Firmalardan
Reis Gıda’dan Dünya lezzetleri ile hedef; yeni pazarlar
23 farklı çeşidi tüketicisiyle buluşturan Reis Gıda, Royal ile hedef pazarlarda büyümeye odaklanacak.
38 yıllık tecrübesiyle bakliyat sektörünün en güvenilir markası olan Reis Gıda, İstanbul’da bulunan 125 bin ton üretim kapasitesine sahip, 13 bin 500 metrekarelik üretim tesisinde 46 çeşit ürün paketliyor. Sağlıklı beslenmeyi önceliği haline getiren ve obezite konusunda birçok sosyal sorumluluk projesi yürüten Reis Gıda, yüksek protein ve lif oranlarıyla öne çıkan Royal serisi ile yeterli ve dengeli beslenmeye yardımcı olacak.
Türkiye bakliyat sektörünün “en çok güvenilen ve tavsiye edilen” markası olmayı sürdürmek üzerine çalışmalarına devam ettiklerini belirten Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis “Dünya beslenme alışkanlıklarının günden güne farklılaşması ve tüketici tercihlerinin değişmesi yeni ürün ihtiyacını da beraberinde getirdi. Reis Gıda olarak, dünyadaki beslenme trendlerini yakından takip ediyor ve bu beklentiler ışığında kendimizi güncelliyoruz’’ dedi. Son zamanlarda klasik bakliyat çeşitlerinin yanında birçok tohum çeşidinin de hayatımıza girdiğini belirten Mehmet Reis; kuru gıdada yeni tatlar için gelişen talep doğrultusunda ürün portföylerine Reis Royal ürünlerini dahil ettiklerini söyledi.
Dünya lezzetleri Royal serisi ile sofralarda yer alacak
Royal serisindeki ürünlerin yetiştiği coğrafya ve iklim şartlarının birbirinden farklılık gösterdiğinin altını çizen Mehmet Reis; ‘‘Biz her zaman yerli üretimi ve çiftçimizi desteklediğimizi bir kez daha göstererek, tarımsal bakımdan ülkemizde yetişmesi mümkün olan ürünleri paketimize alabilmek için üretilmelerini bekledik. Kinoa bitkisi yetiştirilmeye başlandı ve bugün ürünümüzü yerli üreticiden tedarik ediyoruz. Aynı şekilde ilk siyah pirinç üretimini de desteklemek amacıyla üreticilerle iş birliğinde çalışmalar gerçekleştirdik. Önceliğimiz yerli üretimi ve çiftçimizi desteklemektir’’ dedi.
Dünyanın da tercih ettiği, yeni ürün grubunun ambalajı tasarlanırken, gıda israfının ve atığın önüne geçmek amacıyla ağzı kilitli ambalaj tercih ettiklerini belirten Mehmet Reis, yeni ürün serisi için gluten hattı oluşturduklarını da söyledi. Bu dönemde hız kazanan üniversite iş birlikleriyle AR-GE ve inovasyon çalışmalarına devam ettiklerini de vurgulayan Reis, favori ürün olarak nitelendirdikleri yeni ürünlerle yurtiçi ve yurt dışındaki tüm tüketim noktalarında yer almak istediklerini söyledi.
Reis Gıda, ulusal ve uluslararası kalite normlarına uygunluğu belgelenmiş olan ürünlerini, Türkiye’nin yanı sıra, Amerika, İngiltere, Almanya, Hollanda, Kanada, Fransa ve İsviçre başta olmak üzere 4 kıtada 26 ülkeye ihraç ederek ülkemiz ekonomisine ve yerli ürünümüzün tanıtılmasına katkıda bulunuyor. Bunlara ek olarak, Türkiye’de ve dünyada e-ticaret konusunda uzmanlaşmış satış platformlarında Reis ürünleri tüketicilerle buluşuyor. 2018 yılında bir önceki yıla oranla ihracatta yüzde 15 artış elde ettiklerini belirten Mehmet Reis, 2019 yılında ihracat yaptıkları ülke sayısını artırmak istediklerini belirtti. Reis, ‘‘Öncelikli planlamamız tarımsal ürün ihracatına destek olarak yeni pazarlar oluşturmaktır. Türkiye’deki tarım gücümüz ve tecrübemizle uluslararası pazarlarda büyümeye odaklanacağız’’ dedi.
Deneyimli çiftçileri ve yerli tohumlarıyla ekolojik yönden çok değerli bir tarım ülkesine sahip olduğumuzu vurgulayan Mehmet Reis, Türkiye’nin tarım ve hayvancılıkta kendine yeten aynı zamanda ihracatta üstün kılacak reformları hayata geçiren bir ülke konumuna ulaştırılabileceğini söyledi. Reis, sözlerine şöyle devam etti; ‘‘Tarımın dünyada ilk geliştirildiği coğrafyanın üzerine kurulu, bakliyatın gen merkezi olan Türkiye’nin tükettiğinden fazla üreten, ihracatını geliştiren, cari açıktan kurtulup cari fazla veren bir ülke konumuna gelebileceğine inancımız sonsuz. Yeter ki yüksek kalitede, katma değerli üretimi artıracak gerekli iradeyi gösterelim, kararlı olalım ve koordinasyon sağlayalım.’’
Mehmet Reis sözlerine şöyle devam etti; ‘‘Ata tohumu olarak bilinen bakliyat çeşitlerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması en büyük mirastır. Türkiye’nin yerli ve milli markası Reis Gıda olarak, bu konuda biz üzerimize düşen görevleri yerine getiriyoruz ve getireceğiz.’’
Küresel iklim değişikliğinin dünya üzerinde oluşturduğu tehditlere ve ülkemizin iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek olan Akdeniz havzasında yer aldığına değinen Reis, Türkiye’nin kararlı bir şekilde iklim değişikliği ile mücadele konusunda politikalarını belirleyerek, bunu uluslararası müzakerelerde gündeme getirmesinin çözüme ortak olmak için büyük önem teşkil ettiğini belirtti.
Firmalardan
Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor
Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.
Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.
Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.
Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.
Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi
Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.
Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.
Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.
Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.
Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.
Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.
Firmalardan
Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım
Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.
Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz. Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu
Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Firmalardan
Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara
Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.
Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”
Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor
Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.
Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor. Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.
Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”
