Sosyal Medya Hesaplarımız

Ferhat Zamanpur

Perakende’de “bizde çalışmaz” hastalığı

Ferhat Zamanpur
Abone Ol:

Öncelikle Retail Türkiye’ye yazar olarak katılmaktan çok memnunum. Türkiye’nin sayılı premium markalarından birinin CEO’su olarak sektörümüzü yakından takip ederim ve bu yayın da hep ilgimi çekmiştir. Hem yaşadıklarımızı, hem de global perakende hakkında paylaşımları sizlerle bu yayından yapmayı dört gözle bekliyorum. Bunlardan ilki de sektörümüzü pandemiden sonra en çok zorlayan hastalıklardan biri hakkında: “Bizde çalışmaz” virüsü (“Çavid-19”.) Belki bir çoğunuz bu cümleyi bir espiri olarak görebilirsiniz ama ben bunu perakendede gelişmemizi yavaşlatan (hatta bazen önleyen) ciddi bir hastalık olarak görüyorum. İzin verin açıklayayım…

“Bizde çalışmaz” virüsü pek çok iş insanımızın ortak sorunlarımızdan bahsederken yeni bir çözümün onlarda çalışmayacağı iddiası ile yayılmaktadır. Çavid-19’un ilk semptomu buna gerekçe olarak da durumun onların şirketinde “farklı” olduğunun sunulmasıdır. Hastadan hastaya değişse bile en sık olarak rastlanılan “gerekçeler” markanın/işin/ürünün/sektörün/kanalın/ölçeğin bahsedilen çözüme uygun olmamasıdır. Bu bakış açısı ülkemizde pek çok sektörde pandemi gibi yayılmış olsa da en azından aşılarının bulunmuş olması 2020’nin nadir güzel haberlerinden biridir!

(Aşılardan önce sizlerle başka bir şey paylaşmak isterim: bu yayında daha ilk yazıma hastalık terminolojisiyle başlamam size biraz menfi gelmiş olabilir ama bunun konunun hak ettiği ciddiyeti yansıtma çabası olduğunu bilmenizi isterim. Böylece ilginizi ödünç aldığımı umuyorum ve bundan sonraki kısımda yanlış anlaşılmamak adına virüs metaforumu bir kenara bırakıyorum.:)

Aslında pek çok iş insanının yeni çözümlerin kendi işlerinde çalışmayacağına inanması ve bunu savunması çok da şaşırtıcı bir yaklaşım değil. Ne de olsa insanoğlu bilmediğinden çekinen, alıştığını da kolay kolay bırakmak istemeyen bir canlıdır. Bu özellikler doğamızda var; bilmediğimizden korkarız çünkü onu denemenin bir bedeli vardır; başarısızlık, zorluk, alışamamak, yeni şeyi beğenmemek, pişmanlık, beklentisizlik ve fazlası. Bir tür ksenofobi olarak değerlendirebileceğimiz bu durum en başından beri içimizde, hatta Amerikan yazar H.P Lovecraft’ın özetlediği gibi “korku en eski ve güçlü duygumuzdur, bilinmeyenden korkmak da en eski ve güçlü korkumuzdur.” Buna ek olarak benzer güce sahip olan mevcut alışkanlıklarımız da var ve bunları devam ettirmek bize güvence, huzur ve beynimizdeki ödül mekanizmasının çalışmasını sağlar. “Değişim” bu korku ve alışkanlık dengelerini alt üst ettiğinden pek çok insan için dehşet verici olabiliyor (örneğin teknolojinin muazzam değişimine ayak uydurmaya çalışmak yerine bundan çok rahatsız olan insanlar.)

Değişimden çekinmenin insan doğasındaki bu iki nedenini anladıktan sonra yeni çözümlere karşı bahsettiğim olumsuz yaklaşımı adeta bir refleks olarak bile değerlendirebilirsiniz. Zira yeni çözümler çoğu zaman radikal fikirler ve köklü değişikliklerden ibarettir, bunun için de korkularımızla yüzleşmek ve alışkanlıklarımızı bırakmamız gerekir. Şahsen empati yaptığımda bunun bazı insanlar için fazla zor olabildiğini görsem de özel hayatımda da, iş hayatımda da cesur kararlar alan biri olarak bu yazıda daha ilham verici olmayı tercih ediyorum. Bunu başarmak için de sizlerle yeni/radikal çözümler değerlendirmeye başlarken kullanabileceğiniz 3 öneri paylaşmak isterim:

  • Yeni fikiri ilk masaya yatırdığınızda pek çok kişinin sahip olduğu “Bu çözüm bizde neden çalışmaz” refleksini sergilememeye özen gösterin (aklınıza ilk gelen sonuçlar olumsuz senaryolar olsa bile). Tam tersi bu çözüm ilk haliyle tam olmasa bile onu “oldurtmak” için neler yapılabilir konusunda beyin fırtınası yapmaya başlayın ve bu konuda takımınızı da teşvik edin. Eğer değişime karşı olumsuz otopilota sahip olan siz değil de bir iş arkadaşınız ise kendisinden şeytanın avukatlığını yapıp listelediği sorunlara alternatif çözümler hayal etmesini rica edin, bunları da olumlu dille geliştirilmesine destek olun.
  • Genellemelerde tutsak kalmayın: “Türk insanı şöyledir,” “Bizim sektör böyledir,” vs. Ebedi engelmiş gibi tüm gördükleriniz vizyon olarak da, uygulama olarak da gelişmemizi kısıtlar. Günümüzde yeteri kadar dış etkene bağlı zorluk varken kendi yarattığınız engellerde hapsolmak belki de en acı fırsat kayıplarına yol açar. Büyütmek, küçültmek, geliştirmek, basitleştirmek: bunlar sosyolojik ya da sektörel esaslar değil, bizim kararlarımız (olmalı.)
  • Küçük resimdeki sorun içinde kaybolup büyük resimde amacı unutmamak. Belki de iyi bir yöneticinin en önemli özelliklerinden biri büyük resime hep hakim olup, takımının amaca doğru ilerlediğinden emin olmaktır. Mevzubahis radikal çözümler yanlarında küçük/geçici sorunlar getirebilir ama bunlara hemen takılmak yerine asıl amaca odaklanıp hepsini adilce tartabilmek çok değerli bir özelliktir. Buna sahip olan (ya da bu yönünü geliştiren) yöneticiler genellikle şirketlerini bir sonraki seviyeye çıkarmakta daha etkin rol oynayıp daha değerli konuma ulaşırlar.

Metafora dönecek olursak, sizlere bir müjdem var: Bu üç ilaçın da ilk etapta Çavid-19’u sakinleştirdiği, hatta pek çok vakada iyileştirdiği kanıtlandı! Böylece hastalığın yan etkilerini kendinizde ya da bir iş arkadaşınızda hissederseniz hızlıca bu ilaçlara başlayabilirsiniz, eminim ki faydalarını beklediğinizden hızlı bir şekilde göreceksinizdir. Tabi bu bahsettiğim tedavilerin her zaman için yeterli olduğu ya da başka yöntem olmadığı anlamına gelmiyor – fazlasını, detayları ve bu sayede şahit olduğum olağanüstü sonuçları önümüzdeki aylarda sizlerle paylaşmayı dört gözle bekliyorum. Sağlıklı ve başarılı günler dileğiyle…


Ferhat Zamanpur, işletme ve pazarlama dallarında üniversite eğitimi aldığı University of Southern California’dan 2008’de mezun olup, Los Angeles’ta bir tıp grubunun pazarlama bölümünde çalıştı. 2010’da ülkemize döndü ve Silk and Cashmere’de işe başladı. Sırasıyla önce grafik bölümünde, sonra kurumsal pazarlama ve e-ticaret departmanına yükseldi. Bu bölümü baştan yapılandırıp markanın online alanda ciddi bir altyapı kurup erkenden atağa kalkmasını sağlayan adımları attıktan sonra 2015 yılında CMO pozisyonuna terfi oldu. Burada 500 gün süren, Silk and Cashmere’in “rönesansı” olarak adlandırdığı marka yenileme projesini yönetti ama markasına ve sektörüne en önemli katkılarından biri ise 2012 yılında şu an Türkiye perakendesinin en büyük kampanyası haline gelen Black Friday’i Türkiye’ye getirmesi oldu. Şirkette onuncu yılını dolduran Zamanpur, 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren CEO görevini devir aldı. Bu görevi aldıktan daha 100 gün geçmeden dünya perakende sektörü asrın en büyük krizlerinden birine girmesine rağmen radikal kararları sayesinde markasının performansının geçen seneyi geçirmesinde önemli rol oynadı.
Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Advertisement

Ferhat Zamanpur

2 yıllık bir CEO’nun 2022 mesajı

Ferhat Zamanpur

Yeni yıla gireli tam İKİ hafta olmuşken geçen sene bu zamanlar değerli müşterilerimizle paylaştığım yılbaşı mesajını buldum:

“KA-VUŞ-TUK!

2021, inan çok uzun zamandır seni bekliyorduk…

2020 çoğumuz için hayatımızın en zor yılı olduğu kesin. Geçen sene bugüne dönsek yaşayacaklarımızın onda birini hayal bile edemezdik! Buna rağmen son asrın en yıpratıcı yıllarından birini geride bıraktık ve umutla yeni bir yıla girdiğimiz bu günlerde siz değerli müşterilerimize kısaca yazmak istedim.

Tıpkı sizler gibi, 2020 benim için de diğer tüm yıllardan farklıydı. Öncelikle geçen sene 1 Ocak’ta 29 yıllık markamızın CEO rolünü devir alarak hayatımın en büyük sorumluluğunu almış oldum. Bundan daha 100 gün geçmeden (neredeyse tüm sektörler gibi) global perakendenin de alt üst olması hazırlanması imkansız ama bir o kadar da unutulmaz bir başlangıç oldu.

Çok şanslıyım ki ilk günlerinden beri yenilikçi, değişime hevesle sarılan bir markanın parçasıyım. Bu yaklaşımımız sayesinde şartlar hakkında şikayet etmek yerine daha ilk günden adapte olmaya odaklandık ve zaten bir süredir üzerinde çalıştığımız, uzun vadede hayata geçirmeye planladığımız hizmetleri hızlandırdık.

Türkiye’nin ilk Covid-19 S.A.F.E sertifikalı amiral mağazalarımız, dokunmatik ekranlarınız ve evlere/bahçelere/videolu/WhatsApp servislerimiz sayesinde bu yeni dönemde size her zamankinden daha yakın olabildik.

Daha tünelin sonuna gelmiş olmasak da ışığı gördüğümüz kesin! Bir yandan 2020 gibi tarihi zorlukta bir yılı geride bıraktığımız için mutlu, bir yandan da tıpkı kaşmir keçilerimiz gibi zorlukları inatla aşan ruhla bundan sonra karşımıza çıkabilecek tüm zorluklardan korkmuyoruz.

Bu yıl için çok umutlu olmakla beraber siz değerli müşterilerle olan ilişkimizi de her zamankinden daha güçlendireceğimiz, yenileyeceğimiz için çok heyecanlıyım.

Dünyayı değiştiren bu pandemi sürecinde daha az sayıda mağazada, daha kusursuz bir hizmet ve kaşmirimiz kadar kaliteli bir online mağaza ve mobil uygulama sunma kararı vermiştik – bir yandan buna ulaşmanın gururunu yaşamaya, diğer yandan da her gün kendimizi geliştirmeye ve size daha da memnun etmeye devam edeceğimize söz veriyorum.

Kaşmir ve ipeğin teninize verdiği sağlık ve keyfi bu yıl yaşamın her alanında hissetmeniz dileğiyle…”

Bu kelimeleri yazalı sadece bir yıl geçmesine rağmen sanki çok daha uzun bir süre geçmiş gibi hissediyorum. Geçen sene de benzer şeyler hissettiğimi hatırlıyorum, bunun da nedeni tıpkı o zaman olduğu gibi dolu dolu, mücadele ve değişimle geçen yoğun bir yıl daha olması. 2020 gibi tam kapanmalar olmasa da kısıtlamalarla başlayan 2021 zamanla biraz esnedi, pek çok sektöre özledikleri nefesi aldırdı. Hatta yaz döneminin başlamasıyla işler (sonunda) iyileşmeye başladı ve pek çok marka az da olsa kayıplarını telafi edebildi. Tam bu olumlu dalga sayesinde yüzler uzun bir aradan sonra gülerken kış aylarının tekrar başlamasıyla varyant haberleri, tedirginlikler ve yeniden kısıtlama ihtimalleri ile sorunları bir kez daha kapımızda bulduk!

Derler ya, “iş hayatı zor zamanlarda çözüm üretme sanatıdır,” iddia ediyorum bu söz en çok bizler için geçerli! Ülkemizde özellikle son on yılda kendi işimizden çok büyük engellerle boğuşmak zorunda kaldık (terör, döviz, politik durumlar vs,) ve bunlara karşı bir yandan kendimizi korurken bir yandan da işimizi büyütmeye çalıştık. Şahsen bu yıl en büyük hedefim bir yandan bu sorun yönetme/çözüm üretme sanatını büyük bir mücadele ve tutkuyla devam ettirip, bir yandan da Silk and Cashmere’in 30. yılını kutlarken marka tarihimizin en sevilen, sağlıklı ve sürdürülebilir haline getirmek. Özellikle ulaşılabilir lüks pazarının geleceği için bu “3 S”in büyük önem taşıdığını düşünüyorum ve bu konuda ekibimle verdiğimiz yoğun emek sayesinde buna ulaşacağımıza inanıyorum.

Son olarak geçen sene ki yılbaşı mesajımın sonunda verdiğim sözü böyle zorlu bir yılda bile tutabildiğimiz için gurur duyuyorum. Bitmeyen pandemiye rağmen vizyon ve hedeflerimize kenetlenmemiz sayesinde ne kadar çok şey değişmiş, nereden nereye gelmişiz! Yeni müşteriler, yeni pazarlar, yeni bir dijital yurtdışı açılımı, yeni sürdürülebilir dokular, yeni ödüllendirme sistemleri, yeni bayiilerle eski İstanbul’da otantık ruhlu mağazalar, gittikçe gelişen bir koleksiyon, inovasyonlar, optimizasyonlar ve daha çok fazlası. Sadece Silk and Cashmere değil, tüm sektör ve ülkemiz için hedeflerimize ulaştığımız, kendimizi daha da geliştirdiğimiz, koşulların kolaylaştığı, yaratıcı çözümlerin arttığı, kısa vade kadar uzun vade düşündüğümüz ve belki de en önemlisi, dijital dünyadaki devrime ayak uydurmak için sağlam ilk adımlar attığımız bir 2022 olması dileğiyle.

Devamını Oku

Ferhat Zamanpur

Türkiye’nin 10. Black Friday’i

Ferhat Zamanpur

Bir sene önce yayınladığım “Türkiye’nin ilk Black Friday’i” yazımda bu özel günü Silk and Cashmere olarak Türkiye’ye getirme hikayemizi kaleme almıştım. 2004 yılında bu çılgınlığa Boston’da şahit olmam, 2012’de ilk kez uygulamamız ve sonraki yıllarda büyümesini anlatmıştım. Bugünkü yazımda ise sektöre kattığımız bu kampanyanın 10. yılını verilerle kutlamak istiyorum.

Perakende sektörünün en büyük kampanyası olan Black Friday ülkemizde 10 milyar TL’ye, Amerika’da ise 10 milyar dolar hacme ulaşmış durumda. Cyber Monday’i de dahil ettiğimizde geçtiğimiz sene global e-ticaretin 5’te biri gibi olağanüstü bir payına sahip olan bu özel gün önümüzdeki üç senede büyümeye devam edip 6,5 trilyon dolara kadar çıkacağı öngörülüyor. En yakın ve yoğun alışveriş gününün 8 katı olan Black Friday’in onuncu yılında ülkemizde bu noktaya ulaşmış olması sektöre en büyük ve gurur duyduğumuz katkımızdır.

Peki bu alışveriş çılgınlığını Silk and Cashmere için nasıl bir önem taşıyor? Daha ilk yıllarından beri bir günde/kampanyada neredeyse 3 aylık ciro yapan markamız için bu sene de aynı tablo gerçekleşiyor. Tam bir hafta önce açılan Black Friday ön satışımız geçen senenin iki buçuk katına ulaştığından, esas büyük gün olan bugün de benzer bir performans hedefliyoruz. Pandeminin başında aldığımız stratejik kararla “daha az sayıda mağazada, daha kusursuz bir hizmet” ile ilerlerken, eskiye göre dörtte bir mağaza sayısı ile bu cirolara ulaşmak operasyonumuzu çok daha karlı hale getirmiştir.

Black Friday’in e-ticaret verilerine baktığımızda da çok heyecan verici bir tablo oluşuyor. 2017’de ülkemizde e-ticaret ciroları perakende sektörünün %4’ünü oluşturmaktaydı. 2018’de bu rakam %5’e çıkmıştı sonrasında pandemi ile beraber %15 bantını geçmiş oldu. Silk and Cashmere olarak e-ticarete çok erken başlamış olmamız ve dijitali şirketimizin odağı yapmamız sayesinde bizde bu oran %40, hatta Black Friday döneminde %55’tir. Gelecek sene itibariyle yıllık ciromuzun çoğunluğunun e-ticaretten gelmesini planladık, ki bu Türkiye perakende sektöründe rastlaması zor bir durumdur.

Bu bilgiler bu ara çok duyduğumuz bir sorunun da cevabını vermekte: “fiziki mağazaların açılmasıyla e-ticaret hız kesti mi?” Pandemi döneminde önce kapanan, ardınan kıstıtlanan, sonrasında trafiğe kavuşması çok zaman alan mağazaların tekrar eski durumuna ulaşması e-ticarete minimal bir azalma yaşatsa da e-ticaretin büyüme oranı ay bazında %100-500 bantında olduğundan büyük resimde olumsuz bir etki olmadı. Zaten bizim gibi omnichannel altyapısını kurmuş olan markalarda farklı kanalların olması birbirlerini baltalamaktan ziyade fayda ve ek dönüşüme yol açar.

Sonuç olarak sistemlerin hızlanması, kargo süreçlerinin gelişmesi, sorunların azalması, sepet terketmenin düşmesi, sayfa hızlarının artması, dönüşüm oranlarının yükselmesi, mağazadan teslimat opsiyonunun eklenmesi, kredi kart kullanımının artması ve tedarik sorunlarının çözülmesiyle beraber şu ana kadarki en başarılı Black Friday yaşayacağımıza inanıyorum. Tüm markalara bol şans ve müşterilere keyifli alışverişler diliyorum.

Devamını Oku

Ferhat Zamanpur

Mükemmel iyinin dostu mudur, düşmanı mı?

Ferhat Zamanpur

Bu yazımın konusu milattan öncesine dayanan bir ikilem:

mükemmelliyet peşinden koşmak mı, yoksa işi tamamlamak mı daha iyidir?

Böylesine derin bir soruyu cevaplamaya çalışmadan önce tarihin en bilinen filozof ve yazarlarına danıştım;

Konfüçyus’un “Kusursuz bir çakıl taşı olacağına, kusurlu bir elmas ol” önerisi,

Shakespeare’ın “Daha iyisini yapayım derken, iyi olanı da bozarız bazen” uyarısı ve

Voltaire’in “en iyi, iyinin düşmanıdır” ifadesi

bana aralarında yüz yıllar olmasına rağmen en üst akılların bu konuda hemfikir olduğunu gösterdi.

Peki günümüzün yaklaşımı da tarihte gördüğüm ile aynı mı?

Bugünün en başarılı insanları da bu konuda ortak bir düşünceye sahip mi?

Bunu araştırırken yüzlerce iş insanının benzer düşünceleri karşıma çıktı, hatta bu konuda kendini “Tamamlama Kültü” olarak adlandıran bir ikilinin 20 dakikada yazdıkları bir “manifestoyu” özellikle çok beğendim (ilgilenenler https://designmanifestos.org/bre-pettis-and-kio-stark-2009-the-cult-of-done-manifesto/ adresinden inceleyebilir.)

Tüm bu güncel kaynaklar da kendi metaforlarıyla sorumu yanıtlıyordu ama aralarından en az ve öz cevabı Facebook COO’su ve yönetim kurulu üyesi Sheryl Sandberg’den geldi:

Tamamlanmış’ mükemmelden iyidir.

Şimdilik bu kadar araştırma benim için yeterli olsa da omuz meleğinizi duyar gibiyim:

“Geçmişten günümüze bu parlak akıllar yanılıyor olamaz mı?”

“2021 yılında, her konunun en iyisini araştırmak bu kadar kolayken, mükemmel olmayan işlere razı olmak saçma değil mi?”

“İdealist ve mükemmeliyetçi olmak gerçekten düşmanımız olabilir mi?”

* * *

Türk perakendesinin sayılı lüks markalarından birinin yöneticisi olarak bu konuya yaklaşımımın iş hayatımda çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

Bu düşüncelerimi ve sonuçlarını uzun uzun anlatmaktansa (tıpkı yukarıda paylaştığım manifestonun bir sınıra bağlanıp zamanında tamamlanması gibi) 11 maddede hızlıca aktarmak isterim:

  • Biten iş sonuç (yani ciro/belirli KPI’larda iyileşme) getirir, (mükemmel olsa da) tamamlanmamış iş sonuç anlamında değersizdir.
  • Mükemmeliyetçilik sonuçtan korkutur, bu yüzden felç eder ve çoğu zaman sonucu getirmez/çok geciktirir/ciro ve fırsat kaybettirir.
  • “Geciken ama mükemmel bir iş” ve “zamanında tamamlanmış bir iş” arasındaki kalite farkı çoğu zaman getirdikleri sonucun/ciro kaybının farkına değmez.
  • “Zamanında tamamlanmış bir işi” zamanla mükemmelleştirebilirsiniz ama “geciken ama mükemmel bir işin” kaçan fırsatı yakalamasını sağlayamazsınız.
  • Sık sık küçük resimde kaybolmanız yüzünden hayatınız boyunca büyük resimde fark yaratabileceğiniz fırsatlar, girişimler ve kazançlar ciddi anlamda sınırlanır.

Bu 5 madde sektörel olarak baktığımda en somut kazanç ve kayıpları oluşturmakta ama bunlar dışında 6 soyut fayda/zararın da altını çizebilirim:

  • “Tamamlanmış iş” başka işleri kutlamanızı kolaylaştırırken, “mükemmeliyetçilik yüzünden geciken iş” başka işleri kıskanmanıza/küçümsemenize yol açabilir.
  • “Tamamlanmış iş” yapıcı eleştirileri değerlendirip, “mükemmeliyetçilik yüzünden geciken iş” bu eleştirilere karşı savunma mekanizmanızı devreye sokarak onları uygulamanızı önleyebilir.
  • Tamamladığınız işler büyüttüğünüz çocuklarınız gibi çok sevdiğiniz, bağlı olduğunuz ve ilerletmeye devam ettiğiniz projeler olurken mükemmel peşinde koştuğunuz ama sonuçlandıramadıklarınızda çoğu zaman pes edilir.
  • Bir şeyi tamamlamak zevk ve gurur hissettirir, (fazlasıyla mükemmel bir ideal ya da) herhangi bir neden yüzünden tamamlamamak ise keyifsiz bir senaryodur.
  • Tamamladığımız işler de, “mükemmel” peşinde koştuğumuzdan geciktiğimiz işler de aslında “mükemmel” değildir ve iyileşmek zorunda kalacaktır.
  • “Mükemmeliyetçilik” çoğu zaman işleri olmaları gerektiğinden daha komplike hale getirir ve büyük resime odaklanmak yerine küçük resimde kaybolmanıza yol açar.

* * *

Daha pek çok detay olsa da “mükemmel bir makale” yazmak için uzun bir süre beklemek yerine “tamamlanmış bir makaleyi” sizlerle paylaşmak isterim. ?

Konuyu bağlamak adına da bu yazıda paylaştığım noktaları değerlendirmemenin size sunacağı riskle baş başa bırakıyorum:

1969’da Şikago Üniversitesi Profesörü Harold Demsetz’in popülerleştirdiği (ve tesadüfen en sevdiğim müzik grubunun ismini paylaşan) Nirvana yanılgısı.

Eldeki çözüm mükemmel olmadığı için onu düşmanlaştıran bu yaklaşım hayatı “siyah ya da beyaz” görür ve bu bakış açısına uymak sadece perakende’de değil, her alanda tehlike teşkil eder.

Örneğin pandemiye karşı maske, trafik kazalarına karşı emniyet kemerleri takmak %100 garantiyle hayat kurtaran çözümler değildir ama sadece “mükemmel” olmadıkları için bu önlemleri almamak çoğumuz tepki göstereceği bir yaklaşımdır.

Oysa ki iş hayatında (ve ne yazık ki özellikle Türkiye’de) operasyonlar çoğu zaman bu şekilde ilerlemekte ve buna yöneticiler, kurumlar ve kültürleri göz alışmış durumda.

Sektörümüzün atlatmaya çalıştığı bu zor zamanları göz önünde bulundurarak şunu söyleyebilirim: şirketlerimizde de geciken/uzayan işlere aynı gözle bakılmalı çünkü zamanında aksiyon almak, çözüm odaklı, verimli, proaktif ve dinamik olmak (kurumsal bir) ölüm kalım meselesidir.

Böylece o en beğendiğim söze sizlerle beraber bir cümleyi ekleyebiliriz:

Tamamlanmış” mükemmelden iyidir –

çünkü “mükemmel” zaten tamamlanamaz…

Devamını Oku

Ferhat Zamanpur

POPÜLER