Firmalardan
Narkonteks Tekstil, Nebim V3 ile verimliliğini arttırıyor
Narkonteks Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Toygar Narbay, Nebim Gold Çözüm Ortağı Giltaş’ın Ege Giyim Sanayicileri Derneği ile ortaklaşa düzenlediği “Üretimde Karlılık ve Verimlilik Semineri”’nde Narkonteks’in Nebim ile yolculuğundan bahsetti. Toygar Narbay, Nebim V3’ün üretimden finansa, satın almadan satışa kadar yurt içi ve yurt dışı tüm operasyonlarını entegre bir şekilde yönetmeye olanak sağladığını bu sayede tüm iş süreçlerini kolaylaştırarak verimliliklerini artırdığını söyledi.
2020 yılında Nebim ile iş birliğine başlayan Narkonteks, 2022 yılının başında mağazacılık ve finans tarafını, 2023 yılı itibari ile de üretim dahil tüm süreçlerini Nebim V3 ile yönetmeye başladı. Nebim V3 ERP’nin aynı platform üzerinde uçtan uca tüm çözümleri sunmasının şirket verimliliğine olan pozitif etkisini anlatan Narkonteks Yönetim Kurulu Başkanı Toygar Narbay, üretim’in yanında insan kaynakları, finans, muhasebe, raporlama, perakende ve toptan satış, depo ve stok yönetimi süreçlerinin hepsini kapsamlı ve entegre bir şekilde yönettiklerini söyledi. Bu süreçlere ek olarak perakende mağazalarında da Nebim V3 POS ve Nebim V3 Mobil Mağaza uygulamasını kullandıklarını dile getiren Narbay, reyonda çalışan satış danışmanları ve operasyonel süreçleri yöneten mağaza çalışanları tüm süreçleri aynı platform üzerinden yönetirken, müşterilerine reyonda temassız mobil ödemeye kadar uzanan tüm süreçlerini başarılı bir şekilde ilerletmenin önemine değindi.
“Yurt içi ve yurt dışında genişleyen operasyonlarımızın yükünü Nebim ile hafifleterek tüm süreçlerimizin yönetimini kolaylaştırdık”
2005 yılında kurulduklarında herhangi bir ERP programları olmadığını, süreç içinde çeşitli yazılımlar denediklerini, 2009 yılında Blackspade’in de devreye girmesiyle işletme faaliyetleri üretim faaliyeti olmaktan çıkıp satış, dağıtım, pazarlama, mağazacılık, B2C, direct to customer gibi çeşitli kanallarda genişlemeye başladığını anlatan Yönetim Kurulu Başkanı Toygar Narbay, konsinye satışların izlenmesi ve faturalanması, franchise işlemleri, mağazacılık süreçleri ve yurt dışında da stok tutup oradaki üçüncü parti firmalar aracılığıyla internetten satış ve bunun takibine kadar genişleyen bir operasyon yükünün ERP’leri olmadığı için süreçlerini zorlaştırdığını anlatarak devam etti:
“Hiçbir program ihtiyaçlarımızı cevaplamıyor, on altı/on yedi program sistemde entegre olarak çalışmak zorunda kalıyordu. Bir programa güncelleme geldiğinde veri kayıpları ve operasyonel zorluklar yaşamaya başladık ve tek bir platform üzerinde tüm süreçleri birleştirme düşüncesi ile kendi modüllerimizi yazmaya ve platformumuzu geliştirmeye çalıştık ama bir noktada gördük ki, biz bir hazır giyim firmasından bilgi işlem firmasına doğru eviriliyoruz ve gelişmeleri yakalamak da kendi yazılımınızla mümkün olmuyor. Bunu gördükten sonra bir partner aramaya başladık ve 2020 yılının son çeyreğinde Nebim ile tanışma şansını elde ettik.”
“ERP programı satıp alıp hemen kullanmaya başlayabileceğiniz bir süreç değil birlikte gelişme süreci, biz Nebim’in harika yazılım ve analiz ekibi ile bunu başardık”
Nebim’in harika yazılım ve analiz ekibi ile 2020 yılının son çeyreğinde süreçlerimizi geliştirmeye başladıklarını aktaran Narbay “ERP programına geçiş, kendi süreçlerinizi de gözden geçirip, programı anlayıp, geliştirmelerin birlikte yapılmasının sağlanacağı bir süreç. Biz de tam olarak bunu yaptık ve 2022’nin başında mağazacılık ve mali işler tarafını; 2023 yılında da Üretim dahil diğer tüm süreçlerimizi Nebim’e aktardık. Şu anda Nebim V3 ile perakende mağazalarımızı yönetiyor ve 650’ye noktamızda toptan satışlarımızı gerçekleştiriyoruz. Boyner’deki 150 noktadaki konsinye satış süreçlerimizi takip ediyoruz, ihracat operasyonlarımızı yürütüyoruz, franchiselarımızı yönetiyoruz ve tüm bu süreçlerde bizim için en önemlisi Nebim’deki data bizim çok sağlıklı, birbiriyle tutarlı raporlar almamızı sağlıyor.” dedi.
“Nebim V3 gibi 360 derece bir program kullanılmasının ne kadar önemli olduğunu Üretim, Finans ve Satış ile ilgili bir bütünlük içerisinde yapabildiğimiz raporlamaların karar destek sistemimize verdiği katkı ile daha iyi anlıyoruz”
Özellikle yönetim tarafından anlamlı sonuçlar çıkarabilmek için 360 derece bir programın kullanılmasının ne kadar önemli olduğunu, programdan aldıkları Üretim, Finans ve Satış datalarının bir bütünlük içerisinde olduğu raporlarla çok daha net bir şekilde görebildiklerini söyleyen Narkonteks Yönetim Kurulu Başkanı Toygar Narbay, operasyonlarınıza uygun bir program seçmenin operasyonel süreçlerinizi kolaylaştırdığını ve verimliliğinizi artırmasında çok önemli bir rol oynadığını vurguladı.
Power BI’da geliştirmelerin başında olunmasına rağmen güçlü bir rapor seti üretilmiş durumda olduğunun, işletme verimliliğine ve karar destek sistemlerine çok ciddi katkıda bulunmaya başladığının altını çizdi.
“Nebim ile yürüttüğümüz süreçte yaptığımız geliştirmeler tüm endüstri için çok faydalı olacak”
Nebim ile yolculuklarının bu noktadan sonra çok daha keyifli bir hal almaya başladığını belirten Narbay, “Artık sadece sisteme veri girmek değil, sistemden çıkan verilerin bir küp çerçevesinde, istediğimiz gibi görsel bir karar destek sistemine dönüşmesi yolculuğu başladı ve ben bunu çok anlamlı buluyorum. Programın gelişimi henüz bitmedi, listemizde Nebim ekipleri ve Yılmaz Bey ile yapacağımız bir çok proje var, onları gerçekleştireceğiz. Tüm bu geliştirmeler eminim ki endüstriye de çok faydalı olacak. Ne kadar çok firma bu programı kullanırsa program çok daha fazla beslenecek ve gelişecek.” dedi
“Nebim V3 ve Üretim, tüm iş süreçlerimizi aynı platform üzerinde bütünleşik ve verimli bir şekilde yönetmemize destek sağlıyor”
Narkonteks Yönetim Kurulu Başkanı Toygar Narbay, sözlerini sonlandırırken, “Söylemeliyim ki, biz artık sadece üretim yapan, iki boyutlu bir kumaşı üç boyutlu bir ürüne çeviren bir firma değiliz; bunun yanında insan kaynakları, finansman, mali işler, raporlama, tasarım, AR-GE, inovasyon, satış, pazarlama, dağıtım, mağazacılığa kadar uzanan bir süreç, bunların denetimi, üretimi ve insan kaynaklarını yani 360 derece bir şirketi yönetiyoruz. Üretim sadece bu süreçlerin bir parçası.
Dolayısıyla firmaların bu kadar kompleks süreçleri yönettiği, müşteri beklentilerinin bu kadar çeşitlendiği bir dünyada artık manuel sistemler veya çok farklı programları bir arada kullanmaya çalışarak, bunları entegre etmeye uğraşarak müşteri taleplerine cevap vermeleri ve aynı zamanda verimli ve para kazanan bir yapı kurmaları çok kolay olmayacaktır. Firmaların bu noktada beraber yürüyecekleri partnerleri doğru seçmeleri gerektiğine inanıyorum. Nebim tek platform çözümünü sunarak firmalara bu kararları almasında çok ciddi destek sağlayacaktır.” değerlendirmelerinde bulundu.
Firmalardan
Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara
Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.
Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”
Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor
Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.
Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor. Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.
Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”
Firmalardan
P&G Türkiye, tüketici ihtiyaçlarından ilham alan inovasyonlarla yaşamları iyileştiriyor
Büyüme stratejisi, belirsiz ve değişken küresel koşullara rağmen uzun vadeli, sürdürülebilir ve sorumlu büyümeye odaklanan disiplinli bir yaklaşıma dayanan P&G Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya Yönetim Kurulu Üyesi ve Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcısı Armağan Sunerli ile sürdürülebilir büyümeyi, gelecek vizyonlarını ve pazarı konuştuk.
P&G Türkiye’nin bugün ulaştığı noktanın global organizasyon ve özellikle Avrupa bölgesi içindeki stratejik ağırlığını nasıl tanımlarsınız?
P&G olarak Türkiye’deki serüvenimize 1987 yılında başladık ve bu süreçte farklı kategorilerin öncüsü olarak hızlı tüketim ürünleri sektörüne yön verdik. 39 yılda ülkemizi birçok ilkle tanıştırdığımız ev ve kumaş temizlik bakımı, tıraş bakım, kadın kişisel bakım, bebek bakım, ağız bakım, saç bakım ve sağlık kategorilerinde bugün, öne çıkan 18 markamızla tüketicilere hizmet sunmaya devam ediyoruz.
Bugün Avrupa’nın en hızlı büyüyen hızlı tüketim ürünleri pazarına sahip ülke olan Türkiye, P&G için de Avrupa’nın en hızlı büyüyen pazarı durumunda. Avrupa organizasyonu içinde hem tüketici yapısı hem de finansal etkileriyle bölge performansına doğrudan yansıması olan, stratejik bir ülke konumunda bulunuyoruz. Bununla birlikte Türkiye’de elde ettiğimiz her başarı ya da karşılaştığımız her zorluk, Avrupa bölgesinin genel performansına net biçimde yansıyor. Bu da Türkiye’nin yalnızca büyüyen bir pazar değil, Avrupa ölçeğinde belirleyici bir ülke olarak konumlanmasını sağlıyor.
Türkiye’nin sahip olduğu bu ‘kaldıraç’ rolü, yerel pazarın dinamikleriyle birleştiğinde operasyonel önceliklerinizi ve ekosistemdeki büyüme hedeflerinizi nasıl şekillendiriyor?
Dünyada en yüksek nüfusa sahip 18. ülke olan Türkiye, Avrupa’da en büyük nüfusa sahip ülke konumunda. Çocuk ve genç nüfus oranımızın AB ülkelerinden yüksek olması, Türkiye’de kategori büyüme hızının yüksek olmasını da beraberinde getiriyor. Ülkemizde içerisinde bulunduğumuz kategoriler geçen yıl içerisinde %3’ü aşkın hacim ve %30’u aşan değer büyümesi gösterdi.
Bu ekosistemde P&G olarak, ülkemize ilk jel çamaşır deterjanı kapsülü, ilk bulaşık deterjanı kapsülü gibi yenilikleri kazandıran ev bakım kategorisinde pazardaki güçlü yapımızı korumaya devam ederken birçok kategorimizde çift haneli hacim büyümeleri elde ettik. Üstün performanslı ve doğru ürünleri ambalaj tasarımlarından marka iletişimine, doğru satış kanalları ve perakende uygulamalarından tüketicimize sağladığımız değere tüm unsurlarıyla bir bütün olarak ele alıp kategorileri büyütmeye odaklanıyoruz. Bugün Türkiye’de her 10 hanenin 8’inde en az bir ürünümüzle yer almamız, tüketici ihtiyaçlarını doğru okuyarak anlamlı çözümler sunduğumuzun en somut göstergesi. İnovasyon ve kalite standartlarıyla, tüketici beklentilerinin ötesine geçmeyi hedefliyoruz.
Tüketici ihtiyaçlarından ilham alan inovasyonlarla yaşamları iyileştiriyor ve dokunduğumuz her paydada çift taraflı değer yaratıyoruz. Şirket olarak büyürken, tedarikçilerimiz ve iş ortaklarımız için de kazandıran aksiyonlar alıyor, içinde bulunduğumuz ekosistemi de geliştirmeyi sürdürüyoruz.

Kategorilerinizde sürdürülebilir büyümeyi sağlayan stratejinizin temelinde nasıl bir yaklaşım var?
P&G’nin büyüme stratejisi, belirsiz ve değişken küresel koşullara rağmen uzun vadeli, sürdürülebilir ve sorumlu büyümeye odaklanan disiplinli bir yaklaşıma dayanıyor. Bizim kazanma stratejimiz bütün dünyada aynı formül üzerine kurulu: Üstün Ürünler, Üstün Ambalaj, Üstün Marka İletişimi, Üstün Perakende Uygulaması, Üstün Tüketici ve Müşteri Değeri.
Başarı, içlerinden birini seçmekten değil, hepsini aynı anda ve sürdürülebilir bir şekilde hayata geçirmekten geçiyor. Bu sayede hem tüketicilerin hem de perakende ortaklarımızın değişen ihtiyaçlarına hızla uyum sağlayabiliyor, stratejimizi gerçek zamanlı olarak esnek biçimde yönetebiliyoruz.
Bizi rekabette ayrıştıran ve uzun vadeli başarımızı şekillendiren bu stratejik yaklaşım, sürdürülebilir büyüme sağlamamızı ve faaliyet gösterdiğimiz kategorilerde değer yaratmamızı mümkün kılıyor. Bu güçlü stratejimizle kazanmaya ve paydaşlarımıza kazandırmaya devam ediyoruz.
Pazarın hızla dönüştüğü bir dönemde, tüketici beklentilerine nasıl yanıt veriyorsunuz?
P&G’de önceliğimiz, “tüketiciyi anlamak” ve farkında oldukları ya da olmadıkları ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bizim için “tüketiciyi anlamak” ise sadece bir araştırma sonucu değil; ürün geliştirmeden pazarlama iletişimine kadar her sürecin başlangıç noktasıdır. Bu doğrultuda A&I (Analiz ve İçgörü) ekiplerimiz yılda yaklaşık 1000 araştırma yürütüyor ve 100.000 tüketicinin görüşünü alıyor. Globaldeki 2000’den fazla Ar-Ge mühendisimiz ve inovasyona ayırdığımız yıllık 2 milyar dolarlık yatırımımız, bu genetik kodun bir parçasıdır.
Türkiye, tüketici davranışlarının en hızlı dönüştüğü pazarlardan biri. Bu dönüşümü doğru anlayabilmek için tüketiciyi davranışsal ve sosyolojik boyutlarıyla okumak gerekiyor. Örneğin; 2024 itibarıyla ortalama hane halkı büyüklüğü 3 kişiye kadar geriledi; tek kişilik hanelerin oranı ise 2010’da %7 iken bugün %20’ye yükseldi. Küçülen haneler ve hızlanan hayat temposu, özellikle en güçlü kategorilerimizden biri olan ev bakımında bizi daha kompakt ve pratik ürünler geliştirmeye yöneltiyor. Bununla birlikte deterjan kategorisinde tüketicinin öncelikli beklentisi, ek bir ürüne ihtiyaç duymadan leke ve koku çıkarmak ve zahmetsiz kullanım. Bu ihtiyaçlara, 7 günlük kurumuş lekelerde bile üstün temizlik sunan ve yepyeni bir form olan Ariel PODS ile cevap veriyoruz. Yeni Ariel PODS sadece form yeniliğiyle değil üstün performansıyla da bu ihtiyaçlara çözüm sağlıyor.
Öte yandan yoğun gündelik hayat içerisinde insanlar ev işlerine çok da fazla zaman ayırmadan ve hemen her günün yapılması gereken bulaşık yıkamayı da zahmetsiz, hızlı ama tertemiz bir şekilde çözmek istiyor. Bu içgörüyle Fairy 30 Dakikada Mucize ürününü pazara sunduk. Bu ürün sayesinde 3 kat yağ çözücü etken* ile 30 dakikada kısa programda inatçı yağ ve yemek kalıntılarını etkili bir şekilde temizliyor. *(Fairy Orjinal’e göre)
Arçelik, Beko, Bosch, Vestel gibi Türkiye’nin ve dünyanın alanında lider çamaşır ve bulaşık makinası üreticilerinin de 1 numaralı tavsiyesi olan Ariel ve Fairy markalarımız, tüketicilerimizden yeni inovasyonlarıyla pozitif dönüşler alıyor. Ariel PODS için, “gerçekten hayatı kolaylaştırıyor”, “ölçü derdi olmadan güvenle kullanıyorum” gibi yorumlar alıyoruz. Fairy 30 Dakikada Mucize tarafında ise aldığımız geri bildirimler, ürünün bulaşık yıkamayı gerçekten daha zahmetsiz ve hızlı hale getirdiği yönünde.
Tüketici odaklı inovasyon yaklaşımımız, yalnızca ev bakım kategorisinde değil, diğer kategorilerimizde de başarımızın temelini oluşturuyor. En güçlü olduğumuz alanlardan biri olan saç bakım kategorisinde, özellikle yeni jenerasyonun daha yoğun ve aşamalı bakım rutinlerini benimsemesinden yola çıkarak geliştirdiğimiz ürünlerle pazarda öne çıkıyoruz. Onarma ve koruma saç bakımında kadınların en büyük ihtiyacı. Bu değişimi dikkate alarak yaptığımız inovasyonlarla P&G’nin Pantene Heat & Glow serimiz ya da doğal içeriklere yönelik artan beklentiye yanıt veren Herbal Essences ürünleri gibi inovasyonlar sunduk. Bu stratejilerimizin sonucunda saç bakım kategorisinde çift haneli büyüme ve penetrasyon artışı elde ettik.
Bebek bakım kategorisinde ise özellikle gece yaşanan sızdırmalar, hem bebeklerin hem de annelerin uyku kalitesini olumsuz etkileyen önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu durum; bez, kıyafet, yatak ve çarşafların sık sık değiştirilmesi gibi ek zahmetleri de beraberinde getiriyor. Yeni Prima Premium Care ile Türkiye’de bir ilk olan kaka ve çiş cebi özelliğini ailelerle buluşturuyoruz. %100’e varan cilt ve sızdırma koruması sayesinde bebeklere konfor, ebeveynlere ise gönül rahatlığı sunuyoruz.
Bir diğer örnek de son 1 yılda, artan estetik kaygılar, kişisel bakım trendleri ve tüketici bilincinin yükselmesi ile beyazlık diş macunu segmentindeki büyüme. Beyazlık segmenti Oral-B’nin büyüme stratejisinin en öncelikli alanlarından birini oluşturuyor. Son bir yıl içinde Oral-B, beyazlık segmentini yaklaşık %20 oranında büyüterek kategori büyümesine öncülük etti.
P&G olarak, ürünlerimizin tüketici beklentilerini üstün performans, kalite ve güvenilirlikle karşılamasını temel önceliğimiz olarak görüyoruz. Bugün tüketiciler, düşük fiyatın her zaman gerçek tasarruf anlamına gelmediğinin; asıl tasarrufun yüksek performans ve kalitede saklı olduğunun bilincinde. Fiyat hassasiyeti artsa da Türk tüketicisi evine ve ailesine verdiği değerden ödün vermiyor; “ödediğim paraya değer” dediği ürünleri tercih ediyor.
Biz de bu güvene layık olmak için inovasyon odağımızı, kalite standartlarımızı ve tüketici içgörüsüne dayalı yaklaşımımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Çünkü biliyoruz ki sürdürülebilir başarının temelinde, tüketicinin güvenini kazanmak ve bu güveni her gün yeniden hak etmek yatıyor.
Firmalardan
Kore’nin global cilt bakım markası Nacific Türkiye’de
Kore merkezli global cilt bakım markası Nacific, Türkiye pazarına Korelle Kozmetik distribütörlüğünde ve güçlü bir kurumsal marka kimliğiyle giriş yaptı. Markanın Türkiye yapılanması ve pazara giriş stratejisi, Korelle Kozmetik liderliğinde kurgulanırken; Nacific ürünleri Rossmann’ın yaygın mağaza ağı ve online satış kanalları üzerinden özel olarak tüketicilerle buluşuyor. Bu güçlü iş ortaklığı modeli, markanın Türkiye’de uzun vadeli ve sürdürülebilir bir büyüme hedeflediğini ortaya koyuyor.
Nacific’in Türkiye operasyonu, distribütörlüğünü üstlenen Korelle Kozmetik çatısı altında yürütülüyor. Korelle Kozmetik; marka konumlandırma, dağıtım yönetimi, pazarlama stratejisi ve pazar geliştirme süreçlerini bütünleşmiş bir yaklaşımla yöneterek markanın Türkiye’de kurumsal ve sürdürülebilir bir yapı içinde büyümesini hedefliyor. Ürünler, güçlü ve güvenilir perakende altyapısı sayesinde Rossmann Türkiye’nin yaygın mağaza ağı ve online satış kanalları üzerinden tüketicilerle buluşuyor.
26 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirilen basın toplantısında; Korelle Kozmetik Kurucu Ortağı ve Başkanı Fatih Akşener, The Skin Factory CEO’su Jason Roh, Overseas Business Division Director Julie Sun ile Rossmann Türkiye üst düzey yöneticileri bir araya geldi.
Toplantıda konuşan Korelle Kozmetik Kurucu Ortağı ve Başkan Yardımcısı Neslihan Niğiz Ulak şu değerlendirmede bulundu, “Türkiye’de Kore kozmetiği kategorisi hızla büyürken, pazarda güçlü kurumsal yapı ve uzun vadeli marka yönetimi konusunda önemli bir boşluk olduğunu gözlemledik. Korelle Kozmetik’i tam da bu ihtiyaca yanıt vermek amacıyla konumlandırdık. Nacific’in marka gücü, bilimsel yaklaşımı, içerik şeffaflığı ve gerçek sonuç odaklı marka felsefesi vizyonumuzla güçlü bir uyum gösterdi. Nacific’in global gücünü Rossmann’ın güvenilir perakende altyapısıyla birleştirerek Türkiye’de sürdürülebilir bir büyüme ivmesi yakalayacağımıza inanıyoruz. Uzun vadede hedefimiz, Korelle’yi Kore güzelliğinin Türkiye’deki en etkili ve belirleyici oyuncularından biri haline getirmek.”
