Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

Hollanda nasıl başardı?

Ercüment Tunçalp
Abone Ol:

Yüzölçümü 42 bin kilometrekare, nüfusu 17 milyon. Konya ilimiz büyüklüğünde ama Avrupa’nın en yoğun nüfusuna sahip. Bu kadar insanın Konya’da yerleşik olduğunu gözümüzde canlandırabilirsek, şaşırmaya şimdiden başlayabiliriz. Zira bu dar coğrafyaya sığdırılmış bir o kadar da sıradışı başarı var…

ABD’den 230 kat, Türkiye’den 19 kat küçük olan Hollanda, dünyanın en büyük 2. tarım ihracatçısıdır (ABD’nin ardından). Geçen yıl 94,5 milyar euroluk tarım ürünleri ihracatı gerçekleştirmişler. Bizim gıda ve tarım ürünleri ihracat rakamımız 18 milyar dolar, ithalatımız ise 12 milyar dolardır.

Avrupa’nın en büyük, dünyanın 3. büyük limanına (Rotterdam) sahipler.

Dünyanın tarım alanındaki en başarılı eğitim kurumu olan Wageningen Üniversitesi ile övünürler. Bazı ülkeler öğrenci göndermek için yarışıyorlar. Üniversitenin 100’den fazla ülkeden 12.000 öğrencisi bulunuyor. Her dersin laboratuvarı var. Öğrenciler rapor hazırlamaya ve sunum yapmaya mecburlar.

Dersi derste öğrenmek ve ilk günden sahada sorumluluk üstlenmek böyle mümkün oluyor. Ezberin olmadığı yerde de yaratıcılık öne çıkıyor.

Bu sayede Hollanda’nın büyük bir bölümünde kurulmuş seralarda en gelişmiş teknoloji kullanılıyor (iş gücü düşük). Birçok sera ve tarlada drone ve sürücüsüz traktör kullanımı yaygın. Su kullanımı normalden yüzde 90 daha az. Ülkede pestisit gibi zirai ilaç kullanımı neredeyse sıfıra yakın. Ekili arazilerden dönüm başına alınan ürün rekoltesi, diğer ülkelerde alınandan iki kat daha fazla. (Kaynak: Euronews)

Sonuçta; tarımsal bilgi zenginliği, ticaret uzmanlığı, kooperatifleşme, Ar Ge, doğru pazarlama stratejileri, sürdürülebilir tarım politikaları, kaliteli ürün, yüksek rekolte, düşük maliyet ve ürün güvenliği başlıkları verimlilikte rakipsiz kalmalarını sağlıyor. Her başlık ayrı bir yazının konusu olabilir.

2019 yılı ‘Küresel İnovasyon Endeksi’nde ilk 5 ülke arasında (İsviçre, İsveç, ABD, Hollanda, İngiltere) yer alıyorlar. Türkiye bu endekste 49. sıradadır.

2019 yılı ‘Küresel Rekabet Endeksi’nde ilk 5 ülke arasında (Singapur, ABD, Hong Kong, Hollanda, İsviçre) yer alıyorlar. Türkiye bu endekste 61. sıradadır.

Bu kadar küçük bir ülkenin bu sonuçlara ulaşmasında, aşılması gereken çok büyük engeller de vardır. Deniz seviyesi altındaki topraklarını kurtarmak için su ile yaptıkları savaşı kazandılar. Önce kuzey denizine set çektiler. Sonra da ülke topraklarının yüzde 20’sini, bataklıkları kurutarak elde ettiler. En önemli havaalanları Schiphol, deniz seviyesinin 4 metre altında bulunuyor.

Hâlâ iklim değişikliği sebebiyle deniz seviyesi yükseldikçe setlerin yetersiz kalma ihtimali vardır ama onların mücadeleyi bırakmaya niyetleri yoktur.

Hiçbir başarı tesadüfen oluşmaz. Çalışıyorlar ve başarıyorlar.

En önemli tarımsal ürünü çiçektir ve dünyanın en büyük çiçek üreticisidir. Anavatanı Türkiye olan laleyi meşhur eden ülke olduğunu da söylemezsek olmaz. Peynirde de küresel şöhrete sahipler. Yıllık 732 bin ton üretimlerinin yarısını ihraç etmekteler. Gouda ve Edam en fazla ihraç ettikleri peynirlerdir. İsimlerini aynı adı taşıyan iki güzel kasabadan almışlardır.

Elbette tarımsal başarıya götüren alt yapıda yaşam tarzlarının da önemli rolü vardır. Örneğin elektrikli trenler yüzde 100 enerjisini rüzgar güllerinden alıyor. Hava temiz, ulaşım maliyeti ise düşüktür. Her kişinin 2-3 bisikleti olup, en yaygın kullanılan araçtır. Ülke genelinde elektrikli otomobil kullanımını teşvik eden hükümet, yaptığı yatırımlarla 50 metre arayla şarj istasyonları kuruyor. Bisiklet yollarını güneş panelleri ile kaplıyorlar.

İşte bir başlık daha çıkarttık; yenilenebilir enerji hamlesi…      

Doğadaki kaynaklardan elde edilebilen ve doğa tarafından devamlı takviye edilen güneş ve rüzgar enerjisini kullanarak, bir taraftan verimliliği artırırlarken, diğer taraftan da dünyanın geleceğine cüsselerinden fazla katkı sunuyorlar.

Çok kullandıkları; “Dünyayı tanrı yarattı, Hollanda’yı ise Hollandalılar” sözü özgüvene tavan yaptırıyor. Avrupa’nın en özgür, en güvenilir, en doğal, en tarihi özellikler taşıyan ülkesidir. Nüfusundan fazla turist (19 milyon) ağırlıyor.

En fazla ziyaret ettiğim ama tekrar tekrar gitmek istediğim bir ülkedir. Bitişik nizam, az katlı, üçgen çatılı, su kanalları boyunca sıralanan Amsterdam evleri de kendilerine özgü mimarisiyle fark yaratan karakterlerinin bir başka yansımasıdır. Sadece Amsterdam’da 1280 köprü ile süslenen 165 kanal içinde demirlemiş 2500 tekne-ev bulunuyor. Ve bunların sayısı zaman içinde sürekli artıyor. Varlıklı oldukları halde rutubetli ve minimal yaşamı kabullenmeleri de saygıyı hakediyor.

‘Ticaret Uzmanlığı’ genel kabul görmüş bir başka özellikleridir. Dünyada non food (gıda dışı) ürünlerinin yüzde 80’i Çin’de üretilir. Ancak toptan ticaretin merkezi Hollanda’dır. Avrupa’nın süpermarket ve yapı marketlerinde görülen non food ürünlerinin önemli kısmı Hollanda’dan dağılır. Sık ziyaretimizin ağırlıklı sebebi de budur.

Peki satınalmalar neden Çin’den değil de Hollanda’dan?

Örneğin 500 adet mangal alacaksınız, Hollandalı şirket Çin’de bir defada 100.000 adet mangal ürettirdiği için oldukça ucuz fiyatlara ulaşıyor. Bu farkı da müşterisi ile paylaşıyor. Bu model, şirkete para kazandırırken perakendeciye de fiyat avantajı sağlıyor. Ve de Çin’deki gibi asgari sipariş şartı yok, ürünleri birçok noktadan toplama zorluğu da yok. Konteyner bazında istediğiniz kadar çeşidi istediğiniz miktarda alma imkanınız bulunuyor, hem de daha ucuza…

Sadece Avrupada 24 ülkede ofisi olan, Orta doğuda, Afrika’da ve Güney Amerika’da faaliyet gösteren Avrupanın en büyük ihracatçılarından biridir, 30 bin çeşidi yöneten 83 yıllık Koopman…

Hollandalı bira üreticisi Heineken 70’den fazla ülkede 140’ı aşkın bira fabrikasıyla dünyada 3. sırada bulunmaktadır.

Nüfusumuz bu ülkenin 5 katı iken, topraklarımız tam 19 katıdır. İklim şartlarımız daha uygun, endemik çeşitliliğimiz daha fazla ve dededen kalma yerli tohum avantajımız var. Tarımsal arazilerimiz onların yaşadığı tehditlere açık değil. Senede 3 mahsul aldığımız bölgelerimiz bulunuyor.

Dolayısıyla, “100 milyon olduğumuzda kendimize yetemeyiz” tezi çürüyor.

Sadece; onlar ekilebilir topraklarını korurlarken ve suyun içinde yaşamaya razı olurlarken, biz beton sevgimizle en verimli alanlarımızı konut ve fabrika ile dolduruyoruz. Elbette pişman olacağımız günleri sessizce bekleyemeyiz.

Büyük Atatürk, “köylü milletin efendisidir” sözünü boşuna söylemedi. Sadece bu sözün içini dolduracak gayret gerekiyor. Önce terkedilen tarım arazilerine çiftçinin dönüşü sağlanmalı, sonra da hazine arazileri tarıma açılmalıdır. Ekecek insanı bulamazsak araziler boş kalır. Bu şartlar acilen oluşturulmalıdır.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Ercüment Tunçalp

“İkincisi %50 indirimli!”

Ercüment Tunçalp

İndirim kataloğu hazırlarken, algı konusunda çok yaratıcıyız…

Aynı üründen 1 adet alırsanız indirim yok, 2 adet alırsanız ikincisine %50 indirim var. Aklınızda kalan %50 değil mi?

Oysa aldığınız indirim yüzde 25, hem de 2 adet almak şartıyla…

Bitmedi. Örneğin, Gillette Mach 3 traş bıçağı yedek 4’lü ulusal zincirde 660 TL, yerel markette 600 TL (bire bir aynı çeşit).

Rakipteki fiyata göre o yüzde 25’de , yüzde 17,5’e indi mi?

Şimdi soruyorum; bu pahalı ürünü %17,5 avantaj için 2 adet alır mısınız?

Fiyat belirtmeden yapılan, “1 alana 1 hediye” kampanyası daha da ilginç…

  • Hangi fiyattan alacağınızı belirtmemişler. Markete gidince öğreneceksiniz…

Markete girdiniz ve hediyeli Pastavilla makarna fiyatının 47 lira olduğunu gördünüz, o anda diğer rakiplerle kıyaslama imkanınız var mı? Yok, alışverişten sonra öğreneceksiniz. Ben sizin yerinize öğrendim. Piyasada aynı ürünün 35 lira olduğunu göreceksiniz, hem de Bağdat Caddesi üzerindeki 2 şubeli yerel perakendecide

Kafanız karıştı değil mi? Ürünü daha pahalı alan perakendeci, daha ucuz alan büyük perakendeciden (ölçek ekonomisi ile) 12 TL düşük fiyata satabiliyor.

Bu tuhaflığın adı ‘Fiyatlamada davranış bozukluğu’dur.

Tüketici böylece “1 alana 1 hediye” kampanyasından %50 indirimli ürün almış olmuyor, rakipteki 35×2= 70 TL yerine bu kampanyadaki iki ürüne  47 TL ödeyerek yüzde 33 reel indirim almış oluyor…

Üstelik, yine bunu da şarta bağlamışlar. Bu indirimi hak edebilmeniz için aldığınız ürünlerin aynı çeşit olması gerekiyor. Oysa diğer marketten aldığınızda biri spagetti, diğeri fiyonk olabiliyor…

Dünyada çikolata fiyatları düşerken hâlâ döviz bazında en pahalı fiyatlar bizde. Zira ana hammadde fiyatında yarı yarıya düşüş var ama bizim fiyatlar yukarı doğru tek yönlüdür. Her çıkışın bir inişi olmaz!

Dolayısıyla indirimi göstermek için çok kullanışlı bir üründür. Birçok yerde Milka çikolata normal raf fiyatı 79 TL iken (ki kakao fiyatı düştükten sonra bu da yüksektir), insert içinde çikolatayı 129,95’ten 79,95 TL’ye düşmüş göreceksiniz. Daha da ilginci; bu insert sahibinin rakibi durumundaki diğer ulusal zincir de aynı çikolata markasını inserte almış. Normal fiyatı da 160 TL yaparak 1 alana 1 hediye kampanyası ile aynı fiyatta buluşmular. Oysa esas olan raf fiyatlarındaki yakınlıktır. Tüketicide kafa karışıklığı yaratmak değil…

Amaç bellidir; tüketici hazır yüksek fiyata alışmışken, indirimi yüksek göstererek onu mutlu etmek…

  • Yine bir ulusal zincir kataloğunda, 250 gr Sütaş tereyağı normal fiyatı 271 TL (1.084 TL/Kg) olarak gösterilmiş. Araştırdım, böyle bir normal fiyat bulamadım. Hatta aynı zincirin daha üst gelir grubuna satış yapan formatına da baktım. Oradaki aynı markanın 100 gr fiyatı 119,95 TL (959,60 TL/Kg) idi. Oysa aynı grup içinde gurme lezzetler sunan, üst segment bir marketten daha yüksek fiyat veya en azından aynı fiyat seviyesi beklenmez mi?

Ana firmanın insert içindeki indirimli fiyatı ise 271 TL yerine 200 TL (800 TL/Kg) olarak açıklanıyordu. Elbette bu fiyat normal satış fiyatlarına yakındır ama indirimli fiyat sayılamaz. Zira diğer bir ulusal zincirde aynı ürünün 350 gram fiyatı 299 TL (854TL/Kg) olup, bir yerel zincirde de aynı ürünün 750 gramı indirimli şekilde 500 TL (666 TL/Kg)) olarak afişlenmişti.

İşte en düşük fiyatı da en yüksek fiyatı da yan yana getirdim. Bir temel üründe cepten çıkacak yüzde 63 fazlalık küçümsenmesin. Zira bu şekilde yüzlerce ürün daha var. Tekrara düşmemek için sadece güncel olanları gündeme getirdim…

Sonuç olarak; eğer ilk fiyatınız gerçekçi değilse, ne yaptığınız indirimin, ne verdiğiniz hediyenin, ne de ikincisine yüzde 50 indirimin anlamı kalmaz. Çünkü matematiğe uymaz…

İndirimi veya promosyonu cazip göstermek adına önce fiyatı artırıp, sonra da inserte almanın adını bunun için asansör fiyatlama koydum. Zannediyorum yukardaki örneklerle de içini doldurmuş oldum. Neticede, bu tip uygulamalarda ilk bakılacak yer ilk fiyattır. Eğer o gerçekçi değilse, kazancınızı ölçemezsiniz!

X          X          X

Bir başka konu da, bu anlattıklarımla yakından ilgilidir. Altı yedi yıldır dünyanın çeşitli ülkeleri ile market fiyatlarımızı kıyaslıyorum. Fiyatlarımızın, gelişmiş batı ülkelerinin bile üzerinde olduğunu listeler halinde açıklıyor ve yorumluyorum. Hafta içinde, Türkiye’de yaşayan İngiliz gazeteci Lizzie Porter, benim kıyaslamalarımın bir benzerini Londra ile İstanbul arasında yapmış.

19 ürünlük temel gıda sepetine Londra’da 2.700 TL (44,53 sterlin), İstanbul’da ise 4.400 TL (71,99 sterlin) ödeneceğini tespit etmiş. Fiyatları 14 Mayıs 2026 tarihinde Sainsbury’s ve Carrefour’dan almış. Sonuçta bizdeki fiyatların %63 daha fazla tuttuğunu görerek oldukça şaşırmış (Karar).

Oysa bu durum aniden oluşmuş değildir. Tam 6 yıl önce 17 Ağustos 2020 tarihli İngiltere (İki ülkede iki alışveriş 4) kıyaslamamda, 25 ürünlük liste toplamının İngiltere’de 26,80 sterlin, Türkiye’de aynı alışveriş toplamının 39,60 sterlin tuttuğunu yazmışım. Altı sene arayla benim kıyaslamamdaki fark %48 iken, İngiliz gazetecinin bulduğu fark %63 çıkmış. İşte bu benzerlik sorunumuzun ne kadar kronik olduğunu ve bir şeylerin yanlış gittiğini ortaya koymaktadır.

Fiyatların çığırından çıkmasının, sadece maliyetlere ve devamında da enflasyona bağlanamayacağını, en temel ihtiyaçların kaynağı olan market enflasyonu ile mücadeleye öncelik verilmesi gerektiğini göstermektedir. Zira sabit gelirli kendi emeğinin fiyatını artıramazken, bu özgürlüğe sahip serbest piyasanın da sınırları olmalıdır.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

“Dünyada da enflasyon yükseliyor!”

Ercüment Tunçalp

ABD-İran savaşının bir gerçek etkisi var, bir de bahane üretme etkisi…

Ben bunu bir futbol maçında yenilen takım yöneticilerinin, kendi futbolcularının düşük performansına bakmadan, sonucu hakemin birkaç yanlışına bağlamalarına benzetiyorum. Bu şekilde de gerçek sorunların üzeri örtülerek başarı sağlamak mümkün olamıyor. “Efendim, dünyada da enflasyon yükseliyor” klişesi doğrudur ve üstelik yemin etseniz de başınız ağrımaz!

Oysa dünyada 2025 yılı itibariyle 70-80 ülkenin yıllık enflasyon oranları %5’in altındaydı. Ayrıca %2 ve %1’in altında; hatta eksi enflasyon (deflasyon) oranına sahip oldukça da fazla ülke bulunmaktaydı. Bir kısmını aktaralım; Macaristan (%1,8), Fransa (%1,7), İtalya (%1,7), Malezya (%1,7), Japonya (%1,5), Çin (%1), İsveç (%0,6), İsviçre (%0,2), Tayland %-0,1).

OECD Mart 2026 raporunda; savaşın petrol fiyatlarını ve küresel enflasyonu artıracağı yer alıyordu. Ancak buradaki önemli nokta; rapordaki, “2025 yılında yüzde 3,1 olan ortalama küresel enflasyonun 2026’da yüzde 4’e çıkacağı” tahminiydi. Bunun ülkemizdeki durum ile bir benzerliği bulunuyor mu?

Kaldı ki bir puanın altındaki artış yerine, bizim yüksek enflasyonla yaşamaya mecbur kalmış vatandaşımızın yüzde 30 oranı yüzde 35’e çıksa ne fark eder?

Aylardır dezenflasyon yaşamadığımızı ifade ediyorum. Nitekim 2025’in sonunda yüzde 30’un altına düşmeyen yıllık enflasyonumuz, Ocak (%30,65), Şubat (%31,53), Mart (30,87), Nisan (%32,37) aylarında da paralel seyir izlemişti. Tek değişiklik; savaştan önce (Ocak’tan Şubat’a) 1 puan artan yıllık enflasyon, son ay (Mart’tan Nisan’a) 1,5 puan artmış oldu. İşte bu yarım puan ilave de enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanmıştır. Hepsi bu kadar…

İthal enflasyon’ diye adlandırılan durum ise, ithal girdilerin maliyetlerindeki artış nedeniyle genel fiyat düzeylerinin yükselmesidir. Evet aslında maliyet unsurlarından biridir ama eğer kur şoku yaşamıyorsanız, enflasyonu yüzde 3-4 arasında olan ülkelerden yapılan ithalatın maliyetlerinize katkısı çok sınırlı olur.

Ancak, bugüne kadar yaşadıklarımız bize ithal enflasyon sıfır olduğunda bile dünyada gıda enflasyonu düşerken, bizde rekor kırdığını göstermiştir.

Elbette biz sadece TL enflasyonu yaşamıyoruz. Doların sahibi ABD’de yıllık enflasyon yüzde 3,3 iken, son bir yılda bizim dolar bazında enflasyonumuz yüzde 9,78 (TÜİK) çıkmıştı. Dünya ile sık sık yaptığımız döviz bazlı fiyat kıyaslamalarında bizim aleyhimize farkın sürekli açılmasının esas sebebi budur. Görüldüğü gibi sadece buna bakarak bile bizdeki fiyatlar genel seviyesinin dolar bazındaki hızlı yükselişini küresel nedenler içinde arayamayız. İşte bunun için TÜFE içinde, hatalarımızın ve fırsatçı enflasyonunun payı olduğunu kendi gerçeğimiz olarak kabul etmeliyiz.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek; “Enflasyon beklentilerindeki bozulmada savaşla birlikte artan enerji maliyetleri etkili oldu. Artan enerji fiyatlarının ülkemizde de enflasyon görünümünü olumsuz etkilemesi bekleniyor” demiş. Bakalım öyle mi?

Savaşın olmadığı yılın ilk 2 ayında, resmi hedef yüzde 16 iken hemen hemen 2 katı kadar enflasyon yaşamıyor muyduk?

TCMB, 12 Şubat tarihinde paylaştığı yılın ilk raporunda; daha önce yüzde 13 ile yüzde 19 aralığında öngördüğü 2026 yıl sonu enflasyon tahmin aralığını yüzde 15 ile yüzde 21 seviyesine yükseltmemiş miydi?

Yine savaşın olmadığı Şubat 2026’ya ilişkin, TCMB’nin “Sektörel Enflasyon Beklentileri” anketine göre; şubat’ta 12 ay sonrası için enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için yüzde 22,10 (nisan’da 23,39), reel sektör için yüzde 32 (nisan’da yüzde 33,70), hane halkı için yüzde 48,81(nisan’da yüzde 51,56) seviyelerinde gerçekleşmişti. Acaba yukardaki 2 ay arayla açıklanan beklentilerdeki küçük oranlı bozulmanın sebebi, 1 puan artan yıllık şubat enflasyonu olamaz mı?

Sonuç olarak; savaştan önce beklentileri bozan yeteri kadar nedenlerimiz vardı.

  • Sanayi sektörünün sıkıntıları savaş ile başlamadı…
  • Gerçek işsizlik (atıl işgücü) yüzde 31,5 olmuştu.
  • Gelir dağılımı da giderek bozulmuştu…
  • Siyasetteki ısınmanın başlangıcı bir sene önceye uzanıyordu…
  • Doğrudan yabancı yatırımın gelmemesi de son ayların gelişmesi değildi…
  • Enflasyonla mücadelede sadece kuru baskılamak yetmezdi. Daha önemli sorunlara öncelik vermek varken, kur politikasını lokomotif yapmak hataydı.
  • Nitekim, nisan ayında bizim aylık enflasyon yüzde 4,18 iken, AB yıllık ortalaması mart ayı itibariyle yüzde 2,80 çıkmıştı. Üstelik onlar yarım puan artacağını öngördükleri yıllık enflasyon için acil tedbirleri devreye sokuyorlardı.
  • Biz ise “ücret artışlarının sınırlandırılması” konusunu ilk sıralara alınca, refah seviyesi gittikçe düştü ve üstelik enflasyona da çare olamadı.
  • Kamuda tasarruf olmadan, yapısal sorunların halli devreye girmeden başarı şansı kalmıyor.

İşte dünya ile ayrıştığımız önemli hususlar bunlardır ve savaşın getireceği şartlar bizim yıllardır yaşadığımız bu kronik sorunların yanında çerez kalır.

Oysa dünya ile empati ve benchmarking (kıyaslama), kendi içimizde de özeleştiri en önemli ihtiyaçlarımızdır…

Yazıyı göndermek üzereyken önüme yeni bir haber düştü. TCMB, mayıs ayı Enflasyon Raporu sunumunda, nihayet 2026 için ara hedefin yüzde 16’dan 24’e yükseltildiği belirtilmiş. Yılın ilk gününden itibaren 16’lık hedefin gerçekçi olmadığı herkes tarafından dillendirilirken, bu yüzde 50’lik yanılmanın da şimdilik olduğunu bir kenara not edelim…

İşte bunun için Merkez Bankası Başkanı Karahan’ın belirttiği, “savaşın enerji ve ulaştırma fiyatlarına ve dolayısıyla enflasyona hızlı yansıması”, hedefin değiştirilmesi için gerekçe yapılamaz…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

İki ülkede iki alışveriş (37) Moldova

Ercüment Tunçalp

Moldova, Doğu Avrupa’da, Romanya ve Ukrayna arasında, denize kıyısı olmayan bir cumhuriyettir. Başkenti Kişinev, resmi dili Romencedir. Moldova, kişi başına düşen GSYİH açısından Avrupa’nın en yoksul ülkesidir. Kıyaslama için seçilmesinin sebebi budur. Amaç bir kere de böyle bir ülke ile satın alma gücü farkını ölçmektir…

Ekonomi büyük ölçüde hizmet ve tarım sektörüne dayalıdır. Ülke içerisinde Gagavuz Türklerinin yaşadığı “Gagavuzya Özerk Bölgesi” bulunur.

Gagavuzya’nın kendi polis teşkilatı, kendi parlementosu, kendi başkanı ve seçimleri bulunmaktadır. Gagavuzlar hem Modova hem de Gagavuzya seçimlerinde çoğunlukla Rusya yanlısı partileri seçmekteler. Başkenti Komrat’tır. Ülkeye ismini veren Gagavuzlar, Oğuz Türkü kökenlidir. 11. yüzyılda Balkanlara göç eden Gagavuzlar Ortadoks Hristanlığını kabul etmişler ve daha sonra Osmanlı yönetimi altında kalmışlardır. Türkçeyi aynen bizim gibi konuşmaktalar.

Moldova, 33.850 kilometre kare yüzölçümüne sahip olup, Konya ilimizden daha küçük bir alanda yer almaktadır. Avrupa’da en az ziyaret edilen ülkelerden biridir. Ülke, büyük oranda engebeli ovalar ve üzüm bağları ile kaplıdır. Şarap üretimi, ülke ekonomisi ve kültürü için büyük önem taşır. Dünyanın en büyük yeraltı şarap mahzenlerine sahiptir. 27 Ağustos 1991’de, Sovyetler Birliği’nin dağılması devam ederken, bağımsızlığını ilan etmiştir.

  • IMF’in 2025 verilerine göre Moldova, cari fiyatlarla 190 ülke arasında dünyanın 131.  büyük ekonomisi konumundadır ama 8.239 dolarlık kişi başı geliri ile 97. sırada yer almaktadır. Türkiye ise 16. büyük ekonomidir ama kişi başı gelirde 65. sırada yer almaktadır. Dolayısıyla ekonomik büyüklüğün tek başına bir şey ifade etmediği buradan bir kere daha anlaşılmaktadır.
  • Moldava nüfusu 2,3 milyondur. Yani Adana ilimiz kadar…
  • Moldova asgari ücreti 319 euro Bizimki 533 euro dur.
  • İşsizlik oranı yüzde 3,6’dır. Bizimki yüzde 8,1 (dar tanımlısı).
  • Enflasyon oranı yüzde 7’dir. Bizimkinin dörtte birinden az…
  • Bu küçük ülkede yer alan market zincirleri; Linella, Local, Rogop, Fidesco ve Famly Market’tir.

Şimdi market alışveriş kıyaslamalarına geçebiliriz…

  • Sanal alışverişin tarihi 23 Nisan 2026,
  • Moldova fiyatları Famly Market’ten, Türkiye fiyatları iki ulusal zincirimizden alınmıştır.
  • Moldova para birimi Moldova Leyi’dir (MDL), bundan sonra bu kısa şekliyle ifade edilecektir.
  • Güncel kurlar 1 MDL= 2,62 TL, 1 Euro= 20,13 MDL, 1 Euro= 52,63 TL şeklindedir.
  • 42 ürünün yer aldığı listede; Moldova alışveriş tutarı 1.878 MDL ve karşılığı 4.922 TL tutmuşken, Türkiye alışverişi tutarı 6.304 TL tutmuştur. Euro cinsinden kıyaslarsak, Moldova alışverişi 93,52 €, Türkiye alışverişi 119,77 € çıkmıştır. Her iki şekilde de bizdeki alışveriş %28 daha pahalıdır.
  • 42 ürünün 29’unda pahalı, 13’ünde ucuz kalıyoruz. Kronik olarak döviz bazında aşırı pahalı kaldığımız ürünlerden; ayçiçeği yağı yüzde 172, starking elma yüzde 140, bal yüzde 101, un yüzde 88, sığır eti yüzde 66, limon yüzde 57, fındıklı çikolata yüzde 55 daha pahalı çıkmıştır.
  • Ülkemiz tüketicisinin geliri yüzde 67 fazlayken, alışveriş tutarı da yüzde 28 fazladır.
  • Moldova vatandaşı aylık geliri ile bu alışverişi ayda 3,4 defa tekrarlayabilirken, bizim tüketicimiz aynı alışverişi ayda 4,5 defa yapabilmektedir. Başka bir ifade ile Moldova vatandaşı gelirinin yüzde 29’unu bu alışverişe harcarken, Türk tüketici gelirinin yüzde 22,5’ini aynı alışverişe harcamaktadır.

Sonuç olarak; görüleceği gibi bu fakir ülke ile bile satın alma güçlerimiz arasındaki bütün fark bu kadardır. Yani gelirdeki fazlalığımızın çoğunu, daha pahalı yaptığımız alışveriş farkına harcamaktayız.

Not: Yine istek üzerine, “batı ülkelerinde 1 saatlik net asgari ücret ile neler alınabilir ve aynı ürünler bizim ülkemizde kaç saatlik çalışmayla elde edilebilir” kıyaslamalarını buraya ekleyeceğiz.

Buna da Almanya ile başlıyoruz. Almanya’da 2026 yılı aylık net asgari ücret yaklaşık 1.900 euro dur. Aylık 160 saat hesabıyla saatlik net asgari ücret 11,87 euro dur. Bu gelirle 11,50 euroya 9 çeşit ürün alınabilmektedir. Toz şeker 1 kg 0,79 €, un 1 kg 0,39 €, makarna 500 gr 0,99 €, süt UHT 1 lt, kaşar peynir 150 gr 1,39 €, yumurta 10 adet 1,89 €, Coca-Cola 1lt 1,09 €, ayçiçeği yağı 1 lt 1,59 €, gold kahve 100 gr 2,49 € ürün fiyatlarıdır (dreidreiunddreisig hesabından).

Bu alışverişin Türkiye tutarı 1.106 TL veya 20,91 euro dur. Toz şeker 44 TL (PL), un 53 TL (Söke), makarna 47 TL (Pastavilla), süt 74 TL (İçim), kaşar peynir 175 TL (Cihan-Ser), yumurta 113 TL (PL), Pepsi Cola 60 TL, ayçiçek yağı 200 TL (Yudum), kahve gold 340 TL (Nescafe) ürün fiyatlarıdır.

Türkiye’de 2026 yılı aylık net asgari ücret 28.075 TL olup, aylık 160 saat hesabıyla (bizde en fazla aylık 180 saat olmasına rağmen) saatlik ücret olarak 175,5 TL’yi dikkate aldık. Bunun da karşılığı 3,32 euro dur.

Ve bu saatlik net asgari ücret ile sadece ayçiçeği yağı bile alınamamaktadır.

Sonuçta, Almanya’da 1 saatlik ücret ile yapılan alışveriş, ülkemizde 6 saatlik ücret ile yapılabilmektedir. Aradaki bu büyük farkın sebebi; geliri 3,5 kat olan Alman tüketicinin, alışverişi de yüzde 44 daha ucuza getirmesidir.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ercüment Tunçalp

POPÜLER