Sosyal Medya Hesaplarımız

Firmalardan

Aykim, “Tex” markalı ürünleriyle büyümesini sürdürüyor

Editör
Abone Ol:

Aykim’in 2014 yılında ihracat yaptığı ülke sayısı 30’u geçti.

1994 yılında Turan Aydoğdu tarafından İstanbul’da kurulan Aykim, üretim ve satışını gerçekleştirdiği “Tex” markasıyla pazarın önemli oyuncuları arasında yer alıyor. İleriki yıllarda pazar büyümesi, ihtiyaç ve satış yerlerine yakın olma amacına paralel Lüleburgaz’da 2. fabrikayı ve Balıkesir’de lojistik tesislerini hizmete açtıklarını kaydeden Satış ve Pazarlama Koordinatörü Mustafa Bayram Aksoylu, “Aykim’ de toplamda 165  kişi çalışıyor ve bu sayı her ay artıyor. Ana işimiz genel temizlik ve kişisel bakım olduğundan bu çerçevede genişlemeyi planlıyoruz. Özellikle likit ürünlerde yapacağımız yeniliklerle Türkiye ve yurt dışında başarılarımızı artırmak, kalıcı olmak istiyoruz. Tescilli markalarımız Tex, Aspirix, Dido, Biotex, Lento, Özcan, Baby Liife’dir” dedikten sonra şu bilgileri verdi:
“Aykim‘de teknolojiye ve insan hayatına çok önem veriliyor. Teknoloji, insan, çevre ve aşağıda belirteceğim gelecekle ilgili pozitif düşünceler, özellikle de değişimi, yapılanmayı kurgulayıp yönetmek benim içinde çok önemliydi .
Ürün çeşitliliğimiz çok yüksek. Pazarlama giderlerimizin düşüklüğü sayesinde en üst segmentteki temizlik ürünlerimizi birçok bilinen markaya göre çok daha uygun fiyatla sunabilmekteyiz.  Hizmetimizin artarak devamı, sürdürülebilir olması için bir değişim içinde olmamız gerekiyor. Burada yapmamız gereken şartlarımızı da zorlayarak daha çok satış noktasına, tüketiciye ulaşmak, daha çok kişiye satın aldırıp, onlara ürünü denettirtmek. Bunun için bilinen pazarlama aktivitelerini bütçemiz ölçüsünde yapmaya çalışıyor, marka bilinirliğimizi artırmaya çalışıyoruz.
Bulunduğumuz pazarda çeşit ve rekabet en üst düzeyde.  Kalıcı ve Türkiye nin bir şirketi olmamız gerekiyor. Marka ve yatırım önemli. Bu sebeple hedeflerimizden birini de Türkiye  yapılanmamızı adım adım geliştirmek olarak belirledik. Anadolu’nun bazı şehirleri, bölgelerinde  bayi ve personel yapımızı geliştiriyoruz. Mevcut yerlerde de bayilerle, nihai satış noktalarıyla olan birlikteliğimiz, ciromuzu artırıyoruz. Bu anlamda 2014 yılı için hedeflediğimiz yerlerin çoğunda ilk 6 ay sonunda planlarımızı hayata geçirdik. Başarılı iş sonuçları elde ettik.  2014 çalışmalarımız planladığımız şekilde yıl sonuna kadar sürecek ve 2015 yılında da aşamalı şekilde yapılanmamızı devam ettireceğiz.”
2014 yılının ilk 6 ayında özellikle Anadolu da %32 üzerinde fiili büyüme gerçekleştirdiklerini kaydeden Aksoylu, “İstanbul ilinde, ayrıca Çanakkale, Balikesir, Manisa  başta olmak üzere Marmara ve Ege Bölgesinin büyük bir kısmında %20’ler üzerinde çok yüksek büyümeler kaydettik. Özellikle Anadolu’daki yapılanmamızı, buna paralel gelişmemizi adım adım devam ettireceğiz. İlk 6 ayda satış gruplarının gösterdiği performansa baktığımda sevindirici iş sonuçlarına ulaştığımız görülüyor. Tüketiciye ulaşacağımız marketlerle olan birlikteliğimiz bizim için çok önemli. Birlikteliği artırarak devam ettireceğiz” dedikten sonra şu bilgileri verdi:
“Ticari kurum olarak büyümek, ciro, süreklilik ve kar amaçlıyoruz, ancak bizim önceliğimiz insan sağlığı ve çevreye duyarlılıktır. Endüstrileşirken insan sağlığı ve hijyenin tehdit altında olduğunu görüyoruz. Sanayici olarak bu konuda kendimizi gelecek nesiller için çözüm üreten, uygulayan öncü bir grup olarak hissediyoruz.  Bu sevdamızı gerçekleştirmek için farklılık yaratacak yeni ürünler ve sektörlere giriyoruz. Etko Cosmo Sertifikalı tamamen yenilebilir hammaddelerden üretilmiş bitkisel kaynaklı doğal temizlik ve kişisel bakım ürünlerinin üretimine başlamış bulunmaktayız. Bu hem marketler de Aykim’ e farkındalık, hem de ürünü kullanan tüketiciye fayda sağlayacaktır. Yakında herkesin evinde  güvenle kullanacakları doğal ürünlerimiz olacak.
Tesis ve çevre içinde durum aynıdır. Bu amaçla çalışıyoruz. İstanbul merkez tesisimizde hammadde girişinden ürün haline gelinceye dek sektörde kullanılan en yeni sistemlerle ürünler hazırlanmakta ve el değmeden mamul paketleme yapılmaktadır. Yüksek kapasitemizi değerlendirmek, büyüme amacımıza katkı sağlaması açısından yurt dışı pazarlara da yöneliyoruz. 2013 yılını 26 ülkeye ihracat yaparak kapatmıştık. 2014 yılında ihraç yaptığımız ülke sayısı 30’u geçti.”

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Firmalardan

Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor

Editör

Yazar:

Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.

Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.

Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.

Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.

Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi

Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.

Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.

Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.

Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.

Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.

Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.

Devamını Oku

Firmalardan

Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım

Editör

Yazar:

Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.

Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz.  Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu

Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Devamını Oku

Firmalardan

Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara

Editör

Yazar:

Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.

Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”

Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor

Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.

Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor.  Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.

Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli  gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER