Cengiz Çambel
PLAT’ı, Cem Yılmaz’ı ve sponsorları kutluyorum
Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği (PLAT)’nin ‘Denemeden Olmaz’ projesi kapsamında Darıca Kazım Karabekir İlkokulu’nda yapılan fen laboratuvarının açılışını Cem Yılmaz yaptı. Öğrenciler ile birlikte deney yapan Yılmaz, çocuklara keyifli anlar yaşattı, onlarla birlikte çocuk oldu, laboratuarda etkinlik yaptı. Çocukları kahkahalara boğdu. Habere zaten dergimiz sayfaları arasında yer verdik. 12 Ocak tarihinde düzenlenen etkinliğe katıldığım için duygularımı kendi köşemde okurlarımla paylaşmak istedim.
27 Ekim günü Kurtköy Crowne Plaza Otel’de düzenlenen PL Zirvesi’ne katılan Cem Yılmaz, burada verdiği sözü tutarak etkinliğe geldi. Helal olsun demek gerek. Tabii en büyük teşekkür ise PLAT ve sponsorlara. Türkiye, eğitimde dünya ortalamalarının çok gerisinde. PİSA testi de bunu doğruladı. Bu nedenle eğitime yapılan yatırımlar, verilen destekler, ülkemizin gelişmesi adına büyük önem taşıyor. PLAT’ta bunun ucundan tuttu. Daha iyi bir nesil yetişmesi için okullara müthiş laboratuarlar kuruyor. Üyeleri güçlü. Her biri elini taşın altına koyuyor. Bugüne kadar 10 okulun laboratuarı için sözler alındı. SELUZ ve A101’e de bu verdiği destekler için teşekkür etmek isterim. Çocukların yaşadıkları mutlulukları görmek lazımdı. Ben gördüm ve çok mutlu oldum. Kimbilir gelecekte içlerinden ne mühendisler çıkacak. Bilimi burada sevecek olan gençler, gelecekte de kendilerine meslek seçecekler. PLAT gibi diğer derneklerde bu konuda öncü rol oynamaları gerekecek. Devletin tek başına bu işin üstesinden gelmesi zor. Özel şirketler elini taşın altına koymalı, sanatçılarda rol model olmalıdır. Sosyal sorumluluk projeleri budur. Cem Yılmaz, üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Yapmaya da hazır olduğunu her fırsatta dile getirdi.
Cem Yılmaz, “Bir okulun binadan ibaret olmadığını biliyoruz. Bir okul çatısının altında olunduğu zaman orada mütevazı kelimesini düşünmüyorum. Çünkü burada ki potansiyel gençler, akla gelebilecek en güzel şeyi, en olumlu şeylerin olduğu bir yer. Dolayısıyla burada gördüğünüz çocuklar bizim iyi birer versiyonumuz olacak diye hayal ediyoruz. Çocukların bu çatı altında ciddiye alındıklarını hissettiklerini gördüm. Önlüklerini giymişler, kendilerini bilim dünyasına adım atmış olarak gördüm. Bu potansiyeller ciddiye alındığı zaman ne kadar gözlerinde bir ışıltı oluyor onu gördüm. Bu genç kardeşlerimizin bizlerin daha iyi bir versiyonu olacağını düşünerek onlara ümit vermek, onlara ciddiye alındıklarını hissettirmek için onlarla beraber bir deney yapacağım. Uzun zamandır kimyadan uzağım bakalım ne olacak bilmiyorum. Benim fiziğim iyidir” dedi ve kahkahalar patladı. Öğrencilik zamanlarından küçük bir anı paylaşan Yılmaz, “İlkokulda ve Ortaokulda laboratuvarımız yoktu. Hatırlarlar öğretmen arkadaşlarım bir tane bir kabın içerisinde civa vardı, arada bir kimya derslerinde civayı şöyle bir gösterip kaçıyorlardı. Onun için laboratuvar inşallah bugün açıldığı gibi ertesi gün aman çocuklar bozarsınız diyerek kapatılmaz” şeklinde konuştu.
Cem Yılmaz, fen laboratuvarının açılışını yaparken duygu dolu anlar yaşadı. Gözleri doldu. İnanıyorumki çocukların yaşadığı mutluluğu fazlasıyla yaşadı. Tüm çocuklarla, hayranlarıyla tek tek fotoğraf çektirdi. Hiçbirine hayır cevabı vermedi. Sanatçı kaprisi yapmadı. Zaten başarının da altına bu etkenler yatıyor. PLAT Başkanı İmer Özer’de konuklarıyla tek tek ilgilendi. Cem Yılmaz’ı da projenin içine katmakla çok iyi bir çalışmaya imza atmış oldu. Bu işin arkası gelecektir. Okullara kurulacak olan laboratuar sayısı da çığ gibi artacaktır.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ocak 2017 – 95. sayısında yayınlanmıştır.
Cengiz Çambel
Aziz Zapsu’dan BİM’in kitabı: Rağmen
Birçok şirketin dışında BİM Birleşik Mağazalar A.Ş., Tedi Discount Tekstil Mağazacılık A.Ş., FOR YOU Mağazacılık A.Ş. ve A101 Yeni Mağazacılık A.Ş. kurucusu, eski Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su olan Aziz Zapsu, “Rağmen” adıyla BİM’in kitabını yazdı. Bana da imzalı göndermiş. Çok teşekkür ediyorum. Kütüphanemin en güzel yerinde saklayacağım.
O yıllara tanıklık eden bir gazeteci olarak önce geçmişte yaşadıklarımı yazacağım. Kitapla ilgili bölümler aktarmayacağım zira alıp okumanızda büyük fayda var.
1995 yılına kadar Türkiye, çeşitli formatlardaki perakendecilerle tanışmasına rağmen, discount formatla tanışamamıştı. Almanya’da 2. Dünya Savaşı’ndan sonra gelişmeye başlayan discount marketçilik, ilerleyen yıllarda hızla büyümüş, şöhreti ülke sınırlarını aşmıştı. Bu konunun tartışılmaz lideri de hiç kuşkusuz ki Aldi. Hard discountun dünya lideri olan Aldi’yi Almanya’da Lidl ve Plus izliyordu.
Almanya’da uzun yıllar yaşayan ve perakende sektörünü yakından takip eden Aziz Zapsu, Türkiye’de hem Teksu ile perakende piyasaya mal satıyor, hem de yurt dışından ürün ithal ediyordu. Aziz Zapsu, 1994 yılı içinde Osman Bilge ve Tahir Temizel ile birlikte sabahın erken saatlerinde minibüsüyle İstanbul’u geziyor, kafasında yaşattığı mağazalar için dükkan bakıyordu. Bu gezilerin bazılarına ben de katıldım, Zapsu’nun çalışkanlığını, üstün performansına ve Alman disiplinine sahip olduğunu çok yakından gözlemlemiştim. Zapsu, daha sonra Almanya’dan bu işin duayeni, Aldi’lerin başındaki yönetici olan Dieter Brandes’i ülkeye getirerek kurduğu BİM’in başına getirmişti. BİM’e daha sonra güçlü ortaklık yapısıyla şekillendirip ilk marketi Mayıs 1995 tarihinde İstanbul Sahrayı Cedid’te hizmete açtı. Aynı tarihlerde Koç Holding’te discount market kurma girişimindeydi. Mal almak için görüşmelere başlamış, şirketin adını ŞOK olarak tescillemişti. “Bakkalım” projesinden kötü sonuç alan Koç Holding, ŞOK ile arzuladığı noktaya gelme heyecanını yaşıyordu. BİM ile aynı tarihlerde ama farklı semtte ilk mağaza açıldı. Çağlayan halkı, Şok ile discount mağazacılığı tanıdı. Temmuz 2009 tarihinde BİM 2508 mağazaya ulaşmışken ŞOK ise 700 mağazada bulunuyordu.
Başlı başına fark yaratan bu konseptte BİM’in en büyük başarısı bu işi bağımsız formatlarda yapması, kendine özgü politikalar benimsemesiydi. Aziz Zapsu’ya defalarca röportaj teklifini iletmeme rağmen bana, “Aldi Almanya’da 50 yıl sonra gazeteye bir sütuna 10 cm’lik haber olmuştur. Bu konsept basına kapalı” diye bilgi vermişti. Bende ısrarcı olmamıştım.
Aziz Zapsu’nun ilerleyen yıllarda BİM’den ayrılması üzerine taşlar yerinden oynamaya başlamıştı. Bu tarihlerde ekip transferlerini gördük ama BİM sağlıklı yapısından bir şey kaybetmedi. Halka açılarak daha da güçlendi.
Aziz Zapsu ile BİM’in kurulduğu ilk yıllarda Sultanbeyli’deki depoya girmiş, TIR’ların depoya giriş çıkışlarına şahit olmuştum. Deponun en ücra köşesinde ise boş koliler göz hoş olmayan bir görüntü sergiliyorlardı. Zapsu, personele oradaki kolilerin kaldırılmasını istedi. Bana da dönerek, “Almanya’da Aldi’de böyle sahneler yaşanmaz. Zira personele boş kolileri deponun önüne konması istenir. Depo önünü bu işler için uygun bir yer olmadığından personel kolileri mükemmel bir şekilde imha eder. İşte Almanya’da sistem böyle. Bizde Türkiye’de bunu uygulamalıyız” derken sakın yazma demişti. Ben de hiçbir yerde yazmamıştım.
Ve BİM halka açıldı
Temmuz 2005 tarihinde BİM halka açılarak yapısını güçlendirdi. BİM’in halka arzında 3.6 kat talep toplandı. Ülker’de BİM hissesi aldı. BİM, 19 Haziran 2005 tarihi itibariyle 1.151 mağaza işletmekteydi.
BİM’de o tarihte CEO olarak görev yapan Jos Simons, “BİM yoksulların değil, akıllıların mağazasıdır” diyordu.
Zapsular ayrılıyor
Cüneyd Zapsu ve ağabeyi Geylan Aziz Zapsu’nun 1995 yılında kurdukları BİM’de yönetim Eylül 2005 tarihinde değişti. Aziz Zapsu, yönetim kurulu başkanlığı ve CEO’luk görevini bıraktı. Bu görevlere yüzde 26.49 payla şirketin ana hissedarı durumuna gelen Mustafa Latif Topbaş getirilmişti.
Aziz Zapsu, ilerleyen yıllarda A 101 ve For You zincirini kurarak BİM’in önemli rakiplerinden biri haline geldi. Hiç unutmam bir gün Yeşilköy’deki For You mağazasını gezerken reyonları düzenleyen Aziz Zapsu’yu görünce şaşırmıştım. Sonra öğrendim ki Zapsu, sık sık mağazaları gezer, teşhir ve tanzime yardımcı olurmuş.
Rağmen: BİM’in öyküsü
İşte Aziz Zapsu, benimde kuruluşuna tanıklık ettiğim BİM’i nefis bir dille kaleme almış. Yaşadıklarını anlatmış. Çoğu bilgiyi bende kitaptan öğrendim. File’nin isim babası olduğunu da. Zapsu, bu kitabı iyiki yazmış. Kitap, sektöre ışık tutacak, çalışanlara yol gösterecek. Şimdi Aziz Zapsu’dan A101’in kitabını bekliyoruz.
Cengiz Çambel
200. sayıya ulaşmak
Retail Türkiye Dergisi’nin Ekim 2025 sayısıyla birlikte 200. sayıya ulaştık. Dile kolay değil. Yazılı basının can çekiştiği, gazete ve dergilerin birer birer kapandığı günlerde bizler dergimizi yayınlamaya devam ettik.
Zira perakendeyi çok seviyoruz. Çağrıldığımız her toplantıda olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Perakende sektörü çok dinamik. Yazıyı yazmadan önce biraz geçmişe uzandım. 1989 yılının Ekim ayında rahmetli, nur içinde yatsın Bülent Yardımcı ağabeyle birlikte Atila Öğüt ve Cemil Tilegü kaptanlığında Bakkal-Market Dergisi’ni çıkardık. Türkiye’nin ilk perakende yayınıydı. AVC Yayın Grubu’nda Eczane-Parfümeri’den Kaptan Şöför’e, Marketing Türkiye’den Hoş Geldin Bebek’e kadar çeşitli dergileri hazırladık. 1994 yılında yolumuz Üçge firmasının patronu rahmetli Gökçin Aras ile kesişti. Birlikte, Market Dergisi’ni hazırladık. 1996 yılından kendi ayaklarımızın üzerinde durmak adına Satış Noktası Dergisi’ni hazırladık. 2008 yılına kadar dergi yayın hayatı devam etti. Önemli işler başardık. Anadolu’yu karış karış gezerek perakende konferansları gerçekleştirdik. Sektörün duayen isimlerini perakendecilerle tanıştırdık.
2009 yılıyla birlikte ortağım İbrahim Bostancıoğlu ile birlikte Retail Türkiye Dergisi ve internet sitesinin hazırlıklarına başladık. İşte aradan 200 sayı geçti. Eski dergilerin sayılarını da üzerine koyarsak 428. sayıya ulaşıyoruz. Dile kolay değil. 428 adet perakende dergisi. En çok üzüldüğümüz nokta ise eski sayıların arşivimizde yer almaması.
Bu arada perakendecilerden ve tedarikçilerden çok destek gördük. Tüm krizlerde dimdik ayakta durduk. Adeta perakende sektörünün sesi olduk. Zor günlerde kimi arasak bizlere sırtını dönmediler. Bu güveni oluşturmak bizlere büyük onur, güç ve gurur veriyor.
Retail Türkiye’de eski yayınlarımıza göre farklı yol izledik. Yelpazeyi genişlettik. Gıda dışında alışveriş merkezleri, tekstil ayakkabı, kozmetik gibi sektörleri de dergimizde inceledik, haberlerini yaptık. Yapmaya da devam edeceğiz. Ulusal basının da bilgi kaynağı olduk. Bu arada sektörün duayen isimlerinden eski Migros Gıda Pazarlama Grup Direktörü ve Gima Genel Müdür Yardımcısı Ercüment Tunçalp’te bizlere yazılarıyla büyük güç ve destek verdi. Tunçalp’in yazıları sektörde çok büyük ses getiriyor. Büyük bir titizlikle hazırladığı yazılar, okunma rekorları kırıyor. Ne mutlu bizlere ki Ercüment Tunçalp gibi bir dostumuz var.
Uzun yıllardır dergimizin sayfalarına hazırlayan Fatih Kubilay Tural ile internet sitemizde harikalar yaratan Selçuk Bostancıoğlu’na da bu vesileyle teşekkür etmek isterim.
Bize daha ne kadar dergi yayınlayacaksınız diyen dostlarımıza da “Sağlığımız ne kadar elverirse, dostlarda ne kadar süre destek verirse biz yayın hayatımızda olmak istiyoruz” diyoruz.
- sayımızdan herkese kucak dolusu sevgilerimizi ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Cengiz Çambel
Perakende sektörünün başı sağolsun
Sosyal medyadan duyduğumda önce inanamadım. Kendimden geçtim. Nasıl olur dedim. Daha yeni görüşmüştük. Her şey yolunda sağlığım çok iyi diyordu. Daha sonra kızıyla yazışıp gerçeği öğrendim. 11 Aralık tarihinde ebediyete uğurladık.
İbrahim Pekbay, bizim için çok değerli isimdi, ağabeydi. Bilmediğimiz konuları, sektörde gelişmeleri Pekbay’dan öğrenirdik. Geçmiş yıllarda kendisiyle karış karış Anadolu’yu gezdik. Perakende konferanslarımızın değişmez konuşmacısıydı. Türkiye’nin en iyi perakende şirketlerinden biri olan Beğendik’in yönetim kurulu üyesiydi. O yıllarda anlattıklarını bugün yaşıyoruz. Gerçeğe dönüşüyor anlattıkları.
Pekbay ayrıca da çok iyi bir gazeteciydi. Yazmayı çok severdi. Dergimizde ve internet sitemizde de uzun yıllar yazılar yazdı. Son olarak da Kayserihakimiyet2000.com adlı internet sitesindeki CİMDİK adlı köşesinde yazdıklarını bizimle de paylaşıyor, yayınlamamızı istiyordu. Bizde perakende ile ilgili olanları yayımlıyorduk. Hatta uzun süre yayınlamazsak bizleri telefonla arayıp kızgınlığını tatlı bir dille ifade ediyordu.
İstanbul’a geldiğinde ofisimize ziyaretimize gelir, birlikte yemek yapıp yerdik. Çok iyi bir dost ve arkadaştı. Hastalık süresinde de moralini hiç bozmadı. Ne zaman arasak, “Gayet iyiyim” derdi. En son 5 Aralık tarihinde yazıştık. Bizlere VEDA yazısını iletti. O gün yayımlayamadık ama bugün özetini aşağıda yayılmak istedim.
“Gelelim bu yazının gerekçesine…
Değerli dostlar…
Buradan sizlere anlatamayacağım, geçmişten gelen işlerimle ilgili sıkıntılar ve üzerine eklenen önemli sağlık sorunum nedeniyle aklımı gündeme veremiyorum.
Belirttiğim gibi, son zamanlardaki yazılarım da bunu kanıtlıyor.
Size çare nedir bilmem ama bence “Bana bir süre müsaade, tekrar buluşmak üzere” diyerek araya gitmek ve belki tekrar “Ben geldiiiim” diyerek başlamak, ya da tümden son kez bir “VEDA” yazısı ile yazı yerine kendimi köşeme çekmek olabilir.
Umarım görürüz…
Ya da “Veda” yazısı yazmaya fırsat buluruz.
Ama siz, sağlıcakla kalmaya, geleceğe umutla bakmaya, mutlu olmaya lütfen devam edin.
Çünkü yaşama sarılmanın birinci kuralı huzur içinde moralleri yüksek tutmaktır.
Son olarak diyorum ki, şöyle bir soru gelebilir…
“Biraz bana müsaade” izin talebin, ne zaman son bulur?
Cevap; inşallah belki yarın, belki yarından da yakın…”
Çok erken bizleri terk ettin sevgili İbrahim Pekbay. Daha yapacak çok işimiz vardı. Balkonda yemek yiyip sohbet edecektik. Ülkenin sorunlarıyla boğuşup duracaktık.
Seni çok özleyeceğiz. Nur içinde yat, mekanın cennet olsun.
