Yavuz Altun
Seattle’deki Amazon Go izlenimlerim
Seattle Amazon Go nun ilk mağazası beni en az Meta’nın Metaverse’ü kadar şaşırttı. Nasıl bir yatırım olduğunu anlayamadım. Yaklaşık 200‐250 metrekare olan bu market ile büyük bir sansasyon yaratıldı, tüm dünyada derslerde okutuldu. Her yerde reklamları döndü; influencerlar, youtuberlar tarafından binlerce içerik çekildi. Ben Amerika’ya gelmişken Amazon Go’nun ilk mağazasının teknolojisini yerinde görmek istedim. Ne yaptılar, proje neden Metaverse gibi dondu, yöneticileriyle yerinde ayrıntılarını görüştüm. Küçük bir fikir vermesi açısından sonrasında çekim de yaptım.
Amerika’da Amazon Go mağazaları, kasiyersiz alışveriş deneyimi sunarak perakende sektöründe yenilikçi bir adım atıldı. Herkesi heyecanlandıran reklamı sayesinde dünyada seyretmeyen kalmadı. Ancak, bazı mağazaların kapanması ve projenin beklenen başarıya ulaşamaması, çeşitli faktörlere dayanıyor.
Yüksek teknoloji maliyetleri bunun en büyük nedenlerinden biri. “Just Walk Out” teknolojisi, gelişmiş sensörler ve kameralar gerektirdiğinden, mağaza başına yüksek kurulum maliyetlerine yol açtı. Bu durum, özellikle düşük kar marjlı perakende sektöründe finansal sürdürülebilirliği imkânsız kıldı.
Manuel müdahale gereksinimi ise bir diğer önemli konu. Tam otomasyon hedeflenmesine rağmen, sistemin doğruluğunu sağlamak için Hindistan’da yaklaşık 1.000 çalışan manuel olarak işlemleri denetliyor. Bu, operasyonel maliyetleri artırmış ve teknolojinin verimliliği konusunda soru işaretleri oluşturmuş.
Her işletmede olduğu gibi burada da yüksek kira maliyetleri göze çarpıyor. Özellikle büyük şehirlerdeki mağazaların kira maliyetleri, operasyonların ekonomik sürdürülebilirliğini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle, bazı mağazaların kapatılması kararı alınmış.
Amazon, 2023 yılında Seattle, New York ve San Francisco’daki sekiz Amazon Go mağazasını, bu gibi nedenlerden ötürü kapatmış. Buna, 2024 yılında New York’ta üç mağaza daha kapatarak devam ediyor. Bu kapanışların, yüksek kira maliyetleri ve operasyonel zorluklar nedeniyle gerçekleştirildiğini söylemekte fayda var.
Mağaza yöneticisi hanımefendinin ilettiğine göre bazı mağazaların kurulumu 2 yılı bulmuş. Gelişmiş sensörler, kameralar ve yapay zeka sistemleri gibi yüksek teknoloji bileşenlerinin kullanımı, kurulum maliyetlerinin ve sürelerinin geleneksel perakende mağazalarına kıyasla çok yüksek olduğunu göstermekte. Burada bahsedilen milyon dolarların üzerinde astronomik maliyetler.
İş modeli, iş modeli, iş modeli
Amazon Go mağazaları yenilikçi bir konsept sunmuş olsa da yüksek teknoloji ve işletme maliyetleri, manuel müdahale gereksinimi ve ekonomik sürdürülebilirlik gibi faktörler, projenin beklenen başarıya ulaşamayacağını bu yanlış bakış açılarıyla göstermiş oldu.
Esasen bu teknoloji Nvidia’nın CEO’su Huang’ın geçen akşam gösterdiği cihazlar ile çok daha kolay olacak gibi duruyor. Üstelik ekonomik farklı çözümlerin de çok yakında gündemde olacağını söylemek de gerek. Sadece öncesinde kapsamlı fizibiliteye odaklanmak lazım.
Yavuz Altun
Türkiye’de artık bir büfe bile açmak zor
Bu cümle iddialı gelebilir. Sayılar bunu gösteriyor.

Çin: 100.000
ABD: 63.000
Türkiye: 60.000+ 85 milyonluk bir ülke… Ama mağaza sayısı neredeyse ABD ile aynı.

ABD: 6.000 – 8.500 $
Almanya: 7.000 – 9.000 $
İngiltere: 6.500 – 8.000 $
Türkiye: 2.500 – 4.000 $
Şimdi bu iki tabloyu birleştirelim: Çok fazla mağaza, düşük verimlilik. Bu ne demek?
Dünyanın en zor perakende pazarlarından biri. Ve tarih bunu doğruluyor. İngiltere’de dev global oyuncusu Tesco Türkiye’de yapamadı bıraktı, çıktı. Alman Real Türkiye’den çekildi, yapamadı. Fransız dünya devi Carrefour’da. Şimdi oda Türkiye de yapamadı çıkıyor. Ve çıkış tartışılıyor. Bu firmalarda çalışan arkadaşlara, “Neden böyle oldu?” diye sorduğunuzda, “Türkiye’de discount eksenli monopolleşme var?” diyorlar. Dünyanın en büyükleri geldi. Ama kalamadı. Çünkü Türkiye’de oyun farklı. Fiyat rekabeti ekstrem. Marjlar çok düşük. Lokasyon savaşı sert.
Müşteri sadakati zayıf. Gerçek şu: Türkiye’de mesele mağaza açmak değil mağazayı yaşatmak. Bugün bir büfe açmak bile zor. Çünkü rakibin artık mahalle esnafı değil. Yeni gerçek var. Artık perakendede: “Açarım yürür” dönemi bitti. “Verimliysen yaşarsın” dönemi başladı. Son cümle: Türkiye’de perakende, dünyadaki en rekabetçi arenalardan biri haline geldi. Ve bu oyunda… Herkes zorlanacak… Daha önce mağaza sayılarındaki doyumu tüm oyuncuları detaylarıyla paylaşmıştım.
Size göre Türkiye’de perakende daha da zorlaşır mı?
Yavuz Altun
Türkiye’de 22.400 kişiye 1 kahve zinciri düşüyor
3 hafta önce market sayılarını paylaştım: “Perakende doyuma ulaştı.” 1 milyonun üzerinde görüntüleme aldı. Çok fazla özelden yorumlar geldi. Medyada referans haber oldu. Şimdi Market ve Kahve Zincirlerini Globalde Karşılaştırmalı bir çalışma yaptım. Sahadan, yöneticilerden, yatırımcılardan… Ve şunu fark ettim:
Aslında herkes aynı şeyi söylüyor, ama farklı kelimelerle. “Lokasyon yanlış” “Kira yükü sürdürülemez” “Ciro var ama kâr yok” “Açıyoruz ama büyümüyoruz” Ama kimse açık açık şunu söylemiyor: Sorun model. Türkiye’de perakende doygunluğa gidiyor. Bugün hâlâ doğru lokasyon + doğru format + doğru operasyonla büyüme fırsatı var ama doyuma gidiyor. Ama eski reflekslerle… Aynı mağaza Aynı raf aynı ürün karması devam edersek, sonuç değişmez. Benim bu süreçten çıkardığım net sonuç: Artık mağaza açarak değil, model değiştirerek büyüyebilecek bir dönemdeyiz. Açık soruyorum: Sizce Türkiye’de perakendede en büyük problem ne?
- Lokasyon
- Kira/maliyet
- Operasyon
- İş modeli
Dikkat çekici bulgular var: Türkiye’de kişi başına market yoğunluğu (1.525 kişiye 1 market) Avrupa ortalamasıyla yarışıyor, hatta İngiltere ve ABD’den çok daha yoğun. Bunun sebebi BİM/A101/ŞOK gibi küçük formatlı indirim marketlerinin her mahallede olması. Kahve zincirleriyle kıyaslarsak tam tersi bir tablo çıkıyor: Türkiye’de 22.400 kişiye 1 kahve zinciri düşerken, 1.525 kişiye 1 market düşüyor. Yani Türkiye’de market zinciri penatrasyonu çok yüksek ama kahve zinciri penatrasyonu hâlâ düşük bu da kahve sektöründeki büyüme potansiyelini doğruluyor.
Gıda Bülteni’nin Nisan 2025 Türkiye çalışması,
| 1. Starbucks — 744 |
| 2. Kahve Dünyası — 343 3 |
| 3. Espressolab — 338 |
| 4. Gloria Jean’s — 200 |
| 5. Arabica Coffee House — 180 |
| 6. Bayramefendi Osmanlı Kahvecisi — 175 |
| 7. Kahve Diyarı — 126 |
| 8. Coffy — 121 |
| 9. Kahve Deryası — 97 |
| 10. Pablo Artisan Coffee — 92 |
| 11. Colombia Coffee — 90 |
| 12. Kahve Durağı — 86 |
| 13. Coffee 1919 / Kocatepe grubu — 81 |
| 14. Soulmate — 75 |
| 15. Brew Mood — 71 |
| 16. Coffemania — 61 |
| 17. Mikel Coffee — 60 |
| 18. Nevada Coffee — 59 |
| 19. Coffee de Madrid — 57 |
| 20. Tchibo — 52 |
| 21. Coffee Kangoo — 50 |
| 22. Gönül Kahvesi — 48 |
| 23. Caffe Nero — 45 |
| 24. Coffee Lab — 42 |
| 25. Caribou Coffee — 38 |
| 26. Kahveland — 33 |
| 27. David People — 33 |
| 28. Robert’s Coffee — 30 |
| 29. Kronotrop — 30 |
| 30. Tuck Coffee — 26 |
| 31. Best Coffee Shop — 21 |
| 32. Greenwich Coffee — 21 |
Yavuz Altun
Oyunun adı artık sadece “rekabet” değil
Amerika kendi Şahıyla, Mat mı olacak? Rest çekerken her sabah yeni bir restle kabusla uyanıyor. Yapay zeka, elektrikli araçlar, güneş panelleri ve uçaklar.
Boeing ve Tesla’nın 10 yıl sonra oyundan çekilme olasılığı ne? Oyunun adı artık sadece “rekabet” değil, “jeoekonomik üstünlük savaşı.” Büyüme mi, değişim mi. Trump’ın odaklandığı konu sadece ve sadece büyümek, odak sadece büyüme oldukça Amerikan imparatorluğunun sonucunu hep beraber göreceğiz.
Çin’in devlet kapitalizmi modeli ve innovasyon odaklı yürüyüşü rakip tanımıyor. Tesla bireysel kar amacı güderken, BYD ve CATL gibi Çinli firmalar doğrudan devletin “küresel güç projeksiyonu” amacıyla destekleniyor.
Boeing, ABD ordusu dışında neredeyse tamamen serbest piyasa şartlarına bağlı. Oysa COMAC, iç piyasada zorunlu hale getirilen bir “millî çözüm” haline geldi. Teknoloji sıçraması Çin’de. CATL’nin hızlı şarj bataryası Tesla’nın batarya liderliğini bitiriyor.
COMAC C919, Boeing’in 737’sine rakip olmaktan çıktı, ikame hale geldi.
Çin sadece üretmiyor; artık yenilik geliştiriyor.
Jeopolitik ters rüzgarlar
ABD-Çin gerilimi, bu şirketlerin Çin’de iş yapmasını daha da zorlaştıracak. Çin’in “dijital duvarı” gibi, ticaret duvarları da büyüyor. Küresel güç dengesi değişiyor.
2030’larda Çin’in dünya GDP lideri olması bekleniyor. En büyük pazarı kaybetmek, Tesla ve Boeing için “oyun dışı kalmak” demek olabilir. Siyasetinde bunu koruması uzun vadede sürdürülebilir değil.
Sonuç: Oyun dışı kalmak kaçınılmaz mı?
Eğer bu şirketler Çin’e bağımlı kalır ve Asya, Afrika gibi pazarlarda yeni hegemonya kuramazlarsa, 10 yıl sonra ciddi bir pazar daralması ve çöküş kaçınılmaz olabilir.
