Sosyal Medya Hesaplarımız

Firmalardan

Migros, Tarım Kredi Kooperatifleri iş birliğinde hedef büyüttü

Editör
Soldan Migros Ticaret A.Ş. Meyve Sebze ve Et Pazarlama Direktörü Ekmel Baydur, Sağda Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Pazarlama Daire Başkanı İlyas Kılıç.
Abone Ol:

Tarım Kredi Kooperatiflerinden 2019 yılında 50 milyon TL’lik meyve sebze alımı gerçekleştiren Migros, 2020 yılı itibari ile bu tutarı 100 milyon TL’ye çıkararak Türkiye çapında alım yaptığı bölge, il ve ürün sayısını artırdı.

Migros Ticaret A.Ş. Meyve Sebze ve Et Pazarlama Direktörü Ekmel Baydur ve Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Pazarlama Daire Başkanı İlyas Kılıç’ın katılımıyla Antalya’da düzenlenen çalıştayda, potansiyel kooperatiflerin yöneticileri ile Migros yetkilileri bir araya geldi. Yıllık 600 Milyon TL’yi aşan meyve-sebze alımını kooperatif ve direkt üreticilerden temin eden Migros, bu çalıştay ile Türkiye ekonomisine ve tarıma sağladığı katkıyı artırdı. Migros, çalıştayda kooperatifler ile yeni işbirlikleri yaparken, 2020 yılı meyve sebze alım miktarı hedefini 2 katına çıkararak 100 milyon TL yaptı.

Ekmel Baydur: “Alımlarımızı iyi tarım ürünlerinden yapacağız”

Sektörde birçok alanda öncü konumda olduklarını söyleyen Baydur, sözlerini şöyle sürdürdü: “2010 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı öncülüğünde başlatılan ‘İyi Tarım Uygulamaları’ (İTU) standardında üretilen taze meyve ve sebzeyi mağazalarında satışa sunan ilk perakendeciyiz. 9 yılda 800 bin ton İTU ve organik sertifikalı meyve ve sebzeyi müşterilerimize ulaştırdık. Bu çalıştay sonunda da yapacağımız alımların hemen hemen tamamını İyi Tarım Uygulamaları kapsamında üretilen ürünlerden temin edeceğiz.”

Ekmel Baydur: “10 yıl önce 200 ton ürün alırken, bu rakamı 20 bin tona yükselttik”

TKK ile yapılan çalışmalardaki mevcut durumu değerlendirirken, bu ticaretin gelişmesi için yapılan katkılardan da bahseden Ekmel Baydur, “Kooperatiflerden 10 yıl önce 200 ton ürün alım yaparken bu rakam geçtiğimiz yılın sonunda 20 bin tona yükseldi. Gerçekleştirdiğimiz bu çalıştay ile Türkiye çapında ürün alımı yaptığımız bölge, il ve ürün sayısını da önemli ölçüde artırıyoruz” dedi. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde 5 adet Meyve Sebze Satınalma Bölge Müdürlüğü Deposu ve 4 adet Tali Depolarının bulunduğunu belirten Ekmel Baydur sözlerini şöyle sürdürdü: “Meyve-sebze alım ve dağıtım merkezlerimizi, Türkiye çapında çiftçilerimizin en yakınlarına konumlandırdık. Bu sayede en taze ürünleri müşterilerimize hızla ulaştırabiliyoruz. Depolarımızda her yıl 350 bin ton meyve-sebze işleniyor. Satın alım miktarlarımız arttıkça üreticilerimiz de daha cesur davranarak bölge ve iklim şartlarına uygun yeni ürünleri tarım alanlarına ekleyebiliyorlar. Çok yakın bir zaman önce Türkiye’nin ithal ettiği kivi ve avokado artık yerli üretim haline geldi. Kiviyi Doğu Karadeniz Bölgesi üreticilerinden TKK vasıtasıyla alıyoruz. Avokadoyu ise Akdeniz Bölgesi üreticilerimizden temin ediyoruz.”

İlyas Kılıç: “2020 hedefimiz 45 bin tonluk yaş meyve-sebze”

Tarım Kredi Kooperatifleri’nin ülke tarımında söz sahibi bir kuruluş olduğuna dikkat çeken Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Pazarlama Daire Başkanı İlyas Kılıç, şöyle devam etti: “Ülke genelinde 17 Bölge Birliği ve 1625 Kooperatif ile hizmet veriyoruz. Bu sayede sadece hububat endüstri bitkileri değil yaş meyve-sebze konusunda da tedarik boyutunda oldukça çeşitliliğe sahibiz. Tedarik yelpazesine her sene yeni ürünler ekleyerek iş birliği içinde olduğumuz ulusal marketler vasıtasıyla tüketicilere kaliteli ve taze ürün tedarikinde önemli bir rol üstleniyoruz. Tarım Kredi Kooperatifleri olarak ortaklarımızın ürünlerini değerlendirme konusunda sürekli çalışma içerisindeyiz ve bu bağlamda Migros ile 2009 yılında başlayan iş birliğimiz artarak devam etti. 2020 yılında ise yapacağımız çalışmalarla 45 bin tonluk yaş meyve-sebze ticaretini hedefliyoruz. Migros ve kooperatif personellerimizin gayretiyle uyum içinde çalışıyoruz.”

Üreticilerden mahsulleri uygun fiyatla, güvenilir ve yerli gıda anlayışıyla aracı olmadan tüketicilerle buluşturduklarını söyleyen İlyas Kılıç, “Çiftçilerimizin üretimini destekliyor, büyük kurumlarla iş birliklerimizi artırmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalıştaya katılarak fikirlerini sunan katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum” dedi.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Firmalardan

Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor

Editör

Yazar:

Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.

Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.

Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.

Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.

Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi

Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.

Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.

Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.

Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.

Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.

Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.

Devamını Oku

Firmalardan

Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım

Editör

Yazar:

Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.

Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz.  Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu

Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Devamını Oku

Firmalardan

Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara

Editör

Yazar:

Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.

Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”

Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor

Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.

Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor.  Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.

Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli  gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER