Sosyal Medya Hesaplarımız

Röportaj

“Perakende markası oluşturmak bir ürün markasına göre daha zordur”

“Perakende markası oluşturmak bir ürün markasına göre daha zordur, daha fazla çaba gerektirir ve işletmedeki herkesin dahil olduğu bir süreçtir.”

Editör
Abone Ol:

“Perakende markası oluşturmak bir ürün markasına göre daha zordur, daha fazla çaba gerektirir ve işletmedeki herkesin dahil olduğu bir süreçtir.”

1991’de Marketing Türkiye Dergisi’nde ki haber, röportaj ve makale yayını yaparken tanıştığımız Güven Borça, ilk kitabı “Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar mı?” ile dikkatleri çekmişti. Türkiye’nin lider marka danışmanlık şirketi Markam AŞ’yi kurarak aralarında Filli Boya, Sütaş, İpek, Tariş, ETStur, Vestel, Hunca, Bioder, Peyman, Ekici, Apikoğlu, Şölen, Duru, Ülker, Pegasus, Simit Sarayı, Türk Seramikleri, Tamek, İnci Akü, Balparmak, Tofaş, Sanko, Barut, AND, İTK, KUTNIA gibi çok sayıda yerli markaya hizmet vermiş veya vermekte olan bu topraklardan çıkacak dünya markalarını kendisine hem misyon hem de iş edinmiş olan Güven Borça ile söyleştik.

Güven Borça kimdir?

1962 Eskişehir doğumlu olan Güven Borça, ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra aile şirketi bünyesinde çalışarak patates cipsi üreten bir tesis kurdu ve işletti (1985-1986). Milli Savunma Bakanlığı’nda tamamlanan vatan görevinin akabinde 1987 yılında İpek Kağıt Karamürsel fabrikasında Ürün Geliştirme Mühendisi olarak işe başladı. 1989 yılı başında aynı şirketin pazarlama bölümüne geçen Güven Borça, Selpak, Solo ve Silen tuvalet kağıtlarından sorumlu olarak çalıştı, ayrıca Marathon markalı ev dışı kullanım ürünlerini pazara verdi.

Daha sonra transfer olduğu Colgate-Palmolive şirketinde 6 yıl süreyle Marka Müdürü, Grup Müdürü, Pazarlama Müdürü pozisyonlarında görev yaptı. ABC, Fab, Axion, Hacı Şakir, Palmolive, Colgate, Protex markalarını yönetti. Öte yandan Colgate-Palmolive’in global eğitimcileri arasına katıldı ve şirketin uluslararası eğitim programlarını bölge ülkelerinde yürüttü.

1991 yılında Marketing Türkiye dergisinde “marka” konulu ilk makalesi yayınlandı. Marka Yönetimi alanında Türkiye’nin ilk eğitim çalışmalarını yaptı. 1997 yılında on yıllık profesyonel yaşama veda ederek marka eğitimleri vermeye ve marka danışmanlığı yapmaya başladı. Türkiye’nin ilk marka danışmanlık şirketi olan Markam AŞ’nin kurucusu ve yöneticisidir.

Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nde Marka İletişimi Yönetimi dersi vermektedir. İlk kitabı “Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar mı? ” Haziran 2002’de çıkmış, toplam 14 baskı yapmıştır. Haftalık Para dergisinde “Reklamlardan Sonra” başlığıyla 2001-2003 yıllarında pazarlama konularında düzenli yazmış ve yazıları aynı adlı kitabında toplamıştır. Diğer kitapları “Pazarlama Reçeteleri” 2004 yazında, “Başka Akmerkez Yok” 2007, “Marketing Recipes” ile “Marka ve Yönetimi” 2009, “İleri Dönüşüm Kutusu” 2010 yazında raflarda yerini almıştır. 2017-2018 yıllarında Dünya gazetesinde yazmış, buradaki yazılarını “Ballı Fındık” kitabında toplamıştır. İstanbul’da yaşayan Güven Borça evli ve iki çocuk babasıdır.

Güven Borça’nın ve Markam’ın ürün ve hizmetleri hakkında bilgi verir misiniz?

Markam Türkiye’nin ilk marka danışmanlık şirketidir. Şimdiye kadar 150’den fazla firmaya hizmet vermiştir ve bunların tamamına yakını yerli kurumlardır. Yani bu topraklardan dünya markaları çıkarmak hem işimiz hem de misyonumuz olmuştur. Hizmetlerimiz sıfırdan marka yaratma, markayı yönetme, marka portföy stratejisi ve konumlandırma, üretim odaklı şirketlerde marka yönetimi odaklı dönüşüm sürecinin yönetimi ve yurt dışında markalaşma çalışmaları olarak özetlenebilir. Detaylar için www.markam.com.tr

Marka olma süreci ve marka olmanın faydaları hakkında bilgi verir misiniz?

Marka olma süreci düşünüldüğünden uzun bir iş. Sadece ürün, isim, logo, reklam değil, daha derinde yapılması gereken çok şey var. Tüketici ihtiyaçlarını anlama, karşılanmamış ihtiyaçlar keşfetme, rakiplerden farklılaşma noktalarını bulma ve bunları kavramlaştırma esas işler ama bunlar görünür şeyler olmadığı için tam anlaşılmayabiliyor. Yani işin temeli soyut konular kavramlaştırma ve tüketici deneyimi yaratma. Tabi yatırım denince fabrika kurmayı anlayan klasik Türk sanayicisi için zor konular. Marka olmanın en temel faydası ise eşdeğer bir ürünü rakiplerden daha iyi bir fiyata satabilmedir. Yani marka iseniz ölümcül bir rekabete girip fiyatları çok aşağılara çekmek zorunda değilsiniz. Marka sayesinde, verimli ve sürdürülebilir bir iş modeli kurgulanabilir. Onun dışında istikrar, prestij, motivasyon gibi birçok avantaj sağlar. Çalışan memnuniyetini bile artırır ki işveren markası son yılların önemli konularından biri. Marka önemlidir.

İyi bir perakende markası olmak için nelere dikkat edilmelidir?

Perakende markası da bir marka sonuçta. Kategorik farklılıkları, uygulama detayları olsa da özünde çok temel farklılıklar yok. Bir hedef kitleye bir fayda sunuluyor ve deneyim yaratılıyor. Genel marka yönetimi teorisi ve tekniklerinin hepsi perakende markaları için de geçerlidir. Farklılık alanlarına gelirsek, perakendede çok yoğun bir rekabet var ve rakiplerden farklılaşmak çok çok önemli. Ayrıca spesifik bir örnek vermek gerekirse; birçok marka bazı duyulara hitap ederken perakende markaları beş duyuya da hitap etmek zorunda. Örneğin mağaza kokusu, atmosferi kritik önemde. Ayrıca çalışanların marka temsilcisi olduğu bir ortam söz konusu. Raftan aldığınız bir şampuandan beklemediğiniz şeyleri perakende markasından bekleriz. O yüzden perakende markası oluşturmak bir ürün markasına göre daha zordur, daha fazla çaba gerektirir ve işletmedeki herkesin dahil olduğu bir süreçtir.

Perakendeciler PL (Private Label) ürünlerinde perakende markalarını nasıl doğru olarak kullanmalılar?

PL marka yönetimi özellikle son dönemde çok değişti. Eskiden PL marka dediğinizde piyasanın güçlü markalarının, tutulan ürünlerinin ekonomik versiyonları anlaşılırdı. Ürünler öyle konumlandırılırdı. Az çeşit, az tanıtım, kaliteli ürün uygun fiyat. Birçok zincirin kendi markaları çok özensizdi. İsim, ambalaj tasarımı vb konulara hiç önem vermeyenler vardı. Şimdi ise çok şey değişti ve artık çoğu zincirde private label markalar da bir marka gibi yönetiliyor. Daha iddialı, daha geniş bir ürün portföyüne sahip oldular. Daha özenli ve detaylı marka yönetimi süreçlerine şahit oluyoruz ki doğru olan bu. Tamam, bir market zincirinin binlerce mağazası var ve birçok PL ürününü ne yapsa satıyor ama sonuçta bunları alan da aynı tüketiciler ve onların da seçenekleri artıyor. Buna göre bakmak, nasıl olsa satarım dememek lazım. Ayrıca marka ve sosyo ekonomik statü grupları arasındaki ilişki de değişiyor, ezberler bozuluyor. Yirmi sene önce ekonomi marketlerine orta ve alt SES grupları giderken artık herkes gidiyor. Özetle, tüm perakende sektörü private label konusunda eski ezberleri değiştirmeli ve yeni dünyaya uygun yaklaşımlar içinde olmalı. Bu da emek ve sabır demek.

Artan ve durdurulamayan gıda fiyat artışlarının da etkisiyle gıda/HTÜ perakendecilerinin sürekli “Fiyat” rekabeti içinde olmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burada çok temel sorunlar var ama bunlara odaklanmak ve yapısal reformlar yapmak yerine günü kurtaracak basit önlemlerle, ağırlıkla da yasaklarla idare ediliyor. Özellikle perakendeye yönelik denetimler, cezalar bu konuda yetmişlere döndüğümüz hissi uyandırdı bende. Malum, babam o dönemde Eskişehir’de market işletiyordu ve sonra da gıda toptancılığına başladı. Getirilen yasakların, denetimlerin işi çözmediğine bizzat şahit oldum. Kontrol olmasın demiyorum ama ticaretin doğasına aykırı işler yapmanın işi çözmeyeceğini de biliyorum. Bu bağlamda spekülasyon ile manipülasyon arasındaki farkı da doğru değerlendirmek lazım. O yıllarda, özellikle sanayi üretiminde arz kısıtlı iken talep artıyordu. Enflasyonun temel sebebi buydu. Sonraki dönemde gereğinden fazla fabrika ve perakende noktası devreye girdi. Bugün buralarda ciddi bir kapasite fazlası var. Öte yandan sanayi üretimi artarken tarımsal üretim düştü. Üzerine bu kadar çok perakende satış noktası dağıtım verimliliğini düşürüyor. Örneğin temel gıda ürünlerinde büyük bir verimsizlik ve iadeler söz konusu ve bu fiyatları artırıyor. Türkiye’de ihtiyaçtan fazla perakende satış noktası var ve devlet işe müdahale edecekse öncelikle buralarda sınırlar koymalı. (İlgili yazımı okuyabilirsiniz; https://www.retailturkiye.com/guven-borca/rekabetin-fazlasi)

Yıllar önce “Organize sokak” iş modelini gündeme getirmiştiniz. Organize perakendenin gelişimini dikkate alarak esnafı güçlendirecek bu ve/veya benzer perakende modellerinin hayata geçmesi için neler yapılabilir?

Yıllar önce dile getirdiğim bu konseptin ne kadar önemli olduğu bugün daha da anlaşıldı. Ama hala ciddi adımlar atılmadı, ayrı konu. İşin özü şu ki bugün market zincirleri küçük esnafı çok zorluyor. Eğer belli çarşılar, bölgeler merkezi bir pazarlama ekibi tarafından yönetilse bunlarla daha rekabetçi hale gelebilir. Esnafın markete göre avantajlı olduğu alanlar var ama bunlar parlatılmalı, markalaştırılmalı. Tüketici tercihleri yönlendirilmeli, dünyada bunun örnekleri var. O zaman rekabet ortamı artar, esnaf da ülke de tüketici de kazanır. Herkes kazanır. Tabi bunun için bir iş birliği kültürü gerekir ve esas sıkıntı da burada. Birçok sektörde veya alanda firmalarda “hepimiz aynı gemideyiz” yaklaşımı zayıf. Çoğunluk, o alanda yapılan cirodan maksimum payı almayı hedefliyor. Halbuki öncelikli hedef pastayı büyütmek olmalı. Dünyada bunun örnekleri var. Evet rekabet önemli ama ortak çıkarlar söz konusu olduğunda iş birliği yapmayı da bilmek lazım.

Türkiye’den dünya markası çıkacağına inanan biri olarak markalarımızın uluslararası başarısı hakkında ki güncel düşünceleriniz nelerdir?

Maalesef Türkiye’de global hedefler peşinde koşan şövalye iş insanları az. İşi bir yere getirip global fonlara satıyor, sonra da gayrimenkul yatırımı yapıp kendilerini sağlama alıyorlar. Halbuki bu toprakların ciddi avantajları, farklı ürünleri ve esnek iş yapma biçimleri var. Özellikle de perakendede ciddi fırsatlar söz konusu. Coğrafi avantajlarımız da var. Yurt dışında etkinliği artan markalarımız var ama bunların sayısı artmalı. BİM’in Fas ve Mısır’daki yatırımları iyi gidiyor bildiğim kadarıyla. Hazır giyimde de bin mağazayı aşan LC Waikiki dikkat çekiyor. Getir’in İngiltere açılımı da çok heyecan verici, bakalım nerelere gidecek? Zincir marketlerimiz iç piyasada daha fazla büyümek yerine kaynaklarını global marka olmaya ayırmalılar. Devlet de iç piyasadaki tekelleşmenin önüne geçecek önlemleri alıp bu markaları yurt dışında desteklemeli.

İnternet satışları hakkında neler söylemek istersiniz?

Özellikle e-ticarette ciddi bir fiyat istikrarsızlığı söz konusu. Kimileri ölçek avantajını kötü kullanıyor, bazıları da ayakta kalmak için zararına mal satıyor. Bu düşük fiyatlar enflasyon endişesini azaltıyor ve destekleniyor olabilir ama durum sürdürülebilir değil. Sanayici de esnaf da para kazanmalı ki sistem devam etsin. O yüzden devlet sadece fiyatları şişirenleri değil, aşırı düşürenleri de kontrol etmeli.

Bir diğer önemli konu da markaların geleceği. Dünyada çevre ve sürdürülebilirlik konuları giderek daha fazla önemseniyor ve tüketici tercihleri bu yönde şekilleniyor. Paralel olarak markaların tedarik zincirleri ve toplumsal adalet gibi konular da önem kazanıyor ve tercihleri etkiliyor. Özellikle gençler bu konularda daha aktif ve etkili. Markaların bu işleri daha fazla ciddiye almaları ve yapmış olmak için yapılan kurumsal sosyal sorumluluk projelerini tekrar değerlendirmeleri gerekecek. Artık tüketiciler daha somut, daha samimi ve sonuç verecek aksiyonlar istiyor markalardan. Ve bu konularda daha aktif ve istekli olan markalar bunun karşılığını görecekler. Sanırım yirmi sene sonra başka bir ortamda çok farklı şeyler tartışıyor olacağız. Bakalım…

Devamını Oku
Advertisement
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Röportaj

PLAT, 165 üyesiyle market markalı ürün sektörünün rotasını belirliyor

Editör

Yazar:

2002 yılında kurulan Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği (PLAT), Türkiye’de private label sektörünün gelişimini izlemekte ve bu gelişime katkı sağlayacak çalışmalar yürütmektedir. Kurulduğu günden bu yana çok önemli çalışmalara imza atan ve sektöre adeta yön veren PLAT’ın Yönetim Kurulu Başkanı M. İmer Özer ile sektörü ve gelişmeleri konuştuk.

Kısaca derneğinizi tanıtır mısınız?

2002 yılında kurulan PLAT Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği, Türkiye’de private label sektörünün gelişimini izlemekte ve bu gelişime katkı sağlayacak çalışmalar yürütmektedir. Gıda, temizlik, kozmetik, kişisel bakım, ambalaj, lojistik gibi private label sektörüne ürün ve veya hizmet sağlayan tüm paydaşların bir arada olduğu 165 firmadan oluşan bir üye profili bulunan PLAT, İSO İlk 500 ve İSO İkinci 500 listesine giren üyelerinin yanı sıra kendi kategorisinde ihracat şampiyonu olan üyelerinin çokluğu ile yoluna güçlü adımlarla devam etmektedir.

PL’nin dünya ve ülkemizdeki tarihsel gelişimini anlatır mısınız?

Bir perakende zincirinin yalnızca kendi mağazasında satılmak üzere, kendi belirlediği marka ile üretim yaptırması şeklinde tanımlanabilecek özel markalı ürünler ya da private label pazarı ülkemizde hızla gelişen bir sektör görünümüne sahip. Özel markalı ürünler, tüketiciye A marka ürün kalitesine yakın kalitede bir ürünü yüzde 50’ye yakın bir oranda daha ucuza satın alma imkanı sağlıyor. Alışveriş sırasında önceliği marka olmayan tüketiciler, özel markalı bir ürünü satın aldıktan sonra bu ürünlerden kolay kolay vazgeçemiyor. Ülkemizde private label üretim yapan pek çok büyük üretici bulunuyor. Tüketicinin standartlara uygun olarak üretilen kaliteli ve güvenilir ürünlere daha uygun fiyatlarla ulaşmasını sağlayan özel markalı ürünler sektörü her yıl çift haneli büyüme rakamları ile gelişimini sürdürüyor.

Ülkemizdeki PL sektörü hakkında bilgi misiniz?

İngiltere, İspanya, İsviçre gibi gelişmiş Avrupa ülkelerinde private label ürünlerin pazar payları %50’ye yaklaşmış durumda. Diğer Avrupa ülkelerini göz önüne aldığımızda Avrupa ortalamasında %40’a yakın bir pazar payı olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye’de ise bu oranın %21 civarında olduğunu gözlemliyoruz. Süt ve süt ürünleri, kağıt ürünleri, bitkisel yağlar private label ürünlerin en yüksek pazar payına sahip olduğu ürünler olarak öne çıkıyor. Bunların yanı sıra deterjanlar, atıştırmalıklar ve bakliyat ürünlerinde ciddi artışlar gözlemliyoruz. Bu kategoriler dünyada da private label ürünlerin en yüksek pazar payına sahip olduğu ürünler. Private label ürünlerin kalitelerini ispatlamaları, private label satışı yapan discount zincirlerin şube sayılarını arttırmaları ve tüketicinin satın alma gücündeki değişiklikler, ülkemizde private label sektörünün daha da büyüyeceğini ve pazardan aldığı payı arttıracağını bize gösteriyor.

“Private label ürünler benzer kalitedeki A marka ürünlere göre ciddi fiyat avantajı ile satıldığı için kısıtlanması halinde en büyük etkisi tüketicinin alım gücünün düşmesi olacaktır. Bunun paralelinde raftaki ürün fiyatlarında artışlar olacak ve enflasyon yukarıya doğru ivme kazanacaktır.”

PL’nin üretici, perakendeci ve tüketici için avantajları, faydaları nelerdir?

Tüketici için en büyük faydası, private label ürünün fiyatının benzer kalitedeki A marka ürüne kıyasla fiyatının çok daha uygun olması. Bu tüketicinin alım gücünü arttıran bir etken. Tüketiciler private label ürünler sayesinde, güvenilir üreticiler tarafından üretilen ve sıkı kontrollerden geçen ürünleri, A markalı ürünlerden ortalama %40 civarında daha ucuza alabiliyorlar. Yerli üreticiler ise bu model sayesinde uluslararası firmaların hakim olduğu pazardan daha fazla pay alabiliyor ve sıkı denetimlerden geçerek, ürün ve üretim standartlarını yükselterek, ihracat tarafında da büyük firmalarla çalışabilecek tecrübe ve donanıma da sahip olabiliyorlar. Bugün derneğimizin pek çok üyesi kendi kategorisinde ihracat şampiyonları arasında. Bundaki en önemli faktörlerden biri, private label ürün üretimi yaparken, standartlarını geliştirmiş olmalarıdır.

Son yıllarda girdi maliyetlerine bağlı yüksek fiyat artışlarının PL’ye yansıması hakkında da bilgi verir misiniz?

Her ticari işletmede olduğu gibi private label üreticileri ve private label ürün satışı yapan perakende noktalarının en temel hedefi, yaptığı faaliyetlerden kâr elde ed-erek ticari hayatlarını devam ettirmek. Bu noktada maliyetlerdeki artış doğal olarak ürünün raf fiyatlarına da yansımaktadır. Ancak private label ürünler fiyat rekabeti ile hayatlarına devam ettiği için hem üretici, hem de satış yapan perakende ta-rafında, bu kâr marjları minimum seviyede tutulmakta ve tüketiciye mümkün olan en düşük raf fiyatı yansıtılmaktadır.

Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da yapılacak güncellemede satış noktalarının/marketlerin PL satışlarına kısıtlama getirilmesi hakkında ki görüşleriniz nelerdir?

Öncelikle bunun en temelinde serbest piyasa ekonomisine uygun olmadığını düşünüyoruz ve doğru olmayacağı kanaat-indeyiz. Private label ürünler benzer kalitedeki A marka ürünlere göre ciddi fiyat avantajı ile satıldığı için kısıtlanması halinde en büyük etkisi tüketicinin alım gücünün düşmesi olacaktır. Bunun paralelinde raftaki ürün fiyatlarında artışlar olacak ve enflasyon yukarıya doğru ivme kazanacaktır. Private label ürünlerin üretimleri büyük çoğunlukla yerli üreticiler tarafından gerçekleştirildiği için bu kısıtlama ile yerli üreticinin raftan aldığı pay düşecektir. Beraberinde, çoğunluğu uluslararası firmalardan oluşan A markalı ürünlerin üreticilerinin eski hakim günlerine geri döneceği kanaatindeyiz. Genel bir özetle; tüketici her zaman kendisi için en doğru olan kararı vermektedir ve tercih tüketiciye bırakılmalıdır.

İmer Özer kimdir?

İlkokul, ortaokul ve liseyi Kocaeli’de bitiren M. İmer Özer, Bakü Devlet Üniversitesi – Rusça Kimya bölümünden mezun olmuş ve Bilgi Üniversitesi – Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans’ını tamamlamıştır. 2003 yılında ürün sorumlusu olarak Koruma Temizlik AŞ’de işe başlayan Özer, 2006-2009 yılları arasında satış ve pazarlama müdürlüğü yaptı. 2009 yılından bu yana Koruma Temizlik AŞ’de 3 fabrikadan sorumlu Genel Müdür olarak görev yapmak-tadır. GEBKİM Vakfı YK Üyeliği ve İK- MİB Başkan Yardımcılığı görevlerinin yanı sıra 2014 yılında bu yana PLAT Yönetim Kurulu Başkanlığı’na devam eden Özer, evli, Yiğit ve Serra adında iki çocuk babasıdır.

Devamını Oku

Röportaj

Perakende yöneticiliğinden Bakan Yardımcılığı’na uzanan başarı öyküsü

Editör

Yazar:

Tarım ve Orman Bakanlığı Bakan Yardımcısı Ayşe Ayşin Işıkgece

Gima’da başladığı iş hayatından Metro Toptancı Market’te Satın Alma Müdürlüğü’ne kadar yükselen, daha sonra da CarrefourSa’da İcra Kurulu Üyeliği üyeliği de yapan Ayşe Ayşin Işıkgece, perakende sektörünün çok yakından tanıdığı ve sevdiği bir isim. Bu başarısı Işıkgece’yi Tarım ve Orman Bakanlığı Bakan Yardımcılığı’na kadar taşıdı. Profesyonel hayatında “Arı Varsa Hayat Var, Tarım Kredi Kooperatifleri İle Yerli Tohum Taze Mahsul, Coğrafi İşaretli Ürünler, Palamutlar Nerede” Projelerini hayata geçirdi. Tarım ve Orman Bakanlığı’nda da çok önemli projelere imza atan, perakendecilerle de ilişkilerine devam eden Ayşe Ayşin Işıkgece ile yoğun iş temposunda röportaj gerçekleştirdik.

Özel sektördeki uzun yıllar süren, yönetici pozisyonunuzdaki tecrübelerinizden sonra şimdi de Tarım Bakanı Yardımcısı olarak görev yapıyorsunuz. İlk başlarda zorlandınız mı? Neler hissetiniz?

Biliyorsunuz 28 yıllık özel sektörde perakende deneyimimden sonra ilk kez kamuda, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğü görevine getirildim. TİGEM’in tarihindeki ilk kadın yöneticisi oldum. 2,5 yıla yakın sürdürdüğüm görevimden sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Bakanımız Sayın Dr. Bekir Pakdemirli’nin takdirleriyle Tarım ve Orman Bakan Yardımcılığı görevine atandım. Her zaman dile getiririm; özel sektör tecrübemin ardından devlet kurumunda yer almayı ben, askerlik görevini ifa etmek olarak tanımlıyorum.

Şimdi ise rütbe değişikliğim söz konusu. Hangi alanda olursam olayım aynı bilinç ve sorumlulukla bana verilen görevleri en iyi şekilde icra etmeye devam edeceğim. Özel sektör deneyimimden sonra kamu benim için ilk defa deneyimlediğim bir alan oldu. Zorlanma kısmına gelince şöyle söyleyebilirim. Özel sektör ve kamu arasında elbette bazı farklar söz konusu. Bürokrasinin bu merdivenli şekli özel sektörde yok. Özel sektördeki tecrübelerimi kamuya aktarıyor ayrıca kamudan da çok ama çok şey öğreniyorum. Dışarıdan bir göz olarak değerlendirdiğim bir alanın şuan içerisinde çalışıyor olmak elbette fikirlerime farklı bir yön de verdi. Geldiğim sektörde satın almacıydım çok yoğun tempoda çalışıyordum. Bu iş tempoma burada da devam ediyorum. Benim için neresi olursa olsun çalışmanın sonu yok. Gidilecek çok yol yapılacak çok iş var. Ülkemiz menfaatine çalışmak ve emek vermek yaptığınız iş ne olursa olsun son derece önemli ve kendi adıma da gurur verici.

Özel sektörde görev yaparken üretime, tarıma, gıdaya dair birçok projenin hayata geçmesini sağladınız. Bu projelerin ortak amacı neydi?

Uzun yıllardır satın alma bölümünü yönettiğim bir uluslararası toptancı market zincirinde coğrafi işaretli ürünlerle ilgili projeler yapmaya başladım. Coğrafi işaretli ürünleri koruyabilmek, sayılarını artırabilmek, Türk damak tadından kopmaları engellemek adına yürüttüğümüz çalışmalar hem Patent Enstitüsü’nün hem de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dikkatini çekti ve kendileri o dönemde Türkiye’nin coğrafi işaretli ürünlerine en çok değer katan kurumu olarak bize plaket verdiler. Tarımda sürdürülebilirliği, kadın üreticiyi, kırsal kalkınma ve biyoçeşitliliği destekleyen ve benimde bizzat içerisinde olduğum diğer projelere de kısaca değinmek isterim. “Arı Varsa Hayat Var Projesi”yle arı üreticilerine daha verimli ve tahşişten korunmuş ürün ürettirme, kadın üreticilerin desteklenerek anlaşmalı arıcılık sistemi sayesinde arıcılık mesleğinin gelecek kuşaklara aktarımı ve özel eğitimlerle arıcıların verimli ürün üretimine katkı sağlanması, daha fazla kazanmalarını amaçladık. Yine “Tarım Kredi Kooperatifleri İle Yerli Tohum Taze Mahsul Projesi”ini Tarım Kredi Kooperatifleri ile birlikte yürüttük. Bu projeyle, küçük üreticiden aracısız ürün alımı sayesinde küçük üreticilerin korunması ve sürdürülebilir tarımın desteklenmesi, aracıların devre dışı bırakılması ile tüketiciye fiyat avantajı sağlanması, üreticilere yüzde yüz sertifikalı yerel tohum kullandırılarak özlem duyulan yerel tatların devamının sağlanması gibi hedeflerimiz vardı. İstanbul Üniversitesi ile birlikte ortaklaşa yürüttüğümüz bir proje olan “Palamutlar Nerede Projesi” ise denizlerimizde varlığı azalma riski ile karşı karşıya olan palamut balığının nüfusunu artırmaya yönelikti.

Bakanlık olarak Türkiye’nin tarım politikalarında herhangi bir değişiklik söz konusu olacak mı? Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz?

Türkiye ekonomisi ve sosyal yapısında en önemli sektörlerin başında gelen tarım ve ormancılık, etkin ve kararlı politikalarla ekonomimize önemli katkılar sağlayan bir sektör. Bu anlayış çerçevesinde, ülke güvenliğinde de stratejik öneme sahip gıda ve tarımın, sürdürülebilir yönetimi için çalışmalarımız aralıksız devam ediyor.

Tarımı etkileyen en önemli faktörler; iklim değişikliği, su kaynaklarındaki azalma ve küresel su talebindeki artış, güvenilir gıdaya olan talep, gıda fiyatlarındaki dalgalanmalar, iç/dış göçlerden kaynaklanan nüfus hareketliliği, tarım arazilerinin durumu ve doğal afetler olarak sıralanabilir.

Dünyada ve bölgesinde söz sahibi bir ülke olmak temel hedefi doğrultusunda Bakanlık olarak, ekonomik ve fiziksel anlamda sürdürülebilirliği sağlamanın ve toplumumuza yeterli ve sağlıklı gıda sunumunu gerçekleştirmenin sorumluluğunu taşıyoruz. Bakanlığımız “Küresel Ölçekte Model Bir Ekolojik Kaynak Yönetimi” vizyonuyla, üretmekle kalmayıp ulaşılabilir, katma değeri yüksek, rekabet edebilir markalar oluşturmanın gayreti içerisindedir. Bakanlığımız 2019-2023 yıllarını kapsayan stratejik plan çalışmalarında iyi yönetim ilkeleri doğrultusunda, katılımcı yaklaşımla iç ve dış paydaşlardan alınan görüş ve önerileri de dikkate alarak gelecek beş yıla yönelik 7 amaç ve 30 hedef belirledi. Ayrıca 2020 yılı içerisinde gerçekleşen Tarım Orman Şûra’sında ana hedef olarak; çiftçilerimizin refahı, tarımsal üretimin artışı, güvenilir gıdanın temini, doğal kaynaklarımızın sürdürülebilirliği, orman ürünlerinde üretim artışı, üretici ve tüketicimizin korunması ilkelerini belirledik. “Ortak Akıl Buluşması” temasıyla düzenlenen şura boyunca Türk tarımı ve ormancılığı ile ilgili son derece verimli, kapsamlı tartışmalar yapıldı. Sektörün tüm paydaşları görüşlerini, eleştirilerini ve geleceğe dair önerilerini özgür bir şekilde ifade imkânı buldu. 60 maddelik sonuç bildirgesi eylem planına dönüştürülerek uygulanmaya başlandı.

Tarladan raflara uzanan zincirde tüketicilerin daha uygun fiyatla sebze meyve tüketimi konusunda planlarınız var mı? Gıda fiyatlarındaki dalgalanmalarla ilgili Bakanlık olarak nasıl tedbirler geliştiriyorsunuz?

“Gıda ve tarım ürünleri arzının ve fiyatlarının sürdürülebilir bir yapıda olması, gerek toplum saglıgı açısından gerekse sosyal ve ekonomik açılardan önem tasıyor. Ülkemizde tarımsal üretim; kuraklık, don, asırı yagıs ve diger dogal afetler gibi iklim kosullarına ve üretim tercihlerinde yasanan beklenmedik degisimlere göre sekilleniyor. Ayrıca, dagıtım zincirindeki yapısal sorunlar üretici fiyatlarıyla tüketici fiyatları arasındaki iliskiyi bozuyor ve fiyatlardaki dalgalanmaların boyutunu artırabiliyor.”

Gıda ve tarım ürünleri arzının ve fiyatlarının sürdürülebilir bir yapıda olması, gerek toplum sağlığı açısından gerekse sosyal ve ekonomik açılardan önem taşıyor. Ülkemizde tarımsal üretim; kuraklık, don, aşırı yağış ve diğer doğal afetler gibi iklim koşullarına ve üretim tercihlerinde yaşanan beklenmedik değişimlere göre şekilleniyor. Ayrıca, dağıtım zincirindeki yapısal sorunlar üretici fiyatlarıyla tüketici fiyatları arasındaki ilişkiyi bozuyor ve fiyatlardaki dalgalanmaların boyutunu artırabiliyor.

Bu çerçevede ülkemizde, gıda ve tarım ürünlerinin; kısa ve uzun vadeli arz-talep ve ihracat-ithalat değişimlerinin, dağıtım zincirindeki gelişmelerin fiyatlara olası etkilerinin izlenmesi ve değerlendirilmesi, alınacak tedbirlere ve uygulanacak politikalara ilişkin önerilerde bulunulması amacıyla 9 Aralık 2014 tarihinde “Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi” kuruldu.

Gıda Komitesi toplantıları günümüzde Hazine ve Maliye Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı’nın katılımıyla sürdürülüyor.

Bakanlığımız; gıda ve tarımsal ürün piyasalarındaki gelişmeleri takip ederek yapısal ve konjonktürel sorunları belirleme ve çözüm önerileri geliştirme amacı doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlarla yakın işbirliği içinde çalışıyor.

Biliyorsunuz ki yaşanan küresel pandemi tüm dünyada ve ülkemizde gıda arz ve talep dengesini etkiledi, gıda güvenliğinde yeni stratejilerin gerekliliğini ortaya koydu. Gıdanın üretiminin yanında, lojistik ve raf ömrü ile iletimi ve erişimi de önem kazandı.

Bu doğrultuda ülkemizde;

  • Tüm üretim havzalarında etkin bir üretim planlaması,
  • Örtü altı üretim ve jeotermal seracılık geliştirilerek yaş sebze ve meyve üretim verimliliğinin artırılması,
  • Tarımsal ürün işleme sanayinin geliştirilerek yaş sebze ve meyvelerin raf ömrü uzun ürünlere dönüştürülmesi,
  • Bu sanayinin tüm bölgelerde dengeli bir şekilde planlanması ve lojistik avantajının sağlanması,
  • Küçük çiftçilerin desteklenmesi ve pazar erişimlerinin sağlanması,
  • Gıda fiyatlarındaki dalgalanmaları izleyecek aktif bir mekanizmanın kurulması, gibi tedbirler alınıyor.
  • Ayrıca; Bakanlık olarak; gıda kaybı ve israfının azaltılması için “Gıdanı Koru, Sofrana Sahip Çık” Kampanyasını başlattık. Türkiye’de ilk defa gıda kayıpları ve israfının önlenmesi, azaltılması, yönetimine ilişkin bir Ulusal Strateji Belgesi ve bu stratejiyi hayata geçirecek Eylem Planı hazırladık.
  • Üreticinin gelirlerinin artırılması, tüketicinin tarım ve gıda ürünlerine daha uygun fiyattan erişebilmesinin sağlanması amacıyla Dijital Tarım Pazarı (DİTAP) sistemini geliştirdik. Bu kapsamda küçük üretici ve alıcı online olarak buluştu ve hem sözleşmeli üretim hem de doğrudan alım satım için işbirliği ortamı geliştirildi. DİTAP sisteminin kullanımının yaygınlaştırılmasıyla sözleşmeli üretim uygulamaları üretim dönemi öncesinde gerçekleşeceği için ürün zayiatının önüne geçilecek, fiyat dalgalanmaları engellenecek ve tüketicinin ürünlere daha ucuz olarak erişiminin önü açılacak.
Tarım ve Orman Bakanlığı Bakan Yardımcısı Ayşe Ayşin Işıkgece

Tarım ve Orman Bakanlığı Bakan Yardımcısı Ayşe Ayşin Işıkgece, Türk ekonomisi ve sosyal yapısında en önemli sektörlerin başında gelen tarım ve ormancılığın, etkin ve kararlı politikalarla ekonomimize önemli katkılar sağlayan bir sektör olduğunu ifade etti.

Üreticilerimizin, çiftçilerimizin tarımsal üretim faaliyetlerinde endişeleri söz konusu. Bu konuda Bakanlık olarak çiftçimizin üretimden vazgeçmemesi adına onlara vermek istediğiniz ne gibi mesajlar olabilir?

  • Tarım sektörü, ülke nüfusunun beslenmesi, milli gelire, istihdama, ihracata katkı ve sanayiye hammadde sağlaması gibi nedenlerden dolayı ülkemiz için vazgeçilmez bir sektör. Sektör, ülkemiz ekonomisine yılda 335 milyar lira gayrisafi hasıla sağlıyor.
  • Ülkenin üretimde ve gıda arz güvenliğinde yeterli olması gücünün bir göstergesidir. İçinde bulunduğumuz şartlarda bunun etkisi bir kez daha görüldü ve ülkemiz bu süreçten başarıyla çıktı. Bunu sağlayan ise dün olduğu gibi bugün de durmadan tarım sektöründe çalışan emek harcayan ülkemiz çiftçileridir.
  • Tarım ve Orman Bakanlığı olarak tarlada, bağda-bahçede, ahırda çoğu zaman sabahın ilk ışıklarından gecenin ilerleyen saatlerine zor koşullarda üretim yapan çiftçilerimizin bu ülke insanlarının gıdalarını temin etmek için nasıl fedakârca çalıştıklarını çok iyi biliyoruz.
  • Tarımsal üretim, çiftçilerimiz için sadece ekonomik bir faaliyet değil aynı zaman bir yaşam biçimi. Diğer mesleklerden farklı olarak çiftçi, ailesinin bütün bireyleriyle birlikte üretim sürecinin içerisinde. Çiftçilerin üretim süreçleriyle ilgili bilgi ve tecrübeleri, kendilerine atalarından miras kalan binlerce yıllık birikime dayanır. Bu deneyimi değerli kılan ise yaşanarak elde edilen bilgilere dayanıyor olması.
  • Dolayısıyla bir çiftçinin üretimden vazgeçmesi demek aslında bütün bireyleriyle üretimden çekilmesi demek. Bu nedenle de üretimden vazgeçilmesi konusu, ekonomik etkilerin yanı sıra sosyal yansımaları da olan bir konudur.
  • Aynı şekilde; üretimden vazgeçen her bir çiftçi demek, uzun yıllara dayanan ve çok değerli olan deneyimlerin sektörün dışına taşınması demek ve bilgi aktarım zincirinin kırılması demek.
  • Tarlasına bahçesine alın terini akıtarak ailesiyle birlikte üretim yapan her bir çiftçimiz bizim için son derece kıymetli ve değerli. Onları üretim sürecinin içerisinde tutmak, ürettikleri yerde aileleri ile birlikte yaşamalarını sağlamak Bakanlığımız politikalarının ana eksenlerinden birini oluşturuyor.
  • Bu çerçevede; bir yandan verdiğimiz desteklerle çiftçilerimizin üretim maliyetlerini düşürerek rekabet güçlerini yükseltmek ve daha fazla gelir elde etmelerine katkı sağlarken diğer yandan da uyguladığımız kırsal kalkınma projeleri ile kırsal alanlarda ekonomik ve yaşam koşullarının iyileştirilmesine çaba gösteriyoruz.
  • Artan dünya nüfusuyla tarımın da stratejik öneminin artışına paralel olarak Bakanlığımızca, üretimin desteklenmesi sürdürülebilirliğin sağlanması, verimliliğin artırılması, tüketicinin yeterli ve sağlıklı gıdaya erişimi amacıyla hibe programları, ıslah çalışmaları ve projeler yoğun bir şekilde uygulanıyor ve kapsamı arttırılarak uygulanmaya da devam ediliyor.
  • Ayrıca Bakanlık olarak çiftçilerimize yenilikçi ve teknoloji odaklı ulaşma noktasında yoğun bir çalışmanın da içerisindeyiz. Yılda ortalama 1,5 milyon kişiye tarım ile ilgili eğitim ve yayım çalışması yapıyoruz. Kadın ve gençler gibi bazı grupların üretime daha çok katılması için onlara dönük özel projeler yürütüyoruz. Kırsal alanda yaşayan kadınlara yönelik tarımsal, ev ekonomisi ve sosyal konularda eğitim ve yayım hizmetleri de veriyoruz. Pandemiden dolayı çiftçilerimize uzaktan eğitim yoluyla ulaşmaya başladık ve oluşturduğumuz Tarım Orman Akademisiyle eğiticilerimiz çiftçimize bilgi birikimlerini aktarıyor. Tarım sektöründe öncelikli hedefimiz; girişimci ve üretici olarak rol alacak çiftçilerimizi uygun yayım yöntemleriyle eğitmek, yeni teknik ve teknolojileri kullanma kabiliyetini ve imkânını onlara kazandırmak, yenilikçimodern ve uygulanabilir projelerin hayata geçirilmesiyle olacaktır.
  • Sonuç olarak, bu ülkenin insanlarını beslemek ve ekonomide katma değer yaratmak için gecesini gündüzüne katarak çalışan her bir çiftçimizin emeği bizim için önemli. Çiftçilerimiz üretim sürecinin her aşamasında Bakanlığımız İl ve İlçe Müdürlüklerinden her türlü desteği alabilirler.

Aileniz İstanbul’da, Siz ise Ankara’dasınız. Bu durum hayatınızı nasıl etkiliyor?

Evet ailem İstanbul’da. 50 yaşımda İstanbul’dan, ailemden, iş hayatımdan kopup Ankara’ya geldim. Burada bilmediğim bir denize doğru açıldım. Bilmediğim bir ülkeye gitmiş gibi hissediyorum. Ortam, yüzler, iş yapış şekilleri çok farklı olan kamuyu öğrenmek için çok çaba sarf ettim, öğrenmeye de devam ediyorum. Kamuda çalışmak; beni çok tazeleyen, yeni şeyler öğreten ve bu öğrendiklerimi de başkalarıyla paylaşmama imkan sağlayan çok farklı bir yer. 3 yıldır 1 dakika bile durmadan ülke menfaati için çalışıyor ve çabalıyorum. Zaten yoğun bir iş hayatı tempom vardı kamuda da bu tempo değişmedi, yoğun bir şekilde çalışmaya devam ediyorum. Başarılı işlerin özellikle yukarıya çekildiği, kadınları da yükselten bir platformda, kamuda çalışıyor olduğum için ayrıca kendimi şanslı hissediyorum. Özel sektörden sonra kamuda çalışmak son derece önemli. Çünkü bu platforma yapılan her iş milyonlara değiyor. Tüm insanlığa hizmet eden çok önemli işlerin yürütüldüğü bir Bakanlıkta Bakan Yardımcılığı görevimi layıkıyla yerine getirmek için var gücümle çalışıyorum.

İş dünyasında, profesyonel hayattan Bakan Yardımcılığına uzanan başarı öykünüzde gençlere neler tavsiye edersiniz?

Ben 50 yaşında özel sektörden kamuya geçtim. Deneyim kazanmanın, çalışmanın, başarmanın yaşı yok. Gençler önce kendilerine inanmalı. Gençler öğrenmeye, yeniliğe açık son derece uyumlu ve çok aktifler. Ben gençlerin isteyip de başaramayacağı bir şey olduğunu düşünmüyorum. Başarının sırrı insanın kendisinde saklı.

Ayşe Ayşin Işıkgece kimdir?

1968 yılında Ankara’da doğdu. 1990 yılında Hacettepe Üniversitesi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümünden mezun oldu. 1992 yılında İstanbul Üniversitesinde MBA tamamladı.

İş hayatına 1991-1995 yılları arasında GİMA A.Ş’de Satın Alma Asistanı olarak başladı. 1996-2016 yılları arasında Metro Cash&Carry’de Satın Alma Asistanı olarak başladığı görevini taze ürünlerden sorumlu Satın Alma Grup Müdürü olarak 2016 yılında tamamladı. 2016-2018 yılları arasında ise CarrefourSA’da İcra Kurulu Üyesi ve Satın Almadan Sorumlu (gıda) Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. 18 Ağustos 2018 tarihinde TİGEM Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak atanan Işıkgece, iki yılı aşkın bir süredir bu görevini yürüttü. 8 Ocak 2021 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığı Bakan Yardımcılığı görevine atandı. Birçok tarımsal proje geliştiren Ayşe Ayşin Işıkgece özellikle “Coğrafi İşaretli Ürünler Projesi”ne imza atarak bu çalışma sonucunda 10’dan fazla ödülü Metro Cash& Carry’e kazandırdı. Bu proje aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından “Yerel Değerlere En Çok Sahip Çıkan Market” alanında ödüle layık görüldü. İyi derecede İngilizce bilen Işıkgece evli ve bir çocuk annesidir.

Tarım ve Orman Bakanlığı Bakan Yardımcısı Ayşe Ayşin Işıkgece

Tarım ve Orman Bakanlığı Bakan Yardımcısı Ayşe Ayşin Işıkgece, tarım sektörünün ülke ekonomisine yılda 335 milyar lira gayrisafi hasıla sağladığını vurguladı.

Geliştir diği Uygulama/Projeler:

“Arı Varsa Hayat Var Projesi”, (CarrefourSA): Arı üreticilerine daha verimli ve tahşişten korunmuş ürün ürettirme, müşteri açısından doğru balın adresi olma odaklı eğitimler verilmesi, küçük ve kadın üreticilerin desteklenerek anlaşmalı arıcılık sistemi sayesinde arıcılık mesleğinin gelecek kuşaklara aktarımı ve özel eğitimlerle arıcıların verimli ürün üretimine katkı sağlanması, daha fazla kazanmaları ve bu işi gelecek kuşaklara aktarmaları için üreticilerin cesaretlendirilmesi. Arı popülasyonunu koruyarak biyoçeşitliliğin korunması ve kırsal kalkınmaya katkı sağlanması.

“Tarım Kredi Kooperatifleri İle Yerli Tohum Taze Mahsul Projesi”, (CarrefourSA): Tarım Kredi Kooperatifleri ile birlikte, aracısız, doğrudan küçük üreticiden ürün alımı sayesinde küçük üreticilerin korunması ve sürdürülebilir tarımın desteklenmesi. Aracıların devre dışı bırakılması ile tüketiciye fiyat avantajı sağlanması. Küçük üreticilere verilen eğitimlerle tüketiciye sağlıklı meyve sebze ürünleri sunulması. Ayrıca üreticilere yüzde yüz sertifikalı yerel tohum kullandırılarak geçmişten özlem duyulan yerel tatların devamının sağlanması. Kırsal kalkınmanın desteklenmesi. Bu proje her yıl yapılan ve Sabancı Holding’in tüm şirketlerinin de katıldığı “Sabancı Holding Altın Yaka” ödüllerinde birinciliğe layık görülmüştür.

“Coğrafi İşaretli Ürünler Projesi”, (Metro Cash &Carry ve CarrefourSA): Yerel ve coğrafi işaretli ürün kavramının sektöre kazandırılması ve Türkiye çapında bu bilincin artırılması ile ilgili çalışmalar yapılması. Yerel ve coğrafi işaretli ürünlere sahip çıkarak bunların tüketici ile buluşturulması ve tanıtılması faaliyetleri. Bu ürünlerin gelecek kuşaklara aktarımı, kırsal kalkınmanın desteklenmesi, biyoçeşitliliğin korunması ve bu lezzetlerin Türk mutfağından kopmamasını için çalışmalar yürütülmesi. Ondan fazla ödüle layık görülen söz konusu proje ayrıca Sayın Cumhurbaşkanı tarafından “Yerel Değerlere En Çok Sahip Çıkan Market” alanında ödüle layık görüldü.

“Palamutlar Nerede Projesi”, (Metro Cash&Carry): Denizlerimizde varlığı azalma riski ile karşı karşıya olan palamut balığının miktarını ölçme ve değişen iklim-mevsim, kirlenen dünya gerçeklerine paralel olarak denizlerde balıkların nüfusunu artırmaya yönelik yeni regülasyonların oluşturulması, ilgili bakanlığa sunumu. Türkiye’nin etrafını çeviren sulardaki komşular ile sonuçların paylaşılması ve uluslararası regülasyonların bilinçlendirilmesine katkı sağlanması. Söz konusu proje, İstanbul Üniversitesi ile birlikte ortaklaşa yürütülmüş bir projedir.

Devamını Oku

Röportaj

Groseri, 27 mağazada 80 TL sepet ortalamasına sahip

Editör

Yazar:

Levent Uğurses

Türkiye’de başta İstanbul, Ankara, İzmir, Samsun gibi büyük şehirlerde hızla büyüyen/şubeleşen yerel zincir örneklerinin aksine 25 yılda sadece 27 şubeye ulaşan ama diğer yandan metrekare verimliliği sektör ortalamasının oldukça üzerinde bir yerel zincir var. Üretici, tedarikçi gözünde başarılı üst toptancı ticari geçmişi yanında bugüne kadar ki ağır ve emin adımlarıyla değerli Groseri, 1996 yılında Ersin Özdemir, Mehmet Ali Önür ve Levent Uğurses tarafından kuruldu. O tarihlerde Adana’da başlattığı sosyal kampanyalarla dikkatleri üzerine çeken Groseri, ikinci nesilden Levent Uğurses, Kazım Önür ve Dide Özdemir Tuncer’den oluşan İcra Kurulu ile uyum içerisinde yoluna devam ediyor. Hem kurucu yönetim kurulu hem de icra kurulu üyesi olan Levent Uğurses ile Groseri’yi ve sektörü konuştuk.

Tüm işletlemelerinin mülkünü alma çabasında olan groseri, küçük ama emin adımlarla büyüyor

Groseri’ nin kuruluşu ve tarihçesi hakkında bilgi verir misiniz?

Groseri, 1996 yılında Mehmet Ali Önür, Levent Uğurses ve Ersin Özdemir tarafından kuruldu (soldan-sağa).

Groseri, 1996 yılında Mehmet Ali Önür, Levent Uğurses ve Ersin Özdemir tarafından kuruldu (soldan-sağa).

1984 yılında dört girişimci ortak (Zihni Uğurses, Ersin Özdemir, Mehmet Ali Önür ve Bülent Sarkut) tarafından Uzay Pazarlama adı altında üst dağıtım firması şeklinde başlayan ortaklık, zamanla piyasanın toptandan perakendeye yönelmesi ile birlikte 1989 yılında Adana Tansaş adı altında belediye ile ortak olarak süpermarket işletmeciliğine karar almıştı. Birkaç yıl sonra seçim kaybeden belediye yönetiminin vazgeçip, Bülent Sarkut’un da daha sonra ayrılması ile sayısı üçe inen ortaklık bugün halen aynı şekilde devam etmektedir.

İzmir’de faaliyet gösteren Tansaş’la olan isim benzerliği İzmir’ deki firmanın o an halka açılım süreci sırasında isim değişikliğini mecbur kılmış, neyse ki tam da o sıralar başlayan alt yapı ve tasarım çalışmaları sayesinde aslında zorunlu olan isim değişikliği sanki biraz da bu değişimin tamamlayıcısı gibi olmuştur. Tansaş’ın yanına şeklen biraz daha büyük Groseri ismini yerleştirerek sırasıyla önce insert, medya, poşet ve en son tabelalarımızda ismimizi bir müddet Tansaş-Groseri olarak konumlayan bizler daha sonra sadece Groseri olarak devam etmeye karar vermiştik. Yeni markanın ne kadar sürede oturduğunu öğrenmek üzere dolmuşlara binip daha önce yıllarca mağazalarımızın önündeki Tansaş durağı denilen duraklara acaba insanlar ne zaman Groseri demeye başlayacaklar diye de aylarca heyecanla test de etmiştik.

Çokta uzun sürmedi bu değişim, bir iki yıl içerisinde artık duraklar Groseri diye anılmaya başlamıştı. Zaten tabelaların değiştiği bu dönem bizimde beklediğimiz yeniliklere hız verip imza attığımız yıllar idi. Belki de isim değişimi hayırlı olup yenilediğimiz barkodlu kasalar, ışık, zemin, donanım ve genel mağaza atmosferine yeni ismimiz de eklenince sanki bambaşka yeni bir markanın doğuşu gibi algı yaratmış ve yaptığımız birçok değişiklik müşteri tarafından ciddi beğeni toplamıştı. Bu değişim bölgemizde o yıllar binlerce metrekare yeni mağaza açan ulusal ve uluslararası sermaye yatırımına rağmen büyümemize ciddi katkı yaparak bizleri bugün aktif kasa büyüklüğünde Çukurova’da faaliyet gösteren en büyük zincir mağaza yapmıştır.

Tabii ki başta pek çok zorluklar yaşanmıştı. Bir kere Belediye ile ortak yola çıkılan serüven daha henüz başında yara alınca az olan sermaye ile operasyona başlamak ciddi riskler taşımaktaydı. O zaman binlerce malda stoku takip edecek ne otomasyon ne de bunu yönetecek insan kaynağı vardı. Sadece güven esaslı üstün nitelikli depocu arkadaşlar ile yola devam edilmekteydi. Mağazalarda ne jeneratör vardı ne de kategori yönetimi ile doğru reyon planlama yapılabilmekteydi. Malı tedarik etmek başarı sayılıyor, parası ödenip raf akışı sağlamayanların bütün riski omuzlarımıza biniyordu. Bu risk toplam ticarete ciddi zarar verecek büyüklükte idi. Ne yazık ki bunu kontrol edecek sağlıklı mekanizmalar bizler için o gün daha henüz yoktu. Tek şansımız süpermarket konsepti ile yeni tanışan müşterilerimizin ilgisinin her geçen gün daha da artarak devam etmesiydi. Bu ilgiyi arttırmak pek de kolay değildi.

Bedelsiz ekmek dağıtımlarından yeni tanışılan insertlere kadar birçok yenilikler denedik. Otomatik giriş ve çıkış kapıları belli bir dönem insanlar çekinmesin diye açık tutuluyor, market poşetlerini eski alışkanlıkları gereği sanki çuvalmış gibi omuzlarına atıp taşıyanların adaptasyonu daha da uzun bir zaman alıyordu. İşte tüm bu zorluklara rağmen 1996 yılında Ersin Özdemir, Mehmet Ali Önür ve Levent Uğurses kurucu ortaklığı ile faaliyet gösterdiği gıda perakende dalında Groseri adı ile ilk süpermarketini açan birliktelik, bugün halen 27 mağaza 166 kasa sayısı ile aynı kişilerin oluşturduğu Yönetim Kurulu ile yoluna devam etmektedir. İcra Kurulu’nu Levent Uğurses, Kazım Önür ve Dide Özdemir Tuncer’in uyum içerisinde oluşturduğu bu yapı, yine 2008 yılında zamanla artan meyve-sebze satış hacminden dolayı Adana, Mersin ve Antalya sebze hallerinde HORECA ve toptan sebze-meyve satış ve dağıtımı yapmak amacıyla, Meseri adı ile yeni bir şirket kurmuştu. Meseri adlı bu şirketin İcra kurulunda halen Ersin Özdemir, Levent Uğurses ve Kaan Önür birlikte görevlerine devam etmekteyiz.

Groseri’nin bugün geldiği hacmi ifade eder misiniz?

Nitelik artınca niceliğinde artacağı inancıyla yönetilen Groseri, 27 mağazada 80 TL sepet ortalamasına sahip.

Groseri, Türkiye’nin güneyinde Adana’da 21, Mersin’de 6 olmak üzere, 166 kasa 27 mağaza ile yoluna büyük vizyonu ve küçük ama emin adımları ile devam etmektedir. Satış alanımız toplamda 25.000 metrekarelere ulaşırken, bunun yanında 35 bin metrekare büyüklükteki mağaza cep depolarımız, üretim, paketleme ile sebze hallerinde komisyon evi ve ardiyeleri ile toplam büyüklüğümüz 60 bin metrekareye yakındır.

Hep övündüğümüz ve ana hedeflerimizden birisi olan çalışanımızın gelirini artırmaktan duyduğumuz haz bizim için her zaman çok önemlidir. Şu anki personel sayımız bin beş yüze yakındır. Düzenli taşıdığımız ürün sayısı ise mevsimsel olanlar hariç 15 bin SKU’lar seviyesindedir. 2020 yılı sepet ortalamamız 80 Türk Lirası’na yakın olup, aynı yıl internet ciromuzun genel cirodaki payı %2.2 oranlarındadır. Nicelik asla hedefimizde olmayan bir konuyken daha çok önem verdiğimiz nitelik konusunda yaptığımız çalışmalardır. Her geçen gün kendi kararlarını kendi veren, kanmayan-kandırmayan düsturunda hareket eden tüzel kişiliğimizi daha da geliştirme konusunda çalışmalarımız aralıksız devam etmekte. Nitelik artınca niceliğinde paralelinde artacağına kesin olarak inanan bizler son yıllarda Fortune 500 sıralamasında istikrarlı bir şekilde yer alarak bölgemizi temsil etmenin haklı gururunu yaşamaktayız.

Groseri’nin orta vadeli hedefleri arasında Paris ve Londra’da şube açmak vardı. Ancak şu anda Adana ve Mersin dışında Türkiye’de şube açılmadı. Şubeleşme hedefleriniz hakkında bilgi verir misiniz; bu yavaş şubeleşmenin nedenleri nelerdir?

Az evvel de bahsetmiştim vizyonu büyük ama adımları daha küçük ve emin olarak giden bir yapı bizimkisi; öyle açmış olmak için açmaya çalışmayan, nicelikten çok niteliğe yatırım yapan bir birliktelik. Ayrıca yine açılan son mağaza, depo ve üretim alanlarının mülk yatırımlarının yapılması büyüme hızımızı biraz yavaşlatsa da diğer yanda sahip olduğumuz gayrimenkulün şerefiye değerine de ciddi katkı yapmaktadır. Bunlarla kira kontratı yaparak ilerleseydik belki bugünkü büyüklüğümüzün üç katı bir hacme gelebilirdik ama geriye bir daha dönüyor olsak aynı karar ve stratejiyi yine uygulardık gibi geliyor. Öncelikle Adana, Mersin ve Ceyhan operasyonumuza ilave Tarsus, Hatay, İskenderun, Osmaniye, Kozan, Silifke, Erdemli gibi komşu yerleşimlerde büyümek istiyoruz.

Dinamikler bir gün gelip bizi bölgenin dışına iterse öncelikle kararımız İstanbul olacaktır. Sonra da hep dediğimiz Paris ve Londra şubeleri inşallah. İnandığım Türk lokal perakendeciler mutlaka bir gün Avrupa’da bu işi başaracaklardır. Bakın Avrupa’ya, hiçbir ülkede güçlü sermayeye karşı biz lokallerin Türkiye de yaptığı mücadele verilmemiştir. Avrupa da daha kolay teslim etmişlerdir pazarlarını. Bizler burada başarırsak, oralarda da devamı gelecektir bu işlerin.

Paris ve Londra aslında işin metafor kısmı, asıl olan oralarda mağaza açmaktan çok Paris’te çalışabilecek norm ve standartlarda mağazacılık seviyesine gelebilmektir, yani biraz amacımızın amacına ulaşmaktır bizim hedefimizdeki. AB evrensel kriterlerine ülkece sahip olduktan sonra ister birliğe kabul olalım, ister olmayalım, işte biraz tam da bu misaldir. Rekabette yıllarca sosyal içerikli projelerde farklılaştığımız mücadelemize son yıllarda tedarikçimiz ve personelimizle olanilişkilerimizi düzenleyen terziliği tamamen bizlere ait Avrupa’da dahi ses getirip, örnek uygulama seçilerek ödül kazanan işletmecilik sistemimizle bir boyut daha katmış durumdayız.

Yine personelimize kazandıkça kazandıran, onları daha az maliyetle daha yüksek gelir elde etmeye odaklayan on iki ayrı dalda belki de dünyada hiçbir firmada görülmeyecek düzeyde tasarladığımız bir teşvik pirimi sistematiğimiz var. Bugün şirket ortakları olarak bizlerin dahi hiçbir personelimizin işten çıkarılmasına tek başımıza karar veremediğimiz düzende, nakış gibi işlenmiş seçme ve eleme kriterlerine sahibiz.

Avrupa’da en iyi iş modeli ödülü kazandıktan sonra anlatmak üzere bizzat davet de aldığımız, Montesquieu bugün hayatta olsa eminim onun da çok hoşnut kalacağı, günümüzde birçok ülkenin bile henüz uygulamada tam anlamda başaramadığı yasama-yürütme-yargı süreçlerinin kuvvetler ayrılığı ilkesini bünyemize adapte ettiğimiz güçlü bir tüzel kişilik yapısına kavuşmuş durumdayız. Özellikle işin yargı kısmı anlamında çalışanlarımızın haklarını sonuna kadar koruyan ve onların her durumda savunmasını alarak dinleyen ve kararlarını adil bir mekanizma ile veren Disiplin Kurulumuz ve yine bu kararlara gelebilecek olası itirazlara karşı bir nevi bizim yargıtayımız olarak çalışan tamamen bağımsız üst düzey hukukçulardan oluşturduğumuz bir Disiplin Üst Kurulumuz var. Tüm bu yapılanlarda bizim için en sevindirici ve önemli olansa çalışanlarımızın adil ve şeffaf bir düzenin parçası olduğunu hissedip, bunu bizlerle paylaştıkları andır, ne mutlu bize ki bunu her geçen gün daha çok yaşamakta ve yaşadıkça daha da çok üzerinde çalışmaktayız.

Ulusal indirim mağazalarının hızlı ve sınırsız şubeleşmesinin büyümenize/şubeleşmenize etkisi oldu mu?

Belli bir yerden sonra artan mağaza sayısı müşteri sayısının da aynı oranda artacağının tabi ki garantisi olmayıp, mevcut kapasite orada paylaşılmaya başlıyor. Tabii ki rekabet olacaktır, elbette bunu engelleyen her şeye karşıyız ama adalet de diğer işlemesi gereken olmazsa olmaz önemli bir bacaktır. Tabii yarışta ulusal indirim mağazalarına karşı maça bir sıfır önde başlama gibi bir avantajımız var, bölge insanı hizmet kalitesini benzer götürdüğümüz şartlarda bu bölgeden kazandığını bu bölgeye harcayan ve vergisini burada ödeyen bizim gibi lokal girişimlere karşı daha bir duygusal ve daha bir destekleyici durumda ve bizlerde bunun farkında olarak onları mahcup etmemeye yoğun çaba göstermekteyiz.

Ulusal indirim mağazalarının serbest piyasayı bazen yanlış yorumlayarak diğerini öldüreyim de pazar bana kalsın nasıl olsa daha sonra icabına bakarız diyen vahşi yatırım halinin umutla çıkmasını beklediğimiz yeni perakende yasası ile regüle edilmesi en büyük beklentimizdir.

Pandeminin etkisiyle “Market-FMCG” satışlarında da hızla büyüyen online ticaret yatırımlarınız, çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Zaten uzun süredir var olmaya çalıştığımız bir alandı online ticaret kanalı. Aynı geçmişte kuş gribinin tavuk satışlarına yaptığı olumlu etkinin bir benzeri pandemi döneminde de online satışlara yansımıştır. Pazarın bizde öncesine göre altı katına çıktığı bu büyüme ivmesi pandemi olmasa sanırım en az yirmi yıl sonra gelecekti. Uzun süredir zaten kısmen hazır olan alt yapımız sayesinde hızlıca adapte olduk bu sürece ve araç-insan yatırımlarımız ile alt yapıyı kısa süre içerisinde büyüterek müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamada oldukça başarılı olduk ki beni en çok mutlu eden valilikle pandeminin ilk dönemlerinde 65 yaş üstü yalnız yaşayan kişilerin evlerine bu hat üzerinden hızlı ve doğru ürün anlamında en ileri seviyede hizmet verenlerden biri olmamızdır.

PL ürünleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

PL ürünlerin en baştan beri ölçek işi olduğuna inanmaktayım. Bana göre perakendeci perakende işine odaklanmalıyken, üretici de üretime fokuslanmalı. Aralarındaki satış-satın alma mücadelesi zamanla private label denilen pazarın ortaya çıkmasına sebep olmuş, sen bana istediğimi vermezsen bende rafta sana karşı olurum gibi. Halbuki işler başta eksik olmayıp, tam yapılsa belki de buna hiç gerek olmayacak. Bizim satın almada taraflar arası rekabeti yeterli derece oluşturuyor olmamız böylesi bir alana yönelmemize şimdilik ihtiyaç doğurmamakta sadece rekabette kalite fiyat dengesinde geri kalmama adına zorunlu olarak girdiğimiz temel gıda kategori sınıfında yer alan toz şeker ve bakliyatta paketleme yaparak kendi markamız altında müşterilerimizle buluşmaktayız bu özel alanda.

Groseri’nin neredeyse yılın 365 günü bir kampanya planı/uygulaması hakkında bilgi verir misiniz?

Temel pazarlama stratejimizin dayanak noktası, organize perakende Türkiye de daha yokken bu işleri büyük beceri ile yapan bakkal amcalarımızın müşterileri ile sağladığı sıcak temas ve hizmeti değişen dünya şartları ve beklentilere uygun olarak devam ettirmek olmuştur. Tabi çoğalan şube sayılarımız ve artan müşteri sayılarımız bakkal amcaların ismen tanıdığı, sohbet ettiği gibi bir müşteri diyaloguna ulaşmamızı engellese dahi bizler de teknolojik alt yapıya ciddi yatırım yaparak etkin CRM kullanıp binlerce müşterimizle benzer teması sağlamaya çalışmaktayız. Halen Adana ve Mersin’de aktif olarak alışveriş yapan bir milyon civarı kayıtlı müşterimiz yanında sayısı 50 binlere ulaşan çocuk müşterilerimizin oluşturduğu çocuk kulübümüz var.

Müşterilerimize verdiğimiz Groseri Kartlar sayesinde onları yaş, cinsiyet, ürün, saat, meslek, gelir dağılımları bazında sürekli analiz ederek, isteklerine bir terzi titizliğinde cevap vermeye çalışmaktayız.

Müşterilerimize bizlerle iken kendilerini özel hissettirebilmek bizim için çok önemli olan, o yüzden bugüne kadar yaptığımız tüm çalışmalara odaklanış biçimimiz hiç konfeksiyon olmayan, hatta tam tersi gerçek anlamda haute couture olacak bir türden…

Son yıllarda erkek tüketicinin kişisel bakımından dolayı alışverişte daha bir özenli olduğunu yeni yeni görmeye başlasak da, sahip olduğumuz data ve deneyim çocuklar ve kadınların halen aile içinde alışverişin dinamiklerine karar vermede daha etkin olduğu yönünde.

Çocuk Kartla beraber yıllardır karne döneminde başarılı olanlara indirimler, yaz tatillerinde piknikler, fabrika gezileri, çocuk film ve tiyatroları gibi onları mutlu eden kampanyaları sürekli yapmaktayız.

Sistemimiz sayesinde tedarikçilerimizle daha iyi sepet analizleri yaparak kampanya stratejilerini beraber oluşturmaktayız. Yine tüketiciler lehinde, yapılan kampanyalara katılırken özellikle onları yoran ve pek zevk almadıkları form doldurma bürokrasisinden kartlarını kullanmaları sayesinde kurtarmış durumdayız.

İnşallah en kısa zamanda tüketicimizin kartını mağazaya okutarak girdiği anda bu müşterinin en tipik özelliklerini ve harcama eğilimlerini kasap, manav vb tüm personelimizin görebildiği ve müşteri henüz o alana gelmeden elindeki dataya bakarak ona uygun tavsiyeler sunup hatta jestlerle süsleyebildiği düzene de ilk fırsatta geçeriz.

Mağazalar, internet sitemiz, telefon vb yoluyla her ay yüzlerce gelen öneri ve şikayetleri tek tek okuyup, en kısa zamanda geri dönüş yapan pazarlama bölümümüze bağlı ekibimiz tüm öneri ve şikayetleri tek tek kayıt altına alarak, en geç iki gün içinde müşterimize cevap vermekte ciddi çaba göstermektedir.

Müşteri beklentilerini karşılamaya imkanlar dahilinde karşılamak bizim için görevdir, haklı tespitlerinde müşteriden özür diler, mutlaka zararını tazmin eder, onun içinde uygunsa bizzat ziyaret ederiz, müşteriden gelen beğendiğimiz ve uygulamaya geçirdiğimiz önerilere ödül de vererek onları ayrıca mutlu ederiz. Bu kültür tüm Groseri çalışanlarına en yukarıdan en aşağıya tek tek yansımıştır. Bir keresinde etle ilgili bir şikâyete gıda güvenlik müdürümüz müdahale etmiş, müşteriyi arayarak izin alıp evlerinde ziyaret ederek problemin ette değil yanlış pişirme tekniğinde olduğunu anlatmış, müşterimiz memnun olup devamında kendisini eşi ile ayrıca davet ederek ailece hep beraber yemek yemişlerdir.

Yaptıklarımız içerisinde yirmi beş yıla yıla yakındır yapılan ve geleneksel hale gelenler başarılı öğrencileri ödüllendirme ve burs kampanyamız, meslek günleri indirimlerimiz, sağlık günleri konferanslarımız, düşman işgalinden kurtuluş günleri kampanya etkinliğimiz, portakal çiçeği festivali reçel yarışmamız, Groseri yaz okulu projemiz, Groseri yemek kursları, Devlet Tiyatrosu ve Senfoni bilet hediyelerimiz, kasada çalan zille gelen hediyeler, Groseri yılın annesini anneler günü seçmemiz, hastanelerde o gün tüm doğum yapanları hediyelerle ziyaretimiz, babalar günü futbol turnuvası, sevgililer günü balomuz, iftar davetlerimiz, yılbaşında her yıl binlerce ziyaret ederek hediye verme, aşure, sıkma, sucuk ekmek günlerimiz, yaz tekne turlarımız, doğum gününde indirimler, hamile bayanlara indirimler, eşofmanla gelenlere indirimler şu anda ilk aklıma gelenler…

Yerel bir zincir olarak yaşadığınız sıkıntıları ve çözüm önerilerinizi/beklentilerinizi anlatır mısınız? Buna bağlı olarak Ticaret Bakanlığı’nın dönem dönem gündeme getirip bir türlü yapılmayan “Perakende Yasa Değişikliği” hakkında neler söylemek istersiniz?

2023 yılında Cumhuriyetin 100. yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında olacak ülkemizde özgürlükler ve refahın artması için lazım olan bazı eksiklikler maalesef perakende dalında da biraz rötar yapmış durumda…

Heyecanla, yıllardır beklediğimiz sektörü daha rekabetçi ve daha adil düzene sokacak, uygar ülkelerinin çoğunda mevcut sektörümüzü ilgilendiren yasa halen bir türlü gerçekleşmedi, ciddi çalışmalar yapıldı ama konu ne yazık ki son bulmadı.

Direnenler genelde içimizdeki Avrupalılar, bizimse bizleri bu ilk on ekonomi arasına sokacak ve bu yasal çerçeve ile destekli rekabette yarışacak, işine sahip ve kendini her gün geliştiren müteşebbislere ihtiyacımız var, umarım bu rötar bu hükümet döneminde artık son bulur. Adalet ve rekabetin olduğu yerde bu yasa zorunludur, dikkate alınmalıdır, konu hassastır, yarın çok geç olabilir. Perakende piyasası likittir, ülke ekonomisi için önem taşır. Bu sektörün müteşebbisi ölmeden rekabet içinde yarışır durumu sağlanmalıdır, istenilen sübvansesi değildir, adil ortamda rekabet edebilmesidir, bu hakikaten anlaşılır bir durum değildir. Kapitalist modelde sadece ülkemizde değil dünyanın her yerindeki genel eğilim firmaların daha da güçlenerek birbirlerini satın alarak tekelleşmeye gitmeleri ile sonuçlanmakta. Basta çok olan firma sayıları belli zaman sonra çok aza inmiş durumda.

Zaten ilgili yasadaki arayışta hep bunlara çözüm bulmakta. Hangi madde konacaksa konsun öncelikle tekelleşmeyi önleyici olup, serbest piyasa ekonomisine müdahale olmamalıdır. Bu iki dediğim unsura dokunulursa küçüğü koruyacağım diye çıkarılan  yasa zamanla küçüğün aleyhine bile işleyebilir. Örneğin piyasaya marjı artırıp sakın daha pahalı satma derseniz bu ölçek ekonomisi nedenli büyük marketlerin daha çok isine gelir. Kar oranlarına müdahale ederseniz bu yine iyi olmaz, verimli ve verimsiz çalışanı ayırt edememiş olursunuz. Tüketiciyi koruma kanunları ile rekabet hukukunu iyi ayırmak gerekir, bunlar birbiri ile karışmamalıdır, iki ayrı alandır. Serbest piyasayı korumak için bence en önce yapılması gerekenler katma değer yaratmayan reklam gibi faaliyetlere bir yüzde sınırı getirmektir, bu büyüklerin rekabette öne geçmelerine engel olabilir. Abartı reklamlar büyük sermayenin en önemli kozudur. Burada haksız rekabet olmaması için bir üst sınır olmalıdır eğer illa küçük esnaf korunacaksa, belki bunla olur ama satış fiyatına müdahale ile olmaz bu işler. Zararına satısın kalkması dahi başta iyi gibi görünse de küçükler için pek öyle iyi değildir. Aldıktan sonra piyasalar düşebilir, ne yapacağız imha mı edeceğiz elimizdeki malları? Biri daha aşağı satıyorsa bunu durdurmak tüketici hakkı içinde ayrıca gasptır. Benim gördüğüm en önemli tespit nasıl biz her tüketicimize aynı fiyatla satıyorsak tüm bu sorunların tek kaynağı üretici firmaların da kendi mallarını benzer şekilde bize aynı fiyatlarla satmamasındadır. Büyük sermayeyi temsil eden zincirin aldığı fiyattan ilgili üreticinin diğerlerine de belli kriterler eşliğinde aynı fiyattan satma sansı sağlanmalıdır. İşte buraya lobi yapalım, aynı alım şartında bakalım kim daha verimli satacak, o zaman aynı sokağa isterse üç değil otuz üç adet açsınlar, artık daha da hızlı batacaklardır. Büyük firma avantajından diğer nispeten daha küçük işletmelerde mutlaka yararlanmalıdır. Kategori alımlarında ölçek ekonomisi kullanarak kendine avantaj sağlayan bir zincir zamanla tekelleşmeye gider, bu alım diğere de mutlaka tanınmalıdır. Mesele satış değil satın alma meselesidir, buraya iyi fokus olmak gerekir. Bugüne dek yapılanlar maalesef hep satış üzerinde yoğunlaşmıştır.

Levent Uğurses

“Aynı alım şartlarında tedarik yaptığımızda ulusal, uluslararası zincirler isterlerse üç değil otuz üç şube açsınlar bakalım kim daha verimli satacak” diyen Levent Uğurses’e göre marketçilikte ki asıl mesele satış değil satın alma meselesi.”

Levent Uğurses kimdir?

1968 Adana doğumlu Uğurses, ilk orta ve lise eğitimini Adana’da tamamlayıp, 1990 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuş. Daha sonra ABD’nin Atlanta kentinde Mercer Üniversitesi’nde finans ve pazarlama dalında master programını tamamlayan Uğurses, askerlik sonrası müteşebbislik ruhunun ağır basmasıyla babasının içinde bulunduğu gıda dalında işe başladıktan kısa bir süre sonra yeni bir yapılanma ile Groseri’nin kurucu ortakları arasında yer aldı. Aynı ortaklık yapısı ile sebze, meyve alanında Meseri, unlu mamuller sektöründe aile şirketi Pakfırın ve ayrıca 2019 yılından bu yana Türkiye Perakendeciler Federasyonu’nda yönetim kurulu üyeliğine devam etmekte.

2003 yılında Jaycees tarafından iş dünyası dalında Türkiye’nin en başarılı 5 genç iş adamından biri seçilmenin yanında sinemaya olan ilgisin on yıla yakın süredir Hürriyet Gazetesi ve bazı aylık dergilere fi lm eleştirmeni olarak haftalık yazılar yazmakta. Ayrıca Chain Des Rottiseurs adlı gastronomi derneğinin Adana şubesi kurucu üyeleri arasında olup halen yönetim kurulunda aktif olarak çalışmakta.

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER