Sosyal Medya Hesaplarımız

Firmalardan

Penta Teknoloji 26. yıla hedef büyüterek giriyor

Editör
Mürsel Özçelik
Abone Ol:

2015 yılını 1,5 milyar liranın üzerinde ciroyla kapatacak olan şirket, 2016 yılında dağıtıcısı olduğu tüm markalarda liderliği, 2017 yılında ise halka açılarak yeni satın almalarla yola devam etmeyi hedefliyor.

Türkiye’nin önde gelen teknoloji dağıtıcılarından Penta Teknoloji, 25. yılı geride bırakırken şirketin mevcut durumuna ilişkin bilgileri ve önümüzdeki dönem hedeflerini düzenlediği basın toplantısında kamuoyu ile paylaştı. Tamamlanmak üzere olan 2015 yılını 1,5 milyar liranın üzerinde ciroyla kapatacak olan şirket, 2016 yılında dağıtıcılığını yaptığı tüm markalarda lider olmayı, 2017’de ise halka açılarak yeni satın almalarla yola devam etmeyi hedefliyor.
Girişimcilik konusunun ve “Türkiye’den garaj hikayesi çıkar mı?” tartışmalarının henüz gündemde yoğun şekilde yer almadığı 90’ların başında dört üniversite öğrencisi tarafından küçük bir ofiste kurulan Penta, 25 yıllık geçmişinde pek çok ilke ve başarıya imza attı. Bugün dağıtıcılığını üstlendiği 50’den fazla küresel markaya ait 7000 çeşit ürün ve 6000’in üzerinde iş ortağı bulunan şirketin sadece 2015 yılı içerisinde tescil edilen başarılardan bazıları ise şöyle:
Bilişim 500 araştırmasında ilk 10’a giren Penta Teknoloji, “Masaüstü Bilgisayar ve OEM Ürünleri” kategorisinde Birincilik Ödülü’nün sahibi oldu. Kısa süre önce açıklanan “Accenture Dijitalleşme Endeksi” raporu sonuçlarına göre “Bilgi ve İletişim Teknolojisi Ekipmanlarının Toptan Ticareti” kategorisinde “Türkiye’nin En Dijital Şirketi” seçilen şirket son olarak “Capital 500 – Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi” araştırmasında “Karlılığını En Çok Artıran Şirket” ödülünü aldı.

İş ortaklarıyla birlikte büyüdü
Penta Teknoloji’nin başarısının temelinde “her zaman esnek ve büyümeye açık olmak” ve “asla müşterisine, yani bayilerine rakip olmamak” ilkelerinin yattığının altını çizen şirketin kurucularında Genel Müdür Mürsel Özçelik, şirketin kilometre taşlarını şu sözlerle dile getirdi: “Penta kurulduğu günden bu yana sektördeki gelişmeleri yakından takip ederek, kendinin yanı sıra iş ortaklarını da yeni gelişmelere ve büyümeye taşıyacak doğru adımları atmaya odaklandı. Bu doğrultuda 1997 yılında Türkiye’nin alanında ilk B2B e-ticaret sitesi olan Bayinet.com.tr kuruldu. İlerleyen yıllarda Türkiye’de en çok kullanılan ilk 100 internet sitesi arasına giren Bayinet, aynı zamanda kredi kartı ile taksitli satış yapan ilk B2B sitesi olma unvanına sahiptir. Ülkemizde ve dünyada yaşanan ekonomik krizlere karşın gelişmeye devam eden Penta bayi kanalını daha da genişletirken; 2001-2006 arasındaki 5 senede 15 kat büyüyerek, teknoloji dağıtıcısı şirketler arasında ilk üçe girdi. 25. yaşı geride bıraktığı 2010 yılında Yıldız Holding bünyesine katılan Penta Bilgisayar, 2012 yılında Mersa Sistem ile birleşerek Penta Teknoloji adını aldı.”
Penta Teknoloji’nin 2013 yılından bu yana Medyasoft, Ekip Elektronik, Beyaz İletişim ve Sayısal Grafik’i satın alarak bünyesine dahil ettiği yeni markalar ile değer katan dağıtıcı olma yolunda hızla ilerlediğini vurgulayan Mürsel Özçelik, Kasım ayında duyurulan “Penta Teknoloji Merkezi” ve “Penta Bulut”un uygulamalarının da şirketin iş faydasını ön plana çıkaran katma değerler zincirine eklenen yeni halkalar olduğunu, benzer uygulamaları hayata geçirmeye devam edeceklerini söyledi. Hizmete girdiği günden bu yana ihtiyaçlara göre sürekli olarak güncellenen Bayinet’in yeni sürümünün de gelecek günlerde duyurulacağını belirten Özçelik, ek olarak “Kanala sunduğumuz avantajlar son kullanıcıya da avantaj olarak yansıyor. 10’dan 10’a Sevkiyat ile iş ortaklarımıza daha iyi hizmet sunabilmek adına ulaşabildiğimiz her bölgeye kendi sevkiyatımızla ulaşıyoruz. Bu hizmetimiz sayesinde hem iş ortaklarımıza hem de son kullanıcılara sağlamlık ve hız avantajı sunuyoruz. Penta olarak bir anlamda teknolojinin nöbetçi eczanesi olma işlevini üstleniyoruz.” dedi.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Firmalardan

Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor

Editör

Yazar:

Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.

Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.

Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.

Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.

Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi

Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.

Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.

Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.

Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.

Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.

Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.

Devamını Oku

Firmalardan

Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım

Editör

Yazar:

Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.

Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz.  Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu

Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Devamını Oku

Firmalardan

Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara

Editör

Yazar:

Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.

Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”

Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor

Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.

Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor.  Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.

Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli  gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER