Firmalardan
Perakendede karlılığı ve verimliliği artırmak mümkün
Hızla büyüyen ve yoğun insan trafiğine sahne olan perakende, kayıplarla mücadele etmek zorunda kalan sektörlerin başında geliyor. İş modeli gereği kötü niyet ya da insan hatasından kaynaklanan kayıplara çok fazla maruz kalan sektör, önemli ciro kaybına yol açan bu duruma son vermek için çareyi teknolojide arıyor.
Perakende sektöründe özellikle pandemi sonrasında mağazalara dönüş hızlandıkça güvenlik sorunları da tırmanmaya başladı. 2021 Perakende Güvenlik Anketi’ne göre perakendecilerin yüzde 65’i bir önceki yıla göre organize perakende suçlarında artış yaşadı. Markalı hazır giyim ürünleri, deterjan, alkol ürünleri ve lüks mallar bu suçların odağında yer aldı. Güvenlik etiketleri tüm dünyada perakendecilerin yüzde 68’inin kullandığı bir kayıp önleme teknolojisi. Bu teknolojiyle hırsızlık kaynaklı kayıpları yüzde 60-80 oranında azaltmak mümkün oluyor.
Türkiye’de yalnızca Securitas Technology tarafından pazara sunulan Sensormatic kayıp önleme çözümleri bu noktada öne çıkıyor. 28 yıldır Türk perakendecilerinin ilk tercihi olan Sensormatic çözümleri, doğru teknoloji, doğru etiket kullanımı ve doğru süreç tanımıyla hayata geçirildiğinde maksimum faydayı sağlıyor. Bu sayede kayıpların önüne geçilirken, mağaza içi verimlilik artıyor ve kârlılık yüksek rakamlara ulaşıyor. Aynı zamanda alışveriş yapanların da sorunsuz bir deneyim yaşaması sağlanıyor.
Önce caydırıcılık, sonra güvenlik
Securitas Technology Pazarlama Direktörü Pelin Yelkencioğlu, perakendecilere sundukları sistemlerin en önemli görevinin ilk aşamada caydırıcılık ve suçu gerçekleşmeden engellemek olduğunu belirterek, “Perakende sektöründe edindiğimiz 28 yıllık deneyim, bize bu sektöre farklı bakmayı öğretti. İşletmelerin cirolarından önemli ölçüde pay alan iç ve dış kayıpları önlemeye yönelik çözümlerimizi sunarken sadece kayıp önleme değil; karlılığa, verimliliğe ve müşteri deneyimine de katkı sağlamasına özen gösteriyoruz. Teknolojilerimiz sayesinde 360 derece güvenlik sağlayarak, işletmelerin cirolarından önemli ölçüde pay alan iç ve dış kayıpları engelliyoruz” dedi.
Kayıp önlemede performans zincirinin 3 halkası
Pelin Yelkencioğlu’nun verdiği bilgiye göre, kayıp önlemenin etkin hale gelmesi ‘Performans zinciri’ adı verilen bu yapı ile mümkün.
1-Yüksek performanslı teknoloji: Geniş girişli mağazalar, operasyonel hız ve en önemlisi artan, şekil değiştiren suçlara karşı perakendeciler sürekli gelişen, yetenekli teknolojilere ihtiyaç duyuyor. EAS (elektronik ürün takip) teknolojilerinden biri olan Akusto Manyetik (AM), sektörün en gelişmiş teknolojisi olarak öne çıkıyor. Teknolojik olarak mümkün olan en geniş algılama mesafesine sahip, yanlış alarmlar üretmeyen sistemleri, mağaza çalışanlarının sisteme olan güvenini artırıyor. Farklı suçları algılama yeteneğine sahip olan sistemler sürekli geliştiriliyor. Bu nedenle de Akusto Manyetik teknoloji her geçen gün daha fazla tercih ediliyor.
2-Doğru etiket kullanımı: Perakende elektronik ürün takip sistemleriyle sahte veya orijinal olmayan etiketler kullanıldığında, mağaza içi ve dışı kayıpların önlenmesi son derece zorlaşıyor. Orijinallere nazaran düşük algılanma performansı gösteren bu etiketler, verimlilik noktasında mağazaların beklentisini karşılamıyor. Üstelik kullanım sırasında çıkardığı sorunlar, düşük kullanım ömrü ve artan servis maliyetleri ile toplam sahip olma maliyeti artıyor. Ürünlere orijinal olduğu kadar doğru tipte etiketin uygulanması da performans zincirinde büyük önem taşıyor. Sert etiket ya da etiketler; ayakkabı, aksesuar, tekstil, elektronik, yiyecek-içecek, optik ve kozmetik gibi pek çok farklı ürüne uygun şekilde tasarlanıyor. Bebek ürünleri ya da hassas kumaşlar için hafif ve küçük; ayakkabı için çivisiz; şişeler için kapak çevresine uyum sağlayan etiketler var. Bu etiketler hem ürünlerin sergilenmelerini ve denenmelerini etkilemiyor hem de yüksek koruma sağlıyor. Yanlış etiket seçilmesi ve uygulanması durumunda ise sistemin performans zinciri kırılıp verimliliği azalıyor.
2-Personelin sisteme güven duyması: Performans zincirinin son halkası, elektronik ürün takip çözümlerinin üreteceği alarmlara müdahale için doğru sürecin tanımlanması ve uygulanması. Sürecin uygulanmasında da personelin sisteme olan güveni kritik öneme sahip bulunuyor. Yanlış alarm sayısının artması, personelin sisteme olan güvenini azaltıp, alarmlara müdahale etmemesine yol açıyor. Bu durumda yapılan yatırımdan, hedeflenen fayda sağlanamıyor. Mağaza personeli, doğru teknoloji ve doğru etiketlerle kurulan sistemin yanlış alarm vermediğine inandığı durumlarda gerekli müdahaleyi yapıyor ve böylece zincirin son halkası tamamlanıyor. Mağaza performans zincirindeki bu 3 ana halka, yapılan doğru tercihlerle eksiksiz çalıştığında güvenlikle birlikte verimlilik ve karlılık artışı sağlıyor.
3-Kayıp önleme çözümlerine 7/24 takip: Günümüzde pek çok firma, ürün kayıplarının önüne geçebilmek için Elektronik Ürün Takip Sistemlerine yatırım yapıyor. Ancak çoğu zaman alınan alarm sayısı ya da alarmın sahada çalışıp çalışmadığı, merkez tarafından kontrol edilemiyor. Bu da yapılan yatırımın işlevsiz kalması ya da çöpe gitmesi anlamına geliyor.
En son teknolojilerin kullanıldığı bulut tabanlı Sensormatic Kayıp Önleme Yönetim Hizmeti, Elektronik Ürün Takip çözümlerinin performansının 7 gün 24 saat izlenmesini sağlıyor. Bu sayede, mağazalarda ve marketlerde kullanılan cihazlar uzaktan erişim yöntemleriyle yönetilebiliyor ve bu cihazlardan elde edilen veriler kullanılarak kayıpların meydana gelme nedenleri daha iyi belirlenebiliyor. Herhangi bir arıza oluşması durumunda bu cihazlara anında müdahale edilebiliyor. Örneğin, kablosuz erişim noktalarından biri kapandığında ya da alarm algılayıcılardan biri çalışmadığında, bunu merkezde bulunan ekipler anında görüyor ve mağazada sorumlu kişiye ulaşılarak sorun çok hızlı bir şekilde çözülebiliyor ya da teknik ekiplere haber verilerek sorunun hızlı bir şekilde giderilmesi sağlanıyor. Ayrıca cihazlar uzaktan güncellenebiliyor. Bu da yönetim ve bakım maliyetlerini büyük ölçüde azaltıyor.
Firmalardan
Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara
Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.
Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”
Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor
Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.
Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor. Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.
Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”
Firmalardan
P&G Türkiye, tüketici ihtiyaçlarından ilham alan inovasyonlarla yaşamları iyileştiriyor
Büyüme stratejisi, belirsiz ve değişken küresel koşullara rağmen uzun vadeli, sürdürülebilir ve sorumlu büyümeye odaklanan disiplinli bir yaklaşıma dayanan P&G Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya Yönetim Kurulu Üyesi ve Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcısı Armağan Sunerli ile sürdürülebilir büyümeyi, gelecek vizyonlarını ve pazarı konuştuk.
P&G Türkiye’nin bugün ulaştığı noktanın global organizasyon ve özellikle Avrupa bölgesi içindeki stratejik ağırlığını nasıl tanımlarsınız?
P&G olarak Türkiye’deki serüvenimize 1987 yılında başladık ve bu süreçte farklı kategorilerin öncüsü olarak hızlı tüketim ürünleri sektörüne yön verdik. 39 yılda ülkemizi birçok ilkle tanıştırdığımız ev ve kumaş temizlik bakımı, tıraş bakım, kadın kişisel bakım, bebek bakım, ağız bakım, saç bakım ve sağlık kategorilerinde bugün, öne çıkan 18 markamızla tüketicilere hizmet sunmaya devam ediyoruz.
Bugün Avrupa’nın en hızlı büyüyen hızlı tüketim ürünleri pazarına sahip ülke olan Türkiye, P&G için de Avrupa’nın en hızlı büyüyen pazarı durumunda. Avrupa organizasyonu içinde hem tüketici yapısı hem de finansal etkileriyle bölge performansına doğrudan yansıması olan, stratejik bir ülke konumunda bulunuyoruz. Bununla birlikte Türkiye’de elde ettiğimiz her başarı ya da karşılaştığımız her zorluk, Avrupa bölgesinin genel performansına net biçimde yansıyor. Bu da Türkiye’nin yalnızca büyüyen bir pazar değil, Avrupa ölçeğinde belirleyici bir ülke olarak konumlanmasını sağlıyor.
Türkiye’nin sahip olduğu bu ‘kaldıraç’ rolü, yerel pazarın dinamikleriyle birleştiğinde operasyonel önceliklerinizi ve ekosistemdeki büyüme hedeflerinizi nasıl şekillendiriyor?
Dünyada en yüksek nüfusa sahip 18. ülke olan Türkiye, Avrupa’da en büyük nüfusa sahip ülke konumunda. Çocuk ve genç nüfus oranımızın AB ülkelerinden yüksek olması, Türkiye’de kategori büyüme hızının yüksek olmasını da beraberinde getiriyor. Ülkemizde içerisinde bulunduğumuz kategoriler geçen yıl içerisinde %3’ü aşkın hacim ve %30’u aşan değer büyümesi gösterdi.
Bu ekosistemde P&G olarak, ülkemize ilk jel çamaşır deterjanı kapsülü, ilk bulaşık deterjanı kapsülü gibi yenilikleri kazandıran ev bakım kategorisinde pazardaki güçlü yapımızı korumaya devam ederken birçok kategorimizde çift haneli hacim büyümeleri elde ettik. Üstün performanslı ve doğru ürünleri ambalaj tasarımlarından marka iletişimine, doğru satış kanalları ve perakende uygulamalarından tüketicimize sağladığımız değere tüm unsurlarıyla bir bütün olarak ele alıp kategorileri büyütmeye odaklanıyoruz. Bugün Türkiye’de her 10 hanenin 8’inde en az bir ürünümüzle yer almamız, tüketici ihtiyaçlarını doğru okuyarak anlamlı çözümler sunduğumuzun en somut göstergesi. İnovasyon ve kalite standartlarıyla, tüketici beklentilerinin ötesine geçmeyi hedefliyoruz.
Tüketici ihtiyaçlarından ilham alan inovasyonlarla yaşamları iyileştiriyor ve dokunduğumuz her paydada çift taraflı değer yaratıyoruz. Şirket olarak büyürken, tedarikçilerimiz ve iş ortaklarımız için de kazandıran aksiyonlar alıyor, içinde bulunduğumuz ekosistemi de geliştirmeyi sürdürüyoruz.

Kategorilerinizde sürdürülebilir büyümeyi sağlayan stratejinizin temelinde nasıl bir yaklaşım var?
P&G’nin büyüme stratejisi, belirsiz ve değişken küresel koşullara rağmen uzun vadeli, sürdürülebilir ve sorumlu büyümeye odaklanan disiplinli bir yaklaşıma dayanıyor. Bizim kazanma stratejimiz bütün dünyada aynı formül üzerine kurulu: Üstün Ürünler, Üstün Ambalaj, Üstün Marka İletişimi, Üstün Perakende Uygulaması, Üstün Tüketici ve Müşteri Değeri.
Başarı, içlerinden birini seçmekten değil, hepsini aynı anda ve sürdürülebilir bir şekilde hayata geçirmekten geçiyor. Bu sayede hem tüketicilerin hem de perakende ortaklarımızın değişen ihtiyaçlarına hızla uyum sağlayabiliyor, stratejimizi gerçek zamanlı olarak esnek biçimde yönetebiliyoruz.
Bizi rekabette ayrıştıran ve uzun vadeli başarımızı şekillendiren bu stratejik yaklaşım, sürdürülebilir büyüme sağlamamızı ve faaliyet gösterdiğimiz kategorilerde değer yaratmamızı mümkün kılıyor. Bu güçlü stratejimizle kazanmaya ve paydaşlarımıza kazandırmaya devam ediyoruz.
Pazarın hızla dönüştüğü bir dönemde, tüketici beklentilerine nasıl yanıt veriyorsunuz?
P&G’de önceliğimiz, “tüketiciyi anlamak” ve farkında oldukları ya da olmadıkları ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bizim için “tüketiciyi anlamak” ise sadece bir araştırma sonucu değil; ürün geliştirmeden pazarlama iletişimine kadar her sürecin başlangıç noktasıdır. Bu doğrultuda A&I (Analiz ve İçgörü) ekiplerimiz yılda yaklaşık 1000 araştırma yürütüyor ve 100.000 tüketicinin görüşünü alıyor. Globaldeki 2000’den fazla Ar-Ge mühendisimiz ve inovasyona ayırdığımız yıllık 2 milyar dolarlık yatırımımız, bu genetik kodun bir parçasıdır.
Türkiye, tüketici davranışlarının en hızlı dönüştüğü pazarlardan biri. Bu dönüşümü doğru anlayabilmek için tüketiciyi davranışsal ve sosyolojik boyutlarıyla okumak gerekiyor. Örneğin; 2024 itibarıyla ortalama hane halkı büyüklüğü 3 kişiye kadar geriledi; tek kişilik hanelerin oranı ise 2010’da %7 iken bugün %20’ye yükseldi. Küçülen haneler ve hızlanan hayat temposu, özellikle en güçlü kategorilerimizden biri olan ev bakımında bizi daha kompakt ve pratik ürünler geliştirmeye yöneltiyor. Bununla birlikte deterjan kategorisinde tüketicinin öncelikli beklentisi, ek bir ürüne ihtiyaç duymadan leke ve koku çıkarmak ve zahmetsiz kullanım. Bu ihtiyaçlara, 7 günlük kurumuş lekelerde bile üstün temizlik sunan ve yepyeni bir form olan Ariel PODS ile cevap veriyoruz. Yeni Ariel PODS sadece form yeniliğiyle değil üstün performansıyla da bu ihtiyaçlara çözüm sağlıyor.
Öte yandan yoğun gündelik hayat içerisinde insanlar ev işlerine çok da fazla zaman ayırmadan ve hemen her günün yapılması gereken bulaşık yıkamayı da zahmetsiz, hızlı ama tertemiz bir şekilde çözmek istiyor. Bu içgörüyle Fairy 30 Dakikada Mucize ürününü pazara sunduk. Bu ürün sayesinde 3 kat yağ çözücü etken* ile 30 dakikada kısa programda inatçı yağ ve yemek kalıntılarını etkili bir şekilde temizliyor. *(Fairy Orjinal’e göre)
Arçelik, Beko, Bosch, Vestel gibi Türkiye’nin ve dünyanın alanında lider çamaşır ve bulaşık makinası üreticilerinin de 1 numaralı tavsiyesi olan Ariel ve Fairy markalarımız, tüketicilerimizden yeni inovasyonlarıyla pozitif dönüşler alıyor. Ariel PODS için, “gerçekten hayatı kolaylaştırıyor”, “ölçü derdi olmadan güvenle kullanıyorum” gibi yorumlar alıyoruz. Fairy 30 Dakikada Mucize tarafında ise aldığımız geri bildirimler, ürünün bulaşık yıkamayı gerçekten daha zahmetsiz ve hızlı hale getirdiği yönünde.
Tüketici odaklı inovasyon yaklaşımımız, yalnızca ev bakım kategorisinde değil, diğer kategorilerimizde de başarımızın temelini oluşturuyor. En güçlü olduğumuz alanlardan biri olan saç bakım kategorisinde, özellikle yeni jenerasyonun daha yoğun ve aşamalı bakım rutinlerini benimsemesinden yola çıkarak geliştirdiğimiz ürünlerle pazarda öne çıkıyoruz. Onarma ve koruma saç bakımında kadınların en büyük ihtiyacı. Bu değişimi dikkate alarak yaptığımız inovasyonlarla P&G’nin Pantene Heat & Glow serimiz ya da doğal içeriklere yönelik artan beklentiye yanıt veren Herbal Essences ürünleri gibi inovasyonlar sunduk. Bu stratejilerimizin sonucunda saç bakım kategorisinde çift haneli büyüme ve penetrasyon artışı elde ettik.
Bebek bakım kategorisinde ise özellikle gece yaşanan sızdırmalar, hem bebeklerin hem de annelerin uyku kalitesini olumsuz etkileyen önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu durum; bez, kıyafet, yatak ve çarşafların sık sık değiştirilmesi gibi ek zahmetleri de beraberinde getiriyor. Yeni Prima Premium Care ile Türkiye’de bir ilk olan kaka ve çiş cebi özelliğini ailelerle buluşturuyoruz. %100’e varan cilt ve sızdırma koruması sayesinde bebeklere konfor, ebeveynlere ise gönül rahatlığı sunuyoruz.
Bir diğer örnek de son 1 yılda, artan estetik kaygılar, kişisel bakım trendleri ve tüketici bilincinin yükselmesi ile beyazlık diş macunu segmentindeki büyüme. Beyazlık segmenti Oral-B’nin büyüme stratejisinin en öncelikli alanlarından birini oluşturuyor. Son bir yıl içinde Oral-B, beyazlık segmentini yaklaşık %20 oranında büyüterek kategori büyümesine öncülük etti.
P&G olarak, ürünlerimizin tüketici beklentilerini üstün performans, kalite ve güvenilirlikle karşılamasını temel önceliğimiz olarak görüyoruz. Bugün tüketiciler, düşük fiyatın her zaman gerçek tasarruf anlamına gelmediğinin; asıl tasarrufun yüksek performans ve kalitede saklı olduğunun bilincinde. Fiyat hassasiyeti artsa da Türk tüketicisi evine ve ailesine verdiği değerden ödün vermiyor; “ödediğim paraya değer” dediği ürünleri tercih ediyor.
Biz de bu güvene layık olmak için inovasyon odağımızı, kalite standartlarımızı ve tüketici içgörüsüne dayalı yaklaşımımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Çünkü biliyoruz ki sürdürülebilir başarının temelinde, tüketicinin güvenini kazanmak ve bu güveni her gün yeniden hak etmek yatıyor.
Firmalardan
Kore’nin global cilt bakım markası Nacific Türkiye’de
Kore merkezli global cilt bakım markası Nacific, Türkiye pazarına Korelle Kozmetik distribütörlüğünde ve güçlü bir kurumsal marka kimliğiyle giriş yaptı. Markanın Türkiye yapılanması ve pazara giriş stratejisi, Korelle Kozmetik liderliğinde kurgulanırken; Nacific ürünleri Rossmann’ın yaygın mağaza ağı ve online satış kanalları üzerinden özel olarak tüketicilerle buluşuyor. Bu güçlü iş ortaklığı modeli, markanın Türkiye’de uzun vadeli ve sürdürülebilir bir büyüme hedeflediğini ortaya koyuyor.
Nacific’in Türkiye operasyonu, distribütörlüğünü üstlenen Korelle Kozmetik çatısı altında yürütülüyor. Korelle Kozmetik; marka konumlandırma, dağıtım yönetimi, pazarlama stratejisi ve pazar geliştirme süreçlerini bütünleşmiş bir yaklaşımla yöneterek markanın Türkiye’de kurumsal ve sürdürülebilir bir yapı içinde büyümesini hedefliyor. Ürünler, güçlü ve güvenilir perakende altyapısı sayesinde Rossmann Türkiye’nin yaygın mağaza ağı ve online satış kanalları üzerinden tüketicilerle buluşuyor.
26 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirilen basın toplantısında; Korelle Kozmetik Kurucu Ortağı ve Başkanı Fatih Akşener, The Skin Factory CEO’su Jason Roh, Overseas Business Division Director Julie Sun ile Rossmann Türkiye üst düzey yöneticileri bir araya geldi.
Toplantıda konuşan Korelle Kozmetik Kurucu Ortağı ve Başkan Yardımcısı Neslihan Niğiz Ulak şu değerlendirmede bulundu, “Türkiye’de Kore kozmetiği kategorisi hızla büyürken, pazarda güçlü kurumsal yapı ve uzun vadeli marka yönetimi konusunda önemli bir boşluk olduğunu gözlemledik. Korelle Kozmetik’i tam da bu ihtiyaca yanıt vermek amacıyla konumlandırdık. Nacific’in marka gücü, bilimsel yaklaşımı, içerik şeffaflığı ve gerçek sonuç odaklı marka felsefesi vizyonumuzla güçlü bir uyum gösterdi. Nacific’in global gücünü Rossmann’ın güvenilir perakende altyapısıyla birleştirerek Türkiye’de sürdürülebilir bir büyüme ivmesi yakalayacağımıza inanıyoruz. Uzun vadede hedefimiz, Korelle’yi Kore güzelliğinin Türkiye’deki en etkili ve belirleyici oyuncularından biri haline getirmek.”
