Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

İki ülkede iki alışveriş (8)

Ercüment Tunçalp
KANADA 2020 2021

“İki ülkede iki alışveriş” yazı serimizin ilkini (Kanada ile ilgili) Ocak 2020’de yayımlamıştık. O günden bugüne kadar her yazıda bir ülkedeki alışverişi konu aldık ve ülkemizdeki benzer marketlerin fiyatları ile karşılaştırdık. Bu çalışmalardan çıkan sonuçları da yorumladık.

Şimdi ise ilk defa; 1 sene arayla yapılan 2 Kanada alışverişini kıyaslayacağız. Ayrıntılı liste yazının devamındadır.

Bu zahmetli çalışmayı ikinci defa gerçekleştiren Özge ve Cem kardeşlerimize bir kere daha teşekkür ediyorum. (Kaynak: You Tube, Kanada’ya Göç)

Ocak 2020’de bu alışverişin bir benzeri de Türkiye’de yapılmış ve 516,65 TL tutmuştu. Birebir aynı sepet, aynı süpermarketten (Carrefour) bu sene de alındı ve 624,48 TL tuttu. Türkiye alışveriş tutarının yüzde 21 arttığı görüldü.

Adı geçen perakendeci, bu sene çekim yapmaya ve fiyat almaya izin vermediği için son alışveriş sessiz sedasız yapılmış ve de alışveriş fişi videoya eklenmiştir.

2020 yılındaki Kanada alışverişi 201,10 C$ (Kanada Doları) tutmuştu. Aynı sepetin aynı süpermarketten (Loblaws) bu sene 199,89 C$ karşılığında dolduğunu da arkadaşlarımız bize izlettiler. Kanada alışveriş tutarının yüzde 0,60 düştüğü görüldü. Gramajlardaki küçük farkları dikkate alsak bile; 12 ay boyunca artmayan bir alışveriş tutarı ve değişmeyen bir satın alma gücü gerçeğini kabul etmek zorundayız.

Aşağıdaki listede görüleceği üzere alışveriş sepetinde 33 çeşit ürün bulunmaktadır. Zaman zaman batı ülkelerinde raf fiyatlarının yıl boyunca kolay kolay artmadığını söylüyordum. Bir şeyi eksik bıraktığımı farkettim; bu vesile ile fiyat düşüşleri olduğunu da ilave ediyorum.

Şimdi bazı tespitlerime ve yorumlarıma geçiyorum:

  • Kanada Doları Ocak 2020’deki alışveriş tarihinde 4,50 TL idi. Ocak 2021’deki alışveriş tarihinde ise 5,86 TL oldu. Kur artış oranı yüzde 30,2’dir.
  • Özge ve Cem çiftinin geçen yılki net asgari ücreti 2100 C$ olup, bu sene de muhtemelen aynı kalmıştır. Türkiye’de geçen yıl net asgari ücret 2.324 TL’idi, bu sene 2.826 TL’dir. Türkiye’deki asgari ücretli aile, geçen yılki gelirleriyle 516 dolar alabiliyorlardı, bu seneki gelirleriyle 482 dolar alabiliyorlar.
  • Kanada listesindeki 33 üründen, 1 sene boyunca fiyatı artanların sayısı 9’dur. Fiyatı değişmeyenlerin sayısı 14’dür. Fiyatı düşenlerin sayısı ise 8’dir. Pirinçte fiyat artışı vardır ama marka değişikliğinden kaynaklanmış olabilir. Gramajı düşürerek fiyatı aynı seviyede tutmanın, bize özel uygulama olmadığını da Dove sabun fiyatıyla görmüş oluyoruz. Fiyat aynı kalırken, miktar yüzde 18 azalmıştır. Kanada listesindeki tek olumsuz husus budur.
  • Döviz bazında bile Loblaws raflarında bizdekinden ucuz ürünler vardır. Bunlar kıyma, tereyağı, yumurta, muz ve Colgate diş macunudur.

Dana kıyma kg fiyatının Kanada’da yıl boyunca 12 dolar olduğu görülüyor. Ocak 2021 Carrefour dana kıyma fiyatı (%5-7 yağ) 72,90 TL’dir. Yani 12,44 dolar karşılığıdır.

Tereyağı 500 gr fiyatının Kanada’da yıl boyunca 4,39 dolar olduğu görülüyor. Ocak 2021’de Carrefour’da Sütaş 500 gr tereyağı fiyatı 43,65 TL’dir. Yani 7,45 dolar karşılığıdır.

Yumurta (24’lü) fiyatının Kanada’da yıl boyunca 5,78 dolar olduğu görülüyor.

Ocak 2021’de Carrefour’da Keskinoğlu doğal besi yumurta adet fiyatı 1,45 TL olup, 24 adedi 34,80 TL’dir. Yani 5,94 dolar karşılığıdır.

Muzun 1,2 kilogram fiyatı Kanada’da Ocak 2020’de 1,53 dolar iken, Ocak 2021’de 1,45 dolara düşmüştür. Kilogram fiyat 1,21 dolara denk gelmektedir.

Ocak 2021’de Carrefour ithal muz fiyatı 18,90 TL’dir. Bu da 3,23 dolar karşılığıdır. Bitmedi, yerli muzumuzun fiyatı bile Kanada’nın ithal ettiği muzun 2 katı fiyata sahiptir. Aynı perakendecimizde yerli muzun fiyatı da 13,95 TL olup, 2,38 dolara denk gelmektedir.

  • Zeytin üreten ülke olmakla haklı olarak övünüyoruz. Ancak zeytinyağını ithal eden Kanada ile döviz bazında bile aynı raf fiyatına sahip olabiliyoruz.

Naturel sızma zeytinyağı (extra virgin olive oil) 1 litre Kanada fiyatı 9,29 dolardır. Ocak 2021’de Carrefour ‘da Kristal naturel sızma zeytinyağ 1 litre fiyatı 53,25 TL dir. Karşılığı 9,09 dolardır.

  • Colgate Optic White 75 gr diş macunu Kanada fiyatı 3,99 dolar iken, Ocak 2021’de Carrefour’da aynı ürünün fiyatı 44,95 TL’dir. Karşılığı 7,67 dolardır. Yani neredeyse döviz bazında 2 katı!
  • Nutella fiyatları ise birbirine çok yakındır ve elbette bu da anlamlı değildir. Çünkü bu markanın fabrikası ve üretimde kullandığı birçok girdi ülkemizde bulunmaktadır. Fiyatlara bakınca bunu görmek mümkün değildir. Kanada’da en az 1 yıl boyunca Nutella fiyatı değişmezken, aynı dönemde bizdeki fiyat artış oranı yüzde 45 olmuştur.

Carrefour’da Ocak 2020’de 20,45 TL olan Nutella 750 gr fiyatı, Ocak 2021 tarihinde 29,60 TL’ye yükselmiştir.

  • Ayçiçek yağı fiyatına dikkatinizi çekerim. Ocak 2020’de Kanada’da litresi 4,99 dolar, Ocak 2021’de yine 4,99 dolar. Yani değişme yok…

Carrefour’dan Ocak 2020’de alınan 1 litre ayçiçekyağı fiyatı 10 TL, Ocak 2021 tarihindeki fiyat 18,50 TL. Fiyat artış oranı yüzde 85

Bitmedi. 25 Kasım 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan ham ayçiçek yağı ithalatından alınan yüzde 36 gümrük vergisi yüzde 3’e düşürüldü.

İhtiyacımızın tamamını ithal etmediğimiz halde ve büyük vergi indirimine rağmen fiyat artışımız yüzde 85 olmuş.

Ancak küresel fiyatlardaki değişime rağmen, Kanada’da fiyatlar aynı kalmış!

  • Listede görüleceği üzere; Kanada alışverişinde geçen sene 5 dolar, bu sene 6 dolar civarında vergi vardır. Sebebi; 33 çeşit üründen 25 adedinde vergi bulunmamasıdır. Et ürünleri, süt ürünleri, meyve sebze ve yumurta gibi temel ürün kategorilerinde vergi sıfırdır. Kalan 8 çeşit ambalajlı üründe ise vergi oranı yüzde 13 olup, toplamda ancak 5-6 dolar vergi yükü bulunmaktadır.

Geçen yılki Türkiye alışverişinde vergi tutarı 34 TL idi. Bu seneki de 41 TL civarında olmalıdır.

  • Bu kıyaslamalardan çıkan bir önemli sonuç da, küresel tedarikçilerin ‘oynak kur’un nimetlerinden iyi faydalanmalarıdır. Tedarikçilerin bir takvim yılı içinde batı ülkelerinde fiyat değişikliğini teklif edecek bir sebepleri yokken, Türkiye’de her ay öne sürebilecekleri kendilerince haklı (!) sebepleri vardır. Kur yukarı yönlü ise ‘fiyat artışı’, aşağı yönlü ise ‘kazanılmış hak’ durumu hakimdir. En iyi ihtimalle rezervlerin bir kısmı kampanyalarda kullanılabilir. Ancak satış artışı ile telafi edildiğinden, o bir kısım fedakarlık bile tartışmalıdır.
  • Özge ve Cem kardeşlerimiz 2 sene üst üste Türkiye’ye gelseler ve ailelerinin evi için de alışveriş yapsalardı, ilk gelişlerinde listedeki ürünlere 115 dolar öderlerken, 12 ay sonraki alışverişe 107 dolar öderlerdi. Yani onlar için hayat Türkiye’de de ucuzlamış olurdu. Elbette orada kazanıp burada harcamak şartıyla…
  • En önemli sonucu sona bıraktım. Kanada’nın ithal ettiği ürünler yok mu?

Elbette var. Peki nasıl oluyor da raf fiyatları değişmiyor?

İşte cevabı;

Ocak 2020’de 1 C$ = 0,77 $ , Ocak 2021’de 1 C$ = 0,79 $ ,

Ocak 2020’de 1 C$ = 0,69 € , Ocak 2021’de 1 C$ = 0,65 €’dur.

Paranızın değerini koruyabilirseniz, satın alma gücünüzü de koruyabilirsiniz.

Kanada bu konuda onlarca başarılı örnekten sadece birisidir!

 

Devamını Oku
Advertisement
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ercüment Tunçalp

Çekirdek enflasyon üzerine…

Ercüment Tunçalp

Bu yazı Eylül ayı faiz kararından 2 gün önce yayımlanmış olacaktır. Konumuz o alınacak karara referans olacağı açıklanan çekirdek enflasyondur. Doğuracağı netice 2 ihtimallidir. Politika faizi ya sabit bırakılacak ya da indirilecektir.

Çünkü;

Temmuz ayı enflasyon oranı yüzde 18.75 olarak açıklandığında MB söylemi, “Biz enflasyon oranı altında faiz uygulamayacağız” şeklindeydi. Ancak yüzde 19’luk faiz, yüzde 19.25’lik Ağustos enflasyonunun altında kalınca söylem değişti ve “manşet enflasyona değil, çekirdek enflasyona bakacağız” halini aldı. Yani Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun politika faizini artıramayacağı belli olunca, manşet enflasyon (ana enflasyon) yerine alt endekslerden biri olan Çekirdek-C serisi (enerji, gıda, alkolsüz içecek, alkollü içecek, tütün, altın hariç TÜFE) yüzde 16.8 oranı ile yeni kriter olarak benimsendi.

Ve piyasalar çekirdekle ilgilenmeyeceğini, gerçek veriler üzerinden hareket edeceğini de hemen belli etti ve döviz kuru sessizliğini bozdu.

Önce çekirdek enflasyonun ne olduğuna bakalım:

TÜFE Endeksi’ni oluşturan mal ve hizmet sepetinden bazı ürünlerin çıkartılarak, geriye kalan ürünlerle fiyatlar genel seviyesindeki değişikliklerin hesaplanması çekirdek enflasyon olarak adlandırılıyor. Gıda ve enerji gibi MB tarafından doğrudan kontrol edilemeyen kalemlerin manşet enflasyondan çıkarılmasıyla elde ediliyor.

Çekirdek enflasyonun hesaplanma nedeni; içinde mevsimsellik özelliği gösteren, hava koşullarına bağlı olarak fiyatları arz ve talebe bağlı olmadan daha fazla dalgalanan ürünlerin sepetten çıkartılarak duruma bir de böyle bakılmasını sağlamaktır.

Evet çekirdek enflasyon şeklinde, MB elinde özel bir gösterge olduğunu kabul ediyoruz. Yani faydalı bir araçtır. Enflasyon seviyesinin ileride nasıl bir değişim göstereceği konusunda yol gösterici veriler sunabilir. Hatta daha doğru ve gerçekçi politikalar oluşturmak adına bu aracı kullanmak zorunlu da olabilir.

Ama hepsi bu kadar!

Vitrine koyup nirengi noktası gibi göstermek ve TÜFE’nin yerine geçerli kılmak ise yanlıştır. Üstelik yıllardır bütün hedefleri TÜFE için açıklayıp, sonra da başka bir yere odaklanmak güvensizlik yaratır. Ve de en önemlisi gerçek yaşananları yansıtmaz.

Çünkü, birincisi mevsimlik hava değişimlerinin sonuçları da vatandaşın yaşadığı gerçeklerdir. İkincisi yüksek bulunduğu için terkedilen yüzde 19.25’lik TÜFE bile halkın yaşadığı gerçek enflasyonun çok altındadır. Zira TÜFE sepetindeki ağırlığı yüzde 25.94 olan gıda ve alkolsüz içeceklerin, alt gelir grubu için gerçek ağırlığı yüzde 42’dir ve bu kategorinin enflasyonu da yüzde 29’dur.

Üstelik bu çekirdek enflasyon TÜFE sepetinin sadece yüzde 56’sını temsil ediyor. Bu durumda toplam ağırlığın yüzde 44’ünü faiz kararında dikkate almayan göstergeye bakarak tüketicinin yemekten içmekten vazgeçtiğini; elektrik, benzin, mazot ve doğalgazı hayatından çıkarttığını mı varsayacağız?

Enflasyon endeksini oluşturan ürün mal ve hizmet sepetinden ne kadar fazla ürün çıkartırsanız gerçeklerden o kadar uzaklaşırsınız. Hem de her zaman yukardaki gibi TÜFE’nin altında kalan oranlarla değil, üzerine çıkan sonuçlarla da karşılaşma olasılığınız vardır.

Biraz daha açalım…

Çekirdek enflasyonun 6 adet alt endeksi vardır. TÜİK, manşet enflasyonun daha dar kapsamlı bu göstergelerini A’dan F’ye kadar sıralamış…

  • A Endeksi: Mevsimlik ürünler hariç TÜFE,
  • B Endeksi: İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içecekler, tütün ve altın hariç TÜFE,
  • C Endeksi: Enerji, gıda, alkolsüz içecekler, alkollü içecekler, tütün ve altın hariç TÜFE,
  • D Endeksi: İşlenmemiş gıda, alkollü içecekler ve tütün ürünleri hariç TÜFE,
  • E Endeksi: Alkollü içecekler ve tütün hariç TÜFE,
  • F Endeksi: Yönetilen- yönlendirilen fiyatlar hariç TÜFE.

Elbette yukardaki her çekirdek enflasyon göstergesi C endeksi kadar faiz havuzuna su taşımıyor. Örneğin şaşırıp F tanımlısını seçseniz, yüzde 20.60’lık oranla TÜFE’yi de geçtiğini görmeniz mümkündür!

O zaman sormak gerekiyor; yarın diğer serilere de sıra gelir mi ve gelirse tercih neye göre şekillenir?

“Enflasyon Ağustos’ta düşecek” diyenlere karşı, düşmeyeceğini aylar önce söylemiştim. Bu görüşlerim aşağıdaki yazılarımda görülebilir. Şimdi de aynı görüşü önümüzdeki aylar için ifade ediyorum. Zira tersi matematiğe aykırıdır.

Zira Ağustos ayındaki yüzde 45.52’lik ÜFE buharlaşacak mı?

Hiç değilse bir kısmı TÜFE’ye yansımayacak mı?

Reel faiz hesabı beklenen enflasyon dikkate alınarak yapıldığına göre; MB’nın şimdilik saklı tuttuğu görüş benimle aynı paralelde olmasaydı, boşu boşuna TÜFE yerine tartışmaya açık olan çekirdek enflasyon öne çıkartılır mıydı?

“Üç ay sonra beklediğimiz enflasyon yüzde 16’dır” denerek politika faizi rahatça 1 puan indirilebilirdi. Yine indirilebilir ama gerekçe sağlam olmadığı için yıpratıcı yan tesirlerine de hazırlıklı olmak gerekir.

Neticede; tüketicinin satın alma gücünü de reel faizi de belirleyen manşet enflasyondur. Buna göre oluşan negatif reel faiz, paranın dövize, altına ve borsaya yönelmesine neden olur. Yani bundan böyle artık genel enflasyon düzeyinin değil, çekirdek enflasyonun baz alınması belki faizlerin düşmesi için zemin hazırlayabilir ama bu inandırıcı olmayan gerekçe ile doları ikna etmek mümkün olmadığı için döviz kurları alır başını gider.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Anlaşmalı fiyatlandırma mümkün değildir!

Ercüment Tunçalp

Son günlerde çok fazla konuşulduğu için konuya dahil olmuş bulunuyorum. Söylenti, temel gıda ürünlerinde zincir marketlerin ortak fiyat belirledikleri şeklindedir.

Kırkbeş yıldır gıda sektörünün içindeyim. Yaklaşık 25 yıl boyunca da direkt olarak fiyatlandırma yaptım veya denetledim. Hâlâ bu yazılara alt yapı teşkil etmesi için yurt içinde fiyat araştırmaları yapıyorum. Yurt dışındaki fiyatları da yakından takip ediyorum.

Sonradan söyleyeceğimi en başından söyleyeyim; böyle bir müşterek hareket mümkün değildir. Zira ortada aşırı rekabetçi bir piyasa vardır ve gerek birbirlerinden pazar payı kapmaya çalışan tedarikçiler tarafında, gerekse azalan müşteriyi tekrar kazanmaya çalışan perakendeciler tarafında büyük mücadeleler verilmektedir.

Kaldı ki, ben durum tespiti olarak tam da söylenenin aksini iddia ediyorum ve perakende satış noktalarına göre fiyat oynaklığının çok fazla olduğunu söylüyorum, örneklerle de ortaya koyuyorum.

Bu görüşümü yılın başında “Gezen ve araştıran tüketici kazanıyor” başlığı ile ortaya koymuştum. Pahalılıktan haklı olarak şikayet eden tüketiciye de düşen görevler olduğunu belirtmiştim.

O yazımı okuyanlar da görecekler ki; benim de tüketici olarak yüksek fiyatlarından şikayetçi olduğum satış noktaları vardır. Ancak araştıran tüketicinin o satış noktalarından ayağını çekmesiyle fiyatların düşeceğini bilmesi gerektiğine de inanıyorum. Üstelik pazardaki düşük fiyatın nerede olduğunun bulunması bugünün dijital ortamında o kadar da zor değildir.

Peki bu yanılgıya neden düşülmüş olabilir?

  • Sadece bizde değil, bütün dünyada temel gıda kategorilerindeki pazar payı yüksek markalarda fiyat istikrarı vardır. Buna bakarak “anlaşıyorlar” sonucu çıkmaz. Çünkü bu markaların tedarikçileri perakendeciye göre şartlarını fazla esnetmedikleri için, perakendeciler de ağır rekabet şartlarında güçlü markanın yüksek fiyatıyla dikkat çekmek istemediklerinden, zorunlu olarak aynı seviyede fiyatların oluşması mümkün olabiliyor. Ancak bu durum pazarın genelini yansıtmıyor. Yani fiyat oynaklığı en az kategori lideri markalarda rastlanan bir durum oluyor. Hatta bu markaların dönemsel indirimlerde bile belli bir fiyat disiplini korunuyor.
  • Yumurta konusu da çok seslendirildiği için açıklık getirmekte fayda vardır. Esasında borsası olan bu üründe fiyatın aynı günler içindeki benzerliğine değil, aşırı farklılaşmasına şaşırmak gerekir.

Örneğin merkezi Ankara’da bulunan YUM-BİR, yumurta sektörünü Ulusal ve Uluslararası platformlarda temsil eden sektörün bir nirengi noktasıdır. Bünyesinde yumurta üretiminin yoğun olduğu il ve ilçelerde kurulmuş 12 Birlik ve 400 civarında üyesi bulunmaktadır. Arz ve talep durumuna göre (yuriçi/yurtdışı) haftalık fiyatları yayınlar (kalibraja ve renge göre). Yani bir nevi borsadır. Ülke genelindeki toptancı ve perakendeci de bu fiyatları yakından takip eder. Elbette en büyük alıcıların talep yönlü etkisini de dışarda tutamayız. Standardın dışına çıkıldıkça da (gezen ve organik gibi) o fiyatlar esas alınarak farklar oluşur. Haliyle bunların fiyatları arasında da paralellik vardır. Yani bu sebeple de buradan yola çıkarak “aralarında anlaşıyorlar” sonucuna ulaşılamaz. Zaten birliğin amacı da spekülasyonların engellenmesi ve istikrarın sağlanmasıdır.

  • Son zamanlarda tüketicinin en büyük şikayetlerinden biri de kuruyemiş fiyatlarındaki artışlardır. Evet ben de yaptığım araştırmalarda hem market raflarında hem de bazı kuruyemiş dükkanlarında fiyatların artışını izledim.

Halkımızın en temel tüketim kategorilerinden olduğu için iki canlı örnekle konuya açıklık getireyim. Olumsuz örnekleri isim vererek açıklamak tercihim değildir. Ancak piyasa düzenleyici rolleri adına çok şubeli ihtisas mağaza zincirleri olan Tatbak ve Makbul örneklerini sürekli indirim formatının öncüleri olarak öne çıkartmak gerekiyor. Çünkü çok uygun fiyatları yanında kalite standartlarını da muhafaza etmeleri, tam da satın alma gücü sürekli düşen Türk tüketicisine en uygun konsept olarak öne çıkıyor.

Her iki zincirin ana kategorileri yanında ayrıştıkları alt kategorileri sayesinde de birbirlerini tamamladıkları bile söylenebilir. Bu şekliyle de birbirlerine komşu şubeleri bile sorun yaratmamaktadır.

Bunu biraz açalım.

Tatbak kuruyemişin yanında; kuru pasta, yaş pasta, sütlü tatlı, şerbetli tatlı, dondurma ve donuk ürünlerde,

Makbul kuruyemişin yanında; bakliyat, baharat, kuru meyve ve şekerlemede fark yaratıyorlar. Ortak özellikleri ise uygun fiyatlar…

Ne kadar uygun olduklarına bakalım mı?

Fenerbahçe semtinde çoğu zaman acil alışverişleri yaptığım bir kuruyemişçi var. Her zaman aldığım 400 gramlık karışıma (4 çeşit ve 100’er gram) 39 lira öderken, birebir aynı karışıma yukarda adı geçen zincirlerde 21 lira ödemiş bulunuyorum.

Farka bakar mısınız?

Uzakta da olsa aynı ürünü yarı fiyatına almak için yorulmaya değmez mi?

“Kalitesi aynı değildir” diyenler çıkabilir, doğrudur ama kimin lehine olduğunu da söyleyeyim; ucuz ürünlerin lehine…

Bunu müşteri gözüyle söylemiyorum, yıllarca kalite kontrolü eşliğinde toptan alım yapan ve bu iş kolunda onlarca hipermarketin bünyesinde işletici firma çalıştırmış ve denetlemiş bir kişinin görüşü olarak belirtiyorum.

Sonuçta;

Kıt bulunan ürünler haricinde, fiyatlara tüketicinin de yön verme gücü vardır. Ülkemizde her üründe ‘en ucuz’ olan bir perakendeci yoktur. Bu durumda da alışverişi bölmekten başka çare olmadığı açıktır.

Esasında anlaşmalı fiyatlandırma olsaydı tüketici çaresiz kalabilirdi. Ne iyi ki böyle bir şey yoktur ve aile bütçesinden büyük tasarruflar yapmak mümkündür. Yeter ki planlı alışverişlerin temel kategorilerinde bilgisayar başında biraz zaman harcanabilsin.

Peki buna değmez mi?

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Yüksek büyüme tüketici için ne ifade ediyor?

Ercüment Tunçalp

Türkiye ekonomisi bu yıl ikinci çeyrekte yüzde 21.7 büyüyerek, 1999 yılından bu yana açıklanan yeni serideki en yüksek büyüme oranına ulaştı. Ancak pandemi sebebiyle ekonomide tam kapanma önlemlerinin uygulandığı geçen yıl ikinci çeyrekte Türkiye’nin yüzde 10.4 küçüldüğünü de unutmayalım. Yani bugünkü performansın içinde geçen yılki çift haneli küçülmenin de baz etkisi var. Yılın tamamında ise muhtemelen yüzde 8 gibi bir büyüme oranı ile karşılaşacağız. Ancak yıllardır ortalama yüzde 5 büyüyoruz zaten…

Evet yine de dönemsel olarak yüksek oranlı bir büyümedir ama vatandaşın refahına ve alım gücüne ne kadar yansıdığına da iyi bakmak gerekir.

O zaman bu büyümenin tüketici için ne ifade ettiğine bakalım.

Bunu TÜİK’in son açıkladığı Ağustos ayı tüketici güven endeksinden izliyoruz. Haziran ayından itibaren 3.5 puanlık güven azalışı ile Ağustos ayında endeks değeri 78.2’ye inmiş bulunuyor. Dramatik olan 100’ün altındaki her değer güvensizliğe işaret etmesine rağmen, yakın tarihte anket sorularında ve hesaplama şeklinde yapılan değişiklik olmasaydı endeks 20 puan civarında daha eksik değer alacaktı. Detay bilgiyi bir sene önceki “Tüketici güven endeksi nasıl değişti?” başlıklı yazımda bulabilirsiniz.

Kişi başı milli gelirin dolar bazında 14 sene önceki seviyenin altında olduğunu da unutmayalım…

Vatandaş ekonomik konulara fazla kafa yormasa da bu durumu gazete sayfalarından takip ediyor. Üstelik 5 milyon mültecinin payı henüz ayrılmamışken. Yani kişi başına gelir hem 2020 yılında son 14 yılın en düşük seviyesi olan 8.599 dolara inmiş hem de bu bile sadece kağıt üstünde kalmıştır!

Çünkü kişi başına gelirin tahminen 500 doları da Suriyelilere gitmiş olmalıdır.

Kaldı ki; kişi başına gelir, iki çeyrektir artıyor olmasına rağmen 9.120 dolar ile yine de 2007 yılının gerisindedir.

Hepsi bu kadar da değil…

Tüketime dayalı büyümenin ancak borçlanma ile sağlandığını tüketici yaşayarak öğrendi. Eh refahının artmadığını, tersine sürekli azaldığını da görüyor. Yani bir tarafta büyük oranda krediler yoluyla gerçekleşen büyüme, diğer tarafta işsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımındaki bozulma…

Ekonomideki büyüme sokağa yansımadığı gibi yüksek enflasyon sebebiyle cebi küçülen tüketiciye bunu anlatmak da gitgide zorlaşıyor.

Dünya Bankası’nın Nisan sonunda yayınladığı Türkiye Ekonomik İzleme Raporu’na göre Türkiye’de son iki yılda mutlak yoksul sayısının 3.2 milyon artarak 10 milyon 171 kişiye yükseldiğini, böylelikle 2018’de nüfusa oranla yüzde 8.5 olan mutlak yoksul sayısının 2020’de yüzde 12.2’ye çıktığını açıkladı. Yani açıkça görülüyor ki; büyüme işsizliği azaltamıyor, gelir dağılımını düzeltemiyor, yoksulluğa çare olamıyor.

Peki yüksek büyümenin nimetlerinden kim yararlanıyor?

Gelir dağılımının bozulduğu bir ortamdaki büyüme; halkın büyük kısmına yansımıyorsa, küçük bir mutlu azınlığın zenginleşmesine katkı yaptığı açıktır. Kısaca, emeğin büyümedeki payı azalırken sermayenin kârı artıyor, yüksek enflasyonla da hormonlu büyüme gerçekleşiyor.

TÜİK verilerine göre de yoksul ve orta gelir gruplarının kaybettiği gelir, en zengin yüzde 20’lik gruba gitmiş görünüyor. Bu grubun toplam gelirden aldığı pay 2005 yılında yüzde 44.4 iken, 2019 yılında 3.1 puan artarak yüzde 47.5’e ulaşmış bulunuyor. Yani gelirin yarısı bu mutlu azınlığa ayrılınca, toplumun yüzde 80’i de gelirin diğer yarısı ile yetinmek zorunda kalıyor. Ayrıca mevcut durumu koruma garantisi de bulunmuyor. Hatta ülke geliri büyüdükçe, çoğunluk diliminin küçüleceğini de ben söylemiyorum, devletin resmi istatistik sonuçları söylüyor.

Bir başka görüntü de dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının yüzde 67 olmasıdır. Yani zengin ve fakirin aynı oranda ödedikleri ÖTV-KDV gibi dolaylı vergilerin hakimiyeti sürmektedir. Büyüme gerçekleştikçe reel geliri küçülen kesimlerin, vergi sisteminin gelir dağılımını bozucu etkisi altında kalmaları kaçınılmazdır.

Orta gelir grubuna geçtiğimizde;

Politika faizini (% 19) geçmiş olan enflasyon oranı (% 19.25) gündemdeyken; bankada tasarrufu olan mevduat sahibi eksi reel faiz sebebiyle kayıptayken, üstelik enflasyon da artış eğilimini sürdürürken ‘faizlerin düşmesi’ konuşuluyorsa, büyüme haberleri ilgi çekici olamaz.

Bir başka kesim için ‘dolarizasyon’ tek seçenek olmuş zaten. Eğer faiz enflasyona göre şekillenmiyorsa, döviz kuru kendini mevcut duruma göre ayarlayacağından, bu tercihi seçenlerin de bir nevi sigortası yerine geçmiştir.

Hatırlatmakta yarar var; pandemi sebebiyle küresel ortamdaki 1-2 puanlık enflasyon artışlarının bizdeki yüksek ve kronik enflasyonla en küçük bir benzerliği yoktur. Henüz geçtiğimiz ay “Enflasyon ve doğru teşhisin önemi” başlığı ile ayrıntılı olarak yazdığım için tekrara düşmek istemedim.

Sonuç olarak;

Yüksek büyüme ile yüksek enflasyon birlikte gerçekleşiyor. Acaba tüketici alım gücünü ve refah seviyesini düşüren yüksek enflasyonu görmezden gelerek tabeladaki büyüme oranına odaklanabilir mi?

Dolayısıyla sermaye sahipleri şunu çok iyi bilmeliler ki; sadece işletmelerinin mali performansını artırmakla sürdürülebilir mutluluk yaşayamazlar. Zaten reel geliri sürekli azalan bir tüketici grubuna hizmet ettiklerini bilerek, imkanlarının bir kısmını onlarla paylaşmayı strateji olarak benimsemelidirler.

Hani hepimiz aynı gemideyiz ya…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

POPÜLER