Sosyal Medya Hesaplarımız

Yalçın Aras

Ben ne yapabilirim ki…? Diyor…

Yalçın Aras
Abone Ol:

Tam otuz yıl öncesi idi; dört can arkadaş otomobille Almanya’dan Türkiye’ye dönüyoruz. Araç Almanya’da çalışan arkadaşımızın, üstü bagaj ve tıka basa eşyalarla dolu. Almanya’dan Avusturya sınırına 30 km kala benzin alıp yolumuza devam ediyoruz. Avusturya sınırına tam gireceğiz ki motorsikletli polis ışık, siren karışık önümüze geçiyor ve beynelminel işaretleri ile beni takip edin diyerek bizi emniyetli bir şeride yanaştırıyor.
Arkadaşlarımızdan ikisi su gibi Almanca biliyorlar. Polis ”Benzin istasyonundan ihbar edildiniz. Otomobilinizin yükü ağır ve lastikleriniz kabak, böyle yola devam edemezsiniz. Hem kendinizin hem de başkalarının hayatını tehdit ediyorsunuz. Lütfen beni takip ediniz ve otomobil lastiklerinizi yenileyip yolunuza devam ediniz” diyor.
Alman polisi bizi lastiklerimizi yenilenince kadar takip ediyor ve otomobilimizin lastiklerinin değiştirildiğinden emin olduktan sonra ”Türkiye’ye selamlar” diyerek ayrılıyor.
Lastik değişim esnasında polise; “Zaten ülkenizi az sonra terk edecektik” gibisinden sorularımıza, insanlık adına ders verecek kültürü ile bizi kendisine ve kendi hizmet ettiği polis teşkilatına hayran bırakıyor. Ayrıca bize “Sizi ihbar eden insana da teşekkür borçlusunuz” diyor. Son olarak, Alman polis ”Biz önce insan diyoruz” diyor.
Aradan tam otuz yıl geçiyor, bir mübarek Ramazan günü, Bursa, Ata Bulvarı’nda yaya geçit köprünsün alt ayağında gizlenmiş polis, kendisini siperleyen çınar ağacının tam arkasında karşıdan gelen araçlar 80 km yi geçerse 2 km ötedeki polis meslektaşlarına plakasını bildiriyor.
Bu polis arkadaşımızın kendi başına uyguladığı bir sistem değil elbette, kendisi de pekala biliyor ki bu şekilde trafik ıslah edilemez.
Ben Yalçın Aras olarak kafaya takmışım bir kere. Polisin gizlendiği yerin 1 km sonrasında orta refüjden araçlar ters olarak yola giriyorlar ve kazaya sebebiyet veriyorlar. Bunun tedbirini alması için genç polis arkadaşa ricada bulunuyorum. Ayrıca bir gün öncesinden küçük bir kazaya da şahitlik ettiğimi belirtiyorum. Gizlendiği yere gelmeme şaşıran polisimiz. Bana önce kendisini görev başında rahatsız ettiğimi söylüyor, sonra da ”Ben ne yapabilirim ki?” diyor.
Kendisine sabırla kendimi tanıttıktan sonra biraz yumuşayan polis şöyle cevaplıyor:
“Peki öyle ise bir bakarız…!”
Daha sonra ki kontrolümde ise maalesef öyle bakılmış ve geçilmiş olduğunu görüyorum.
Otuz yıl geçmiş, kırk yıl geçmiş fark etmiyor, fark etmiyor….!
Sorguluyorum kendi kendime; niçin polis memuru kendine amirlerinin verdiği görevi dışında insanlık için insiyatif kullanmıyor.
Niçin….? Böyle eğitilmiyorlar mı…? Dışarıdan bakan bir vatandaş olarak soruyorum…?
Kendi tuzağına yakaladığına para cezası ile kurtulacağını, ama orta refüjden ana yola geçenlerin cezalarını ölümle ödeyeceklerini bilmiyor mu? Polis bunu muhakeme edecek kadar eğitilmiyor mu…?
Ben bu duruma ancak;
Her şey ama her şey eski tas eski hamam… diyebiliyorum, yazık diyebiliyorum.
Sizler ise aklınıza geleni söyleyin.

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ağustos 2014 – 66. sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Yalçın Aras

Kara Toprak

Yalçın Aras

Yazar:

Gözleri görmeyen Aşık Veysel bile

“Benim sadık yârim kara topraktır” demiş.

“Ona işkence yapınca bana gülerdi, bir tohum ektim dört bostan verdi”

Dediği dünya ve kara toprağı aslında bizim yaşam kaynağımız.

Bize hayat veren fakat bizim umursamadığımız üç unsur hava, su ve toprak.

Son yıllarda maalesef güzel şeyler yaşamıyoruz. Evlere tıkıldık, bir sabah kalktık ki her şey değişmiş.

Seyahatler, arkadaşlar ile doya doya sohbet, bir yerde buluşmak, sevdiklerine sarılamamak dert oldu her birimize.

Acıyı, hüznü bile kalbimize gömmek durumu ile karşılaştık.

Dünyayı çok hor kullandık, dünya sadece insanlara ait zannettik.

Gölleri, denizleri, nehirleri kirlettik, yetmedi havayı kirlettik.

Şu sıkıntılı günlerde ilaç olacak olan, hasret kaldığımız doğayı bozduk ve halen daha da bozmaya devam ediyoruz.

Tarım alanlarının tam ortasına fabrikalar kurduk karasinekler bastı, ilaçla hepsini telef ettik.

Tarla fareleri evsiz kaldı çıktığı deliklere zehir doldurduk, yılanlar çıktı hepsini katlettik.

Otoyollar yaptık kurda kuşa geçit vermedik, dereleri kanalizasyon ve fabrika atıkları ile zehirledik.

Su kuyuları vardı başlarında da kavak ağaçları hepsini kestik, dallarına kuşlar geliyordu şimdi yoklar.

Sahillerin her karışına ev yaptık martılara konacak yer, yuva bırakmadık artık fabrika çatılarına konuyorlar.

O milyarlarca yılda var olmuş toprağın, doğanın dokusunu bozduk.

Üredikçe yer daraldı insanoğluna, yer daraldıkça doğaya saldırdı.

Koca şehirlerde içilecek sular taşıma sistemi ile besleniyor.

Hani atalarımız demiş ya taşıma su ile değirmen dönmez.

Hala anlamadık, anlamadık, anlamadık.

Elimize geçirdiğimizi denize attık yuttu sandık..

Oysa birçok balığı naylonla boğduk öldürdük,

Mikronize olan çöpleri balık bize yedirdi ve geri kalanı da müsülaj diye bir köpükle ölüyorum artık dedi deniz.

Bu olanlara kahroluyorum, Ama yine de her şeye rağmen ben doğaya aşığım.

Aklımızı başımıza almamız gerekli. Bu işin zengini, fakiri, siyaseti yok.

El birliği ile bozduk, el birliği ile de yeter dememiz lazım.

Gelecek nesillere bize bırakıldığı gibi bırakmamız lazım.

Olmasa dağı olmasa denizi, nehri, gölü, tarlası, kurdu kuşu

Böceği, çiçeği, meyvesi neylesin yeni nesil dünyayı…

Devamını Oku

Yalçın Aras

İstanbul’un taksicileri

Yalçın Aras

Yazar:

İş yaşamım nedeniyle İstanbul’u az çok tanırım. Dünya güzeli ve içinden deniz geçen bu muhteşem şehrin neyini sevmezsiniz diye sorsalar cevabım hiç gecikmez ve acımadan söylerim “bazı taksicileri” derim.

Geçmişten günümüze ne zaman ki İstanbul’a gitsem ve taksi ihtiyacım olsa inanın burnumdan gelir.

Pandemi dolayısı ile yaklaşık 1,5 yıldır bu taksi çilesini çekmiyordum. Geçtiğimiz hafta Ataşehir’de bir alışveriş merkezine aracımı park ettikten sonra hesap ettim, bugün dönüş dahil tam birkaç taksi maceram olacak dedim içimden. Çünkü hepsi bir macera, binmek bir dert inmek ayrı bir dert.

Neyse, önceki  taksi operasyonları başarılı ile geçti. En son durak Karaköy, oradan da Ataşehir ve Bursa’ya dönüş. Aslında ilk bindiğim taksilerde de işler istediğim gibi gitmedi ama olaylar hafif.. Size en ilginç olanını anlatayım. Sarıyer’den Halaskargazi caddesine gideceğim, taksici Sarıyerliymiş “dayı nereden gideyim?” diye sordu.

“Mesela tünelden gideyim mi dayı” dedi. Tünel deyince ben Sarıyer Maslak arasında bir tünel var orası zannettim ve tamam dedim. Seninki oradan çevre yoluna çıktı, Telekom stadyumunun önünden dolaşıp Kağıthane’ye oradan Beşiktaş’a giden tünele ve oradan da Taksim’e derken tam iki misli ücret.

İstanbul taksicilerinin en iyisi bu çünkü yol boyunca doğruluktan, insanlıktan, ahlaktan bahsetti, ders bile verdi yani.

Finalde, saat 17.00 civarı Karaköy’den Ataşehir’e gitmek için tam 12 taksi çevirdim ve çoğunu da kırmızı ışıkta yakaladım. Hepsi de aynı ağız “dayı nereye? Ataşehir’e bu saatte gidemem, köprü ölümdür şimdi, OGS yok, evrakım eksik, şimdi devrediyorum taksiyi, hastam var” gibi bahaneler.

Bendeki çaresizlik teklife dönüştü. Tünelden geçelim karşıya, dönüşte müşteri bulamazsan ben karşılayacağım, yani iki katı ödeme.

En sonunda bir insan evladı, 60 yaşındaymış, yanaştı ve “buyurun dedi.” Bindim, isterseniz tünelden geçelim teklifi benden geldi, zorla kabul etti. Paranın üstü lütfen kalsın dedim o da kedilerime mama alacağım o şartla” diyerek kabul etti.

Ve sohbetin devamında şoför “mesleğim taksicilik ama iş çığırından çıktı, iktidarın veya muhalefetin tebdili kıyafetle müşteri olmaları halinde vatandaşa ne kadar büyük bir kötülük yaptıklarını bizzat anlayacaklardır” dedi!

Geçmişten günümüze gittikçe kötüleşen, insan hayatına etki eden ve İstanbul’dan soğutan bu bir kısım taksicilere mutlaka bir çare bulunmalı.

Geçen hafta yurt dışından gelen bir müşterimizin başına geleni ise anlatmak bile istemiyorum.

Buram buram insanlık dışı davranışların ve zorla para istendiği bir durum özetle.

Yani ülkemiz açısından da çok kötü bir imaj, bu resmen ülkemize ve insanlarımıza eziyet.

Bu durum ülkemiz açısından çok büyük ve çözülmesi gereken bir sorun.

Sorun aslında siyasi bir çekişme ve çıkmaza sokulmuş durumda. Herkes işin ne olduğunu çok iyi biliyor.

İşin garip yanı binmiş olduğum bütün taksi şoförleri kimin çözümden yana olduğunu biliyorlar ve İstanbul’da taksi sayısının artması ile sorunun çözüleceğinden yani İstanbul Büyükşehir’den yanalar.

Bir vatandaş olarak ise “lütfen artık bu sorunu çözün” demekten başka çaremiz yok.

Çünkü birtakım taksiciler insanlıktan çıkmışlar, onlar ile bırakın aynı şehrin aynı dünyanın insanı bile olmak istemiyorum.

Hem taksiye almıyorlar, hem gideceği yeri beğenmiyorlar hem de ağızından çıkacak bir küçük sitem için bile hakarete hazırlar, kavgaya hazırlar ve de çekinmiyorlar.

O kadar kötü yani!

Devamını Oku

Yalçın Aras

Hesap makinesi ve terazi

Yalçın Aras

Yazar:

Klimaların dünya enerjisinin yüzde 10’nu harcadığını bahseden gazete haberini okurken bir taraftan da bu hafta yazacağım makale oluştu.

Masamın üzerinde 25 yıldır duran ve 20’ye 15 cm ebadında 24 haneli bir hesap makinası var.

Japon malı bu aletin üstüne bugüne kadar çay, kahve, su gibi sıvılar pek çok kez dökülmesine rağmen bana hizmet etmeye devam etti.

Ayrıca Kovid19’dan sonra her gün kolonya ile bulaşık yıkar gibi temizledim de yine bana mısın demedi. Hani bozulur da yenisini alırım, zira rengi de soldu.

Ama asıl konu aldığım günden beri hiç pil takmadığım bu makine üstünde bulunan1x4 cm ebadında güneş ışığı kolektörü ile bir gün bile bozulmadan tam 25 yıldır hizmet veriyor olması… Diğer taraftan da, her sabah tartıldığım ve pille çalışan emektar terazim var. Maşallah yılda 4 kalem pil yiyor.

Hesap makinesi milyonlarca rakam üretiyor terazi ise sadece üç haneli ve günde bir kez işlem görüyor.

Biri tüketiyor diğeri ise enerji üretiyor. Asıl mesele pilin ücreti değil, bu aleti kullananların ülkemizde milyonlarca ve tüm dünyada milyarlarca pil tükettiğinde pillerin doğaya verdiği zarar.

Biri yenilenebilir enerji diğeri ise yerli bile olsa içindeki lityumu şuyu buyu ile ithal pil.

Bir taraftan da şunu düşünmüyor değilim, Japonların teknolojisini ve yenilebilir enerjinin hayatımıza getirdiği kolaylık. Bir hesap makinesi veya basit bir terazi bile olsa.

Asıl mesele çarpanları ve cüzdan ile doğaya verdiği zarardır.

Devamını Oku

Yalçın Aras

Yalçın Aras

POPÜLER