Sosyal Medya Hesaplarımız

Firmalardan

G&M Food Service, gıda sektöründe hedef büyütüyor

Editör
GMFS Genel Müdürü Arzu Bulucu ve ekibi
Abone Ol:

Merkezi İstanbul’da bulunan; İnceoğlu Grup şirketlerinin altında, Temmuz 2016’da İzmir Işıkkent’te ufak bir depoda temelleri atılan; 2 ay içerisinde  çok hızlı bir şekilde Pınarbaşı’nda bulunan deposuna taşınan ve oldukça sağlıklı depolama koşullarına ulaşan G&M Food Service, iddialı bir şekilde gıda sektöründe hedeflerini büyütüyor.

1200 metrekarelik donuk ve soğuk depolama alana sahip, modern depolarının inşaatını çok kısa sürede tamamlayıp taşınan, tesislerinin tüm modern depolama ve dağıtım ihtiyaçlarını karşılayan teknik donanıma ve modern alt yapıya sahip olduğunu kaydeden GMFS Genel Müdürü Arzu Bulucu: “-18, + 4 ve kuru olmak üzere toplamda 2000 palet üzerinde bir depolama alanına sahibiz; Depomuz günlük sevkiyatlarla çalışmakta ve tamamen merkezi sistem ile yönetilmekteyiz. İzmir, Aydın, Manisa ve Muğla bölgesinde hizmet verdiğimiz müşteri portföyünü her geçen gün geliştirmekte, günlük rutlarla, kendi araç filomuzla HORECA kanalına hizmet vermekteyiz” dedi.
Grubun bünyesinde yer alan üretim tesisinde İtalyan reçeteleriyle üretilen “Pasta Giulietta” markalı donuk ve taze makarna ürünlerinin de ana depolama ve dağıtım üssünün İzmir’deki depo olduğunu vurgulayan GMFS Satış Direktörü Harun Aydın: “Üretim ekibimiz İtalyan know-howu ile çalışmakta ve tüm teknik donanımız, yine aynı şekilde, İtalyan partnerlerimiz tarafından sağlanmış makinelerden oluşmaktadır. Üretimimizin ana satış noktası ihracattır. Özellikle GCC bölgesinde hipermarket kanalı için donuk üretim yapmaktayız. İç pazarda ise butik bir çalışma yürütüyor ve sadece GMFS bünyesindeki müşterilerimize ürün sunmaya hazırlanıyoruz. Çok yakında birçok özel noktada ürünlerimizi deneyebilirsiniz. Yine aynı şekilde grubumuz bünyesinde İtalya’da üretmiş olduğumuz ve İtalya’nın food art geleneğine uygun bisküvilerimizin de ana dağıtım noktası İzmir tesislerimizdir. Ürünlerimiz 4 ana çeşitten oluşmaktadır. Cantuccini, Amaretti, Sfogliatine ve Savoiardi ürünleri ana kalemlerimizdir” dedikten sonra kendi ürünlerinin satışını nasıl yönettiklerini şöyle açıkladı: “Tüm alt bayilerimiz ve ihracat çalışmalarımız İstanbul, İzmir ve Dubai’deki satış ofislerimiz vasıtasıyla yönetilmektedir.
İstanbul ve Dubai ofislerimizde özel bir ihracat ekibimiz bulunmaktadır. İç pazardaki bayilik çalışmaları İzmir ekibi ve İstanbul ekibinin koordinasyonu ile yürütülmektedir.”
Şu anda altyapı ve çeşitlilik olarak Türkiye’nin en önemli yatırımını gerçekleştirmeyi hedeflediklerini kaydeden Arzu Bulucu, “İstanbul ve Ankara başta olmak üzere kısa süre içinde minimum 2 bölge müdürlüğünü faaliyete geçireceğiz. Böylelikle Türkiye’nin en genç ve en modern dağıtım firması olacağız. Ana hedefimiz tamamen gıda ürünleri üzerinde ve Türkiye genelinde bir satış ağına ulaşmaktır. Bunu gerçekleştirebilecek teknik donanım, bilgi ve beceriye sahip olan genç ve yetenekli bir ekip ve sektörde uluslararası tecrübesi olan bir yönetim ekibi ile çalışıyoruz” dedi. Dubai’deki merkez üzerinden öncelikle Türkiye ve İtalya’daki ürünleri perakende kanalına dağıtacaklarını belirten Harun Aydın, “Şu anda bayilik sistemi ile çalışıyoruz ama 2018 planlamamız içinde Birleşik Arap Emirlikleri’nde kendi dağıtımı şirketimizi devreye sokmak var. Bunun için tüm planlamalar tamamlandı ve çalışmalara başladık. Bölgede güçlü bir partnerimiz var ve grubumuzun üst yönetimi bu bölgede uzun süredir zaten faaliyetlerini sürdürüyor. Dolayısıyla bölgedeki tüm perakende firmalarıyla zaten çalıştığımız için bizim orada fiilen hizmete başlamamız çok zaman almayacak” dedi.
Grubun 25 yılda uluslararası arenada edinmiş olduğu, ticari tecrübenin ışığında Türkiye’de farklı bir bakış açısı ile çalıştığını ifade eden Arzu  Bulucu, konuşmasını şöyle tamamladı: “Hizmet kalitesi anlayışımız ve müşteri ilişkilerimiz her zaman şirketimizin vizyonu ile paralel yürümek ve bize ışık tutmaktadır. Farklı olmak için sadece rekabetçi olmaya gayret etmiyoruz, amacımız kategori yaratmak, tüketim noktasına değer katmak, yenilik getirmek,  ürüne değer katmak ve marka yaratmak. Elbette bu işi yalnızca planlayarak yapamazdık, bize güvenen müşterilerimiz ve bizimle birlikte baştan beri yol alan Türkiye’nin önemli tedarikçileri ve üreticilerinin gücünü de yanımızda hissediyoruz. Bu güç ile de büyümeye devam edeceğiz.”

harun aydin ekibi

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Firmalardan

Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor

Editör

Yazar:

Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.

Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.

Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.

Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.

Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi

Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.

Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.

Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.

Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.

Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.

Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.

Devamını Oku

Firmalardan

Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım

Editör

Yazar:

Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.

Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz.  Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu

Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Devamını Oku

Firmalardan

Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara

Editör

Yazar:

Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.

Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”

Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor

Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.

Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor.  Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.

Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli  gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER