Sosyal Medya Hesaplarımız

İbrahim Pekbay

Cin olmadan şeytan çarpmak…

İbrahim Pekbay

Bir işi yapmak değil…

Bir işi yönetmek esastır…

Seri üretimlerde çalışanlar, üretimin ancak bir aşamasında görev alır ve o aşamanın inceliklerini bilir ve yaparlar. Ancak tamamını yapmak, yönetmektir…

Yönetmek için önce bilgi almak, öğrenmek ve sonrasında da deneyim sahibi olmak gerekir ki, yönettiğin işi başarı ile yerine getirebilesin…

Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu en büyük sorun, ekonominin yönetilememesidir.

Neden?

Çünkü bilgi yok…

Deneyim yok…

Bir kör dövüşü içinde ekonomi yönetilmeye çalışılıyor ve işin acı tarafı, iktidarı kaybetmemek için milletin gözünden kaçırılmak istenen uygulamalar ile günü gün ederek geçirmeye çalışıyorlar…

Elbette bu böyle sürüp gitmez ve ekonominin tekeri bir yerde gümler, yolda kalır…

XXX

Bir deyişimiz vardır, bilirsiniz…

“Cin olmadan şeytan çarpmaya kalkışmak” diye…

Anlamı, beceremeyeceği işleri, beceririm diye ortaya düşmek ve yapmaya kalkışmaktır…

Tüm ekonomi bilimcilerin de dediği gibi, ekonomi emir-komuta zinciri içinde yönetilemez.

Piyasanın gereği neyse, o gereğin yerine getirilmesi ve bu arada piyasanın güvenli olması zorunludur. Birçok şart içinde hukuk kurallarına uygun davranmak da işin başıdır.

Cin kim derseniz, siz tahmin edin derim…

Bakın ne oldu…

TCMB’sı 2 Kasım 2020 tarihinde 2020-65 sayılı basın bülteni yayınladı…

Bildiride aynen şöyle diyordu…

“Likidite yönetimi kapsamında atılan sıkılaştırma adımları çerçevesinde, 3 Kasım 2020 tarihinden geçerli olmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bünyesinde faaliyette bulunan Bankalararası Para Piyasası’nda bankaların borç alabilme limitleri (BAL) sıfırlanmış, Açık Piyasa İşlemleri kapsamında Türk lirası cinsi kira sertifikaları karşılığında kotasyon yöntemiyle gerçekleştirilen gecelik vadeli repo işlemleri durdurulmuştur.

Fiyat istikrarı ve finansal istikrar hedefleri doğrultusunda para politikası ve likidite yönetimi çerçevesinde gerekli tüm araçlar kararlı bir şekilde kullanılmaya devam edilecektir.”

İşte bu karar, “Cin olmadan şeytan çarpmaya kalkışmak” ile eş anlamlıdır…

Vatandaş bu kararı okusa bile, ekonomik deyimler ile yoğrulmuş açıklamanın ne anlama geldiğini anlaması mümkün değildir. Ancak sektörün içindekiler anlayabilir.

Ancak halkın bilmesi gerekken önemli bir karardır, sonucu kendi cebine yansıyacaktır…

Şimdi biz bu kararın Türkçe açıklamasını verelim…

TCMB’sı, bankalar arası piyasa yoluyla çeşitli kanallardan bankalara TL likidite (Para akışı, diğer bir deyişle kredi) sağlar…

Bu kararla TCMB’sı TL fon borçlanma limitlerini sıfırlayarak, bankaların daha yüksek maliyet ile borç almaya zorlamasıdır.

Şimdi gelelim “Şeytan çarpma” noktasına…

Bu uygulama ile TCMB’sı gerçek politika faizini yükseltmeden gayrı resmi ve arkayı dolanıp üç puan alma çabası içinde piyasadaki faiz oranlarını yükseltmesidir. Bir başka deyişle, TCMB’sını devre dışı bırakarak faizleri yukarı çekmektir.

Yarın bir gün çıkıp diyecek ki cin olmaya heveslenen ve şeytan çarpmaya kalkışan her kim ise…

“Faiz yükseldi, enflasyon da yükseldi ama ben yapmadım, bankalar yaptı…”

Bankalar faizi artırırsa ne olur? Çok mu önemli?

Ekonomi açısından elbette önemli var. Faiz arttığında parası olan, bankaya parasını yatırır. Bu şekilde nakit para toplayan bankanın, parayı bir şekilde satması gerekir ki, faizini ödeyebilsin.

Diğer yandan paraya ihtiyacı olan yatırımcı para arıyordur, o da bu paraya talip olur.

Ancak bankanın para toplarken yüksek faiz uyguladığı için, satarken de elbette faizi daha yüksek olacak ki bankacılık faaliyetinden dolayı ticaret yapabilsin, para kazansın.

Bu şekilde para talep edenin satın aldığı (Kredi) paranın da maliyeti yüksek olacaktır. Yani “Faiz” paranın fiyatıdır bir anlamda…

Sonucunda para almaktan korkan üretici bir süre mal satmayı ve mal almayı durdurur ki, bu da piyasanın durması, üretimin azalması, ardından kârlılığın düşmesi, masrafların olası kâr miktarı içinde karşılanamaması durumunda, işsizliğe giden yolun açılmasıdır. Çünkü üretimdeki maliyet girdilerinde iş gören giderleri önemli bir yer tutar.

Konuyu banka açısından bakarsak, banka piyasadan satın aldığı parayı satamazsa, paranın bedelini, yani faizini ödemekte sorun olacaktır ki, bankanın faaliyetini, geleceğini olumsuz yönde etkiler.

TCMB’sının söz konusu kararı, elbette siyasi bir karar ama…

Ben yapmadım başkası yaptı diyerek suçu birilerine yönlendirmesidir…

Yani?

Hem bilmiyorsun…

Hem en ufak bir deneyimin yok…

Hem de cin olmadan şeytan çarpmaya kalkışıyorsun…

Maşallah…

Dipnot: Elbette ekonomide faizin önemi bu kadar kısa anlatılamaz. Ancak ben burada alınan kararın piyasaya etkisinin ne olacağını vurgulamaya çalıştım en basit ve anlaşılır olarak.

Devamını Oku
Advertisement
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İbrahim Pekbay

Ekonomi dediğin nedir ki?..

İbrahim Pekbay

Ekonomi dediğin, ekranlarda uzun uzun tartışılacak kadar karmaşık bir şey değil…

Birilerinin çıkıp da nutuk attıklarında anlaşılmaması için kullanacakları cümleler ile karmakarışık bir anlamı yüklemek de değil…

Gayet basit…

Önce sermaye ile emek bir araya gelecek…

Bir mekânda insanların ve diğer sektörlerin ihtiyaçlarını üretecek…

Makul kâr ile ülke içinde ya da dışında satacak…

Elde ettiği gelirin beli bir bölümünü devlete “Yönetmesi ve hizmet etmesi” için “Vergi adı altında ödeyecek.

Kalan bölümü sermaye ve emek, aralarında hisseleri oranında hakça pay edecek.

Elde edilen paydan sermaye, bir kısmını büyümek için kullanırken, emek de bir kısmını tasarruf edecek ileride yapabileceği küçük yatırımlar için…

Geri kalanını da tüketecek…

Tükettiği miktar, diğer sektörlere giderken, domino etkisi yaratacak ve böylece “Ekonomi” çarkı Zenit saat gibi tıkır tıkır çalışacak…

Sitem sağlıklı işledikçe emek, işsiz kalmayacak, toplum huzur içinde geleceğini, zamanın öngördüğü seviyede eğitecek, tekrar gerek sermaye gerekse emek olarak geri döndürecek.

Bu sistem eğer bir gün bir yerde damar tıkanıklığı gibi tıkanır veya dönen çark arızalanırsa, tedavi ve tamir etmek gerekecek…

Tedavi ve tamir için öz sermayede birikim varsa, mesele yok, sıkıntısız geçiştirilebilir.

Eğer o birikim yoksa mutlaka ilaç ve tamire ihtiyaç duyacağınız yere gideceksiniz…

İşte o gittiğiniz yeri eczane ya da tamirhane olarak düşünürseniz, kapısında “Banka” yani, paranın bol olduğu ve o paranın da bedelinin olduğu bir kapı olduğunu bileceksiniz…

Çaresiz ilacı kullanıp, tamiratı da yaptıracaksınız ki, hem sağlığınıza kavuşabilesiniz, hem de çark yeniden sorunsuz olarak dönebilsin…

Eğer bu tedavi ve tamirat kısa sürede bitmez ise…

Allah gecinden versin, akıbet (gelecek) çörtendir, sele kapılır gidesiniz de sizi aramazlar bile…

XXX

Anlattığım bu sistemi bir tarafa koyup, yaşamakta olduğumuz günlere dönersek…

Sermaye hastalandı, çarklar kırıldı, emek yatak-döşek yatıyor ve yönetim hala nutuk çekmeye devam ediyor…

Neymiş, dünya ekonomi sıralamasında ilk on’a girecekmişiz…

Arkadaş, sen önce bir sıralamaya girmeyi başar da ilk 10’a girmemiz için sağlıklı adımlar atmamızı sağlamaya bak…

O adımları da bastığımız yere dikkat ederek atmak zorundayız.

Olmayan ayak ile ya da hasta döşeğinden zorla kalkıp adım atmaya çabalarsan, tümden düşer, kalça kemiğini kırasın da maazallah, tümden tekerlekli sandalyeye muhtaç olursun…

İşte o zaman ülke, kaosun içine girmiş olur…

Dön de bir bak…

Tüm sektörler ya bitik vaziyete kepenk kapatmış ya da can suyu ile kırık dümenle, arızalı motorla kıyıdan kıyıdan yüzmeye çalışıyor…

Bir yel esse, alabora olacak durumda…

Anlayalım artık n’olur…

Devamını Oku

İbrahim Pekbay

Yitiriyoruz, yitirdik bile…

İbrahim Pekbay

Takvim, 3 Şubat 2020’yi ve saatler de 13:46’yı gösterirken…

Dolar/Türk Lirası paritesi (Liranın dolar karşısındaki değeri) 5,9842 idi…

Elbette bu seviyede durmuyor, bir aşağı bir yukarı gidip geliyor.

Ekonomiden en anlamayan da biliyor ki Türk Lirasının Dolar karşısındaki değerinin gidip gelmesi, ekonomik göstergeler ile siyasi gelişmelere bağlı.

Türkiye sallanmaya devam ederken, diğer yandan parite de sallanıyor…

Biri insanları göçük altında öldürüyor, diğeri ise insanları ekonomik açıdan sıkıştırıyor…

Yrd. Doç. Oğuz Gündoğdu, Elâzığ depreminden sonra “Afrika her yıl 2 santim Türkiye’ye yaklaşıyor. Türkiye, her şeye hazırlıklı olmalı” diyor. Afrika Anadolu’yu sıkıştırıyormuş, elbette bir yerden pötletecektir.

Diğer yandan, günlük siyaset içerisinde iktidar ve muhalefet arasındaki edep ve adap dışı konuşmalar, suçlamalar da insanları strese sokacak kadar sıkıştırıyor.

Yani…

Demem o ki ülke, hem ekonomik açıdan hem da coğrafi gerçekler açısından ha bire sıkıştırılıyor.

Perakende ve hazır giyim sektörünün yarım aşırı aşmış duayenlerinden Sayın Abdullah Kiğılı’da ticari hayatı içinde bugüne kadar böyle bir ekonomik durum ile karşılaşmadığını ifade ediyor.

Hatta 400’ün üzerinde AVM’nin iflasın eşiğinde olduğunu söylüyor.

Söz konusu görüşler niyet okuma ya da fal bakma değil, günümüzün gerçekleri.

Özellikle perakende dünyasındaki aşırı fiyat artışları, alım gücünü düşürdüğünden, yerel pazarlarda bile etkisini göstermeye başladı.

İrili ufaklı birçok perakende zincir mağazalarında satışlar aşağı doğru seyretmeye başladı.

Elbette bu çok tehlikeli bir gidiştir.

Satışların aşağı seyri, masraflar sabit dururken, kârın aşağı düşmesi demektir ki, sonucu patır patır dökülmektir.

Görünen de o zaten…

Hele bir de dünya lideri olma hevesiyle girdiğimiz savaşların getirdiği mali yükün, Türk ekonomisine getirdiği olumsuz etkiyi düşünürsek…

Tam da öyle, eğer düşünürsek görürüz ki hem siyasi hem de ekonomik itibarımızı yitirmek üzereyiz. Hatta yitirdik bile.

Salim Kadıbeşegil, “Yönetemediğin itibarını, rakipler yönetir” diyor ve bana göre de doğru bir görüş…

Ekonomimizi ve itibarımızı kimler yönetiyor, onları bulursak belki bir çıkış yolu da buluruz…

Devamını Oku

İbrahim Pekbay

Gençler ve genç girişimciler

İbrahim Pekbay

Yılın son gününde sözünü etmek istediğim bir konu var.

Gençler ve genç girişimciler…

Masal anlatılırken “Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde” diye başlanır. Oysa ben size masal anlatmayacağım, gerçekleri geçmişten bu yana hikâye etmeye çalışacağım…

Ulaşım olanakları sınırlı idi. Okuma, yani yüksek tahsil olanağı da sınırlı idi.

Genç kuşak, bulunduğu yerde ilk, en fazla ortaokulu bitirdikten sonra ya baba mesleğini öğrenmek için baba yanında olur ya da babanın “Öğrensin” diye çırak olarak verdiği bir iş yerinde.

Süreç biraz uzun ve sıkıntılıdır.

Çoğu zaman dikkate alınmazsınız, kendiniz öğrenmeye, mesleğin inceliklerini kapmaya çalışırsınız ya da siz öyle sanırsınız.

Önünüzde askerlik görevi vardır, hiç kimse, babanız da olsa üzerinize bir şey inşa etmez. Dahası, o yaşlarda aklınız bir karış havada, taşı havaya atıp da başınızı da altına tutanlardansınızdır belki…

Sıra askerlik görevini yapmaya gelir.

Uzun süren askerlik görevi, insanı oldukça olgunlaştırır. Arkadaşlığın, dostluğun, birlikteliğin farkına varırken, görev ve sorumluluğun nasıl bir şey olduğunun da öğrenirsiniz.

Görevi tamamlayıp da memlekete döndüğünüzde, artık “Adam yerine” konuyor olduğunuzu fark edersiniz.

Babanız ile birlikte devam ediyorsanız, babanızı, yavaş yavaş işi size devrederken görürsünüz. Eğer bir başkası ile çalışıyorsanız, üzerinize bir şeyler inşa edilmeye başlandığını fark edersiniz.

Tam da bu noktada gençliğinizin en verimli dönemine ayak basmışsınızdır.

Edindiğiniz deneyimler ve öğrendikleriniz ile ve ele aldığını veya size verilen işi bir adım daha ileri götürmek için cesaretiniz var mı? Burada size en gerekli olan şey, hiç kuşkusuz cesarettir.

Her şeyiniz olsa da cesaretiniz yoksa bir adım ileri gidemediğiniz gibi, koşullara ayak uyduramayacağınız için geriye düşer ve gün gelir yok olursunuz. Ya da siz ayakta durağan devam edebilirsiniz ama sizden sonraki kuşağa bir şey bırakamazsınız.

Gençliğinizin etkinliğini, girişimciliğin farkındalığını o zaman yakalamanız gerekir ki, başarılı olabilesiniz.

Günümüz geçliğine geldiğimizde ise, aynı şeyler geçerli olduğu gibi, fazladan edinimleri yani eğitim farklılığını da üzerine ekleyince, girişimcilik ruhunuz var ise, genç yaşınızda cesaretle yola çıktığınız girişimcilik, sizi öyle bir ruh ile buluşturur ki, başarılı olmamak için hiçbir neden yoktur.

Bugünün gençlerinden ve genç girişimcilerinden beklenenler ise, geçmiştekilerden farkı yine yoktur.

Dürüst, özverili, paylaşımcı, karakterli, olabildiğince çok bilgiyi de eklemek.

Kayseri il olarak sanayileşmenin gerçekleştiği illerden birisi ise, hikâye ettiğim dönemlerden başlayan genç girişimcilerin sayesinde olmuştur.

Eski Sanayi’den Yeni Sanayi’ye, oradan da Organize Sanayi Bölgesi’ne geçişin hikâyesidir.

Babalardan oğullara ya da çıraklıktan ustalığa ve oradan da sanayiciliğe…

Ama bir farkla ki artık bilim de devreye girmiş, gençler bilimin de farkındalığını yakalayarak, kendilerini o şekilde de yetiştirmeye başlamışlardır.

Kayseri’nin gençleri ve genç girişimleri, ticari zekânın artık yeterli olmadığını görerek daha ileri adımlar atmaya başladılar.

Gençlere ve genç girişimcilere önerim…

Sade olun, sadakatli olun, dürüst olun, özverili ve paylaşımcı olun, planlı ve programlı olmanın yanında israftan kaçının, öz varlığınızı verimli kullanın. Cesaretiniz ise sizi daima ileri doğru itekleyen rüzgârınız olsun.

Öz sermaye mi?

Sizlerin öz sermayesi, belirttiğim nitelikleriniz ile birlikte cesur olmanızdır.

Bugün 2019 yılına veda ediyoruz.

Gençlere, genç girişimci olmaya niyetlilere, önceki dönemlerde başaranlara gelecek zaman içinde başarılar diliyorum.

Şunu çok iyi bilmeniz gerekiyor ki, 1919 yılından bu yana yüz yılda, ülkemizde eğer bazı değerler yaratılmış ise, o değeri yaratanlar hikâye ettiğim yollardan geçtiler ve başarılı oldular.

Sizler de başarılı olmalısınız.

Ülkemizin ne yazık ki başarılı olamadığı tek şey, şirketleşmek, ardından kurumsallaşmak ve uzun yıllar şirketleri sürdürebilmektir.

Bakın etrafınıza, asrı devirmiş şirket, sayılı sarımsak dikili soğan kadardır.

Artık bu başarısızlığı yıkmak da size düşecek.

Yolunuz açık, gelecek yıllarınız başarılı olsun.

Bu vesile ile de tüm milletimizin yeni yılını kutlar, sağlık ve mutluluk dilerim.

Devamını Oku

İbrahim Pekbay

POPÜLER