Onur Günay
Yüzünüzden düşen bin parça…
Atasözlerimiz ve deyimlerimiz yüzlerce yıllık kültürümüzün birikimlerinin günümüze taşınan hazineleri. Bir kısmı ilk anda basit cümleler gibi görünse de sürekli değişen koşullara ve insana rağmen ifade ettikleri durumlar itibarı ile geçerliliklerini her daim koruyorlar. Bir çoğunu da anlamları itibarı ile zamansız olarak değerlendirmek mümkün. ‘Yüzünden düşen bin parça’ olmak deyimi de hepimizin iyi bildiği ve muhtemelen çokça kullandığı ifadelerden birisi. Peki bize ait olan bu deyim, sektörümüzü ve daha da ötesi dünyamızı derinden etkileyebilecek ne gibi bir gelişmenin kaynağı olabilir?
Mandarin (Resmi Çin lehçesi) dilinde ‘yüzünden düşen bin parça olmak’ şeklinde bir deyim var mı bilmiyorum ancak dünyanın en büyük startup (yeni girişim) yatırımı 2018 yılı içerisinde Çin’de gerçekleştirildi. Dünya tarihindeki en değerli yeni girişim yatırımı. Değeri Nisan ayı başı itibarı ile 3 milyar dolar olan bu yatırım sektörümüzü de yakından ilgilendiriyor. Yatırımcılar arasında yine dünyanın en büyük bulut bazlı çevrimiçi perakende şirketlerinden birisi olan Alibaba Holding 600 milyon dolar ile başı çekiyor. Singapur merkezli devlet yatırım firması Temasek Holding ve yine Singapur’lu perakende firması Sunning.com da diğer büyük yatırımcılar arasında.
SenseTime Group Ltd., Çin devletinin yapay zeka (AI) konusunda dünyanın en gelişmiş teknolojilerini geliştirme stratejisi çerçevesinde Qualcomm Inc. tarafından da desteklenen bir startup firması. Yüz ve imaj tanıma teknolojilerini çok büyük ölçeklerde geliştirebilecek yapay zeka çözümleri üzerinde çalışan firma son birkaç ayda değerlemesini ikiye katlamış durumda. Halen değerini 4.5 milyara çıkartabilmek için bir başla fonla görüşme halinde. Çin yapımı herhangi bir telefonla fotoğrafınızın çekilmesi durumunda ya da Çin’de herhangi bir şehrin sokaklarında yürümeniz durumunda, yüzünüz SenseTime tarafından geliştirilen yazılımın yüklü olduğu 100 milyondan fazla cihaz tarafından kaydediliyor ve analiz ediliyor. Dünyanın en büyük gözetim sistemi bu analizler sonucunda yüzünüzden yansıyan ifadeler ile elde ettiği verileri finans, otonom sürüş, perakende vb alanlarda kullanmayı planlıyor.
Firma yüzbinlerce canlı kamera beslemesini algılayıp uygun şekilde ayrıştırıp analiz edecek ‘Viper’ isimli bir yazılım geliştiriyor. Böylece kitle gözetlemesinde ve yönelim analizinde yüksek maliyetlerin düşürülmesi amaşlanıyor. Ulaşılacak güvenilir sonuçların değişik sektörler tarafından değerlendirilmesi öngörülüyor. Çok değerli veriler elde edilmesi amaçlanan bu sistemi geliştirmeye devam eden firma son üç yılda %400’ün üzerinde bir gelir artışı sağlamış durumda. 2018 sonuna kadar çalışan sayısının 2.000 ‘e ulaşması planlanıyor.
Yüzümüze bakarak o anda yeni bir gömlek almak konusunda istekli olabileceğimizi algılayan bir AI yazılımı ne kadar heyecan verici değil mi? Hareket tarzımızdan depresyonda olduğumuzu algılayan ve daha çok alışverişe yönlendirilmeye hazır olduğumuzu hisseden bir yazılım hafif bir ürperti yaratmıyor mu sizde de? Her ne olursa olsun, anlaşılan o ki çok yakın gelecekte tüketicinin ‘yüzünden düşenin kaç parça’ olduğuna bakan yazılımlarla alışveriş stratejilerimizi belirlemeye başlayacağız. Gelecek heyecan verici değil mi sizce de?
Garip değil mi? Yüzüne gülecek kadar dost sandığın kişiler, aslında arkandan konuşacak kadar yüzsüzler.
Sigmund Freud
Onur Günay
Derinlik…
Son derece zorlu koşullardan geçerken yaşadığımız sıcak bir yazı geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Görünen o ki çok daha zor ve çalkantılı bir sonbahar ve kış var önümüzde. Her alanda büyük mücadeleler bekliyor hepimizi. Ya hep alıştığımız gibi, yanlış yapılanlardan ve yapılmayanlardan şikayet etmeye devam edeceğiz ve yaşananların suçlusunu başka yerlerde aramaya devam edeceğiz ya da mevcut duruma göre pozisyon alıp, ortasına dalmakta olduğumuz ‘kusursuz fırtınadan’ en az zarar görecek şekilde gemiyi sakin sulara ulaştıracağız.
Koşulların dayanılmaz ağırlığını bir kenara bırakacak olursak göreceli olarak sevindirici gelişmeler olduğunu görme şansımız da olacaktır. Öncelikle henüz tüm ağırlığını hissetmeye başlamadığımız sıkıntıların geçmiş dönemlere oranla çok daha derin olan Türkiye ekonomisi için yeni fırsatlar yarattığını çok net söylemek mümkün. Sorunun temelinde yatan sebepler bir yana ‘oynaklığı’ gerçek sorun olan kurların, ne kadar yüksek olduğuna bakmadan, kısa bir süre içerisinde belli bir seviyede istikrara kavuşması başka avantajları da beraberinde getirecektir. Son dönemde ‘aşırı değersizleşen’ Lira’nın dayanılmaz cazibesi belirli sektörlerde, belli bir düzeltmeye ihtiyaç duyan ülke imajı ile birleştirilebilirse, kayda değer olumlu etkiler görülmesine sebep olacaktır.
Şimdiden ve nispeten artan ‘güven’ ortamı ile birlikte düşük kurun turizm sektöründe artan yabancı misafir ilgisine sebep olduğunu gözlemliyoruz. 2018 sonu itibarı ile 500 rakamını zorlayacak alışveriş merkezlerimizin giderek çok daha fazla sayıda yabancı misafiri ağırlaması turizm sektöründeki ‘herşey dahil’ ağırlığının azaldığının bir göstergesi olsa gerek. Uluslararası lüks markalar haricinde, ‘LC WAIKIKI’, ‘DeFacto’, ‘Koton’, ‘ADL’, ‘Damat’ vb., gibi bu toprakların çıkardığı markaların poşetlerini yabancı misafirlerimizin ellerinde daha çok görmeye başlamadık mı? ‘M&S’ gibi büyük yerli holdingler tarafından işletilen uluslararası zincirlerin mağazalarında daha fazla alışveriş yapan misafire denk gelmiyor muyuz? ‘Pelit’, ‘Nusret’, ‘CZN Burak’ gibi konuk ağırlama sektörünün önde gelen mekanları yabancı konuklarımızla dolup taşmıyor mu?
Derinlikten söz ederken turizmin son yıllarda keşfettiğimiz bir başka alanına da dokunalım. Sağlık turizminde Türkiye’nin aldığı pay yükseliyor. Son derece yüksek kalite standartlarına sahip özel kliniklerimizde 2018 yılında Temmuz sonu itibarı ile 750 bin özel yabancı misafir ağırlamışız. Dünya sağlık turizmi içerisinde 32. sırada olan ülkemizin daha kat edecek çok mesafesi var.
Yaşanan sıkıntılı süreç sebebi ile kaliteyi düşürmeden ve sabırla yolumuza devam edebilirsek eğer, Türk hızlı moda markaları, alışveriş merkezleri, konuk ağırlama sektörü ve sağlık turizmi için kaçırılmaması gereken büyük fırsatlar da var önümüzde. Önemli olan derinleşmek, sebat edebilmek ve şu şartlar altında dayanabilmek.
“Cahil kişi gülün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır.” Hz. Mevlana
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Ağustos 2018 – 114. sayısında yayınlanmıştır.
Onur Günay
Zekanın bulanığı…
Yaşadığımız bölgede iklimin, açıktan açığa tropik eğilimler gösterdiği zamanlardan geçiyoruz. Yakıcı sıcak, şiddetli dolu ve kısa süreli etkili fırtınanın aynı günde yaşanmasına bu coğrafyada alışık değiliz ama alışıyoruz. Öyle ya, ne havalar, ne ekonomi ve ne de siyaset artık bildiklerimize pek uymuyor. Adeta bulanık bir sis içerisinde ilerlerken neler olacağını öngörmeye ve pozisyon almaya uğraşıyoruz. Önemli olan ‘short’ta mı yoksa ‘long’da mı olacagız…
Geçtiğimiz günlerde eski ABD dışişleri bakanı ve günümüzde Amerikan diplomasisinin ‘grand consigliere’si olarak tanımlanan 95 yaşındaki Henry Kissinger ‘yapay zeka’ üzerine ‘zehir zemberek’ olarak tanımlanan bir yazı kaleme aldı. Consigliere, İtalyan’ca kökenli ve derin bilgisine başvrulan/bilge kişi anlamına gelmekle birlikte geçerli kullanım şekli ile İtalyan mafya ailelerinin danışmanı demek. Bu sebeple Henry Kissinger’ın ‘yapay zeka’ konusundaki uyarılarını dikkate almakta fayda var. Bu sebeple çok konuşulan yapay zekanın temelinde yatanları basitçe irdelemekte fayda var.
Zeka, sözlük anlamı ile insanın düşünme, akıl yürütme, nesnel gerçekleri algılama, kavrama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tümü olarak ifade ediliyor. Ancak zekanın çok daha farklı tanımları da bulunmakla birlikte zekaya ilişkin kuramların tümü zekanın geliştirilebilecek bir kapasite ya da potansiyel olduğu noktasında birleşir. İnsan zekasının biyolojik bir temeli olduğu da kabul edilen bir gerçektir.
Peki ‘yapay zeka’ nedir? Çok basit tanımı ile bilgisayar sistemlerinin daha zeki davranmasını sağlayan algoritmalar bütünü olarak ifade edilebilir. Farklı bir yaklaşım olarak da bilgisayar ile kontrol edilen tüm cihaz ve makinelerin öğrenme yeteneğine sahip olması için geliştirilen uygulamalar olarak tanımlanabilir.
M.Ö. 4 .yüzyılda yaşamış olan Aristo felsefi ve matematiksel açıdan matığın temelini diyalektik mantık olarak açıklamıştır. İkili sistem olarak tanımlanabilecek Aristo mantığı karşıt kavramları içermektedir. Var-yok, 0 – 1, iyi – kötü, evet – hayır gibi. Ancak insan gibi düşünebilmek için ikili sistemin karşıt kavramlarının arasında yer alan değerleri de mantık kümesi içerisinde kullanmak gerekmektedir. Evet ya da hayır yanında belki de yer almalıdır. İşte temelini aslında Asya felsefesine dayandıran bu yaklaşıma da ‘bulanık mantık’ adı verilmektedir. İnsan gibi düşünebilmeyi esas almış ve bunları matematiksel fonksiyonlara çevirerek işlem yapan bir alandır. Bulanık mantğın fikir babası ise 2017 yılında kaybettiğimiz Azerbaycan asıllı bilim adamı Lütfi Askerzade Zadeh’tir.
Anlayacağınız üzere ‘yapay zeka’ aslında bu coğrafyanın mantık ve felsefi değerleri üzerinde yükseliyor. Yüzyılların birikimi bu topraklarda yapay zekanın geleceğini etik ve felsefi olarak şekillendirir mi? Yoksa yüzyıllar önceki komşumuz Çin çoktan bu konudaki liderliği aldı mı? Hepsinden önemlisi Kissinger’ın dediği gibi yapay zeka karşısında hepimiz, İspanyol işgali sonrasında su çiçeği ile tanışan İnka yerlileri durumuna mı düşeceğiz?
“Zeki olmanın ölçütü bilgi değil hayal gücüdür”
Albert Einstein
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Temmuz 2018 – 113. sayısında yayınlanmıştır.
Onur Günay
Aktif olmak…
Gündemi yakından ilgilendirdiğini düşündüğüm bir konuya dokunmak istiyorum. Aktif olmak… Tam olarak türetilmiş Türkçe karşılıklarını bulamadım ancak aktivitenin iki halinden söz etmek istiyorum. Proaktif ya da reaktif olmak durumlarından. Daha net anlamı ile uyaranlara karşı göstermiş olduğumuz tepkilerin, gözlemlerime dayanarak, toplum olarak genelleşmiş hallerinden.
Makro bakış açısı ile davranış şekli olarak iki çeşit yaklaşımdan söz ediliyor. Proaktif ve reaktif insan tanımlamaları çok genellenmiş hareket tarzlarımızı anlatıyor. Bernard Shaw’a göre ise dünyada üç tip insan vardır: Bir şeyler yapanlar, neler olduğunu izleyenler ve ne olduğunu merak edenler. Buradan hareketle birinci grupta yer alanları proaktif ve ikinci gruptakileri ise reaktif olarak tanımlayabiliriz. Üçüncü grupta kalan meraklıları ise ‘noaktif’ olarak isimlendirebileceğimiz bir kategoriye sokabiliriz. Aktif kelime anlamı ile etkin, canlı, çalışkan, hareketli, birşeyleri yapan anlamlarını ifade eden bir sıfattır. Başına eklenen pro ile birlikte basitçe ‘birşeylerin olması için herhangi bir uyaranı beklemeden önce harekete geçen’ anlamını kazandığını söyleyebiliriz. Bir olay gerçekleştikten sonra ona cevap vermeyi beklemek yerine onun olmasına neden olarak kontrol etmek olarak da ifade edebiliriz. Dolayısı ile proaktif davranış biçimine sahip olan insanların Bernard Shaw’un birşeyler yapan insanları olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Gündemi kontrollü bir şekilde belirlemek ve yön çizmek proaktif insanların işidir.
Reaktif olmak ise kişinin tepki göstermeye ya da herhangi birşeye cevap vermeye hazır olması durumudur. Ancak bu hazır olma durumu gelen uyarana yani bir dış faktöre bağlıdır. Kendi başına harekete geçmeye değil de diğer insanların hareketlerine bağlı olarak verilen tepkileri ifade eder. Kısa tanımı ile rüzgarın nereden estiğine ya da suyun akış yönüne göre şekil alır. Ancak ne suyun akışını değiştirmeye ne de rüzgarın yönüne göre yelkenlerini ayarlamayı düşünmez.
Elbette herkesin proaktif olmasını beklemek çok doğru olmayacaktır. Ancak hem işletmeleri ve hem de ülkeleri ileriye, ulaşılması gereken hedeflere taşımanın yolu ‘proaktif’ olabilmekten geçiyor hiç şüphesiz. Maalesef son dönemlerde çok büyük yoğunlukla reaktif olmayı tercih eden bir toplum haline gelmiş olduğumuz daha net ortaya çıkmaya başlıyor. Hatta sadece merak edenler tarafında yer alarak ‘noaktif’ statüsüne hızlıca geçiş yapmaya başlıyoruz. Hiçbir somut plan, strateji, hedef ortaya koymadan ‘ümit’ haline geliverenlerimiz dahi sadece reaktif davranışlarla başkasının belirlediği gündeme ‘laf çarparak’ başarı kazanacaklarını zannediyor ve hayal kırıklığına uğruyorlar. İşletmelerin başarılı olamayışlarının altında yatan temel finansal ve ekonomik sebeplerin dışında en önemli faktörler arasında proaktif insan kaynağı eksikliği yatıyor.
Dışarıdan herhangi bir uyarı olmaksızın kendimize vereceğimiz küçük de olsa sözlerin arkasında durmaya çalışmadan, hedefleri önceden koymadan, ekibi ve rotayı belirlemeden ulaşılacak sonuç hayal kırıklığıdır. Hepimiz aktifiz ancak ne çeşit bir aktif olduğunuzu hiç sorguladınız mı?
“Hayattaki en büyük hata bir başkası için çalıştığını düşünmektir” Bob Nelson
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Haziran 2018 – 112. sayısında yayınlanmıştır.
