Sosyal Medya Hesaplarımız

Firmalardan

Hleks, kapasitesini arttırarak yüzde 50 büyüyecek

Editör
Abone Ol:

Dünyada sadece 4-5 firmada patentinin bulunduğu niş ürün olan Patlayan Şekere yönelik üretimi yapan Hleks Gıda, bu yıl üretim kapasitesini yüzde 35 artırmış olup, yüzde 50 büyüme hedefleniyor.

Hleks Gıda Genel Müdürü Uğur Kaya, globalde dünya devi üç firmanın patlayan şeker ihtiyaçlarının tedarikçisi olduklarını, bitişiğindeki yeni bir yapıyı bünyesine alarak fabrika yatırımlarına devam edileceğini, yeni yatırım ile de ambalaj ve depolama da çok rahatlayacaklarını ifade etti. Uğur Kaya, bu yıl ise ortalama yüzde 50 büyüme hedeflediklerini söyledi. Firma ortaklarından Semih Erden tarafından kendisine ait patentle geliştirilen patlayan şekerle üretim yapıldığını belirten Kaya, “Patlayan şekeri çocuklar, gençler ve yetişkinler rahatlıkla ve zevkle tüketebiliyor. Ürünümüz çikolata ile, dondurma, atıştırmalıklar, yoğurt, pasta süsleme ve tat sektöründe vb gibi daha birçok alanda kullanılıyor. Ayrıca globalde önde gelen gıda üreticilerine de dökme patlayan şekerleri veriyoruz, ürünlerinin içine koyarak farklılık yaratıyorlar” dedi.

60 ülkeye ihracat

Mevcut fabrikalarının 4800 metrekare kapalı alan sahip olduğunu ve 155 kişiyi istihdam ettiklerini kaydeden Kaya, yeni bir yapıyı daha bünyelerine katarak 3200 metrekare ilave ile depolama, ambalaj ve üretim gibi faaliyetlerine devam edeceklerini söyledi. Firmalarının 1995’te İstanbul Topkapı’da faaliyetlerine başladığını ve her geçen gün büyüyerek 7 yıl önce Gebze Plastikçiler OSB’sine taşındıklarını bildiren Kaya, her yıl 4-5 milyon TL civarında yatırım yaptıklarını duyurdu. Yüzde 100 yerli üretimlerinin yüzde 95’ini ihraç ettiklerine dikkat çeken Kaya, “Ürünlerimizi başta AB ülkeleri, Rusya, ABD, Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu, Uzakdoğu ülkeleri, Çin ve Hindistan’a kadar geniş bir coğrafyada 60 ülkeye ihraç ediyoruz” dedi.

Sağlıklı atıştırmalıklar

Üretimlerinde patlayan şekerlerin yanı sıra sağlıklı atıştırmalık ürün gurubu olarak Barbie & Hotwheels lisanslı şeker katkısız doğal Meyve Barlarını da çıkarttıklarını açıklayan Kaya, Patlayan Şekerli Fındık Kremasını tüp olarak ilk kez firmaları tarafından yapıldığını vurguladı. Ana ürünleri olan patlayan şeker ve patlayan şekerli çikolata topları, lolipop, sakız ve gevrekli atıştırmalıkların da paketli ürün yelpazesinde yer aldığını ifade eden Kaya, “Ürün gamımız dünyada oldukça rağbet görüyor. Patlayan şeker üretimi meşakkatli bir ürün ve Ar-Ge bölümümüz sürekli inovasyon çalışması yürütüyor. Kendi bünyemizdeki laboratuvar ve yan tesislerimiz ile patlayan şekeri daha fazla kullanım alanı açmak için her geçen gün yeni iyileştirmeler ve araştırmalar yapıyoruz” diye konuştu.

İhracat da devletin verdiği desteklerin önemli katkısı olduğunu vurgulayan Kaya, üretim süreçlerinde kullanılan ana ürün olan şekerde devamlı fiyat artışları sektörü zorladığını belirtti. Dahilde İşleme İzin Belgesi ile alımlarda tarife ile belirlendiği şekilde tedarik yapılmakta, ithal ürün temini gibi hammadde ve diğer tüm girdilerde zaman zaman tedarik sıkışıklığı yaşandığını dile getiren Kaya, bunların yanı sıra ambalaj malzemelerini de yüzde 96 oranında iç piyasadan tedarik etiklerini ve halen alüminyum folyo tedarikinde üretici fabrikalardan uzun terminler aldıklarını kaydetti.

Siparişlerde yüzde 60’a varan artışlar yaşanıyor

Pandemi döneminde aldıkları önlemler sayesinde üretime hiç ara vermeden iki vardiya şeklinde sürdürdükleri bilgisini veren Uğur Kaya, bu süreçte kısa çalışma ödeneği almadan ve işçi çıkarmadıklarını belirtti. Kaliteden taviz vermeden yurt içi ve dışına aynı kalitede ürün sağladıklarını anlatan Kaya, “Pandemi’ de Türkiye’nin tedarik zincirindeki yıldızı parlayınca, dünyadan daha fazla talep artışı oldu. Bizim ve diğer sektörlerde olduğu gibi Çin’den gelecek bir ürün ile bizim buradan yapacağımız sevkiyat hem zaman, hem maliyet, hem de kalite açısından çok önde olmaya başladık. Biz şu anda sektörde dünya deviyiz ve Dünya markasıyız Avrupa’da açılmadan sonra siparişlerimizde yüzde 50 ile 70 arasında ülkeye göre artış yaşanıyor” şeklinde konuştu.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Firmalardan

Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor

Editör

Yazar:

Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.

Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.

Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.

Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.

Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi

Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.

Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.

Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.

Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.

Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.

Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.

Devamını Oku

Firmalardan

Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım

Editör

Yazar:

Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.

Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz.  Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu

Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Devamını Oku

Firmalardan

Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara

Editör

Yazar:

Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.

Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”

Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor

Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.

Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor.  Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.

Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli  gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER