Sosyal Medya Hesaplarımız

Röportaj

Groseri, 27 mağazada 80 TL sepet ortalamasına sahip

Editör
Levent Uğurses
Abone Ol:

Türkiye’de başta İstanbul, Ankara, İzmir, Samsun gibi büyük şehirlerde hızla büyüyen/şubeleşen yerel zincir örneklerinin aksine 25 yılda sadece 27 şubeye ulaşan ama diğer yandan metrekare verimliliği sektör ortalamasının oldukça üzerinde bir yerel zincir var. Üretici, tedarikçi gözünde başarılı üst toptancı ticari geçmişi yanında bugüne kadar ki ağır ve emin adımlarıyla değerli Groseri, 1996 yılında Ersin Özdemir, Mehmet Ali Önür ve Levent Uğurses tarafından kuruldu. O tarihlerde Adana’da başlattığı sosyal kampanyalarla dikkatleri üzerine çeken Groseri, ikinci nesilden Levent Uğurses, Kazım Önür ve Dide Özdemir Tuncer’den oluşan İcra Kurulu ile uyum içerisinde yoluna devam ediyor. Hem kurucu yönetim kurulu hem de icra kurulu üyesi olan Levent Uğurses ile Groseri’yi ve sektörü konuştuk.

Tüm işletlemelerinin mülkünü alma çabasında olan groseri, küçük ama emin adımlarla büyüyor

Groseri’ nin kuruluşu ve tarihçesi hakkında bilgi verir misiniz?

Groseri, 1996 yılında Mehmet Ali Önür, Levent Uğurses ve Ersin Özdemir tarafından kuruldu (soldan-sağa).

Groseri, 1996 yılında Mehmet Ali Önür, Levent Uğurses ve Ersin Özdemir tarafından kuruldu (soldan-sağa).

1984 yılında dört girişimci ortak (Zihni Uğurses, Ersin Özdemir, Mehmet Ali Önür ve Bülent Sarkut) tarafından Uzay Pazarlama adı altında üst dağıtım firması şeklinde başlayan ortaklık, zamanla piyasanın toptandan perakendeye yönelmesi ile birlikte 1989 yılında Adana Tansaş adı altında belediye ile ortak olarak süpermarket işletmeciliğine karar almıştı. Birkaç yıl sonra seçim kaybeden belediye yönetiminin vazgeçip, Bülent Sarkut’un da daha sonra ayrılması ile sayısı üçe inen ortaklık bugün halen aynı şekilde devam etmektedir.

İzmir’de faaliyet gösteren Tansaş’la olan isim benzerliği İzmir’ deki firmanın o an halka açılım süreci sırasında isim değişikliğini mecbur kılmış, neyse ki tam da o sıralar başlayan alt yapı ve tasarım çalışmaları sayesinde aslında zorunlu olan isim değişikliği sanki biraz da bu değişimin tamamlayıcısı gibi olmuştur. Tansaş’ın yanına şeklen biraz daha büyük Groseri ismini yerleştirerek sırasıyla önce insert, medya, poşet ve en son tabelalarımızda ismimizi bir müddet Tansaş-Groseri olarak konumlayan bizler daha sonra sadece Groseri olarak devam etmeye karar vermiştik. Yeni markanın ne kadar sürede oturduğunu öğrenmek üzere dolmuşlara binip daha önce yıllarca mağazalarımızın önündeki Tansaş durağı denilen duraklara acaba insanlar ne zaman Groseri demeye başlayacaklar diye de aylarca heyecanla test de etmiştik.

Çokta uzun sürmedi bu değişim, bir iki yıl içerisinde artık duraklar Groseri diye anılmaya başlamıştı. Zaten tabelaların değiştiği bu dönem bizimde beklediğimiz yeniliklere hız verip imza attığımız yıllar idi. Belki de isim değişimi hayırlı olup yenilediğimiz barkodlu kasalar, ışık, zemin, donanım ve genel mağaza atmosferine yeni ismimiz de eklenince sanki bambaşka yeni bir markanın doğuşu gibi algı yaratmış ve yaptığımız birçok değişiklik müşteri tarafından ciddi beğeni toplamıştı. Bu değişim bölgemizde o yıllar binlerce metrekare yeni mağaza açan ulusal ve uluslararası sermaye yatırımına rağmen büyümemize ciddi katkı yaparak bizleri bugün aktif kasa büyüklüğünde Çukurova’da faaliyet gösteren en büyük zincir mağaza yapmıştır.

Tabii ki başta pek çok zorluklar yaşanmıştı. Bir kere Belediye ile ortak yola çıkılan serüven daha henüz başında yara alınca az olan sermaye ile operasyona başlamak ciddi riskler taşımaktaydı. O zaman binlerce malda stoku takip edecek ne otomasyon ne de bunu yönetecek insan kaynağı vardı. Sadece güven esaslı üstün nitelikli depocu arkadaşlar ile yola devam edilmekteydi. Mağazalarda ne jeneratör vardı ne de kategori yönetimi ile doğru reyon planlama yapılabilmekteydi. Malı tedarik etmek başarı sayılıyor, parası ödenip raf akışı sağlamayanların bütün riski omuzlarımıza biniyordu. Bu risk toplam ticarete ciddi zarar verecek büyüklükte idi. Ne yazık ki bunu kontrol edecek sağlıklı mekanizmalar bizler için o gün daha henüz yoktu. Tek şansımız süpermarket konsepti ile yeni tanışan müşterilerimizin ilgisinin her geçen gün daha da artarak devam etmesiydi. Bu ilgiyi arttırmak pek de kolay değildi.

Bedelsiz ekmek dağıtımlarından yeni tanışılan insertlere kadar birçok yenilikler denedik. Otomatik giriş ve çıkış kapıları belli bir dönem insanlar çekinmesin diye açık tutuluyor, market poşetlerini eski alışkanlıkları gereği sanki çuvalmış gibi omuzlarına atıp taşıyanların adaptasyonu daha da uzun bir zaman alıyordu. İşte tüm bu zorluklara rağmen 1996 yılında Ersin Özdemir, Mehmet Ali Önür ve Levent Uğurses kurucu ortaklığı ile faaliyet gösterdiği gıda perakende dalında Groseri adı ile ilk süpermarketini açan birliktelik, bugün halen 27 mağaza 166 kasa sayısı ile aynı kişilerin oluşturduğu Yönetim Kurulu ile yoluna devam etmektedir. İcra Kurulu’nu Levent Uğurses, Kazım Önür ve Dide Özdemir Tuncer’in uyum içerisinde oluşturduğu bu yapı, yine 2008 yılında zamanla artan meyve-sebze satış hacminden dolayı Adana, Mersin ve Antalya sebze hallerinde HORECA ve toptan sebze-meyve satış ve dağıtımı yapmak amacıyla, Meseri adı ile yeni bir şirket kurmuştu. Meseri adlı bu şirketin İcra kurulunda halen Ersin Özdemir, Levent Uğurses ve Kaan Önür birlikte görevlerine devam etmekteyiz.

Groseri’nin bugün geldiği hacmi ifade eder misiniz?

Nitelik artınca niceliğinde artacağı inancıyla yönetilen Groseri, 27 mağazada 80 TL sepet ortalamasına sahip.

Groseri, Türkiye’nin güneyinde Adana’da 21, Mersin’de 6 olmak üzere, 166 kasa 27 mağaza ile yoluna büyük vizyonu ve küçük ama emin adımları ile devam etmektedir. Satış alanımız toplamda 25.000 metrekarelere ulaşırken, bunun yanında 35 bin metrekare büyüklükteki mağaza cep depolarımız, üretim, paketleme ile sebze hallerinde komisyon evi ve ardiyeleri ile toplam büyüklüğümüz 60 bin metrekareye yakındır.

Hep övündüğümüz ve ana hedeflerimizden birisi olan çalışanımızın gelirini artırmaktan duyduğumuz haz bizim için her zaman çok önemlidir. Şu anki personel sayımız bin beş yüze yakındır. Düzenli taşıdığımız ürün sayısı ise mevsimsel olanlar hariç 15 bin SKU’lar seviyesindedir. 2020 yılı sepet ortalamamız 80 Türk Lirası’na yakın olup, aynı yıl internet ciromuzun genel cirodaki payı %2.2 oranlarındadır. Nicelik asla hedefimizde olmayan bir konuyken daha çok önem verdiğimiz nitelik konusunda yaptığımız çalışmalardır. Her geçen gün kendi kararlarını kendi veren, kanmayan-kandırmayan düsturunda hareket eden tüzel kişiliğimizi daha da geliştirme konusunda çalışmalarımız aralıksız devam etmekte. Nitelik artınca niceliğinde paralelinde artacağına kesin olarak inanan bizler son yıllarda Fortune 500 sıralamasında istikrarlı bir şekilde yer alarak bölgemizi temsil etmenin haklı gururunu yaşamaktayız.

Groseri’nin orta vadeli hedefleri arasında Paris ve Londra’da şube açmak vardı. Ancak şu anda Adana ve Mersin dışında Türkiye’de şube açılmadı. Şubeleşme hedefleriniz hakkında bilgi verir misiniz; bu yavaş şubeleşmenin nedenleri nelerdir?

Az evvel de bahsetmiştim vizyonu büyük ama adımları daha küçük ve emin olarak giden bir yapı bizimkisi; öyle açmış olmak için açmaya çalışmayan, nicelikten çok niteliğe yatırım yapan bir birliktelik. Ayrıca yine açılan son mağaza, depo ve üretim alanlarının mülk yatırımlarının yapılması büyüme hızımızı biraz yavaşlatsa da diğer yanda sahip olduğumuz gayrimenkulün şerefiye değerine de ciddi katkı yapmaktadır. Bunlarla kira kontratı yaparak ilerleseydik belki bugünkü büyüklüğümüzün üç katı bir hacme gelebilirdik ama geriye bir daha dönüyor olsak aynı karar ve stratejiyi yine uygulardık gibi geliyor. Öncelikle Adana, Mersin ve Ceyhan operasyonumuza ilave Tarsus, Hatay, İskenderun, Osmaniye, Kozan, Silifke, Erdemli gibi komşu yerleşimlerde büyümek istiyoruz.

Dinamikler bir gün gelip bizi bölgenin dışına iterse öncelikle kararımız İstanbul olacaktır. Sonra da hep dediğimiz Paris ve Londra şubeleri inşallah. İnandığım Türk lokal perakendeciler mutlaka bir gün Avrupa’da bu işi başaracaklardır. Bakın Avrupa’ya, hiçbir ülkede güçlü sermayeye karşı biz lokallerin Türkiye de yaptığı mücadele verilmemiştir. Avrupa da daha kolay teslim etmişlerdir pazarlarını. Bizler burada başarırsak, oralarda da devamı gelecektir bu işlerin.

Paris ve Londra aslında işin metafor kısmı, asıl olan oralarda mağaza açmaktan çok Paris’te çalışabilecek norm ve standartlarda mağazacılık seviyesine gelebilmektir, yani biraz amacımızın amacına ulaşmaktır bizim hedefimizdeki. AB evrensel kriterlerine ülkece sahip olduktan sonra ister birliğe kabul olalım, ister olmayalım, işte biraz tam da bu misaldir. Rekabette yıllarca sosyal içerikli projelerde farklılaştığımız mücadelemize son yıllarda tedarikçimiz ve personelimizle olanilişkilerimizi düzenleyen terziliği tamamen bizlere ait Avrupa’da dahi ses getirip, örnek uygulama seçilerek ödül kazanan işletmecilik sistemimizle bir boyut daha katmış durumdayız.

Yine personelimize kazandıkça kazandıran, onları daha az maliyetle daha yüksek gelir elde etmeye odaklayan on iki ayrı dalda belki de dünyada hiçbir firmada görülmeyecek düzeyde tasarladığımız bir teşvik pirimi sistematiğimiz var. Bugün şirket ortakları olarak bizlerin dahi hiçbir personelimizin işten çıkarılmasına tek başımıza karar veremediğimiz düzende, nakış gibi işlenmiş seçme ve eleme kriterlerine sahibiz.

Avrupa’da en iyi iş modeli ödülü kazandıktan sonra anlatmak üzere bizzat davet de aldığımız, Montesquieu bugün hayatta olsa eminim onun da çok hoşnut kalacağı, günümüzde birçok ülkenin bile henüz uygulamada tam anlamda başaramadığı yasama-yürütme-yargı süreçlerinin kuvvetler ayrılığı ilkesini bünyemize adapte ettiğimiz güçlü bir tüzel kişilik yapısına kavuşmuş durumdayız. Özellikle işin yargı kısmı anlamında çalışanlarımızın haklarını sonuna kadar koruyan ve onların her durumda savunmasını alarak dinleyen ve kararlarını adil bir mekanizma ile veren Disiplin Kurulumuz ve yine bu kararlara gelebilecek olası itirazlara karşı bir nevi bizim yargıtayımız olarak çalışan tamamen bağımsız üst düzey hukukçulardan oluşturduğumuz bir Disiplin Üst Kurulumuz var. Tüm bu yapılanlarda bizim için en sevindirici ve önemli olansa çalışanlarımızın adil ve şeffaf bir düzenin parçası olduğunu hissedip, bunu bizlerle paylaştıkları andır, ne mutlu bize ki bunu her geçen gün daha çok yaşamakta ve yaşadıkça daha da çok üzerinde çalışmaktayız.

Ulusal indirim mağazalarının hızlı ve sınırsız şubeleşmesinin büyümenize/şubeleşmenize etkisi oldu mu?

Belli bir yerden sonra artan mağaza sayısı müşteri sayısının da aynı oranda artacağının tabi ki garantisi olmayıp, mevcut kapasite orada paylaşılmaya başlıyor. Tabii ki rekabet olacaktır, elbette bunu engelleyen her şeye karşıyız ama adalet de diğer işlemesi gereken olmazsa olmaz önemli bir bacaktır. Tabii yarışta ulusal indirim mağazalarına karşı maça bir sıfır önde başlama gibi bir avantajımız var, bölge insanı hizmet kalitesini benzer götürdüğümüz şartlarda bu bölgeden kazandığını bu bölgeye harcayan ve vergisini burada ödeyen bizim gibi lokal girişimlere karşı daha bir duygusal ve daha bir destekleyici durumda ve bizlerde bunun farkında olarak onları mahcup etmemeye yoğun çaba göstermekteyiz.

Ulusal indirim mağazalarının serbest piyasayı bazen yanlış yorumlayarak diğerini öldüreyim de pazar bana kalsın nasıl olsa daha sonra icabına bakarız diyen vahşi yatırım halinin umutla çıkmasını beklediğimiz yeni perakende yasası ile regüle edilmesi en büyük beklentimizdir.

Pandeminin etkisiyle “Market-FMCG” satışlarında da hızla büyüyen online ticaret yatırımlarınız, çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Zaten uzun süredir var olmaya çalıştığımız bir alandı online ticaret kanalı. Aynı geçmişte kuş gribinin tavuk satışlarına yaptığı olumlu etkinin bir benzeri pandemi döneminde de online satışlara yansımıştır. Pazarın bizde öncesine göre altı katına çıktığı bu büyüme ivmesi pandemi olmasa sanırım en az yirmi yıl sonra gelecekti. Uzun süredir zaten kısmen hazır olan alt yapımız sayesinde hızlıca adapte olduk bu sürece ve araç-insan yatırımlarımız ile alt yapıyı kısa süre içerisinde büyüterek müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamada oldukça başarılı olduk ki beni en çok mutlu eden valilikle pandeminin ilk dönemlerinde 65 yaş üstü yalnız yaşayan kişilerin evlerine bu hat üzerinden hızlı ve doğru ürün anlamında en ileri seviyede hizmet verenlerden biri olmamızdır.

PL ürünleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

PL ürünlerin en baştan beri ölçek işi olduğuna inanmaktayım. Bana göre perakendeci perakende işine odaklanmalıyken, üretici de üretime fokuslanmalı. Aralarındaki satış-satın alma mücadelesi zamanla private label denilen pazarın ortaya çıkmasına sebep olmuş, sen bana istediğimi vermezsen bende rafta sana karşı olurum gibi. Halbuki işler başta eksik olmayıp, tam yapılsa belki de buna hiç gerek olmayacak. Bizim satın almada taraflar arası rekabeti yeterli derece oluşturuyor olmamız böylesi bir alana yönelmemize şimdilik ihtiyaç doğurmamakta sadece rekabette kalite fiyat dengesinde geri kalmama adına zorunlu olarak girdiğimiz temel gıda kategori sınıfında yer alan toz şeker ve bakliyatta paketleme yaparak kendi markamız altında müşterilerimizle buluşmaktayız bu özel alanda.

Groseri’nin neredeyse yılın 365 günü bir kampanya planı/uygulaması hakkında bilgi verir misiniz?

Temel pazarlama stratejimizin dayanak noktası, organize perakende Türkiye de daha yokken bu işleri büyük beceri ile yapan bakkal amcalarımızın müşterileri ile sağladığı sıcak temas ve hizmeti değişen dünya şartları ve beklentilere uygun olarak devam ettirmek olmuştur. Tabi çoğalan şube sayılarımız ve artan müşteri sayılarımız bakkal amcaların ismen tanıdığı, sohbet ettiği gibi bir müşteri diyaloguna ulaşmamızı engellese dahi bizler de teknolojik alt yapıya ciddi yatırım yaparak etkin CRM kullanıp binlerce müşterimizle benzer teması sağlamaya çalışmaktayız. Halen Adana ve Mersin’de aktif olarak alışveriş yapan bir milyon civarı kayıtlı müşterimiz yanında sayısı 50 binlere ulaşan çocuk müşterilerimizin oluşturduğu çocuk kulübümüz var.

Müşterilerimize verdiğimiz Groseri Kartlar sayesinde onları yaş, cinsiyet, ürün, saat, meslek, gelir dağılımları bazında sürekli analiz ederek, isteklerine bir terzi titizliğinde cevap vermeye çalışmaktayız.

Müşterilerimize bizlerle iken kendilerini özel hissettirebilmek bizim için çok önemli olan, o yüzden bugüne kadar yaptığımız tüm çalışmalara odaklanış biçimimiz hiç konfeksiyon olmayan, hatta tam tersi gerçek anlamda haute couture olacak bir türden…

Son yıllarda erkek tüketicinin kişisel bakımından dolayı alışverişte daha bir özenli olduğunu yeni yeni görmeye başlasak da, sahip olduğumuz data ve deneyim çocuklar ve kadınların halen aile içinde alışverişin dinamiklerine karar vermede daha etkin olduğu yönünde.

Çocuk Kartla beraber yıllardır karne döneminde başarılı olanlara indirimler, yaz tatillerinde piknikler, fabrika gezileri, çocuk film ve tiyatroları gibi onları mutlu eden kampanyaları sürekli yapmaktayız.

Sistemimiz sayesinde tedarikçilerimizle daha iyi sepet analizleri yaparak kampanya stratejilerini beraber oluşturmaktayız. Yine tüketiciler lehinde, yapılan kampanyalara katılırken özellikle onları yoran ve pek zevk almadıkları form doldurma bürokrasisinden kartlarını kullanmaları sayesinde kurtarmış durumdayız.

İnşallah en kısa zamanda tüketicimizin kartını mağazaya okutarak girdiği anda bu müşterinin en tipik özelliklerini ve harcama eğilimlerini kasap, manav vb tüm personelimizin görebildiği ve müşteri henüz o alana gelmeden elindeki dataya bakarak ona uygun tavsiyeler sunup hatta jestlerle süsleyebildiği düzene de ilk fırsatta geçeriz.

Mağazalar, internet sitemiz, telefon vb yoluyla her ay yüzlerce gelen öneri ve şikayetleri tek tek okuyup, en kısa zamanda geri dönüş yapan pazarlama bölümümüze bağlı ekibimiz tüm öneri ve şikayetleri tek tek kayıt altına alarak, en geç iki gün içinde müşterimize cevap vermekte ciddi çaba göstermektedir.

Müşteri beklentilerini karşılamaya imkanlar dahilinde karşılamak bizim için görevdir, haklı tespitlerinde müşteriden özür diler, mutlaka zararını tazmin eder, onun içinde uygunsa bizzat ziyaret ederiz, müşteriden gelen beğendiğimiz ve uygulamaya geçirdiğimiz önerilere ödül de vererek onları ayrıca mutlu ederiz. Bu kültür tüm Groseri çalışanlarına en yukarıdan en aşağıya tek tek yansımıştır. Bir keresinde etle ilgili bir şikâyete gıda güvenlik müdürümüz müdahale etmiş, müşteriyi arayarak izin alıp evlerinde ziyaret ederek problemin ette değil yanlış pişirme tekniğinde olduğunu anlatmış, müşterimiz memnun olup devamında kendisini eşi ile ayrıca davet ederek ailece hep beraber yemek yemişlerdir.

Yaptıklarımız içerisinde yirmi beş yıla yıla yakındır yapılan ve geleneksel hale gelenler başarılı öğrencileri ödüllendirme ve burs kampanyamız, meslek günleri indirimlerimiz, sağlık günleri konferanslarımız, düşman işgalinden kurtuluş günleri kampanya etkinliğimiz, portakal çiçeği festivali reçel yarışmamız, Groseri yaz okulu projemiz, Groseri yemek kursları, Devlet Tiyatrosu ve Senfoni bilet hediyelerimiz, kasada çalan zille gelen hediyeler, Groseri yılın annesini anneler günü seçmemiz, hastanelerde o gün tüm doğum yapanları hediyelerle ziyaretimiz, babalar günü futbol turnuvası, sevgililer günü balomuz, iftar davetlerimiz, yılbaşında her yıl binlerce ziyaret ederek hediye verme, aşure, sıkma, sucuk ekmek günlerimiz, yaz tekne turlarımız, doğum gününde indirimler, hamile bayanlara indirimler, eşofmanla gelenlere indirimler şu anda ilk aklıma gelenler…

Yerel bir zincir olarak yaşadığınız sıkıntıları ve çözüm önerilerinizi/beklentilerinizi anlatır mısınız? Buna bağlı olarak Ticaret Bakanlığı’nın dönem dönem gündeme getirip bir türlü yapılmayan “Perakende Yasa Değişikliği” hakkında neler söylemek istersiniz?

2023 yılında Cumhuriyetin 100. yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında olacak ülkemizde özgürlükler ve refahın artması için lazım olan bazı eksiklikler maalesef perakende dalında da biraz rötar yapmış durumda…

Heyecanla, yıllardır beklediğimiz sektörü daha rekabetçi ve daha adil düzene sokacak, uygar ülkelerinin çoğunda mevcut sektörümüzü ilgilendiren yasa halen bir türlü gerçekleşmedi, ciddi çalışmalar yapıldı ama konu ne yazık ki son bulmadı.

Direnenler genelde içimizdeki Avrupalılar, bizimse bizleri bu ilk on ekonomi arasına sokacak ve bu yasal çerçeve ile destekli rekabette yarışacak, işine sahip ve kendini her gün geliştiren müteşebbislere ihtiyacımız var, umarım bu rötar bu hükümet döneminde artık son bulur. Adalet ve rekabetin olduğu yerde bu yasa zorunludur, dikkate alınmalıdır, konu hassastır, yarın çok geç olabilir. Perakende piyasası likittir, ülke ekonomisi için önem taşır. Bu sektörün müteşebbisi ölmeden rekabet içinde yarışır durumu sağlanmalıdır, istenilen sübvansesi değildir, adil ortamda rekabet edebilmesidir, bu hakikaten anlaşılır bir durum değildir. Kapitalist modelde sadece ülkemizde değil dünyanın her yerindeki genel eğilim firmaların daha da güçlenerek birbirlerini satın alarak tekelleşmeye gitmeleri ile sonuçlanmakta. Basta çok olan firma sayıları belli zaman sonra çok aza inmiş durumda.

Zaten ilgili yasadaki arayışta hep bunlara çözüm bulmakta. Hangi madde konacaksa konsun öncelikle tekelleşmeyi önleyici olup, serbest piyasa ekonomisine müdahale olmamalıdır. Bu iki dediğim unsura dokunulursa küçüğü koruyacağım diye çıkarılan  yasa zamanla küçüğün aleyhine bile işleyebilir. Örneğin piyasaya marjı artırıp sakın daha pahalı satma derseniz bu ölçek ekonomisi nedenli büyük marketlerin daha çok isine gelir. Kar oranlarına müdahale ederseniz bu yine iyi olmaz, verimli ve verimsiz çalışanı ayırt edememiş olursunuz. Tüketiciyi koruma kanunları ile rekabet hukukunu iyi ayırmak gerekir, bunlar birbiri ile karışmamalıdır, iki ayrı alandır. Serbest piyasayı korumak için bence en önce yapılması gerekenler katma değer yaratmayan reklam gibi faaliyetlere bir yüzde sınırı getirmektir, bu büyüklerin rekabette öne geçmelerine engel olabilir. Abartı reklamlar büyük sermayenin en önemli kozudur. Burada haksız rekabet olmaması için bir üst sınır olmalıdır eğer illa küçük esnaf korunacaksa, belki bunla olur ama satış fiyatına müdahale ile olmaz bu işler. Zararına satısın kalkması dahi başta iyi gibi görünse de küçükler için pek öyle iyi değildir. Aldıktan sonra piyasalar düşebilir, ne yapacağız imha mı edeceğiz elimizdeki malları? Biri daha aşağı satıyorsa bunu durdurmak tüketici hakkı içinde ayrıca gasptır. Benim gördüğüm en önemli tespit nasıl biz her tüketicimize aynı fiyatla satıyorsak tüm bu sorunların tek kaynağı üretici firmaların da kendi mallarını benzer şekilde bize aynı fiyatlarla satmamasındadır. Büyük sermayeyi temsil eden zincirin aldığı fiyattan ilgili üreticinin diğerlerine de belli kriterler eşliğinde aynı fiyattan satma sansı sağlanmalıdır. İşte buraya lobi yapalım, aynı alım şartında bakalım kim daha verimli satacak, o zaman aynı sokağa isterse üç değil otuz üç adet açsınlar, artık daha da hızlı batacaklardır. Büyük firma avantajından diğer nispeten daha küçük işletmelerde mutlaka yararlanmalıdır. Kategori alımlarında ölçek ekonomisi kullanarak kendine avantaj sağlayan bir zincir zamanla tekelleşmeye gider, bu alım diğere de mutlaka tanınmalıdır. Mesele satış değil satın alma meselesidir, buraya iyi fokus olmak gerekir. Bugüne dek yapılanlar maalesef hep satış üzerinde yoğunlaşmıştır.

Levent Uğurses

“Aynı alım şartlarında tedarik yaptığımızda ulusal, uluslararası zincirler isterlerse üç değil otuz üç şube açsınlar bakalım kim daha verimli satacak” diyen Levent Uğurses’e göre marketçilikte ki asıl mesele satış değil satın alma meselesi.”

Levent Uğurses kimdir?

1968 Adana doğumlu Uğurses, ilk orta ve lise eğitimini Adana’da tamamlayıp, 1990 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuş. Daha sonra ABD’nin Atlanta kentinde Mercer Üniversitesi’nde finans ve pazarlama dalında master programını tamamlayan Uğurses, askerlik sonrası müteşebbislik ruhunun ağır basmasıyla babasının içinde bulunduğu gıda dalında işe başladıktan kısa bir süre sonra yeni bir yapılanma ile Groseri’nin kurucu ortakları arasında yer aldı. Aynı ortaklık yapısı ile sebze, meyve alanında Meseri, unlu mamuller sektöründe aile şirketi Pakfırın ve ayrıca 2019 yılından bu yana Türkiye Perakendeciler Federasyonu’nda yönetim kurulu üyeliğine devam etmekte.

2003 yılında Jaycees tarafından iş dünyası dalında Türkiye’nin en başarılı 5 genç iş adamından biri seçilmenin yanında sinemaya olan ilgisin on yıla yakın süredir Hürriyet Gazetesi ve bazı aylık dergilere fi lm eleştirmeni olarak haftalık yazılar yazmakta. Ayrıca Chain Des Rottiseurs adlı gastronomi derneğinin Adana şubesi kurucu üyeleri arasında olup halen yönetim kurulunda aktif olarak çalışmakta.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Advertisement

Röportaj

“Gıda ile endüstriyel ürün kavramlarını birbirinden ayırmamız lazım”

Editör

Yazar:

17 ay aradan sonra Tarım ve Orman Bakanlığı’nın taklit veya tağşiş yapıldığı kesinleşen 371 firmaya ait 559 parti ürünü kamuoyuna açıklaması ile et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, sıvı yağlar, bal çeşitleri, takviye edici gıdalar ve çikolatalar başta olmak üzere tükettiğimiz birçok üründe tespit edilen uygunsuzluk sektörde büyük ses getirdi. 5 yılı aşkın süredir web sitesi ve sosyal medya hesaplarıyla ‘Ne Yediğinizi Biliyor Musunuz?’ diyerek dikkat çeken Musa Özsoy ile röportaj yaptık.

Gıda Dedektifi hesabı ne zaman, neden/nasıl oluştu; hesabın sosyal medya ve internet sayfası verileri/gücü hakkında bilgi verir misiniz?

Gıda Dedektifi hesabının kuruluş sürecini 2020 yılının Şubat ayında kaleme aldığım Ne Yediğinizi Biliyor Musunuz kitabında uzun uzun anlattım. Bilen biliyor aslında; ürik asit yüksekliğinin sebep olduğu bir cilt problemi yaşadığım süreçte araştırmalarım ve beni iyileştiren doktorumun katkısıyla ürik asit – beslenme ilişkisini irdelemiştim. Buradan çıkan çarpıcı bir sonuç üzerine de marketlerdeki ürün etiketlerini okumaya başladım. O çarpıcı sonuç daha önce varlığını pek bilmediğim ve bir şey alırken dikkat etmediğim glikoz-fruktoz şurubuydu. Aslında temel problem fruktoz şurubu içeren ürünlerdi. Bu farkındalığımı Ankara’dan İstanbul’a yaptığım bir tren yolculuğunda insanlara aktarmaya karar verdim. Hemen orada Gıda Dedektifi ismini buldum ve hesaplarımı oluşturarak trenden iner inmez ilk iş bir marketin yolunu tuttum. Her şey bu kadar doğal ve planlanmamış şekilde başladı. Bugün Instagram başta olmak üzere; Twitter, Facebook, Linkedin, Youtube ve Telegram gibi çok farklı platformlarda 1,5 milyonu aşkın kişiye hitap etmekteyim. Sosyal medya ve web sitesinde aylık gösterimlerimiz ise 10 milyonu aşmakta.

Gıda Dedektifi’nin gelir modeli/şekli nedir (sadece Ürün İncelemeleri ve Google bannarları mı)?

Dediğim gibi Gıda Dedektifi planlı bir şekilde başlayan bir proje değil. Tamamen kişisel olarak başlattığım ve aradan geçen 5 yılda da kişisel olarak yürütmeye devam ettiğim bir hesap bu. Ben 2017 yılının Mart ayında hesabı ilk açtığımda zaten uzun süredir serbest şehir plancısı olarak çalışıyordum. Yani maaşlı bir çalışan değildim, günlük çalışma planlarımı ve çalışma saatlerimi ben belirliyordum. O açıdan böyle bir hesabı yönetmek için de vaktim ya da esnekliğim vardı. O dönem işlerim de yoğundu, üzerimde birçok önemli şehir planlama işleri vardı. Paraya ya da ek bir gelir getirici işe ihtiyacım da yoktu. Zaten 3 yıl boyunca Gıda Dedektifi tek bir kuruş bile gelir elde etmeden yoluna devam etti. Gıda Dedektifi’ne baya baya yoğunlaşmıştım artık. Bir yandan da Denet- le hesabını açtım. O arada İTÜ Teknokent kapsamında bir start up projesi olan İTÜ Çekirdek’e kabul edildim. Bir yandan da İTÜ Çekirdek’de mobil uygulama geliştirme sürecine girdimde diğer yandan web sitesi açmaya çalışıyordum. İTÜ sağolsun bana AWS’den -dünyanın bir numaralı server sağlayıcısı- 10 bin dolar değerinde bir server hakkı hediye etti. İlk olarak gece gündüz 6 haftamı vererek geçmiş binlerce paylaşımı derleyip Gıda Dedektifi web sitesini yayına aldım. Sonunda artık şöyle bir şey oldu. Ben artık vaktimin tamamına yakınını Gıda Dedektifi’ne harcıyordum. Bu durumun tabi hem aile içinde hem de mesleki çevremde etkileri oldu. Düşünün karşınızda size bakmakla yükümlü bir kişi var işi gücü bırakmış hiçbir gelir elde etmediği bir işle bütün gün uğraşıyor. Arada ona tehditler geliyor, mahkemeler, davalar, telefonlar derken evdeki huzurunuz da bozuluyor. Bir gelir falan da elde etmiyordum. Onun dışında mesela bir plan işiyle ilgili belediye meclisinde görüşme yapacağım insanlar beni gıda dedektifi olarak tanımaya başladı. Bu durum belki birilerinin hoşuna gidebilir fakat mesleki olarak beni zora sokuyordu. Öyle böyle derken ben artık mesleğimden daha fazla bu işe zaman ayırdığımı kabullendim. Bu konuda da gelir modeli olarak neler yapılabileceğini düşünmeye başladım. Kesinlikle diğer hesaplar gibi gizli reklamlarla insanları kandırmak gibi bir derdim olamazdı, isteseydim onlar gibi yapıp bugün ben de çok zengin olurdum. Ama yapmadım, yüz kere aynı şeyi yaşasam yüz kere de yapmam. Fakat ben de hesabın çizgisine ve etik değerlerime uygun bir gelir modeli arayışına girdim.

Gıda Dedektifi Musa Özsoy’a göre “Firmaların saçma sapan isimlerle, görsellerle ve algılarla tüketiciyi sürekli ve bilinçli olarak kandırmaya çalışması ve ambalajlarda ürünlerle ilgili içerik, besin değerlerinin tüketiciye açık, net olarak beyan edilmemesi” sektörün temel sorunları.

Bugüne kadar ki yayınlarınızda kimlerle, hangi resmi-özel kurum/kuruluşlarla hangi iş birliklerini yaptınız; hangi destekleri aldınız?

İlk gelir modelim okul söyleşileri kapsamında başlattığımız bir sponsorluk ile oldu. Çoğunluğu devlet okulu olmak üzere İstanbul ve Ankara’da 40 farklı okula giderek o dönem sponsorlardan aldığım cüzi bir ücret karşılığında gelir elde edip, şahsi şirketim üzerinden tamamını faturalandırdım. Buna rağmen birçok davaya iftiraya maruz kaldım. Aynı dönemde bazı firmalar ürünlerini incelemek üzere bana talepte bulundular. İlk olarak Beeo firmasıyla anlaştık. Ürünlerini bağımsız gözle inceliyor, tek kelimesine dokundurmadan yayınlıyordum. Beeo sonrasında Züber, Altınkılıç, Yayla Bakliyat gibi birkaç firmadan daha talep geldi, hepsini gayet şeffaf bir şekilde özel inceleme ibaresini koyarak paylaşmaya başladım. Bu paylaşımlar ayda bir kez story olarak yapılıyor, talep eden takipçiler web sitesine girip ürün incelemesini okuyordu. Yani ortada reklam anlayışıyla yapılan bir şey yoktu. Instagram post paylaşımlarında bu özel incelemelere asla yer vermedim. Web sitesinde yaptığım duyurularla da insanlar bu incelemeleri firmaların talep ettiğini ve ücret ödediğini hep bildiler, hiçbir şey gizlemedik. Zaten genelde olumlu içerikler olduğu için firmaların tek isteği ürünleri benim gözümle inceleyip yayınlamamdı. Hiçbirinin bugüne kadar bir satış kaygısı, reklam talebi ya da cümlelerimi eğip bükme gibi bir düşüncesi olmadı. Şu anda da Gıda Dedektifi’nin özel incelemeler ve web sitesindeki google reklamları dışında – bir de son dönemde hepsiburada ile anlaştık tüketicinin kararı anketleri doğrultusunda olumlu oy alan ürünlerin listesini yayınlıyoruz – herhangi bir gelir modeli bulunmuyor.

Bu hesap üzerinden yaptığınız “Özel Araştırma, Gündem, Aman Dikkat!, Aslında Kaç Gram?, Dünya Turu, Gıda Güvenliği, Kim Üretiyor?, Ne Yemeliyiz?, Nereden Bu Enerji?” konuları/kategorilerinin içeriği ve varsa kısa oluşma hikayelerini anlatır mısınız?

İlk yıllarda yoğunlukla yaptığım etiketler aslında bunlar. Bazılarından ilk kez biz bahsetmiştik o dönemde. Mesela; Dünya Turu ismini koyduğumuz paylaşımlar aslında ürünlerin menşe ülkelerine dikkat çekiyordu. Şimdi bilinir oldu ama o dönem kimse aldığı çocuk mamasının ya da baharatın, mercimeğin menşe ülkesine bakmıyordu. Fakat baktığınızda birçoğu yurtdışından gelen ürünlerdi bunlar. Bugün Kanada’dan mercimek, Çin’den pirinç, Yunanistan’dan ekmek, Almanya’dan çocuk maması diye yaygın şekilde biliniyorsa bizim yayınlarla başlamıştır bu süreç. Bunun da başlangıcı işte bu ve benzeri etiketli instagram paylaşımlarıydı.

Mesele Kim Üretiyor başlığı altında da yine o dönem hiç bilinmeyen private label ürünlerden bahsettik. Fason üretim modeliyle üretilen fakat bilinen bir markayla çıkan ürünlerin aslında o markaya ait firma tarafından üretilmediğini anlatmaya çalıştık. Bu kapsamda özellikle market markalarının çok bilinen firmalarla çalıştığını, tüketicinin boşu boşuna yüksek rakamlar ödememesinin önüne geçtik. Sonrasında bazı firmalar fason üretimi merdiven altı üretim ile bir tuttuğumuz gibi hiçbir mesneti olmayan ithamlarda bulunup bizi birilerine hedef gösterdiler ama yıllardır yaptığımız şeyden ben gayet eminim.

Nereden Bu Enerji’de yine dünyada bilinen fakat Türkiye’de pek anlatılmayan bir farkındalık paylaşımıydı. Gıda Dedektifi ilk kurulduğu dönem çok yaygın olan, rağbet gören kalori hesapları vardı. Fakat hiçbiri kalorinin kaynağından bahsetmiyordu. Ben bilimsel temellere dayanarak bundan bahsetmeye başladım, bunu şimdi Youtube yayınlarımızla yaygınlaştıracağım. O dönemden gelen etiketlerden biri de buydu. Kısacası bu etiketlerde geçmiş yıllarda pek sözü edilmeyen bu ve benzeri farkındalıkların etiketleriydi.

Sizce Türkiye’de ki ambalajlı gıda üretimindeki temel sorunları maddeler halinde sıralar mısınız?

İlk olarak ambalajlı gıda ile endüstriyel ürün kavramlarını birbirinden ayırmamız lazım. Bir meyveyi ya da sebzeyi ambalaja koyduğunuzda bu bir ambalajlı gıda olur. Ya da peynir, tereyağı, yoğurt gibi ürünler ambalajlı olarak satılır zaten – aksini kabul etmek her şeyden önce hijyen kurallarına ve mevzuata da aykırı.

Fakat endüstriyel ürün dediğinizde içine katkı maddesi girmiş, adı üstünde endüstrinin eliyle yapılmış “gıda” değil, üründen bahsederiz. Bu kavramları da yıllardır oturtmaya çalışıyoruz. Çünkü birisi tv’de çıkıp ambalajlı ürün deyip herkesi korkutup kaçırıyor. Asıl korkup kaçmamız gereken ambalaj değil, ambalajın içinde katkı maddeleriyle üretilmiş ürünler var mı? Ona bakmalıyız. Bu kapsamda ilk olarak bu ayrımı yapmamız lazım. Temel sorunlardan biri bu. Diğeri de firmaların saçma sapan isimlerle, görsellerle ve algılarla tüketiciyi sürekli ve bilinçli olarak kandırmaya çalışması. Bu aynı zamanda benim hesaplarımda mücadele ettiğim temel konulardan biri. Diğeri ise ürünlerle ilgili içerik ve besin değerlerinin tüketiciye açık ve net olarak beyan edilmemesi. Bir ürününü paketini alıyorsunuz okumak ne mümkün! Okumaya kalksanız zamanınızı alıyor. Biz tabi bunları büyük puntolarla ve binlerce insana aktarınca birçok firma şikayet etti.

Bakın düne kadar ambalajlarında besin değerlerini paylaşmayan Türkiye’nin en büyük abur cubur firması bizi bugün mahkemeye vermiş durumdadır. Düne kadar paylaşmıyorlardı, bugün mevzuat gereği paylaşıyorlar. Bu sefer de Gıda Dedektifi bizimle ilgili tüm yayınlarını kaldırsın diye mahkemeye dava açıyorlar. Sorsanız bu insanlar inançlı, Allah, peygamber falan biliyorlar. Ama öyle iftiralara maruz kaldım ki daha önce de söyledim ama bunlarla benim hesabım Allah’a kaldı. Türk milleti adına karar mahkemeler nasıl sonuçlanır onu da göreceğiz fakat ben Türk milleti adına onların bu baskılarına boyun eğmeden, gerçekleri insanlara açıklamaktan asla korkmuyorum. Sıkıntılardan biri de bu, geçmişteki duruşuna güvenip bugün tüketiciyi resmen aldatan firmalar var. Bir şey de diyemiyorsunuz bunlara öyle güçlenmişler! Mesela bir firma var, o henüz dava açmadı. Yıllarca palm yağını hurma yağı diye yutturdular bu millete. Sorsanız onlar da inançlı! Ben onların samimiyetine inanmıyorum. Temel problemlerden biri de bu. Bu firmalar samimi değiller.

Gıda Dedektifi web sitesi ve sosyal medya hesaplarının yanında ‘Denetle’ hesabı 1,5 milyonu aşkın kişiye hitap etmekte.

Bu sorunların sorumluluğunu/sorumlularını tedarik zinciri içinde nedenleriyle nasıl sıralayabilirsiniz?

Sorunların en başında ne olursa olsun denetlemesi gereken resmi ve özel kurumlar geliyor. Başta bakanlıklar var. Bakın bir ülkede devlet koyduğu kuralları uyguladığı ölçüde güçlüdür! Diğer yandan bu kurallara tabi olanların da bu sıralamada yok ama ahlaki sorumluluğu da önemli. Samimiyet yok dedik ya, aslında bakarsanız temelinde ahlak da yok. İnanç da yok. Bunlar olsa zaten kurallara uyması gerekenler kurallara uyar, denetim mekanizmasını beklemez bile! Fakat ahlak, etik, samimiyet, inanç kavramlarının içi boş olup bir de denetim de olmayınca işte o zaman saldım çayıra moduna giriyoruz. Kimse kusura bakmasın ama benim yıllardır gördüğüm, bir tek gördüğüm değil kanıtlarıyla, örnekleriyle gösterdiğim şeyleri konuşuyoruz. Bu ikisinin dışında da üretici firmalar da bu sorunların tabii ki etkenlerindedir. Üretici firmalar ürettiği ürünü en iyi bilendir, değil mi? Yani ne ürettiğini üretenden daha iyi bilen olamaz. E onu bile bile siz çocuk bisküvisinde hala glikoz şurubu kullanabiliyorsanız, çocukları hiperaktiviteye sürükleyen renklendiricileri koyabiliyorsanız, şekeri basıp üstüne çizgi film figürleri koyup daha çok satış bekliyorsanız… Kusura bakmayın ben saygımı korumaya çalışıyorum ama bunlar saygı duyulacak şeyler değil. Geleceğimizi üç kuruş için satanlara ben saygı duymam.

Asıl mesleği şehir plancılğı olan ve ürik asit yüksekliği sebebiyle yaşadığı bir cilt probleminin nedenlerini araştırırken çıkan çarpıcı bir sonuç üzerine marketlerdeki ürün etiketlerini okumaya başlayan Musa Özsoy’un yayınlanmış iki kitabı bulunuyor.

Yayınlarınız üzerine kaç şikayet, dava/mahkeme açıldı nasıl sonuçlandı veya devam ediyor? Bu sorunu nasıl aşıyorsunuz?

Bugüne kadar suç duyuruları çok oldu neredeyse tamamından takipsizlik aldık. Bunların bazılar bireysel oldu bazıları da firmalar tarafından yapıldı. Bireysel yapılanlardan bir örnek vereyim. Bana bir gıda mühendisi şaklaban dedi. Ama artık kaçıncı olan olay bu! En sonunda avukatıma lütfen bununla ilgili gereğini yapın dedim. Bakın bu hakaret kısa sürede mahkemede cezasını buldu şimdi o şahıstan ben bir şey talep etmiyorum ama avukatım vekalet ücretini bile alamıyor biliyor musunuz? Benim param yok diyor şahıs, ailemle yaşıyorum kiradayım diyor. Bir tane markette kasiyer olarak çalışıyor ne oldu şimdi maaşına haciz konacak. Birilerinin gazına gelip bana hakaret edene kadar güzel kardeşim sen kendi haline yansana. Ailene, kendine, çevrene yazık değil mi? Ben bunlardan kesinlikle memnun değilim ama herkesin de bir şey söylerken dönüp aynaya bakması lazım.

Davalara gelirsek beni bugüne kadar dava eden sanırım 4 firma oldu. Birisi sucuk firmasıydı o davadan beraat ettim. Diğeri ise malum pekmezci bir firma var. Adını zikretmiyorum çünkü sizinle de uğraşmasınlar! Bir tv kanalı haber yaptı onları da dava ettiler! Yahu tv kanalını dava etmek nedir! Geçen bir takipçim atasözü paylaşmış it ürür kervan yürür diye onu da dava etmişler. Beraat etti tabi ki! Şimdi böyle gözünü karartmış bir firmayla karşı karşıyayız. Sanırım hakkımda 2-3 tane ceza, 2-3 tane de hukuk davası açtılar. Tamamı mesnetsiz. İftira niteliğinde bir dolu iddiaları var ve benim şehir plancısı olduğum, bu işleri yapmamın uygun olmadığı gibi saçma sapan dayanakları var. Aynı zamanda haksız rekabet gibi nereye çekseniz oraya gidecek maddeye dayanarak ellerinden ne gelirse yapıyorlar. Diğeri de Türkiye’nin en büyük abur cubur firması. Gofretimizin sağlıksız olduğunu iddia ediyorlar diye mahkemeye beyan veriyorlar. Ben değil, Dünya Sağlık Örgütü ve Türk Gıda Kodeksi öyle diyor! Hepsinin bilimsel ve akademik altyapısını mahkemelere sunuyoruz. Bilirkişiler eğer üç beş kuruşa tamah etmez doğruyu yazarsa, hakimler de bir zahmet edip bu belge- lerimizi okursa gerçek hızla ortaya çıkar zaten. Diğer yandan da Ticaret Bakanlığı ile davalık olduk. Bana geçen sene bir idari ceza uyguladılar ona karşı ben de hakkımı arıyorum. O da işin acı tarafı.

Ben kimse sahip çıkmasa bunca emeğe millet sahip çıkıyor, devlet de herhalde arkamızda durur diyordum. Devlet beni en çok yaralayan kararlara imza attı. O kararlara imza atanları da bu iftiraları atanları da asla affetmeyeceğim, varsa zerre kadar hakkımı da helal etmeyeceğim. Ben hiçbir şeye üzülmüyorum da bunlarla uğraşırken 2 yılım heba oldu. Neyse ki şimdi artık bunlardan uzaklaşıp kafamı toplayıp kaldığım yerden insanlara faydalı olmaya devam edeceğim.

Sosyal medya hesabınızda ki bir paylaşımınızda ABD ve İngiltere’den oturum izni ve basın kartı kazandığınızı söyleyerek “Siz olsanız ne yapardınız?” dediniz; ne yapacaksınız?

Bir gün bir arkadaşım “Şu çalışmaları İngiltere’de yapsan ödül alırdın” demişti, gülmüştük. Sonra cidden başvuru yapsana sosyal medya çalışmaların dikkatlerini çekebilir dediler. Biz de başvurduk. Gıda Dedektifi ve Denetle ile yaptıklarımı sundum İngiltere’de sosyal medya alanında çalışma ve oturum hakkı aldım. Geçen ay bir de ABD’den yine sosyal medya çalışmalarım kapsamında yeni medya alanında basın kartı aldım. Ne yapardınız dedim evet, insanların duygularını ve düşüncelerini merak ettim. Farklı duygularla birçok benzer şey yazıldı. Bir süre İngiltere’de çalışmalarıma devam edeceğim, ailemle bir süre burada olacağım. İmza günü ve tv yayınları gibi durumlar oldukça geleceğim, tatillerde zaten oradayız. Bu süreçte İngiltere başta olmak üzere Avrupa’ya yönelik İngilizce içerikli çalışmalara başlamak istiyorum. Ayrıca İngiltere’de sosyal medya alanında çeşitli firmalara danışmanlık çalışmaları yapıyorum. Diğer yandan 2-3 yıla yayılmış şekilde bazı akademik planlarım var. Bunları hayata geçirip Türkiye’ye çok daha faydalı olacak şekilde dönmek istiyorum. Daha önce de yazmıştım, daha yeni başlıyoruz.

Gıda ile ilgili paylaşımlarla başlayan sosyal medya hesaplarınızda artık birçok farklı konuda da paylaşım yapıyorsunuz kendinizi bir gazeteci mi, blogger mı, influencer mı, fenomen mi, instagrammer mı, youtuber mı olarak görüyorsunuz?

Aslında temelde gıda dışında bir paylaşım yapmıyorum. Twitter’daki kişisel hesa- bımda bazen yazdıklarım yadırganıyor fakat şu atlanıyor. Orası benim kişisel hesabım ve Twitter’da ben 2009 yılından beri varım! Yani belki de birçok insan daha Twitter’da yokken ben orada yazıyordum, paylaşım yapıyordum. Fakat temelde tabi ki gıda hakkında paylaşacağım birçok şey varken farklı konulara girmeme gerek yok aslında.

Bir de maalesef bazı şeyleri tartışmak adına doğru bir zamanda değiliz. Siz ne kadar doğru düzgün bir şey söyleseniz de kalkıp size hadsizce cevap veren, umursamaz yorumlar yapan birileri çıkıyor. Bu minvalde ben kendimi her şeyden önce devletini, ülkesini seven, faydalı olmaya çalışan vatandaş olarak görüyorum. Asla bir influencer ya da fenomen olma gayretim olmadı, kişisel olarak bir beklentim de yok. Gazeteciyim demem doğru olmaz fakat ortada bir gazetecilik var mı derseniz birçok yayınımda bunun gereğini ortaya koyduğumu görürsünüz. Bunlardan en iyisi araştıran, yazan bir araştırmacı, yazar ya da belki blogger olabilir. Fakat dediğim gibi özünde araştıran, farkına varan ve fark ettiklerini insanlara duyurmaya çalışan biriyim.

Yönettiğim hesaplarda da kişisel fikirlerimi değil, olması gerekenleri ve mevzuatın gereklerini ortaya koymaya çalışıyorum. Böyle bir ihtiyacın hasıl olması, benim bu ihtiyaca karşılık veriyor olmam da ayrıca abesle iştigal. Ona pek değinmedik. Ama özünde insanların gıda dedektifi gibi bir hesaba ihtiyacı kalmadığı gün, benim de bu hesapları yönetmeme gerek kalmayacak. O gün geldiğinde ben de kapatıp gitmesini bileceğim. O güne kadar umarım ki insanlara faydalı olmaya devam ederim. Temel mesele bu, gerisi laf-ı güzaf.

Yaptığı yayınlar ve paylaşımlarla ülkemizde hakkında davalar açılan Gıda Dedektifi Musa Özsoy, şimdilerden ülkemizde yaptıklarını anlatan sunumuyla başvurup kazandığı sosyal medya alanında çalışma ve oturum hakkı ile İngiltere’de yaşıyor.

Musa Özsoy kimdir?

1983 yılında İstanbul doğumluyum. Bir diğer deyişle tam da şehirleşmenin göbeğinde, Türkiye’nin kontrolsüz büyüyen metropolünde doğmuşum. Bahçelievler’de önceleri oyunlar oynadığımız, civcivleri otlattığımız arsaların sonradan binalarla dolarak bizi boğduğu bir süreci bizzat yaşadım. Pal Sokağı Çocukları’nı okuduğumda benzer hislerin farklı coğrafyalarda, farklı insanlar üzerinde de yaşandığını fark ettim. Belki de bilinçaltım beni bu sürece hazırladı ama 2007 itibariyle ülkeme bir şehir plancısı olarak hizmet etmeye başladım. Hem şahsi hem mesleki olarak gördüm ki şehirleşme hepimizin hayatını topyekün etkilemiş. Türkiye’de kırsal nüfus dünyada benzerine az rastlanır şekilde düşerken, herkes şehirlere akın etmiş. Bugüne geldiğimizdeyse şehirleşmenin etkisiyle artık tarım, hayvancılık, kırsal yaşam gibi kavramların can çekiştiği, ortada sürdürülebilir bir politika da olmadığı için maalesef dışa bağımlı olduğumuz bir dönem yaşıyoruz. İşte tüm bunlardan bağımsız olarak bugün şehirlerde yaşayan bizler, endüstriyel olarak üretilen sayısız gıdayla, ürünle besleniyoruz. Aslında benim ortaya koyduğum paylaşımlarda geçmişteki şahsi gözlemlerimden mesleki edinimlerime, Türkiye’deki şehirleşme sürecinden dünyadaki endüstrileşme sürecine kadar birçok unsurun katkısı var.

Devamını Oku

Röportaj

İstanbul PERDER, sektörün sorunlarına ışık tutuyor

Editör

Yazar:

2006 yılında kurulan ve tam adıyla İstanbul Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Perakendeciler Derneği olarak faaliyet gösteren İstanbul PERDER, 37 kurucu üyesi ile birlikte haksız rekabetin gün geçtikçe arttığı ülkemizde yerli perakendeciler arasında birlik ve beraberliği sağlayarak kurumsallaşmalarına destek oluyor. İstanbul PERDER Başkanı Faruk Güzeldere ile hem derneği hem de sektörü konuştuk. Soruları masaya yatırdık. Ortaya keyifle okuyacağınız bir röportaj çıktı.

İstanbul PERDER hakkında kısa bir bilgi verir misiniz?

İstanbul Perakendeciler Derneği; Türkiye Perakendeciler Federasyonu’nun kurucu üye derneklerinden olup TPF çatısı altında faaliyet gösteren bir bölge derneğidir. İstanbul PERDER öncelikle; sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak tüketici haklarını, perakendecilik sektöründe çalışanların ve onların bağlı bulundukları işletmelerin haklarını ve en geniş manada milli ve manevi değerlere sahip çıkarak ülke çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi amaç edinen bir sivil toplum kuruluşudur. 2006 yılında kurulan ve tam adıyla İstanbul Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Perakendeciler Derneği olarak faaliyet gösteren İstanbul PERDER, 37 kurucu üyesi ile birlikte haksız rekabetin gün geçtikçe arttığı ülkemizde yerli perakendeciler arasında birlik ve beraberliği sağlayarak kurumsallaşmalarına destek olmaktadır. İstanbul PERDER bünyesinde; 30.900 personelin faaliyet gösterdiği 940.000 m2’lik satış alanına ve 1811 mağazaya sahip 37 üye yerel market zinciri bulunmaktadır.

Türkiye’deki yerel zincirlerin gücü ve yapısı hakkında bilgi verir misiniz?

Türkiye Perakendeciler Federasyonu olarak tamamı yerli sermayeli olan toplam 5 bin 500 yerel marketi temsil ediyoruz. Türkiye genelinde 14 bölgeye ayrılmış olan yerel perakendeci derneklerinin çatı örgütüyüz. 100 bini aşkın çalışma arkadaşımız, 2 milyon 500 bin metrekare alanımız ile gıda perakendesinde önemli bir güç teşkil ediyoruz. Yıllık cirosu yaklaşık 50 milyar TL’ye ulaşan yerel zincirler olarak sektörümüzdeki sorunlara çözümler üretmeye odaklanıyor, daha fazla istihdam alanı yaratarak tüketicilerimize ve ülke ekonomimize sağladığımız katma değeri artırmayı amaçlıyoruz.

“E-ticaret platformlarını kapsayan acil bir yasaya ihtiyaç vardır. Bu yıl pandeminin etkisi ile tüm e-ticaret sektöründe büyüme %65 oranlarını gördü. Bu rakamlar tüm perakende sektörünün gidiş yönünü tayin etmekle kalmayıp potansiyel büyüklüğü ve tüketici alışkanlıklarının bu yönde ne hızla evrildiğini göstermesi açısından oldukça önemli.”

Yerel zincirlerin Türkiye’deki sorunları, ihtiyaçları ve çözüm önerileriniz nelerdir?

Öncelikle yeni mağaza açılış kriterlerine yer verilen yönetmeliğe dikkat çekmek istiyorum. Yeni düzenlemelerin, ilgili yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, iş yeri açma ve çalışma ruhsatı bulunan zincir marketler hakkında uygulanmayacağı belirtiliyor. Geriye yönelik düzenlemenin engellemesinin, tüketiciler ve yerel perakendeciler adına olumsuz etkilerini azaltabilmek amacıyla yönetmelikteki değişikliklerin Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten sonra kurulan işletmeleri de kapsaması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca, bir bölgede yeni market açılışına ilişkin 2000 ve üzeri olarak düzenlenen nüfus kriterinin yeniden gözden geçirilmesini ve 5000 üzeri nüfusun baz alınmasını talep ediyoruz.

Öte yandan, özel markalı (private label) ürünlerle ilgili, yerli üreticiye rekabet avantajı kazandırmak yerine sektördeki oligopol yapıları güçlendiren uygulamalara bir düzen getirilmesini bekliyoruz.

Ayrıca, piyasada alışılagelmiş gramaj ve fiyat ile satılan bilindik markalı ürünlerin aynı boyutlarda ve ambalajlarda düşük gramajlı olarak özel üretim ile oligopol yapıların reyonlarında yer alması da tüketicinin yanılmasına neden oluyor. Bu şekilde yapılan gizli fiyat artışının, tüketici nezdinde ürünün “indirimli” olduğu şeklinde algılanması, sektörde yaşanan bir diğer sorun olarak karşımıza çıkıyor. Üretici firmalar, özellikle oligopol yapıların baskısından kurtulmak için aynı marka ürünü farklı gramajlarla üreterek pazarda yer almaya çalışırken oligopol yapılar bu yöntemle ürünün maliyetini düşürmeye çalışıyor. Bu uygulamalarla ürün etiketinde sunulduğu iddia edilen tüketici faydası, ambalajın dış yapısında herhangi bir değişiklik olmadığından tüketicide gerçekliği olmayan bir indirim algısı oluşturuyor.

Marka algısı, gramajın önüne geçmek suretiyle aynı ürünün çok daha düşük fiyata satıldığı şeklinde oluşan yanlış engellemek adına yürürlükte olan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulama Yönetmeliği yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle, perakende satışa sunulan ürünlere standart gramaj uygulaması getirilmesini öncelikli çözüm önerisi olarak sunuyoruz. Bununla birlikte, bu tarz ürünlerin tüketici tarafından ilk bakışta anlaşılacak şekilde farklı bir ambalaj ile satışa sunulması da bir diğer seçenektir.

Pandemi süreci ile çok hızlı büyüyen, alışveriş alışkanlıklarımıza yeni bir form kazandıran e-ticaret sektörüne de değinmek isterim. Sektörümüz için oldukça önemli olan bu pazar yerlerinde gerçekleşen düzensiz ve sınırsız büyüme tekelleşme gibi önemli bir sorunu gündeme getirdi. Bu nedenle e-ticaret platformlarını kapsayan acil bir yasaya ihtiyaç vardır. Bu yıl pandeminin etkisi ile tüm e-ticaret sektöründe büyüme %65 oranlarını gördü. Bu rakamlar tüm perakende sektörünün gidiş yönünü tayin etmekle kalmayıp potansiyel büyüklüğü ve tüketici alışkanlıklarının bu yönde ne hızla evrildiğini göstermesi açısından oldukça önemli.

Bu sektör ile ilgili sorunlarımızın başlıcaları, E-Ticaret pazar yerlerinde indirim yapılacak ürünlerin platformlar tarafından tek taraflı olarak belirlenmesi, satıcı onayı olmadan teşvik ve promosyon uygulamasının yapılması yerel perakendecileri zora sokan uygulamalar olarak göze çarpıyor. Gider maliyetlerinin iyice arttığı dönemde, e-ticaret komisyon oranlarının yüksek olması ve pazaryerinden sipariş veren tüketicilere ürün teslim sürelerinin her geçen gün irrasyonel şekilde kısalması fiziki mağazacılıkta zorluk yaşanmasına neden oluyor. Karlılığı maksimize etmek üzere sınırları test edilen hız faktörü, siparişi zamanında teslim etmeye çalışan kuryelerin kaza riskinin artmasına neden oluyor. Tüm sorunları çözmek adına pazaryerlerinin rekabet kurallarına uyum sağlayacak şekilde yeni bir yasanın çıkarılmasını arzu ediyoruz.

Genelde Hızlı Tüketim Ürünleri pazarının, özelde gıda sektörünün bugünkü yapısını ve fiyat artışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümetin açıkladığı KDV indiriminin fiyatlara/enflasyona etkisi olacak mı?

Daha önce olduğu gibi şimdi de perakendeciler, ürünlerin fiyatlarını belirleyen asıl unsur değillerdir. Bizler, üretim aşamasından başlayıp tüketiciye ulaşana kadar devam eden bir tedarik zincirinin son halkasıyız. Kar marjlarımız, dün olduğu gibi bugün de ürün fiyatlarında aynı paya sahip. Fiyatı belirleyen tek irade olmamakla birlikte, fiyat geçişlerini stoklarımız tükenene kadar raflara yansıtmamak için daima mücadele ediyoruz. Hükümet tarafından açıklanan KDV indirimi uygulaması, bizlerin uzun zamandır talepte bulunduğu bir konuydu. Talebin, bu dönemde sonuçlanması bizleri mutlu etti. Böylelikle %1 KDV ile almış olduğumuz ürünü %8 yerine yine %1 oranında bir KDV çıkışı ile tüketicilerimize sunarak fiyatlarımızda %7’lik bir indirim sağlayabilmiş olduk. Yerel perakendeciler olarak, tamamen geride bırakmayı ümit ettiğimiz pandemi sürecinin en başından bu yana, tüketicilerimize kolaylık sağlamak adına daima elimizi taşın altına koymaya gayret gösteriyoruz.

Perakende Kanunu’nda uzun süredir konuşulan fakat henüz bir yasa tasarı taslağı haline gelemeyen değişikliklerle ilgili beklentileriniz nelerdir?

Yerel perakendeciler olarak perakende yasa taslağımızı gerekli mercilere sunduk. Konuyla ilgili olarak birçok toplantı gerçekleştirdik. Yasa taslağımızın içinde KDV eşitleme sorunu da vardı. Gerekli merciler, bu sorunumuzu bir çözüme kavuşturdu. Ancak bununla birlikte çözümünü beklediğimiz birkaç husus daha var. Mağaza açılışları, gramaj farklılıkları, özel markalı ürünler ve e-ticaret ile ilgili sorunlar hakkında görüşmelerimiz halen devam ediyor. E-ticaretle ilgili, yetkili bakanlıklarımız çalışmalarını yapıyor. En kısa sürede bu konunun da sektörümüz ve tüketicilerimiz lehine çözümleneceğine inanıyoruz.

İstanbul PERDER Başkanı Faruk Güzeldere, fiyatı belirleyen tek irade olmamakla birlikte, fiyat geçişlerini stoklar tükenene kadar raflara yansıtmamak için daima mücadele ettiklerini söyledi.

Genelde gıda perakendeciliği özelde yerel zincirler 2021’yi nasıl geçirdi ve 2022 yılına nasıl başladılar?

Hepimizin bildiği gibi iki yıldır covid 19 hayatımızda. Pandemi sürecinde hiçbir sekteye uğramadan canla başla çalışmaya devam eden başta sağlık sektörü olmak üzere,  tüketicisine hizmet eden sektörlerin başında gıda perakendesi gelmektedir.  2020 yılı ve 2021 yılının 2. Dönemine kadar pandemi kısıtlamasından dolayı tüketicilerimiz fiziki alışverişten çok, online alışverişe yöneldi.  Pandeminin e ticaret digital pazarın büyümesine katkısı çok büyüktür. 2021 yılının ikinci çeyreğinde kısıtlamaların sona ermesiyle birlikte online ve offline mağazacılık birlikte büyütmeyi hedefledik. Pandemi sürecinde marketler ciro artışı yapıldı olarak görülse de 2021 yılının 2. yarısı itibariyle kurlardaki artışlardan kaynaklı birçok ürünlerin fiyat artışları yaşandı fakat miktarsal bir azalma gerçekleşti. Alışverişci sayısında düşüş gözlemlendi.

Perakende sektörü 2021 yılının 3’üncü çeyrekte nisan verilerine göre %9 büyüme var. Gıdada %23 artış, gıda dışında ise 2 puanlık küçülme söz konusudur. Bu minvalde yerel perakendede büyüme rakamları paralellik göstermektedir. Tüm bu veriler ve dünyada yaşanan siyasi (Ukrayna-Rusya), ekonomik gelişmeler, pandemi süreçleri, kur oynaklığı, yüksek enflasyon ortam göz önünde bulundurulduğunda 2022 senesi için yorum yapmak bu noktada maalesef oldukça güç. Makro ekonomik gelişmeler gerek ülke içerisinde gerek küresel bazda bir takım belirsizliklerle devam ediyor. Ancak şunu söylemek her zaman mümkün, tüketiciye en yoğun dokunan sektör olmamız sebebi ile genel bir iyileşme, toparlanma yaşanması halinde de en hızlı tepkiyi sektörümüzün vereceğini daha önceki tecrübelerimize dayanarak belirtmek isterim.

Faruk Güzeldere kimdir?

1977 yılında Bitlis’te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Bitlis’te, lise öğrenimimi ise İstanbul’da tamamladım. 1989 yılında perakende sektöründe ilk aile işletmemizi açtık. 1995 yılından bu yana da Gökkuşağı Market Gıda San. ve Tic. Ltd. şirketinde Yönetim Kurulu Üyeliği’ni sürdürüyorum. Hali hazırda İstanbul Perakendeciler Derneği Başkanlığı, MUSİAD Yönetim Kurulu Üyeliği, Türkiye Perakendeciler Federasyonu Yönetim kurulu üyeliği ve TOBB Perakende meclis üyeliğim ile birlikte perakende alanında aktif şekilde çalışmalar yürüterek yerel perakendecilere katkı sağlamaya devam ediyoruz.

Devamını Oku

Röportaj

MR. DIY, Avrupa’ya Türkiye’den açılacak

Editör

Yazar:

Geçen sayımıza okuyan okurlarımız,’ Mr. DIY Yapı Market sessiz sedasız Türkiye’ye geldi’ haberini hatırlayacaklardır. Sosyal medyada gördüğümüz bu yeni yapı marketi, dergimize yaptığımız haberler okurlarımıza tanıştırmıştık. Yapı market sektörü ülkemizde çok hızlı gelişiyor. Tüketiciler, ustalığın artık pahalılaşması üzerine kendin yap mağazalarına yönelmeye başladılar. Bu sektöründe en son oyuncusu da Güneydoğu Asya’nın en büyük yapı market zinciri olan MR. DIY.

MR.DIY mağazaları yaklaşık ortalama 1.000m2 üzerine kurulu, konforlu ve sağlıklı bir aile alışveriş deneyimi sunuyor. Dünya çapındaki tüm mağazalarında yıllık 188 milyondan fazla müşteriye hizmet veriyor. Türkiye’deki ilk mağaza Meydan İstanbul AVM’de açıldı. Böylelikle Mr. DIY’in faaliyet gösterdiği 9. ülke Türkiye oldu. Yeni mağazalar ise ard arda hizmete giriyor. MR. D.I.Y. Türkiye Operasyonundan Sorumlu Ülke Müdürü Dilara Neyişçi Çağlı ile tüm bu yaşanan gelişmeleri konuştuk. Neden Türkiye pazarı diye sorduk. Ortaya keyifle okuyacağınız bir röportaj çıktı.

DIY’i bizlere kısaca tanıtır mısınız?

MR. D.I.Y., Güneydoğu Asya’nın en büyük yapı market ve ev gereçleri perakende- cisi konumunda bulunuyor. 9 ülkede, 1600’den fazla mağazamızla faaliyet gösteriyoruz. Mağazalarımızda; Hırdavat, Ev Gereçleri & Dekorasyon, Elektrik & Elektronik, Kırtasiye & Spor Malzemeleri ve Diğer (oyuncaklar, otomobil aksesuarları, takı & kozmetik, bilgisayar&cep telefonu aksesuarları, hediyelik eşya) olmak üzere, 10 ana kategoride yaklaşık 18 binden fazla seçenek yer alıyor. Dünya genelinde 23 binden fazla çalışanı bulunan şirketimiz, mağazalarında yılda 340 milyondan fazla müşteri ağırlıyor. 5 milyar doların üzerinde piyasa değerine ve dünya genelinde yıllık 1,2 milyar doların üzerinde ciroya sahibiz.

Türkiye’de yerli partner var mıdır? Hisse oranları nedir? Neden yatırım için Türkiye seçildi?

Türkiye’deki organizasyonumuzda yerli partner yer almıyor. Yatırım anlamında Türkiye’nin tercih edilmesinde birçok faktör rol oynadı. Her açıdan doğu ve batı arasında bir köprü görevi görmesi, müşteri alışveriş alışkanlıkları, ülkenin genç nüfusu ve dinamizmi, turist sayısı, esnek çalışma saatleri ve her olaya kolay adapte olabilen toplum yapısı; MR. D.I.Y.’in Avrupa’ya adım atarken Türkiye’yi seçmesinde etkili oldu. Öte yandan ülkemizin yeniliklere açık oluşu ve tüketicilerin dekorasyona ve ev gereçlerine olan ilgisi, Türkiye’yi yatırım için cazip kıldı.

“Yatırım anlamında Türkiye’nin tercih edilmesinde birçok faktör rol oynadı. Her açıdan doğu ve batı arasında bir köprü görevi görmesi, müşteri alışveriş alışkanlıkları, ülkenin genç nüfusu ve dinamizmi, turist sayısı, esnek çalışma saatleri ve her olaya kolay adapte olabilen toplum yapısı; MR. D.I.Y.’in Avrupa’ya adım atarken Türkiye’yi seçmesinde etkili oldu.”

Türkiye’ye sessiz sedasız gelmenizin bir sebebi var mıdır?

Sessiz sedasız gelmekten ziyade belirlediğimiz program ve takvim kapsamında Türkiye pazarına girdik. İlk mağazamızın açılışı da oldukça ses getirdi. Büyüme stratejimizde önemi bir yere sahip olan Türkiye’ye, uzun vadeli yatırım planlarımız açısından çok değer veriyoruz.  Aynı zamanda Avrupa’ya “merhaba” dediğimiz nokta olması açısından da Türkiye, grup içinde vazgeçilmez ve beklentilerin büyük olduğu bir konumda yer alıyor.

Pandemi ülkeleri kasıp kavururken Türkiye’ye böyle bir yatırım yapmak nereden aklınıza geldi?

Dünyanın her noktasına olduğu gibi Türkiye’ye de MR. D.I.Y. mağazası ile hizmet vermek, hedeflerimiz arasındaydı. Bunu gerçekleştirmiş olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

MR. D.I.Y. olarak pandemi sürecini, yeni dönem stratejilerimizin hazırlıkları ve yaptığımız yatırımlarla geçirdik. Türkiye’deki mağazalaşma süreci de bu yatırımlar arasındaydı.Yabancılar Türkiye’de DIY sektöründe hüsrana uğradı. İlk gelenlerden Götzen, Bricolage, Baumax, Costorama, Praktiker Türkiye’den ayrıldı. As 2000, Stok gibi zincirler kapandı. B&Q-Koçtaş, Bauhaus ve Tekzen, pazarı domine ediyor. Siz, pazarda böyle bir ortamda kendiniz nerede konumlandıracaksınız? Ne fark yaratacaksınız?

Doğru iş planı, doğru strateji, doğru ürün ve doğru fiyatla Türkiye’de başarılı olacağımıza inanıyoruz. Türkiye’de sosyalleşme amaçlı mağaza gezmeyi seven müşteri profilini de göz önüne alırsak; mağazalarımızda 18.000 çeşit ürünle alışveriş isteğinizi çok rahat karşılayacağınız, bunu yaparken kesenizi de yormayacak mağazalara sahibiz. Bu açından kendimizi avantajlı görüyoruz.

Bunun yanı sıra MR. D.I.Y.’in sadece yapı market olmadığını vurgulamak isterim. Yapı, bizim 10 kategorimizden biri. Örneğin bizde oyuncak da var. Evde veya hobilerinizle ilgilenirken kullanabileceğiniz her şeyi mağazalarımızda bulabilirsiniz.

Bizi sektörde farklı kılan en önemli özelliklerimizden biri de her zaman kaliteli ürünleri, rekabetçi fiyatlarla sunmamız. Tüketicilerimiz, MR. D.I.Y. mağazalarında kendilerini ayrıcalıklı hissederken hesaplı fiyatlarla alışveriş yapabiliyor. Mağazalarımızda herkes, kendisine hitap eden ürünleri, uygun fiyatlara bulabiliyor. En iyi fiyatı sunmak için sürekli olarak rakip analizi yapıyoruz. Global bir marka olmamız, kaliteli ürünlere en iyi fiyatlarla ulaşmamızı sağlıyor. Merkezi satın alma ekibimiz en iyi tedarikçilerden, en iyi fiyata satın alım yapıyor.

Kısa, orta ve uzun vadeli hedefleriniz nelerdir?

Türkiye ve İstanbul, önümüzdeki döneme yönelik hedeflerimiz arasında çok önemli bir yer tutuyor. Operasyon ve lojistik açısından 2022’de ağırlığı İstanbul’a vereceğiz. Operasyon ve lojistik ayağını mükemmelleştirdikten sonra bütün illere, bir plan çerçevesinde dağılacağız. 2022, bizim açımızdan da mağazalarımıza yenilerini ekleyeceğimiz, ekibimizi büyüteceğimiz bir yıl olacak. 2022 sonunda 30 ila 35 mağazaya ulaşma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Büyümeye AVM’lerde mi devam edeceksiniz?

İlk 5 mağazamızı AVM’lerde açmakla birlikte bunun genel stratejimiz olmadığını belirtmek gerek. MR. D.I.Y. markası, cadde mağazacılığına da çok uygun. Şu an uygun lokasyon ve metrekareler AVM’lerde olduğundan bu şekilde ilerliyoruz. 3 yıl sonra mağazalarımızın %60 AVM, %40 cadde dağılımlı olma ihtimali bulunuyor.

PL ürünleriniz olacak mı? Raf dağılımı ne olacak?

Raflarımızda yer alan ürünlerin %80’i yurt dışı menşeili. %20’sini ise yerel firmalardan tedarik ediyoruz.

Yıllar itibariyle ne kadar personel istihdam edeceksiniz?

Yılsonuna kadar yaklaşık 400-450 kişilik personel istihdam etme öngörümüz bulunuyor. Mağaza sayımız arttıkça farklı destek ekipleri, merkez ofis ve mağaza kurulum ekipleri de büyüyor. Birbirini besleyen bir süreç yaşanıyor. Mağazalarımızda mağaza müdürü, mağaza müdür yardımcısı, satış danışmanı, kasiyer, stok asistanı alımı yapmayı planlıyoruz. Merkez kadroda da satış alan müdürlüğü, ithalat uzmanlığı, lojistik, insan kaynakları, finans ve IT gibi tüm departmanlarda işe alımlarımız olacak. MR. D.I.Y., Türkiye’de büyük ölçekli yatırımlar yapıyor. Şirketimizin Türkiye operasyonunu hızla büyütmek ve belirlenen 3 yıllık projeksiyonu yakalayabilmek bizim için oldukça önemli. Bu hedeflere ulaşma yolunda ekibimizi büyütmeye ve işe alımlara ağırlık veriyoruz.

Türkiye’den çevre ülkelere adım atacak mısınız?

MR. D.I.Y., hızlı bir büyüme gösteren, uluslararası bir firma. Hedeflerimize ulaşmak için mağaza ağımızı hızla genişletiyoruz. Türkiye ile adım attığımız Avrupa pazarındaki büyüme hamlemizi, önümüzdeki dönemde açacağımız mağazalarla sürdüreceğiz.

Kendin yap mağazacılığı, iş gücünün pahalı olduğu ülkelerde çok tercih ediliyor. Ülkemizde ucuz işgücü nedeniyle ustalar çağrılarak onarım ve yenileme yapılıyor. Sizde bu konuda neler yapacaksınız?

“Kendin yap” mağazacılığı ülkemizde de oldukça tercih ediliyor. Değişime açık ve dünyadaki trendleri yakından takip eden bir ülke olan Türkiye’de “Do it yourself” kültürü hızla yükseliyor.

Türkiye’ye yatırım yapma kararı almamızda, tüketicilerin bu yöndeki eğilimleri de önemli bir rol oynadı aslında. Diğer taraftan evde geçirilen sürede yaşanan artış ev aktivitelerinin ve hobi ürünlerine ilginin artmasını sağladı. Bu dönemde MR. D.I.Y. mağazaları da daha fazla yaygınlaştı.

Raflarda yer alan ürünlerin yüzde 80’i yurt dışı menşeli. Yüzde 20’si ise yerel firmalarda tedarik ediliyor.

Dilara Neyişçi Çağlı kimdir?

Marmara Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olan ve mastırını İstanbul Üniversitesi’nde yapan Dilara Neyişçi Çağlı, iş hayatına Mavi Jeans’te adım attı. Çağlı, 20 yılı aşkın kariyerinde; Beymen, C&A, Vakko, PVH ve Daniel Wellington gibi firmalarda yönetici pozisyonlarında görev aldı. MR. D.I.Y.’de Türkiye Operasyonundan Sorumlu Ülke Müdürü olarak görev yapan Dilara Neyişçi Çağlı, Avrupa’ya Türkiye’den adım atan perakende devinin ülke çapındaki organizasyonuna, ekibine ve faaliyetlerine liderlik ediyor. Çağlı; sahip olduğu zengin tecrübe, analitik ve stratejik yaklaşımının yanı sıra çok değerli liderlik yetenekleriyle MR. D.I.Y.’in başarılarında kritik bir rol üstleniyor.

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER