Ferhat Zamanpur
Türkiye’de Black Friday’in gerçek hikayesi
Suçluyum Hakim bey, itiraf ediyorum, hepsi benim yüzümden…
En başa dönüyorum:
Yıl 2004.
Aylardan Kasım, hatta sonu.
Birkaç ay önce üniversite eğitimim için İstanbul’dan Los Angeles’a taşınmışım, Şükran Günü tatili için okullar ve yurtlar boşaltılacağından Amerika’da olan lise arkadaşlarımla kısa bir tatil planı yapmıştık. Buluşma noktası olarak Boston’u seçtik ve orada okuyan arkadaşımızın yurt odasında buluştuk. Daha ilk gece hasret giderirken masada bulduğumuz gazetede gözümüze bir Black Friday ilanı takıldı. Boston’a yaklaşık bir saat mesafede olan bir “outlet kasabası” o güne özel kapılarını sabah 5’te açacağını okuduğumuzda hepimizin tepkileri benzer oldu: “Zaten saat geç oldu, bir iki saat daha muhabbet edip atlayalım arabaya oraya giden ilk biz olalım, bomboşken rahat rahat dolaşıp birkaç şey alalım anı olarak.” Böylece Black Friday’i popüler kültürden bilen ama Amerika’da daha ilk kez canlı yaşayacak olmanın heyecanıyla atladık arabaya ve çıktık yola…
Planladığımız gibi 05:00’de oraya vardık ama hayaller/gerçekler ancak bu kadar farklı olabilirdi. O anı bir film karesi gibi hatırlıyorum: tam varmadan önce o son vadiden çıkarken yukarıdan baktığımızda bomboş bir outlet bekliyorduk ama karşımızda o yıllarda Atatürk Olimpiyat stadında oynanan derbide bile görmediğim kadar arabanın olduğu tıklım tıklım bir araç sırası çıktı. Hadi biz turistik amaçlı gelmiştik ama binlerce araba, on binlerce kişinin bu saatte buraya nasıl/neden gelmişti!.. Hayretle bunu aramızda konuştuk sonu gelmeyecekmiş gibi gelen park etme süreci boyunca ama içeri girdiğimizde durum daha da çılgındı. Tıklım tıklım koridorlar, herkesin ellerinde kocaman alışveriş poşetleri ve giriş ve çıkışların zorla, sıkışarak yapıldığı mağazalar… Neye uğradığımızı şaşırmışken mağazalara girdiğimizde ağzımız daha da açık kaldı. Mağazalardaki inanılmaz yoğunluk bir yana, Nokia’nın snake oyunu gibi uzayan ve kıvrılan kasa kuyruklarında insanlar adeta saatlerce bekliyorlardı! Perakendenin neredeyse içine doğan biri olarak tüm bunları keşfederken aklımdan geçenleri çok net hatırlıyorum: “Adamlar nasıl tek bir kampanyayla bu kadar fazla insana kazanç sağlamayı başarmışlar! Otopark görevlileri, güvenlikler ve mağazalarda ek personel ile bu kadar fazla istihdam; havada uçuşan cirolar sayesinde markalar, üreticiler, reklamcılar, tüm hizmet sağlayıcılar ve dolayısıyla ekonomiye bu kadar kazanç!” Amerikan ekonomisinin 1/5’ini, istihdamın da 1/4’ünü oluşturan perakende sektörü için gerçekten muazzam bir başarıydı. Tüm bunları düşünürken bir yandan da Türkiye’de uzaktan yakından hiç rastlamadığım ve televizyonda bile görmediğim bu manzaralar aklıma kazınmıştı. Çok kalmadan hem seyahat yorgunluğu hem de saatlerce beklemeye üşendiğimiz için oradan elim boş dönmüş olsam da aklım çok doluydu…
8 sene ileri alıyorum:
Yıl 2012.
Aylardan yine Kasım, hala unutamadığım o günden tam 8 sene geçmiş.
Türkiye’ye döneli ve Silk and Cashmere’de tam zamanlı çalışmaya başlayalı 2-3 sene olmuş, bu süre içinde grafik tasarım bölümünde başlayıp, sonrasında kurumsal pazarlamaya yükselmiştim. Amerika’daki pazarlama başarılarını buraya getirmek en büyük amaçlarımdan biriydi ve doğal olarak bu konuda ilk aklıma gelen şey orada tanık olduğum Black Friday fenomeniydi. Ne de olsa Boston’da o gün gördüklerim sonrasında rakamları da incelediğimde hem ciro hem istihdam olarak bu olayın uygulanıldığı ekonomilere ne kadar ciddi bir katkı sağladığını öğrenmiştim. Kurucu ve bu yılın başına kadar CEO’muz olan annem Ayşen Zamanpur’a ay sonunda Black Friday olduğunu ve bu çılgın alışveriş gününü Türkiye’ye getirebileceğimiz önerdiğimde ilk tepkisi olumlu değildi. Refleks olarak “Kara” ve “Cuma” konseptlerinin Türkiye’de uygun olmayacağı cevabını verse de ona bu ismin herhangi bir dini gönderme olmadığını, hikayesinin aslında 1960 yıllarında Amerikalı perakendecilerin Şükran Günü alışveriş yoğunluğu sayesinde muhasebe olarak zarardan (kırmızı) kara (siyaha) geçmelerinden esinlendiğini anlattım. Bu açıklama sonrası fikre daha ılımlı yaklaşan annem başka markalarla beraber yapılacaksa bunun mümkün olabileceğini söyledi ve bu sarı ışığa istinaden fikri Birleşmiş Markalar Derneğine sunmasını rica ettim (o da sağ olsun beni kırmadı.) Beklediğim, istediğim cevap gelmese de anneme “O zaman tek başımıza biz yapalım, markamıza bir ilk daha kazandıralım” teklifimi ve tahmini bütçemi sunduğumda kendisini ikna edebildim.
Onay o onay.
Birkaç gün hazırlık, iki büyük gazetede iki büyük ilan ve geldi günlerden 23 Kasım 2012!
Ümidimiz ve heyecan verici beklentilerimiz olsa da dürüst olmak gerekirse, nasıl geçeceğini çok da tahmin edemiyorduk. Peki sonuç? Onu çok yakında Black Friday yazı dizimin bir sonraki bölümünde paylaşıyor olacağım…
Ferhat Zamanpur
32 yıl sonra profesyonel yönetime geçiş
Perakende sektörü, zaman içinde değişen dinamikleri ve sürekli evrim geçiren yapısı ile hepimiz için hem bir meydan okuma hem de bir fırsat sunar. Özellikle liderlik ve yönetim yapılarındaki değişiklikler, bir markanın geleceğini şekillendirirken, aynı zamanda sektördeki diğer oyuncular için de bir ilham kaynağı olabilir. Bu bağlamda, Silk and Cashmere Ailesi olarak büyük bir dönüşüm sürecini geçirdiğimizi duyurmaktan gurur duyuyoruz.
Şubat ayının başında, 32 yıl boyunca Zamanpur Ailesi’nin rehberliğinde büyüyen ve gelişen markamız, profesyonel yönetime geçiş yaptı. Bu geçiş, CEO pozisyonumu, olağanüstü performans ve liderlik becerileriyle şirketimize geçtiğimiz yıllarda Genel Müdür Yardımcısı olarak büyük katkı sağlayan Kutay Özbek’e devretmemle resmileşti.
Şirketlerde kurucu ve ortakların organizasyonel şemadan yönetim kurulu ve danışman rolüne geçmesi, yaşam eğrilerinde ileri doğru değerli bir adımdır. Bu değişim, ikinci nesil olarak bana yıllar önce emanet edilen liderlik rolünü, kurucumuz Ayşen Hanım’dan aldığım gibi, içime sinerek yeni liderlere devretme fırsatını verdi. Geçiş takibini Yönetim Kurulu toplantılarımızda çok detaylı ve yıl sonuna kadar kademeli olarak azalacak şekilde planladığımızdan süreç çok sağlam bir şekilde ilerlemekte. Ayrıca içinde bulunduğumuz yatırım süreci için de sürdürülebilirlik ve kurumsallık adına çok değerli bir adımdır.
Değişimizde bir kritik adım da Yasemin Zamanpur’un CMO olarak atanmasıdır. Markamızı en iyi tanıyan ve en çok emeği olanlardan biri olarak kendisinin strateji ve vizyonu ile bizi daha da ileriye taşıyacağından hiç şüphem yok. Böylece normalde çok zor olması gereken bu kararda içimin rahat olmasını sağlayan CEO’muz ve CMO’muza tekrar teşekkür etmek isterim – sağladıkları güven, performans ve emek gerçekten paha biçilmez.
Bu liderlik değişikliği, Türk perakende sektörü için de takdire değer bir gelişmedir. Kapsamlı bir hazırlık ve stratejik planlama sayesinde yenilenen liderlik yapımızla, önümüzdeki dönemde karşılaşabileceğimiz zorlukları aşmaya ve fırsatları değerlendirmeye her zamanki gibi çok hazırız.
Bu güzel gelişmelerden anlayacağınız üzere değişimden ve gelişimden korkmayan bir marka olarak yeni başlangıçlar, yeni hedefler ve yeni başarılar için zeminimiz mükemmel. Silk and Cashmere Ailesi olarak, bu yeni döneme girerken, tüm çalışanlarımız, müşterilerimiz ve paydaşlarımızla birlikte başarılı bir gelecek inşa etmeye devam edecek olmaktan çok heyecanlıyız!
Bu yolculukta bizimle beraber olan herkese teşekkür ederim.
Ferhat Zamanpur
Dijital dönüşümle beraber değişmek
Dijital devrim, dünyamızı şekillendirmenin yanı sıra perakende sektörünün nabzını yeniden ayarladı. Özellikle son 7 ayda Yapay Zeka (AI) alanında yaşanan etkileyici ilerlemeler, endüstrideki standart çıktı anlayışımızı yeniden tanımlamakta (ki anlamış olacağınız gibi bu beni çok heyecanlandırıyor. Yapay zeka artık bilim kurguya veya sadece teknoloji devlerine özel belirsiz bir kavram değil; perakende dahil tüm sektörlere giren, verimliliği artırmanın ve müşteri deneyimlerini geliştirmenin kilit bir aracı haline geldi.
AI, verilerden eşi görülmemiş bir ölçekte analiz etme ve öğrenme yeteneği sayesinde paha biçilemez iç görüler sunabilen, detaylı hedefleme yapabilen ve müşteri katılımını kişiselleştirebilen bir güç. Bu da satışları artırmanın ve marka deneyimini yükseltmenin yeni yollarını açmış oldu hepimiz için. Ancak, perakende sektöründe AI’ın ilerlemesi, bir soruyu gündeme getiriyor: Teknoloji daha fazlasını sunabiliyorsa, endüstri liderleri ve ekipler olarak standartlarımızı ve çıktılarımızı yükseltmeli değil miyiz?
Cevap: kesinlikle evet! Perakende sektörü dijital dönüşümünü sürdürürken, bu alandaki her profesyonelin evrimleşmesi ve ilerlemesi gerekiyor. Liderler, şirketlerini geleceğe taşımak için becerilerini ve bilgilerini geliştirmeli, ekipler daha yüksek kalitede çıktı sağlamaya odaklanmalıdır. AI’ın yetenekleri, ulaşmayı arzuladığımız verimlilik ve üretkenlik seviyeleri için hem bir araç hem de bir ölçüt olmalıdır. Dijitalleşme ve AI yenilikleri ilerlerken, endüstrinin minimum standardı da yükseliyor. Yalnız bu çıtanın yükselmesi, endişe nedeni değil, hepimize bir harekete geçme çağrısıdır. Daha da güzeli, bu yeni beklentileri karşılayıp aşma fırsatıdır.
Değişim hızı inkar edilemez derecede hızlı olsa da, aşılmaz bir zorluk değil. Bu bizlere uyum sağlama, öğrenme ve gelişme davetiyesidir. Bu değişimi erkenden benimseyenler için potansiyel ödüller muazzam. Onlar yalnızca kişisel ve kurumsal operasyonel verimliliği iyileştirme açısından değil, aynı zamanda müşteri sadakati ve pazar payı kazanma açısından da önemli bir rekabet avantajı elde etme şansına sahiptir. Bunu soyut anlatımdan somuta geçirmek gerekirse, 2028 yılına kadar AI hizmetlerinin perakende sektöründe payının 31 milyar USD geçeceği ön görülmekte!
Öte yandan, bu dijital dönüşümün potansiyelini görmekte tereddüt edenler veya uyum sağlamada gecikenler rekabetin gerisinde kalma riskiyle karşılaşacaktır (bu konuda son zamanlarda en dikkatimi çeken laf: “Yapay zeka senin yerini almayacak ama yapay zekayı kullanan kişi yerini alacak.” Burada kaçırılan fırsat maliyeti ve hareketsizliğin sonuçları hepimizi endişelendirmeli. Yine de bu değişime yaklaşımımız korku dolu olmamalı, aksine iyimser olmalıdır. Dijitalleştirilmiş bir perakende çevresine geçiş, daha yüksek verimlilik, daha yüksek kalite ve yenilikçi müşteri deneyimleriyle tanımlanacak bir gelecek şekillendirme fırsatıdır.
Perakendenin geleceği, AI’ın gücü tarafından ilerletilen heyecan verici olasılıklarla dolu. Bu dönüşüm çağında yol alırken, bu zorluğa karşı yükselelim, bu teknolojilerin potansiyelini kullanalım ve perakende için yeni bir altın standart belirleyelim. Böylece sadece değişime ayak uydurmuş olmak değil, ona öncülük hep beraber öncülük etmiş oluruz.
Ferhat Zamanpur
Perakende sektöründe yapay zeka: geleceği benimseyin ya da geride kalmayı göze alın
Bugün perakende sektöründe yapay zekayı benimsemenin önemi hakkında düşüncelerimi paylaşıyor olacağım. Sektörümüzün geçtiğimiz 20 yılda ne kadar geliştiğini biliyoruz ama şimdiden anlaşılıyor ki bu gelişim yapay zekanın getireceği değişimin yanında az kalacak. Bu yüzden yapay zeka teknolojilerini benimsemek, perakende markaları için sadece bir lüks değil; rekabetçi kalmak için bir zorunluluk haline geleceğinden şüphem yok. Bu dostça ama uyarıcı yazımda markaların neden yapay zekayı stratejilerine geç olmadan entegre etmeleri gerektiğini detaylandıracağım.
1-Kişiselleştirmenin yükselişi
Bilgi çağında müşteriler her zamankinden daha bilinçli ve güçlüdür. Kişiselleştirme artık “güzel bir özellik” değil, bir beklentidir. Kişiselleştirilmiş deneyimler sunamayan markalar, bunu yapan rakiplerine müşteri kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Yapay zeka destekli kişiselleştirme, perakendecilere müşteri verilerini, tercihlerini ve davranışlarını analiz ederek müşteri memnuniyetini ve sadakatini artıran özel deneyimler yaratma olanağı sağlar. Bu yüzden yapay zekayı bu şekilde kullanma noktasında kendini geliştiremeyenler müşterilerinin ilgisini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
2-Verimlilik önemli
Perakende sektörü daha rekabetçi hale geldikçe, verimlilik hep ön plana çıktı. Yapay zeka, perakendecilere işlemleri optimize etme, maliyetleri düşürme ve genel verimliliği artırmada çok ciddi şanslar sunar. Envanter yönetiminden müşteri hizmetlerine kadar yapay zeka, süreçleri hızlandırabilir, pazarlamayı geliştirebilir, tekrarlayan görevleri otomatikleştirebilir ve çalışanların daha stratejik faaliyetlere odaklanması için değerli zaman açabilir. Yapay zeka entegrasyonunu ertelemek, önemli maliyet tasarrufu ve büyüme fırsatlarını kaçırmak anlamına gelmektedir.
3-Oyunda önde kalmak
Perakende sektörü sürekli değişiyor ve eğrinin önünde kalmak uzun vadeli başarının önemli bir parçası. Yapay zekayı erken benimsemek, perakendecilere yeni trendlere, teknolojilere ve müşteri beklentilerine uyum sağlama şansı verir. Şimdi yapay zekaya yatırım yaparak, perakende markaları kendilerini sektör liderleri ve yenilikçiler olarak konumlandırabilir ve başarılı bir gelecek için zemin hazırlayabilir (Silk and Cashmere olarak bu noktada çok iddalı olmak 2023 hedeflerimizin başında gelmekte, yaptıklarımıza bu adresten ulaşabilirsiniz: https://silkandcashmere.com/pages/yapay-zeka. Önerim siz de rakipleriniz sizi geride bırakana kadar beklemeyin.
Sonuç olarak, sektördeki tüm dostlara mesajım açık: perakende markaları yapay zekayı benimsemeli ya da geride kalmayı göze almalıdır. Yapay zekayı iş stratejilerimize entegre etmek sadece akıllıca bir hamle değil; sürekli gelişen perakende dünyasındaki yerimizi korumak için atılması gereken zorunlu bir adımdır. Bu yüzden lütfen gecikmeyin – şimdiden yapay zeka trenine atlayın ve markanızın gelecekteki başarısını garanti altına alın.
Not: İronik ve amaca uygun olması için bu yazımın temelini Yapay Zeka ile yazdırıp üstüne dokunuşlar yaptım. Eğer dünyayı değiştiren ChatGPT’nin bu kasını denemediyseniz şimdiden iyi eğlenceler dilerim.
