde, 1990’lı yıllar ile 2000’li yıllar kıyaslandığında yalnız yaşayan ve çocuksuz yaşayan çiftlerden oluşan hanelerin sayısında ciddi bir artış gözükmektedir. Özellikle batılı ülkelerde 41-60 yaş arasındaki segmentin toplam nüfus içerisindeki ağırlığı artmaktadır. Ailesinden uzakta yaşayan üniversite öğrencileri, yalnız yaşayan ya da boşanmış insanların sayısındaki artış, kalabalık aile hayatındaki paylaşımcılıktan bireyselliğin ön plana çıktığı yaşam tarzına geçiş gibi tüketicinin demografik yapısının değiştiği bir sürecin içerisinde bulunmaktayız.
Mikro segmentlerin yanı sıra özellikle 2000’li yıllardan itibaren tüketici davranışlarında oluşan iki ana kutup ortaya çıkmıştır. Birinci kutup, temel ürünleri en ucuz fiyata almaya eğimli iken, ikinci kutup kişisel zevk ve tercihlere hizmet eden ürünlere yüksek fiyatlar vermeyi göze almaktadır. Bu kutuplaşma neticesinde üretim ve perakende firmaları sundukları ürün portföyüne göre daha avantajlı ya da dezavantajlı konuma geçmektedir. Bazı perakendeciler iş yapış biçimlerini ciddi anlamda değiştirmek zorunda kalmaktadır.
Bir yanda yeteri kadar iyi ürünü almayı tercih eden “fiyata endeksli” bir kutup oluşurken, diğer uç noktada daha kişisel ya da lüks ürünlerin arayışı içerisinde olan “kişiselliğe ve lükse düşkün” bir kutup oluşmaktadır. Bu iki kutup arasındaki ortalama ürünlere talep gösteren bize has tabiri ile ortadirek tüketici kitlesi maalesef ortadan kalkmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında, orta ve orta üstü gelir düzeyine yönelik eskiden daha çok pazar payına sahip firmalar ciro düşüşleri yaşamaya başlamışlardır. Söz konusu dönüşümlerin yaşandığı 1999 ila 2002 yılları arasındaki değişimlere göz attığımızda , Amerika pazarında ucuz fiyata toptan satış yapan Costco’nun pazar payı %12, gurme ve yüksek kalitede gıda ürünleri satan Wholefoods’un satışları %21.7 artarken, daha ortalama ürünler sunan Albertson’s satışları %1.7 oranında azalmıştır. İngiltere pazarında Tesco satışlarını %9,9, yüksek kaliteli gıda ürünleri satan Waitrose %6.9 arttırırken, daha ortalama ürünler satan Sainsbury’de satışlar ancak % 0,9 artmıştır. Yine Amerikalı moda perakendecisi GAP grubu içerisinde üst segmente hitap eden Banana Republic satışları %9, daha fiyata hassas kitleye hitap eden Old Navy’nin satışları %13 artarken, daha orta segmente hitap eden GAP’in satışları ancak %2 artmıştır. Doğal olarak kriz dönemi içerisinde lüks ve kişisel ürünlere olan eğilimde geçici bir düşme gözlemlenmektedir.
Söz konusu değişimlerin yaşandığı süreç içerisinde perakendecilerin üç konuda aksiyon almaları gerekmektedir:
İlk olarak, sahip olduğu müşterilerin davranışlarını çok daha iyi anlamalı ve analiz etmelidirler. Bir yandan müşteri demografik verilerini doğru ve güncel bir şekilde toplayabilmek , diğer yandan müşterilerle ilgili tüm hareket verilerini depolayarak, hangi segmentin ne şekilde davrandığını, ne tür kampanyalara olumlu tepki verdiğini, tercihlerini nelerin belirlediğini tesbit etmek gerekmektedir. Bu noktada özellikle Türk perakendecilerin operasyonel anlamda kampanyaları uygulama çerçevesinde, dünyadaki birçok perakendeciden daha ileride olduğunu söyleyebiliriz. Ancak oluşan verilerden analitik anlamda yorumlamalarda bulunmak konusunda, batılı perakendecilere göre geride olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Oysa ki kart ya da daha farklı enstrümanlarla toplanan müşteri davranışı verileri ile eğilimlerin ortaya çıkması ve bu eğilimlere göre operasyonun şekillenmesidir esas olan. Bu noktada kurumsal veri ambarı, analitik crm, veri madenciliği gibi bilgi yönetimi çözümlerinden istifade etmek gerekmektedir.
İkinci olarak, ürün kategorisi ve müşteri segmentleri arasındaki ilişkileri yeniden yapılandırmak, ortaya çıkarmak gerekmektedir. Güncel bir örnek olarak , eskiden GDO (Genetiği değiştirilmiş organizmalar) hassasiyetinde bulunmazken şimdi hassasiyet gösteren segmentlerin anlaşılması gibi. Bu nedenle özellikle kategori yönetimi, planlama ile ilgili süreçlere ve bu noktadaki yazılımlara önem verilmelidir.
Üçüncü ve sonuç aksiyon olarak da , sürekli değişmekte olan müşteri davranışlarına yani çan eğirisine göre hareket eden ortalama müşteriye göre ürün sunmaktan , w eğrisinde seyreden kutuplaşmalara cevap verecek bir operasyon modeli oluşturmak gerekmektedir. Bu da MÜŞTERİNİN SESİ’ni duymak ve hangi kategorilere ilgi gösterdiğini anlamakla mümkün olur ki, bu nedenle mağaza yerleşim planlarında, ürün kategorilerinde, tedarik süreçlerinde ciddi değişimler yapmak gerekebilir.
Okurlarımız arasındaki perakendecilerin, müşteri sesini dinleyebilen, anlayabilen ve istenilen cevabı verebilenler olması dileğiyle mutlu yarınlar, mutlu yıllar…
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Aralık 2009 – 10. sayısında yayınlanmıştır.
Bülent Dal
Yapay zeka destekli karar alma süreçlerinde nereye gidiyoruz?
Perakende sektörü uzun yıllardır yalnızca perakendeciler için değil, aynı zamanda birlikte çalıştığı değer zinciri paydaşları, tedarikçiler, üreticiler, finansal servisler ve çapraz pazarlama yapılan tüm oyuncular için tüketici nabzını tutmak ve ortak yürütülen süreçlerin verimliliğini artırmak amacıyla gittikçe zenginleşen bir veri üretiyor. Özellikle dijitalleşme ile birlikte tüketicinin alışveriş öncesi ve sonrası yolculuğunu, diğer yandan ürünün üretim safhalarından rafa kadar olan sürecini çok daha iyi takip edebiliyoruz. Gerçek zamanlı mağaza operasyonlarını online dünyaya yakın hassasiyetle yönetme aşamasına doğru hızla ilerliyoruz.
Artan dijitalleşmenin sonucu ortaya çıkan zengin ve anlık veri, artık çok sayıda operasyonel kararın gerçek zamanlı ve içgörüye dayalı şekilde alınabilmesini mümkün hale getiriyor. Üretken yapay zekâ, Agentic AI ve karar zekâsı (Decision Intelligence) yaklaşımları sayesinde artık “ne oldu?” sorusundan “şimdi ne yapılmalı?” aşamasına geçmiş bulunuyoruz.
Önde gelen oyuncular uzun süredir birçok pilot proje yürütüyor. Ancak bugüne kadar ağırlıklı olarak deneme amaçlı projeler yapılırken, 2026 yılı somut iş sonuçlarına dokunan projelerin hayata geçirileceği bir dönem olacak. Maliyet düşüşü ve gelir artışı sağlayacak, kısa sürede devreye alınabilecek projeler işletmelerin önceliği haline gelecek. Şirketler, kendi altyapı yeterliliklerine ve operasyonel olgunluk seviyelerine göre hangi alanlarda ilerleyeceklerine karar vermek durumunda kalacak. Bu çerçevede özellikle en yüksek katkı potansiyeline sahip şu 5 alan öne çıkıyor:
- Operasyonel karar orkestrasyonu ve envanter yönetimi
Önümüzdeki dönemde süpermarketlerde operasyon yönetimi yalnızca talep tahmini üzerinden ilerlemeyecek. Perakendeciler aynı anda promosyon etkilerini, mağaza bazlı tüketim farklılıklarını, tedarik sorunlarını, hava durumu değişimlerini, operasyonel kısıtları ve rakip aksiyonlarını birlikte değerlendiren sistemlere ihtiyaç duyacak.
Yeni nesil Agentic AI yaklaşımları sayesinde sistemler yalnızca rapor ve tahmin üreten yapılar olmaktan çıkacak; operasyon içindeki riskleri gerçek zamanlı izleyen ve aksiyon süreçlerini yöneten yapılara dönüşecek. Yok satma riski oluşan ürünler, mağaza bazlı operasyonel problemler, promosyonların tedarik zinciri üzerindeki baskısı, fire veya imha riski taşıyan kategoriler ile kritik teslimat gecikmeleri çok daha erken fark edilebilecek.
Bu sistemler ilgili ekipleri otomatik olarak yönlendirecek, alternatif aksiyon önerileri oluşturacak ve gerektiğinde süreçleri dinamik biçimde yeniden planlayacak. Böylece operasyon yönetimi yalnızca geçmiş veriye göre hareket eden yapılardan çıkıp; sürekli öğrenen, önceliklendiren ve şirket genelinde koordinasyonu artıran bir yapıya dönüşecek.
Yeni dönemde rekabet avantajı sağlayacak konu yalnızca daha iyi tahmin yapmak olmayacak. Asıl farkı, operasyonel gerçekleri birlikte değerlendirebilen ve daha hızlı ortak karar alabilen yapılar yaratacak.
- Promosyon, müşteri etkileşimi ve karar motorları
Önümüzdeki dönemde süpermarketlerde herkese aynı kampanyayı sunan geleneksel yaklaşım giderek önemini kaybedecek. Perakendeciler yalnızca kişiselleştirme yapan sistemlere değil; müşteri davranışını, mağaza bazlı tüketim farklılıklarını, stok durumunu, tedarik koşullarını ve ticari hedefleri birlikte değerlendirebilen akıllı karar mekanizmalarına yönelecek.
Yeni nesil Agentic AI sistemleri sayesinde hangi müşteriye hangi ürünün önerileceği, hangi kampanyanın hangi mağazada öne çıkarılacağı ve hangi kategorilerde promosyon yoğunluğunun artırılması veya azaltılması gerektiği gerçek zamanlı olarak yönetilebilecek.
Örneğin yüksek talep gören ancak stok riski oluşan ürünlerde sistemler promosyon baskısını azaltabilecek; buna karşılık fazla stok veya fire riski taşıyan kategorilerde kişiselleştirilmiş kampanyaları otomatik olarak devreye alabilecek. Böylece kampanya yönetimi yalnızca pazarlama ekiplerinin yönettiği bir süreç olmaktan çıkacak; kategori yönetimi, tedarik zinciri, mağaza operasyonları ve müşteri deneyiminin birlikte optimize edildiği bütünleşik bir karar yapısına dönüşecek.
Yeni dönemde rekabet avantajı sağlayacak yapı, yalnızca daha fazla kampanya üretebilen değil; operasyonel gerçeklerle uyumlu, dinamik ve bağlamsal kararlar alabilen sistemler olacak.
- Mağaza operasyonlarında gerçek zamanlı yönetim
Önümüzdeki dönemde mağaza operasyonlarında en büyük farkı yaratan unsur, problemlerin ne kadar hızlı fark edilip ne kadar hızlı aksiyon alınabildiği olacak. Çünkü süpermarketlerde raf boşlukları, fiyat uyumsuzlukları, operasyonel yoğunluklar, personel planlama problemleri ve mağaza içi aksaklıklar çoğu zaman geç fark edildiğinde hem satış kaybına hem de müşteri deneyiminde bozulmaya neden olacak.
Yeni nesil AI sistemleri sayesinde mağaza operasyonları artık yalnızca geçmiş verileri analiz eden yapılardan çıkacak; mağaza içindeki operasyonel akışı gerçek zamanlı izleyen ve süreçler arasında koordinasyon sağlayan yapılara dönüşecek. Sistemler raf erişilebilirliği problemlerini, fiyat hatalarını, operasyonel darboğazları, yoğunluk kaynaklı hizmet problemlerini ve mağaza içindeki anormal durumları çok daha erken tespit edebilecek.
Bu yapılar yalnızca problemi göstermekle kalmayacak; ilgili ekipleri yönlendirecek, operasyonel öncelikleri dinamik olarak güncelleyecek ve çözüm süreçlerini hızlandıracak. Böylece mağaza yönetimi reaktif operasyon yaklaşımından uzaklaşıp; sürekli öğrenen, riskleri erken yöneten ve aksiyon hızını artıran daha çevik bir yapıya dönüşecek.
- Tedarik zinciri ve tedarikçi ekosistem yönetimi
Önümüzdeki dönemde perakendede rekabet yalnızca retailer’lar arasında yaşanmayacak. Asıl farkı, retailer ve tedarikçilerin ne kadar entegre çalışabildiği belirleyecek. Çünkü promosyon etkileri, talep değişimleri, lojistik problemleri, tedarik sürekliliği ve kategori bazlı operasyonel baskılar artık tek bir tarafın yönetebileceği kadar basit olmayacak.
Yeni nesil AI destekli karar sistemleri sayesinde retailer ve tedarikçiler ortak veriyle çalışan, süreçler arasında koordinasyon kurabilen ve operasyonel riskleri çok daha erken görebilen yapılara dönüşecek. Sistemler promosyonların tedarik zinciri üzerindeki etkilerini önceden değerlendirebilecek, talep değişimlerini erken fark edebilecek ve kritik lojistik veya tedarik problemlerinde alternatif senaryolar oluşturabilecek.
Agentic AI yapıları yalnızca analiz üreten sistemler olmayacak; ilgili ekipleri devreye alan, operasyonel öncelikleri dinamik olarak yeniden şekillendiren ve süreçler arasında koordinasyon sağlayan yapılara dönüşecek. Böylece retailer ve tedarikçiler arasındaki iş birliği daha reaktif değil, daha öngörülü ve senkronize bir yapıya evrilecek.
Önümüzdeki dönemde özellikle FMCG dünyasında ortak karar alma ve ortak operasyon yönetimi kabiliyeti, en önemli rekabet avantajlarından biri haline gelecek.
- Taze ürün operasyonlarının dinamik yönetimi
Önümüzdeki dönemde taze ürün operasyonları perakendenin en kritik ve en karmaşık yönetim alanlarından biri olmaya devam edecek. Çünkü taze ürün tarafında yalnızca satış performansı değil; raf ömrü, fire, üretim planlama, personel yönetimi ve gün içindeki ani tüketim değişimleri aynı anda yönetilmek zorunda kalacak.
Yeni nesil AI sistemleri sayesinde taze ürün operasyonları artık yalnızca geçmiş satış verilerine göre yönetilmeyecek. Sistemler fire riski taşıyan ürünleri, mağaza bazlı tüketim anomalilerini, üretim-planlama uyumsuzluklarını, stok yaşlanmalarını ve operasyonel kalite risklerini çok daha erken tespit edebilecek.
Bu yapılar yalnızca problemi göstermekle kalmayacak; dinamik aksiyon önerileri oluşturabilecek, mağaza ve kategori bazlı öncelikleri güncelleyebilecek ve operasyon ekiplerini gerçek zamanlı yönlendirebilecek. Özellikle gün içindeki değişen tüketim davranışlarına göre üretim, fiyatlama ve ürün yönetimi daha çevik şekilde optimize edilebilecek.
Böylece taze ürün operasyonları statik planlarla yönetilen yapılardan çıkıp; gerçek zamanlı öğrenen, kendini optimize eden ve operasyonel çevikliği artıran yapılara dönüşecek.
Yeni nesil AI projeleri artık yalnızca teknoloji projeleri olarak değil; operasyonel dönüşüm projeleri olarak ele alınmalı. Operasyonel işleyiş ve yeni dönemdeki roller, karar süreçlerine göre yeniden düzenlenmediği takdirde, başarılı bir teknoloji implementasyonu bile sahaya sınırlı ölçüde yansıyacaktır.
Bu nedenle yeni nesil platformlar; üretken yapay zekâyı, kurumsal bilgi, süreç yönetimi ve operasyonel aksiyonlarla bütünleştiren yapılara dönüşüyor. Obase olarak AIR (AI-Ready) çözümümüz ile bu dönüşüme liderlik yapmayı hedefliyoruz. Alınması gereken kararları güvenilir bir şekilde operasyonların içine taşıyacak bir sistemi işletmelerin hayatına entegre etmeyi amaçlıyoruz.
Yapay zekâ çıktılarını karar süreçlerinin aktif bir parçası haline getirmek, kısa ve orta vadeli başarının çıtasını belirleyecek. Tüm süreçlerde bunu yapmak için veri kalitesi, süreçlerin tariflenmesi ve organizasyonel dönüşüm zaman alabilir. Ancak adım adım hayata geçirilebilecek çok sayıda somut proje bulunuyor.
Önümüzdeki dönemde fark yaratacak şirketler, en fazla veriye sahip olanlar değil; veriyi en hızlı, en güvenilir ve en doğru şekilde aksiyona dönüştürebilenler olacak.
Bülent Dal
NRF 2026: Alışverişten mağazaya, mağazadan tedariğe asistanlar dönemi
New York Javits Center’da düzenlenen NRF 2026, perakende teknolojilerinin geleceğine dair önemli sinyaller vermeye devam etti. Bu yıl konferans ve fuarın ana teması beklendiği gibi yapay zekaydı; ancak geçmiş yıllardan farklı olarak artık hayatın içerisine girmiş örnekleri görmeye başladık. Perakende IT bütçelerinin %15’i artık AI’a ayrılıyor ve bu oran yıllık %27 büyüme gösteriyor. Yapılan bilgilendirmelerde AI harcamalarının, pilot proje çalışmaları ve kısıtlı sayıda akıllı chatbot lisansının ötesine geçmeye başlamış olduğu; perakendecinin hem müşteriye dokunan yüzünü, hem de mutfağını aynı anda dönüştüren üç katmanlı bir yatırım çerçevesinde şekillendiğini görüyoruz. Ön yüzde kişiselleştirilmiş öneriler, dinamik sayfalar ve müşterinin yerine araştırıp karşılaştıran müşteri asistanı senaryoları öne çıkarken; arka planda talep tahmini, stok ve tedarik zinciri, fiyatlama/promosyon ve iş gücü planlama gibi karar mekanizmaları AI ile yeniden kurgulanıyor. Tüm bunların çalışmasını sağlayan görünmez katmanda ise AI altyapı kullanım maliyetleri, veri platformları ve güvenlik/yönetişim ile veri anonimleştirme yer alıyor; yani AI’a hazır ve sürdürülebilir bir altyapı oluşturmak temel oluşturuyor.
NRF’te AI ile ilgili en öne çıkan ve gelecekteki müşteri davranışını da adresleyen ana mesaj, AI destekli alışverişten otonom kararlar alabilen “ajan tabanlı ticaret” dönemine geçiş oldu. Bu süreci desteklemek üzere önemli anonslar yapıldı. Geçen yıl ajan olarak sunulan çözümler aslında gelişmiş chatbot’lardan ibaretti. Bu yıl ise gerçek anlamda otonom karar alabilen, işlem gerçekleştirebilen ve zincirleme etkileri yönetebilen sistemler sergilendi.
Protokol Savaşları: UCP ve ACP
NRF 2026’nın en kritik duyurusu Google’dan geldi: Universal Commerce Protocol (UCP). Google, Shopify, Etsy, Wayfair, Target ve Walmart ortaklığıyla duyurduğu bu açık standardı “AI arayüzleri içinde ticaretin altyapısı” olarak konumlandırdı. UCP’nin perakendeciler için en büyük avantajı, Google Merchant Center’a zaten entegre olan firmaların otomatik olarak sisteme dahil olması. Yani ürün bilgilerinizi Google’a besliyorsanız, Gemini sizi zaten bulabilir durumda.

Sundar Pichai, CEO, Google Alphabet ve John Furner, President and CEO and incoming Walmart Inc. President and CEO, Walmart U.S.
Öte yandan OpenAI ve Stripe’ın daha önce duyurduğu Agentic Commerce Protocol (ACP), farklı bir değer önerisi sunuyor: Stripe kullanan perakendeciler için tek satır kodla ChatGPT içinden görünür hale gelme imkanı. ACP hız ve basitliğe odaklanırken, UCP kullanıcı kimlik doğrulama ve sadakat programı entegrasyonu gibi özelliklerle öne çıkıyor.
Bu iki protokolü ajan tabanlı ticaretin HTTP’si olarak düşünebiliriz. Hangisinin kazanacağı sorusunun cevabı ise belki de “ikisi de” olacak. Walmart’ın stratejisi bunu net gösteriyor: Hem ACP hem UCP’yi benimseyen şirket, “müşteri niyetinin başladığı her yerde var olmak” mottosuyla hareket ediyor. Bu yaklaşım, omnichannel’ın ötesinde “omni-protocol” bir geleceğe işaret ediyor. Aslında burada uzun süredir gözlemlenen Amazon’un duruşuna dikkat çekmek gerekiyor. Amazon ise “ben zaten ayrı bir standardım; hem kendi portföyümdeki hem de dışarıdaki ürünleri Rufus ile bulabilir ve sipariş verebilirsin” diyor. Bu sektörde bazıları tarafından Walmart’ın önderliğini yaptığı açık standartlar ile Amazon’un kapalı network’ü arasındaki bir savaş olarak değerlendiriliyor.
Ajan tabanlı ticaret: Tüketici deneyiminin yeniden tanımı
AWS’den David Dor’un ortaya koyduğu “Agentic Commerce Seviye Tablosu” fuarın en tartışılan içeriklerinden biriydi. Seviye 0’dan (asistan tabanlı öneriler) Seviye 5’e (tam otonom alışveriş ajanları) uzanan bu çerçeve, sektörün nereye gittiğini net gösteriyor. Şu an çoğu perakendeci L2-L3 seviyesinde, yani rehberli ve işlemsel aşamada denemeler yapıyor. Ancak 2026-2027’de L4 ve L5’e geçiş; yani sizin adınıza alışveriş kararları veren yapay zeka ajanları beklentisi tarifleniyor.
Bu dönüşümün boyutunu Adobe’nin paylaştığı veriler somutlaştırıyor: 2025 Amerika tatil sezonunda AI destekli e-ticaret trafiği bir önceki yıla göre %693 artmış. Salesforce ise AI ve ajanların 2025 tatil perakende satışlarının %20’sini oluşturduğunu açıkladı. Bu veriler, AI’ın en çok müşteri hizmetleri süreçlerinde benimsendiği bulgusunu destekliyor.
Terminoloji de değişiyor. B2B ve B2C’nin yanına artık A2A (Agent-to-Agent) ticaret ekleniyor. Bir tüketici ajanının, bir perakendeci ajanıyla doğrudan iletişim kurarak alışveriş yapması yani müşterinin yönetiminin yanı sıra ajanların yönetilmesi de ana bir konu haline geliyor.
Perakende devlerinden AI yansımaları
Amazon’un yaklaşımı dikkat çekici bir şekilde farklılaşıyor. Rufus adlı AI asistanı ile 250 milyon müşteriye ulaşan ve bugüne kadar 10 milyar dolar satış gerçekleştiren şirket, UCP veya ACP’ye katılmak yerine kendi ekosistemini güçlendirmeyi tercih ediyor. Amazon CEO’su Andy Jassy’nin “diğer LLM’ler iyi bir deneyim sunduğunda yeniden değerlendiririz” şeklindeki açıklaması, şirketin bu alandaki özgüvenini yansıtıyor.
Target ise farklı bir strateji izliyor: ChatGPT içinde özel bir uygulama geliştirerek “@Target” komutuyla müşterilerine ürün sorgulama, stok kontrolü ve sipariş tamamlama imkanı sunuyor. Bu, protokollerden bağımsız, API tabanlı bir entegrasyon modeli. Target aslında müşterilerinin, hangi ürünleri aradıklarını anlayıp, gerekirse bu ürünler portföylerinde yok ise dahil etme kararını vermeyi de hedefliyor.
Kroger’ın Instacart işbirliği de önemli bir gelişme. Akıllı alışveriş arabaları ile mağaza içi deneyimi dönüştüren bu ortaklık, sepet toplamını anlık gösterme özelliğiyle ortalama %2-3 satış artışı sağlıyor. Wegmans mağazalarının %20’sinde konuşlanan bu sistem, sıfır alışveriş arabası hırsızlığı rakamıyla da dikkat çekiyor.
Walmart’ın “müşteri niyetinin başladığı yerde olmak” stratejisi, sektör için bir manifesto niteliğinde. Artık mesele “müşterinin olduğu yerde olmak” değil, “niyetin oluştuğu anda orada olmak.” Ve bu niyet, giderek artan oranda AI asistanlarında şekilleniyor.
Yeni kullanıcı arayüzü: Ses ve görsel tanıma
NRF 2026’da sergilenen çözümler, kullanıcı arayüzünün köklü bir dönüşüm geçirdiğini gösterdi. Bazı örnekler mağaza içinde sesli etkileşimin kiosk ve müşteri arasında özel bir iletişim içerisinde gideceğini gösterdi. Örneğin müşterinin ihtiyacını sesli olarak belirtmesi, sistemin uygun ürünü önermesi gibi. Özel hoparlör ve mikrofon tasarımı sayesinde bu etkileşimin mağaza ortamında yankılanmadan gerçekleşebildiğini gördük.
Görsel tanıma tarafında buluta bağlanmadan çalışan kamera bağlantılı akıllı görsel yorumlama sistemleri öne çıktı. Tek bir kamera ile kayıp önleme, self-checkout doğrulama, çalışan suistimali tespiti ve müşteri davranış analizi yapılabilen sistemler sergilendi.
Fiziksel AI tarafında ise robotlar ile yüzlerce mağazaya ulaşması planlanan, maliyetleri düşen RFID’nin ve görsel tanıma teknolojilerinin birleşerek envanter doğruluğunu artıran sistemlerde tümleşmesi dikkat çekiciydi.
Bu gelişmeler, yazılım çözümlerinin de evrilmesi gerektiğine işaret ediyor. Obase olarak da geliştirmekte olduğumuz “çoklu uzman ajanlar” modeli buna iyi bir örnek: Mağaza müdürü ajanı, içgörü ajanı, eylem ajanı ve envanter ajanı birlikte çalışarak kapsamlı mağaza müdürünü asiste eden bir yapı oluşturuyor. Mağaza arka ofisinin yeni misyonu da tam bu olacağına inanıyoruz; yani mağazadaki dijitalize olan tüm veri kaynaklarından veriyi toplayan, anlamlandıran ve iş süreçleri ile gerekli noktalarda mağaza çalışanı onayıyla tümleştiren bir sisteme dönüşecek.
AI’a hazır olmanın pratik tanımı: Problem + veri + süreç
NRF 2026’da anlatılanlar ve gündemdekilerden çıkaracağımız en anlamlı sonuç, AI’ın “yapabilir” olmasının yetmediği, “yapmalı mı” sorusunun cevaplanması gerektiği. AI’dan fayda elde etmek üç temel üzerine oturuyor: Birincisi, çözülecek iş probleminin net tanımı; “AI kullanalım” değil “envanter doğruluğunu %98’e çıkaralım” gibi bir hedefle yola çıkmak lazım. İkincisi, bu problemi besleyecek kaliteli, tutarlı ve erişilebilir veri varlığı; ajanlar ne kadar akıllı olursa olsun, beslendiği veri kadar değer üretir. Üçüncüsü, verinin üretildiği ve sonuçların uygulandığı iş süreçlerinin olgunluğu. NRF’te gördüğümüz Dollar Tree buna güzel bir örnek. Dollar Tree ilk denemelerinde beklenmedik kriz senaryoları gerçekleştiğinde chatbot’a sorup yönlendirme almak gibi iyi niyetli ama gerçekçi olmayan ve böylesi durumlarda çalışanların itibar etmediği süreçler kurgulamış. Sonrasında yönlerini daha anlamlı bir probleme çevirmişler: mağaza yöneticilerinin hangi gün hangi mağazaya odaklanması gerektiğini, kritik KPI’ları ve mağaza bazlı risk/fırsatları üretken yapay zeka üzerinden görmesini sağlayan bir operasyonel karar desteği hayata geçirerek fayda elde etmişler.
Hangi süreci iyileştireceğiz ile başlamak için bir örnek daha verelim. Bir sipariş takıldığında sistemin problemi tespit etmesi, olası çözümleri değerlendirmesi ve en uygununa karar vermesi ve bu kararın zincirleme etkilerini insan müdahalesini en aza indirerek yönetmesi. Ancak bu otonom karar alma yeteneği, süreçlerin ve iş kurallarının önceden net tanımlanmış olmasını gerektiriyor. Kuralları belirsiz bir süreç üzerinde hiçbir yapay zeka sağlıklı karar veremez. Bu üç unsurun; problem, veri, süreçin beraber ele alınmas durumunda AI yatırımı değer yaratır; aksi halde teknoloji sadece maliyet kalemi olarak kalır. Yıllardır veri kalitesi, süreç standardizasyonu ve sistem entegrasyonuna yatırım yapan şirketler, bu dönüşümde rekabet avantajını hazır olarak yakaladığını görmekteyiz.
NRF 2026’dan çıkan ana mesaj şu: Ajan tabanlı ticaret çağı başlıyor ve bu dönüşümde hızlı ilerleyecek olan şirketler, yıllardır veri kalitesi, süreç standardizasyonu ve sistem entegrasyonuna yatırım yapanlar olacak. AI herkes için kullanılabilir hale geliyor, ama onu etkili kullananlar hazırlıklı olanlar arasından çıkacak. Dijital Ticaret Protokol savaşlarının galibi henüz belli değil, ancak veri savaşının galibi çoktan belli: Veriye sahip olan, geleceğe sahip olacak.
Bülent Dal
CES 2026: Perakendenin yeni işletim sistemi
Tüketici Elektroniği Fuarı Ve Konferansı CES 2026, 4.100 katılımcı firma ve 148 bin ziyaretçiyle tamamlandı. Consumer Technology Association (CTA) verilerine göre, küresel tüketici teknolojisi ve dayanıklı ürünler pazarı 2026’da 1,3 trilyon dolara ulaşacak. ABD pazarı ise 565 milyar dolarla rekor kıracak (donanım 371 milyar, yazılım ve servis 194 milyar dolar). Yazılım ve servis tarafının donanıma kıyasla daha hızlı büyümesi, teknolojinin “satın alınan ürün” olmaktan çıkıp “sürekli hizmet”e dönüştüğünü açıkça gösteriyor.
CES 2026’nın en güçlü mesajı şuydu: Dijital dönüşüm artık “akıllı dönüşüm”e evriliyor. Yapay zekanın günlük hayatın içine iyice karışması, uzun ve kaliteli yaşam odağı, giyilebilir cihazların yeni bir “kişisel bilgisayar” gibi konumlanması ve yeni arayüzlerin hızla yayılması bu dönüşümün görünen yüzüydü. Kısacası, yapay zeka artık “gelecek” değil; bugünün gerçeği. Perakende sektörü de bu hikayenin tam ortasında duruyor.
Bu yıl CES’te üç büyük başlık her şeyin üzerine oturuyordu: akıllı dönüşüm, uzun ve kaliteli yaşam ve mağazanın akıllı dönüşümü. Gelin, perakendeye etkilerini bu çerçevede okuyalım.
1) Akıllı Dönüşüm: Yapay zeka artık işin bir parçası
CTA’nın 6 ülkede yaptığı araştırmaya göre ABD’de çalışanların %63’ü işte yapay zeka kullanıyor ve haftada ortalama 8,7 saat tasarruf ediyor. Bu veri bana şunu söylüyor: Yapay zeka “deneme tahtası” dönemini geride bırakıyor; artık kurumların günlük iş yapış biçiminin içine giriyor.
Perakende açısından bunun anlamı çok net: Envanter yönetiminden personel planlamaya, talep tahmininden müşteri hizmetlerine kadar pek çok süreçte yapay zeka kullanımı “ekstra” değil, giderek “standart” haline gelecek. Üstelik bu dönüşüm sadece daha iyi raporlama ya da daha hızlı analiz değil; karar alma biçimini dönüştüren üç yeni dalgayı beraberinde getirecek:
Aksiyona yönelik yapay zeka: Sadece öneren değil, belirli kurallarla kararı hızlandıran ve hatta aksiyon alan sistemler. Stok yenileme önerip bırakan değil; stok kritik eşiğe indiğinde siparişi hazırlayan, fiyat–kampanya etkisini izleyip yeni öneriyi hızla devreye alan, tedarikçiyle daha otomatik çalışan yapılar.
Sektöre özel uzman modeller: Genel amaçlı modellerin yanında, perakendeye özel, dar ama çok iyi iş yapan uzman modellerin artması. Taze ürün yönetimi, raf ömrü, fire azaltma, kalite uyarıları gibi alanlar bunun en erken örnekleri.
Operasyonel yapay zeka: Depo, lojistik ve tedarik zinciri süreçlerinde otomasyonun ve karar kalitesinin yükselmesi. Depoda akışın iyileştirilmesi, rota optimizasyonu, teslimat planlama ve verimlilik gibi başlıklarda yapay zeka artık “fark yaratacak” değil, “olmazsa olmaz”a doğru gidiyor.
CES’te bunun bir uzantısı olarak robotik ve “fiziksel yapay zeka” da çok daha gerçek bir iş gündemi haline gelmişti. İnsan biçimli robotların şovu bir yana; mağaza ve depo tarafında daha “iş bitiren” servis robotları, taşımayı kolaylaştıran otonom sistemler, sayımı hızlandıran çözümler ciddi şekilde sahnedeydi. Perakende operasyonunda “tekrarlı ve düşük katma değerli” işleri robotların alıp, çalışanı müşteriye daha fazla vakit ayıran bir role taşıması fikri güçleniyor.
Bir başka dikkat çekici alan da giyilebilir cihazlar ve artırılmış gerçeklik çözümleri oldu. Akıllı gözlüklerin daha konforlu hale gelmesi ve genişletilmiş gerçeklik (Extenden Reality) çözümlerinin depo optimizasyonu ve eğitim gibi endüstriyel kullanım alanlarına girmesi, mağaza ve depo çalışanını “anlık bilgiyle güçlendiren” yeni iş akışlarını mümkün kılıyor. Çalışanın güvenilir ve o anda ihtiyaç duyulan bilgiye giyilebilir bilgisayarlar ile çok kolay eriştiği; ürünün kesin yeri, gerçek zamanlı doğru stok, akıllı alternatifler ve çapraz satış önerileri bir dünyaya hızla yaklaşıyoruz.
Son olarak “cihazların platformlaşması” önemli bir kırılma. Akıllı TV’ler, AI destekli bilgisayarlar ve mobil ekosistemler, kişiye özel deneyim sunan platformlara dönüşüyor. Bu da evden alışverişin, ürünü artırılmış gerçeklikle incelemenin, hatta “evin içinde deneyimleyerek” karar vermenin daha sıradan hale geleceğini gösteriyor.
Tedarik zinciri tarafında da dönüşüm hızlanıyor. Tarımdan üretime, depodan taşımaya kadar pek çok alanda yapay zeka ve otomasyon; maliyeti, kaliteyi ve sürdürülebilirliği doğrudan etkiliyor. Dikey çiftlikler, otonom hasat, verim artırıcı akıllı sistemler; rafımıza gelen ürünün fiyatını ve bulunabilirliğini yeniden şekillendirecek. Enerji dönüşümü de bu resmin bir parçası: elektriğe kayış, akıllı şebekeler, yenilenebilir enerji, elektrikli filo ve enerji yönetimi artık sadece “sürdürülebilirlik raporu” konusu değil, doğrudan operasyon maliyeti konusu. Enerji verimliliği, perakendenin kar hanesine yazılan bir stratejiye dönüşüyor.
2) Uzun ve Kaliteli Yaşam: Yeni kategori haritası
CES 2026’nın ikinci büyük teması “uzun ve kaliteli yaşam”dı. Bu başlık perakende için hem yeni gelir alanları yaratıyor hem de mevcut kategori dengelerini sarsabilecek etkiler taşıyor.
Örneğin GLP-1 bazlı kilo verme ilaçlarının (Ozempic, Wegovy gibi) yaygınlaşması, gıda perakendesinde bazı kategorilerde talebi aşağı çekebilir; bu da toplam sepeti etkileyebilir. Öte yandan aynı dalga, yeni bir fırsat da doğuruyor: protein ağırlıklı ürünler, düşük kalorili seçenekler, porsiyon kontrollü paketler, fonksiyonel gıdalar…
Tıp ve kişiselleştirilmiş sağlık tarafındaki gelişmeler de eczane ve sağlık kategorilerinin genişlemesi anlamına geliyor. Tüketiciler kendi profillerine göre beslenme ve takviye önerileri talep ediyor. Burada perakendeci için kritik soru şu: Sadece ürün satışı ile mi kısıtlı kalacağız, yoksa veriye dayalı öneri ve hizmetlerle yeni bir değer mi sunacağız?
Giyilebilir sağlık cihazları da artık niş bir alan değil. Bu cihazlar satıldıkça, perakendecinin rolü “raf koy–sat”tan “veriye göre öner–paketle–sadakat yarat”a doğru evrilebilir. Akıllı ev çözümleriyle birlikte düşününce tablo daha da netleşiyor: Ev, alışverişin yeni bir temas noktası oluyor. Buzdolabının alışveriş listesi hazırlaması, eksilen ürünleri önermesi, hatta siparişi otomatikleştirmesi; yakın geleceğin sıradan alışkanlığına dönüşebilir.
3) Mağazanın Akıllı Dönüşümü: Kişiselleşmiş deneyim ve güçlendirilmiş çalışan
Walmart örneği
CES 2026’da en çarpıcı oturumlardan biri, Walmart’ın AI Dönüşüm, Ürün ve Tasarım Direktörü Daniel Eckert ile yapılan söyleşi oldu. Eckert, CEO’ya doğrudan raporlayan bir pozisyonda ve yaklaşık 6 aydır Walmart’ta. Ama vizyonu son derece net: 10 yıl içinde fiziksel mağazalar, e-ticaret deneyimi kadar dijital ve kişiselleştirilmiş olacak.
Bu çok önemli bir vurgu. Şimdiye kadar dijital deneyim= online, analog deneyim = mağaza şeklinde bir ayrım vardı zihnimizde. Eckert’in söylediği, mağazaların o kadar dijitalleşeceği, o kadar kişiselleşeceği ki, her müşteri için ayrı bir deneyim sunacağı. Bugün online deneyimin vaadi tam da bu: Her kullanıcıya özel. Ama mağazanın herkese aynı şeyi göstermek zorunda kaldığını düşünüyoruz.
Walmart, her müşterinin daha önce ne satın aldığını, ne zaman geldiğini, ne zaman tekrar geleceğini daha iyi tahmin ederek mağazadaki ürün çeşidini kişi bazında o kadar hassas hale getirmek istiyor ki, sanki uygulamada kişiselleştirilmiş bir liste scroll ediyormuş gibi tüketicinin hissetmesini hedefliyor. Bu kolay değil. Bu, son derece dinamik bir tedarik zinciri, tedarikçiden rafa kadar çalışan sofistike AI algoritmaları gerektirir. Ama Eckert bunu yapacaklarından son derece emin.
Scroll’dan Kurtulmak: Agentic Commerce’in vaadi
Eckert’in bir başka vurgusu da beni çok etkiledi: “Ne kadar süre daha scroll edeceğiz?”
Son 20+ yıldır hepimiz ekranları kaydırarak ve ilerleterek aradığımızı bulmaya çalışıyoruz. Telefonda, tablette, bilgisayarda… Uzun ürün listelerini filtrelemek için vakit kaybedip, aradığımız şeyi bulmaya çalışıyoruz.
Peki uygulama bizi o kadar iyi tanısa ki, bu çabayı ortadan kaldırsa? Walmart’ın Sparky adlı chatbot’u tam da bunu yapmaya çalışıyor. Müşterilerin büyük çoğunluğu her hafta aynı ürünlerle başlıyor siparişe: süt, un, yumurta, tereyağı, muz… Sparky ile hedeflenen, tekrar edenleri tek tuşla sepete eklemek ve sonra sadece o haftaya özel ihtiyaçlarınızı eklemeniz.
Eckert’in dediği çok net: Çok daha az scroll göreceğiz. Bazen sohbet arayüzü en iyi arayüz olacak (ne aradığınızdan emin değilseniz doğal bir konuşma istersiniz). Bazen kamera en iyi arayüz olacak (ceketinizin fotoğrafını çekip “buna uygun kazak seçenekleri göster” diyeceksiniz). Ama kesin olan bir şey var: Sonsuz listelerde gezinme dönemi bitiyor.
Agentic commerce, yani AI’nın sizin adınıza alışveriş yapması konusunda Eckert’in yaklaşımı çok dengeli. İnsanlar alışveriş yapmayı seviyor, bu değişmeyecek. Ama “zorunlu alışveriş” ile “keyifli alışveriş” arasında fark var.
Çamaşır deterjanı bittiğini fark etmek can sıkıcıdır. Çamaşır deterjanı almak heyecan verici değildir. Ama deterjan bitmeden birkaç gün önce otomatik olarak evinize gelmesi harika olurdu. İşte agentic commerce’in parlayacağı alan bu: Temel, tekrarlayan ürünler.
Eckert’a göre keşfetmekten keyif aldığınız alışverişlerde (giyim, aksesuar, özel ürünler) AI desteği ile aradığınız ürünü bulmanıza yardım edip alışverişin keyif kısmında sizi etkin kılıp, her an yanınızda hazır satış asistanı rolü oynayacak. AI müşteriye öneriler sunarak, değerlendirme paylaşarak devrede olacak, ama satın alma tuşuna basma aşamasını müşteriye bırakacak.
Çalışanlar için AI asistanı
Walmart’ın bir diğer vurgusu da çalışan tarafında: Yapay zekayı maliyet düşürme aracından ziyade, çalışanı daha etkili kılıp müşteriye daha iyi hizmet verme aracı olarak konumlamaları. Ürünün raftaki yeri, stok durumu, raf doldurma önceliği, mağaza içi güvenlik riskleri gibi konularda çalışanı anlık destekleyen asistanlar; “daha iyi hizmet” hedefinin altyapısı oluyor.
Müşteri hangi üründen sorarsa sorsun, hangi rafta olduğunu, stokta olup olmadığını, ne zaman geleceğini anında görebiliyorlar. Hangi rafın önce doldurulması gerektiğine AI karar veriyor, çalışanı yönlendiriyor. Bir yerde dökülen bir sıvı varsa (güvenlik sorunu), AI anında yönlendirmeyi değiştirip çalışanı oraya gönderiyor.
Arama ve Keşif: Ürün bulmaktan karara ve aksiyona
CES’te arama ve keşfin geleceğini konuşan panelden çıkan ortak mesaj şuydu: Arama artık sadece “bulmak” değil; müşterinin karar verip aksiyon almasını sağlamak. Müşteri yolculuğu kısalıyor; görsel, sesli ve sohbet tabanlı arayüzler yaygınlaşıyor; filtreler geride kalırken diyalog ve netleştirici sorular öne çıkıyor.
Bu yeni dünyada perakendecinin en büyük ödevi, ürün bilgisini ve kataloğu “yapay zekaların anlayacağı” şekilde temizlemek ve güvenilir hale getirmek: doğru ürün nitelikleri, doğru görseller, doğru stok bilgisi, güncel fiyat… Çünkü aksiyon alan sistemlerin gerçek hayatta hata payı çok düşük. Ayrıca ekosistemde birlikte çalışabilirlik tarafında yeni protokoller ve duyurular hızlanıyor; bu alan gerçekten “her hafta yeni gelişmeye gebe” bir döneme giriyor.
Perakende için vizyon listesi
CES 2026’dan çıkan bu tabloya bakınca, perakende sektörünün önümüzdeki 5 yılda odaklanması gereken vizyon şöyle şekillenebilir:
- C-level gündeminde AI’ı ayrı bir başlık olarak konumlandırın; üç aylık AI dönüşüm ilerleme değerlendirmesi yapın.
- Arama ve keşif deneyimini yeniden tasarlayın: katalog ve içerik kalitesini yükseltin, konuşmalı ve görsel aramaya hazırlanın.
- Sağlık ve iyi yaşam kategorisini genişletin; GLP-1 etkisini ve yeni tüketici tercihini kategori stratejisine yansıtın.
- Tedarik zincirinde otomasyon ve robotik yatırımların ROI’sini değerlendirerek karar verin; çalışanı güçlendiren asistanlara odaklanın.
- “Müşterinin olduğu yerde var olma” hedefinde, müşteri ilişkisi ve veriyi kaybetmeden ilerleyecek bir denge kurun. Ev, araba ve giyilebilir bilgisayarlar ile daha etkileşimde olmaya hazır olun.
- Tekrarlayan alışverişte otomasyonu destekleyin; keşif ve beğeniye dayalı alışveriş alanlarında insan dokunuşunu koruyun.
- Güven ve fiyatı temel para birimi olarak yönetin; izin ve mahremiyet esasına önem verin.
- Enerji verimliliğini rapor konusu değil, doğrudan karlılık ve maliyet yönetimi konusu olarak ele alın.
CES 2026 da bize şunu gösteriyor: Perakendede önümüzdeki 5 yıl, geçmiş 50 yıldan daha fazla değişim getirecek. Artık bu değişimde rol almak değil, nasıl liderlik edeceğimizi belirlemek söz konusu.
