Sosyal Medya Hesaplarımız

Genel Haberler

Böyle giderse kırsalda nüfus kalmayacak…

Editör

“Önlem alınmazsa, kırsal kalkındırılmazsa, bu eğilimle halen 20 milyon olan kırsal nüfus, 2050’de 4,5 milyona gerileyecek”

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Bayraktar, kırsal nüfusun hızla azaldığını, böyle giderse kırsalda nüfus kalmayacağını bildirerek, “FAO verilerine göre, 2000 yılında yüzde 35,3 olan kırsal nüfus 2011’de yüzde 28,6’ya indi. Tahminlere göre, günümüzde kırsal nüfusun payı yüzde 25’in altına düşmüş durumda. Önlem alınmazsa, kırsal kalkındırılmazsa, bu eğilimle halen 20 milyon olan kırsal nüfus, 2050’de 4,5 milyona gerileyecek” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, 2000 yılında 63,6 milyon olan Türkiye nüfusunun yüzde 35,3’ü olan 22,5 milyonun kırsalda yaşadığını, 2011’de ülke nüfusunun 73,6 milyona ulaşmasına karşın kırsalda yaşayanların oranının yüzde 28,6’ya, sayısının ise 21,1 milyona indiğini belirtti.
Şemsi Bayraktar, 6 Aralık 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, 13 ilde büyükşehir kurulmasını öngören 6360 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası ile 22 Mart 2013 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Ordu ilinde büyükşehir kurulmasını öngören 6447 sayılı Büyükşehir Belediye Yasalarının, 16 olan büyükşehir belediye sayısını 30’a yükselttiğini, bu illerde köy ve beldelerin tamamının mahalle haline dönüştürüldüğünü, büyükşehir belediye alanının tüm il topraklarını kapsar hale getirildiğini bunun da kırsal nüfus sayısını bir anda düşmüş gibi gösterdiğini bildirdi.
Bayraktar, Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Mersin, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Sakarya, Samsun, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde büyükşehir yapılmasıyla sanki bu illerde kırsal nüfus yokmuş gibi istatistiklerin oluşturulduğu bilgisini verdi.
Kırsal nüfusun geleceği
Bu illerde de adı mahalle olsa da köy ve kasabaların bulunduğunu, büyük bir kırsal nüfus barındığını vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Halen ülkemizde 20 milyon dolaylarında kırsal nüfus bulunmaktadır. FAO, 2011 yılı için yüzde 28,6 oranını vermektedir. Bu rakam, eğilime bakılırsa günümüzde yüzde 25’in altına inmiştir. Bu eğilim devam ederse, kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 2026’da 19,4’e, 2034’de yüzde 14,6’ya, 2042’de yüzde 9,7’ye, 2050’de ise yüzde 4,8’e inecek. Böylece, kırsal nüfus, Türkiye İstatistik Kurumu’nun ülke nüfusuyla ilgili temel projeksiyonunu baz aldığımızda, 2026’da 16,7 milyona, 2034’de 13,2 milyona, 2042’de 9 milyona, 2050’de 4,5 milyona gerileyecek. Bu nüfus çocuk, yaşlı tüm nüfusu kapsıyor.
Tarımda istihdam edilen nüfus 1-1,2 milyona inecek
FAO verilerine göre 2000 yılında kırsalda yaşayan yüzde 35,3 nüfusun yüzde 26,5’i, 2011’de yüzde 28,6 nüfusun yüzde 19,9’u tarımdan geçimini sağladı. Kırsalda yaşayanların 2000 yılında yüzde 75,1’i, 2011 yılında yüzde 69,6’sı tarımsal faaliyette yer aldı. Bu durumda, kırsalda yaşayanlarda tarımdan geçimini sağlayanların oranı düşüyor. Her ne kadar kırsal nüfus 2050’de 4,5 milyona inse de bunun en fazla 3 milyonu tarımsal faaliyette yer alacak. Türkiye’de halen toplam nüfusun yüzde 39’unun işgücüne dahil olduğunu göz önünde bulundurursak, tarımda istihdamda en fazla 1-1,2 milyon dolaylarında olacak. Tabii bu istihdamın büyük bölümünü de yaşlı nüfus oluşturacak. Tarımın toplam istihdamdaki payı da yüzde 20’lerden yüzde 3’lere inecek.”
Gelişmiş ülkelerde kırsal nüfus
Bayraktar, kırsal nüfusu sadece tarım nüfusu olarak görmemek gerektiğini, gelişmiş ülkelerden tarımda çalışan nüfus yüzde 2-3’lere inse de hala Japonya’da yüzde 8’inin, Avustralya’da yüzde 10’unun, Fransa’da yüzde 14’ünün, Hollanda’da yüzde 16’sının, ABD’de yüzde 17’sinin, Kanada’da yüzde 19’unun, İngiltere’de yüzde 20’sinin, İspanya’da yüzde 22’sinin, Almanya ve İsviçre’de yüzde 26’sının, İtalya’da yüzde 31’inin kırsalda yaşadığına dikkati çekti.
“Kır ile kent arasındaki gelişmişlik farkı giderilmeli”
Kırsalın kalkındırılması ve kır ile kent arasındaki ekonomik ve sosyal gelişmişlik farkının giderilmesinin tarım açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Ne yazık ki kırsalda hızlı bir göç yaşanmış ve köylerimiz büyük oranda nüfus kaybetmiştir. Özellikle tarımda genç nüfus kaybı, tarımsal üretimi doğrudan etkilemektedir. Nüfusu kırsalda tutacak projeler yürürlüğe konulmalı, kırsal kalkınma desteklenmeli, başta gıda sanayi olmak üzere kırsalda tarımsal girdi kullanan işletmelerin kurulması teşvik edilmelidir. Kırsala, kentlerde olan hizmetler götürülmeli, özellikle kırsal turizm önemsenmelidir. İnsanların doğdukları yerde doymaları sağlandığında, şehirler de ağır göç baskısından uzaklaşacaktır.
Tarımsal alanda faaliyet gösteren büyük şirketlerin zarar etmeleri durumunda tarımsal işletmelerini kapatarak sektörden çıktıkları göz önüne alındığında, aile çiftçiliğinin, tarımın sürdürülebilirliği, gıda güvenliği, açlık ve yoksullukla mücadele, kırdan kente göçün azaltılması ve doğal kaynakların korunması açısından desteklenmesi gerekmektedir.”
Şu anda bile tarımda genç nüfus sıkıntısı çekilirken, 2050’de tarımda çalışan bulmanın neredeyse imkansız hale geleceğini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Acilen kent ve kır arasındaki ekonomik ve sosyal farklar giderilmeli, kırsalın ülke ortalamasının üçte birinde kalan gelir seviyesi yükseltilmeli, öncelikle tarıma dayalı sanayiler, kırsal turizm geliştirilmelidir. İngiltere’de tarımdaki nüfus yüzde 1’lere inse de hala nüfusun yüzde 20’si kırsalda yaşıyor. Kırsaldaki nüfusun yüzde 95’i tarım dışında geçimini sağlıyor. Türkiye’nin de kırsaldaki nüfusu tutması ama tarımda çalışan nüfusunu azaltması gerekiyor.
“Kırsal kalkınmayı sağlamak Türkiye şartlarında çok da zor değil”
Kırsal kalkınmayı sağlamak ülkemiz şartlarında çok da zor değil. Geniş tarım alanları, tarımsal üretim potansiyelinin zenginliği, ürün çeşitliliği, tarımsal sanayi girdi ve hammaddelerinin çeşitliliği, marka olabilecek yöresel ürün fazlalığı, flora ve fauna zenginliği, çevre kirliliğinin az olması ve organik ürün potansiyelinin bulunması, kültür ve turizm varlıklarının zenginliği ve bunların turizm açısından yüksek potansiyel arz etmesi, geleneksel zanaat ve el sanatlarının zengin olması, yaygın kamu teşkilatı önemli artı değerlerdir. Kırsal kalkınma proje deneyimleri, ulaşım, haberleşme ve elektrik altyapısının da önemli ölçüde tamamlanmış olması büyük avantajdır.”
Yapılması gereken
Yapılması gerekenin, tarımın küçük ve parçalı arazi yapısı, tarımsal eğitim ve yayım hizmetleri ile işbirliği konusundaki yetersizlikler, kalite ve standartlara uyum konusundaki güçlükler, tarım-sanayi entegrasyonu ve pazarlama faaliyetlerinde etkinlik sorunları, sermaye ve mali kaynak yetersizlikleri, üretimin doğa koşullarına bağımlılığı ve verim düşüklüğü gibi yapısal sorunları çözmek gerektiğini bildiren Bayraktar, “başta orman köylüleri olmak üzere kırsaldaki yoksulluğu ortadan kaldırmak, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerini etkin olarak götürmek, kırsal altyapıyı modernize etmek, toprak, su, orman, çayır mera, su ürünleri stokları gibi doğal kaynakları korumak hayati önemdedir. Bunlar yapılırsa, kırsal kalkınmanın sağlanmaması mümkün değildir” dedi.

Devamını Oku
Advertisement
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Haberler

Galip Aykaç: “Yapısal sorunlara eğilmemiz gerekiyor”

Editör

Yazar:

GPD (Gıda Perakendecileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Galip Aykaç, 14 Eylül 2021 Salı günü, BloombergHT’de yayınlanan “60 Dakika” programına konuk oldu. Aykaç, gıdada fiyat denetimi hakkında açıklamalarda bulundu ve fahiş fiyatların kontrol altına alınması için Derneğimizin çözüm önerilerini yineledi.

Galip Aykaç’ın açıklamalarından ana başlıkları, sizin için bir araya getirdik.
“Pandeminin etkisiyle Türkiye’nin lojistikle ilgili ciddi sorunları var. Üretimde sorunlu alanlar var ve ürün bize gelene kadar yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Biz ürünün alış fiyatına bakıyoruz, operasyonel masraflarımızı ilave edip üzerine de bir miktar kar koymaya çalışarak bunu piyasaya sürüyoruz. Burada da aşırı bir rekabet var; rekabetten dolayı son derece uygun gidiyoruz.”

Asıl mesele, yapısal sorunlar
Açıklamalarında Türkiye’de sebze-meyve üretimi konusunda bazı rakamlara da yer veren Aykaç, asıl çözülmesi gerekenin yapısal sorunlar olduğunu vurguladı. “Türkiye’de, yıllık 55 milyon ton sebze-meyve üretimi yapılıyor. Bunun %30-35’i fire olarak ayrılıyor. 35-37 milyon ton arasında satılabilir ürün var. Bunun da %10-15’ini perakendeciler satıyor. %85’i pazar, manav, restoranlar, yemek şirketleri ve otellerde tüketiliyor. Bir kısmı da ihraç oluyor. Böyle bir durumda, %15’lik kısmıyla ne yaparsanız yapın enflasyonu yukarı çıkaramazsınız. Bu yanlış algıyı ortadan kaldırmamız lazım. Asıl mesele, yapısal sorunlar. Bunun altını bir kere daha çiziyorum. Siyasi kaygılardan arındırılmış şekilde bu yapısal sorunlarımıza eğilmemiz lazım. Bizim aramızda hiçbir şey yok. Bizim halden aldığımız da var, üreticiden direkt aldığımız da var. Bunlar denetime tabi zaten. Ticaret Bakanlığı ve diğer birimler, bizleri çok sık denetliyorlar. Bu denetimlerde de buldukları bir şey varsa gerekeni yapıyorlar.”

Gıdada fahiş fiyat denetimi
“Şu anda, birkaç gündür denetimler var. Ne zaman sıkışılsa hemen denetime başvurarak çözeceklerini zannediyorlar. Bu böyle olmaz. Bunu daha farklı hale getirmemiz lazım. Perakende noktaları, aslında enflasyonun düşmesini sağlayacak şekilde bir rekabet içerisinde çalışıyorlar. Bir başka rakam söyleyeyim; bunlar Merkez Bankası’nın rakamlarıdır: Perakende sektörünün net kar marjı 1,6’dan 1,2’ye düşmüş durumda. Eğer burada bu işler yapılıyorsa bu paralar nerede diye ben de sormak istiyorum. Lütfen bizi töhmet altında bırakmasınlar. Fahiş fiyatla perakendenin bir alakası yok. Daha doğrusu bizim enflasyona ilave bir katkımız olamaz. Alış fiyatımız belli, satış fiyatımız belli, marjımız belli. Bunların çoğu da halka açık şirketler; bilançoları herkesin önünde. Burada böyle fahiş bir kar olsa bilançoda bir şey çıkar. Burası, kayıtlı-kurallı işleyen bir topluluk. Her şeyimiz kayıt altında.”

Gıda tedariğinde sorun nerede?
Galip Aykaç, “Halciler Derneği Başkan Yardımcısı da %8 maksimum bizim karlılığımız dedi. Biz de arada ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz” sorusu üzerine şöyle konuştu:
“Çok güzel bir soru bu. Zaten mesele burada. Yapısal sorun dediğimiz de bu. Tarladan çıktıktan sonra hangi şartlarda bu ürünler perakende noktasına ulaşacak? Tek tek çalışıp Hal Kanunu’nu yapmak, bu merhaleleri iyi hale getirmek lazım. Hallerin durumunu da biliyoruz. Sağlıksız şartlarda işleyen, maalesef birçok dükkânı birilerinin elinde işleyen bir yönetim sistemi orası. Buraların içerisine girip incelemek gerekiyor. Buralarda sorun alanlarımız var. Bunları ortadan kaldırmamız lazım. Bu aracıları aza indirmemiz lazım. Hep söylenen şu: “Tarlada 1 lira, nasıl oluyor da markette 5 lira?” Markete gelene kadar olan süreci hakikatten iyi incelediğimizde göreceğiz ki burada bir sürü sorun alanı var. Halde de var, halin öncesinde de var, halden bize gelene kadar ki bölümde de var. Bunları ortadan kaldırmamız lazım.”

Aşırı rekabet içinde fiyatları buralarda tutabildik”

Aykaç programda enflasyon rakamlarına da değindi: “Türkiye’nin Ağustos ayı üretici enflasyon rakamı, 45,5. Tüketici enflasyon rakamı, 19,25. Bu aradaki farka bakarak “Acaba bunu kim tutuyor burada?”, “Bu fark, tüketicinin lehine nasıl bu hale geliyor?” sorularının cevabı, organize perakende şirketleridir. Aşırı rekabet içinde fiyatları buralarda tutabildik. Yoksa çok daha büyük enflasyonla karşı karşıya kalmamız işten bile değil. Bunları bilmemiz lazım. Bir yerleri suçlarken gerçekten bilerek konuşmak lazım. Bilen de konuşuyor, bilmeyen de…”

Sorun, sebze-meyve ile sınırlı değil
Aykaç sözlerini şöyle sonlandırdı: “Konu sadece sebze-meyve ile sınırlı değil. Ankara’dan bazı yetkililer soruyor; “Ne oldu peynir fiyatları, süt fiyatları arttı? Ama bilmiyor ki çiğ süt fiyatlarını devlet arttırdı zaten. Bunlarla da mücadele ediyoruz, onlara da izahatta bulunuyoruz. Bu sektörün bu kadar töhmet altında bırakılması doğru değil. Bu fiyat artışlarıyla bu sektörün uzaktan yakından ilgili yok. Son derece marjinal ve kontrol altında her şey ve sektörün karlılığını da biraz evvel size söyledim. Böyle bir durumda bu paralar nerede diye tekrar sorayım. Böyle bir şey yok. Bu tamamen algı yönetimi. Bu algıya biz müsaade etmeyeceğiz.”

Devamını Oku

Genel Haberler

Gıda Güvenliği Derneği güvenli meyve suyu tüketimi için bilgilendirme videosu yayınladı

Editör

Yazar:

Gıda Güvenliği Derneği güvenli meyve suyu tüketimi için bilgilendirme videosu yayınladı

Gıda Güvenliği Derneği meyve suyunu alırken ve tüketirken insanların nelere dikkat etmesi gerektiği ile ilgili bir bilgilendirme videosu yayınladı.

Gıda güvenliği bilincinin geliştirilmesine yönelik faaliyetlerde bulunan Gıda Güvenliği Derneği, tüketicileri meyve suyu satın alırken ve tüketirken dikkat edilmesi gereken konularda bilinçlendirmeyi hedefleyen bir bilgilendirme videosu yayınladı. Meyve suyunu satın alırken, tüketicilerin iki basit güvenlik adımını izleyerek taşıma, saklama ve sergileme aşamalarında hasar görmüş paketlerden kaynaklanan sorunlardan korunabileceklerine dikkat çeken 2 dakikalık video, Gıda Güvenliği Derneği’nin sosyal medya hesaplarında paylaşıldı.

Yayına alınan videoda üstün teknolojiyle geliştirilen 6 katmanlı karton ambalajların ürünün havayla temasını tamamen kestiği ve ambalaj herhangi bir hasara uğramadığı ve açılmadığı takdirde ürünü aylarca bozulmadan koruyabildiği belirtiliyor. Buna karşın tüm ürünlerde olduğu gibi hasar görmüş ambalajların meyve suyunda bozulmalara yol açabileceği ifade ediliyor.

Konuyla ilgili bir açıklamada bulunan Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner, “Tükettiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduğu konusu son yılların en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Özellikle pandemi sürecinde insanların beslenmelerine her zamankinden çok daha fazla dikkat etmeye başladıklarını gördük. Gıda Güvenliği Derneği olarak bizler de ülkemizde gıda güvenliği bilincinin geliştirilmesini, gıdada güvenlik kavramının üretimden tüketime kadar olan süreçte tüm toplum tarafından benimsenmesini sağlamak amacıyla faaliyetlerimizi aralıksız sürdürüyoruz. Bu vizyon doğrultusunda Tetra Pak işbirliği ile devreye aldığımız bilgilendirme filminde gıda güvenliği ile ilgili sorunu ortaya çıkmadan önlemenin, çok basit tedbirlerle mümkün olabileceğini anlattık” dedi.

Güvenli tüketimle ilgili tüketiciye düşen rolün oldukça önemli olduğunu vurgulayan Saner şunları söyledi: “Gıda güvenliği konusunda gelişim yakalamak için, insanlardaki farkındalık düzeyini artırmak gerekiyor. Dolayısıyla hazırladığımız bilgilendirme filmi gibi faaliyetlerin, toplumda gıda güvenliği farkındalığının yaratılması ve yaygınlaştırılması hususunda çok önemli bir role sahip olduğuna inanıyorum.”

Tüketici raftan aldığı ürünlere dikkat etmeli

Bilgilendirme videosunda satın alım ve kullanım sırasında dikkat edilmesi gereken konular şöyle açıklanıyor: Karton ambalajlı ürünlerde, ‘pastörizasyon’ işlemiyle mikroorganizmalar etkisiz hale getirilir ve üretim esnasında ürünün havayla teması tümüyle kesilir. Güvenli olarak üretilmiş bir ürün bile taşıma, saklama ve rafta sergileme esnasında bazen zarar görebilir. Bunun sonucu olarak da tıpkı evde hazırlanan ve yeterli koruma ortamını sağlanamayan meyve suları gibi bozulma başlayabilir. Karton ambalajdaki meyve suları delinme – yırtılma ve benzer sebeplerden dolayı hava ile temas ettiğinde içinde mikro-organizmalar üremeye başlar ve bu durum doğal olarak ürünün bozulmasıyla sonuçlanır.

Bu nedenle, tüketicilerin, meyve suyu gibi son derece hijyenik olarak üretilmiş ve paketlenmiş ürünleri alırken, orijinal paketi zedelenmiş ürünleri almamaları ve satış noktasını bu gibi ürünleri satmaması konusunda uyarmaları tavsiye ediliyor.

Devamını Oku

Genel Haberler

GPD’den kamuoyu duyurusu!

Editör

Yazar:

GPD

Gıda Perakendeciler Derneği (GPD) Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu’nun geçtiğimiz günlerde ANKA Haber Ajansı’na yaptığı “Zincir marketler whatsapp grubu kurup ortak fiyat belirliyor” açıklamasının hiçbir şekilde gerçeği yansıtmayıp, üyeleri gıda perakendecilerini zan altında bıraktığı yönünde bir kamuoyu duyurusu yayınladı:

“Üyemiz gıda perakendecisi zincir marketler, halkın her türlü ihtiyacının en ekonomik, kaliteli, halk sağlığına, gıda güvenliğine ve ilgili mevzuata uygun şekilde karşılanması için ülkemizin 81 ilinde faaliyet gösteren, tüm operasyonları kayıtlı, kurallı ve her zaman denetlenebilir kurumsal işletmelerdir.

Onlarca oyuncu ve binlerce ürünün yer aldığı sektörümüz, tüketici lehine yoğun bir rekabet içerisinde olup, açıklamada belirtildiğinin aksine ürün fiyatlarının ortaklaşa bir kararla artırılması veya düşürülmesi, ortak bir fiyat belirlenmesi mümkün değildir.

Bir ürünün fiyatını sadece satıcı değil, başta tedarik maliyeti olmak üzere tüm giderler, sonra arz ve talep koşulları belirler. Birbirine yakın satış fiyatlarının sebebi “anlaşma” gibi asılsız bir iddianın aksine; sektördeki çok yoğun rekabet, yükselen tedarik maliyetleri ve bunlara bağlı olarak maliyetlere yakın etiket fiyatlarına ulaşılmasıdır.

Fiyatların artışında organize perakendenin rolü olduğu algısı da tamamen yanlış bir algı olarak değerlendirilmelidir. Kaldı ki organize perakendenin enflasyon ile mücadeledeki olumlu rolü ve etkisi global örneklerde görüldüğü gibi, ülkemizde de çoğu karar verici mekanizma tarafından tespit edilmektedir. Ülkemizdeki güncel yurtiçi üretici enflasyonunun (Yİ-ÜFE) Temmuz ayı verisine göre yıllık yüzde 44,92 iken tüketici enflasyonunun (TÜFE) aynı dönem için yıllık yüzde 18,95 oranında açıklanması, perakendenin enflasyondaki baskılayıcı rolünü net bir şekilde göstermektedir. Organize perakende işletmeleri, tüketicilerini memnun etmek, bir yandan da aralarındaki yoğun rekabeti korumak amacıyla fiyatları baskılayacak yöntemler geliştirmekte, bunu yaparken de kendi kaynaklarının yanı sıra, tedarik zincirinde yer alan üretici, tedarikçi, nakliyeci, depocu vb tüm paydaşlarla işbirliği halinde hareket etmeye özen göstermektedir.

Üyelerimiz arasındaki rekabete dayalı bu amansız mücadelede kazanan tüketici olmasına rağmen, gerçeklikten ve uygulanabilirlikten uzak bu iddianın bir tüketici cemiyetinden gelmesi bizi derinden üzmüştür. Üyemiz işletmeler, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun başta olmak üzere, sektörü düzenleyen mevzuata harfiyen uyarak operasyonlarını sürdürmekte, hukuka aykırı olabilecek her türlü uygulamadan dikkatle kaçınmaktadır. Sektörün işleyişine dair her türlü düzenleme ve mevzuata uygunlukları da ilgili birimlerce yapılan denetimlerle sıkı bir şekilde kontrol edilmektedir. Ekonomiye ve toplum faydasına doğrudan etki eden bir sektörün, kurumsal yapıları gereği bu denetimlerden imtina etmesi mümkün değildir.

Açıklamanın yer aldığı basın organlarının, asılsız iddialar içeren bu haber konusunda bir düzeltme yayımlaması, açıklama sahibinin de bu asılsız iddiasını ispat etmesi, aksi halde bir düzeltme açıklaması yapması gerektiğini değerlendirmekteyiz.

Konu ile ilgili olarak tüm yasal haklarımızın saklı olduğunu belirterek, kamuoyuna duyururuz.”

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER