Sosyal Medya Hesaplarımız

Emine Pura

Reklamcılığın kökeni M.Ö. 3000’li yıllara dayanıyor

Emine Pura
Abone Ol:

Kıssadan hisse, doğrudan pazarlamanın büyümesi, kendini doğru tanımlaması, ölçümleme ve geri dönüşünün ön plana çıkmasıyla artarak devam edecektir.

Her geçen gün dünyadaki marka ve ürün sayısı hızla artıyor. Bir kısmı yeni ortaya çıkarken bir kısmı da yok oluyor, sonuç olarak ayakta kalanlar, tutunamayan veya yaşam sürecini tamamlayanlardan çok olduğu için hem marka hem de bu markaların ürün sayıları artıyor.
Her markanın ve ürünün hitap ettiği bir tüketici kitlesi olduğuna göre, tutundurmanın temel kriterleri nedir diye sorguladığımızda, pek çok neden sıralayabiliriz. Bu nedenlerden öne çıkanların başında ise markanın veya ürünün hitap ettiği tüketici kitlesi ile nasıl temas etmesi gerektiği ortaya çıkıyor.
Sondape ve Frybyiarper’e göre reklamcılığın kökeni M.Ö. 3000’li yıllara dayanır. Bu dönemde tüccarların, çığırtkanlar aracılığıyla satış yapma çabaları, dükkanlarının önlerine koydukları tabelalar ilk reklam denemeleridir ve amaç ürünlerin tüketiciye dokunmasını sağlamaktır. Burada reklam ve ürün yan yanadır.
O günlerden bu güne ne değişti diye baktığımızda aslında amaç aynı ama yöntemlerde değişiklikler oldu. Farklı pazarlama, satış ve iletişim teknikleri geliştirildi. Markanın veya ürünün tanıtılmasında ve tüketiciye sunulmasında, bilimden yararlanılmaya başlandı ama neticede hep tüketiciye en etkili şekilde ulaşmak ve ürünü satmak amaçlandı. Diğer taraftan teknolojinin hızla gelişiyor olması, kullandığımız bir yöntemin sonuçlarını değerlendirme fırsatı bulamadan yeni ortaya çıkan başka bir metoda geçme zorunluluğu getiriyor.
Öte yandan, dünya ekonomisi, sık sık bölgesel veya genel krizlere gebe kalsa da, tüketiciler sürekli yenilik peşindeler. Önceden ihtiyacını karşılamak için ürünün peşinden koşan tüketiciler günümüzde seçenekler arasında seçim zorluğu yaşıyor. Bu nedenle de markalar, reklamları ve kullandıkları iletişim yolları ile tüketicilerde ihtiyaç hissi yaratarak, satın alma isteğini tetiklemeye çalışıyorlar.
Bu durumda bütün pazarlama iletişimcilerinin ilk aklına gelen ise “ürünü-hizmeti farklılaştırmak” oluyor. Neyi farklılaştıracağız? Herkes kendi ürününün farklı olduğunu düşünüyor, rakibine göre kullanıcısına daha fazla fayda sağladığını iddia ediyor. Peki tüketici bunu biliyor mu? Bunun cevabı tüketici ile nasıl iletişim kurulduğuna bağlı. Görselliği ve mesajı çok yaratıcı reklamlar yaparak vermeye çalışabilirsiniz, ama tüketiciye dokunmadan yapılan reklamların etkisi bize istediğimiz sonuçları vermekte zayıf kalabilir. Hedeflere ulaşabilmek içinde reklamları doğrudan iletişim yolları ile desteklemek kaçınılmaz görünüyor. Doğrudan iletişimin en ideal yolu, tüketicinize dokunabileceğiniz mesafede durup, tüketicinin size dokunabilmesini sağlamaktır. Bu ihtiyaçtan dolayı, doğrudan pazarlama dünyada ve ülkemizde son 10 yıl içinde %20 bandı civarında büyümektedir.
Bu pazarlama gerçeğinin, gündelik hayatımızdaki algısına bakarsak komik bir fotoğraf çıkmaktadır; pazarlama bölümünde okuyan gençlere “Tencere tava mı satacaksın?” diye sorulur,  kartvizitinde pazarlama uzmanı yazan kimileri satışçı gibi çalışır. Tamam kabul edelim, özünde ikisinin de birçok apartmana girişi yasaktır. Her şer’de bir hayır var mıdır bilmem ama, son dönemde doğrudan satışın ne olduğuna dair algı biraz daha yerleşti. Zira, tüy dökücü krem, horlamayı engelleyen mekanizma, katlanmayan kırılmayan hortum size doğrudan satış ile ulaşmaktadır, arada hiçbir satış kanalı olmadan direkt kapınızda.
Pazarlamacının satıcı olmadığı gerçekliğini kabul ederek başlarsak, doğrudan pazarlama da seçilmiş hedef kitle ile markayı buluşturan pazarlama faaliyetlerdir. Satış yapmaz, satın almaya teşvik eder, marka ile hedef kitle arasında bağ kurar, marka deneyimi yaşatır, denettirir. Seçilmiş hedef kitleye, yaratıcı, teşvik eden ve markayla bağ kurulan bir fikir ile, somut ve sonuçları ölçümlenebilen bir mekanizma ile ulaşmak ana kriterdir.

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Temmuz 2015 – 77. sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Advertisement

Emine Pura

Reklamlarda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Emine Pura

Yazar:

Reklamverenler Derneği, Bahçeşehir Üniversitesi Reklamcılık Bölümü ile yaptığı çalışmada, 2007-2018 yılları arasında düzenlenen 9 Effie Yarışması’nda ödül kazanan TV reklamlarındaki toplumsal cinsiyet rollerinin temsil edilme biçimlerini ve geçen on yılda bu temsillerdeki değişimi ortaya koymayı hedeflemiş.

Üniversitenin gerçekleştirdiği, “Effie Ödüllü TV Reklamlarının 10 Yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” araştırma sonuçlarına göre;

*Reklamlarda erkekler var; Yaşam döngüsüne aykırı bir şekilde artan oranda üstelik! 2007-2011 yıllarında reklamlardaki ana karakterlerin %56’sı erkek iken, 2013-2015 yılları arasında %69, 2016-2018 yıllarında ise %65 erkek olduğu gözlemlenmiş. Günümüzdeki reklamlardaki ana karakterin kadın olma durumu sadece %35!

* Kadın ve erkeğin yeri belli; Telekomünikasyon sektörü reklamlarında kadın ana karakter kullanımı %6, banka/finans sektörü reklamlarında ise sadece %4. Kadın ana karakterlere tanınan özgürlük ise her zaman olduğu gibi ev temizlik ve bakım ürünleri (%91) ve moda/tekstil/aksesuar. Kadın iş hayatında yer edinmeye çabalarken, reklamlarda açıkca göz ardı edilmiş.

* Kadının yeri evi; Kadın ana karakterlerin %43’ü ev ortamında gösterilirken sadece %10’u işyerinde tasvir ediliyor. Erkek ana karakterlerin %27’si işyerinde, %22’si açıkhavada, %20’si evde. En ilginç nokta ise 2016-2018 yılları arasında kadın ana karakterlerin %32’si çalışan rolünde olmasına rağmen hiçbiri işyerinde tasvir edilmemiş.

* Dış ses=erkek; Cinsiyet eşitsizliğinin en net olduğu alan dış ses. 2007’den 2018’e yıllık dağılımlarda %89’luk erkek dış ses oranında belirgin bir değişiklik olmadığı görünüyor. Yani reklamdaki dış sesin kadın olma olasılığı sadece %10!

Reklamverenler Derneği, kapsayıcı ve çok paydaşlı bir yaklaşımla reklamlarda toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele etmek için öncülük yapıyor. Dernek tarafından belirlenmiş öncelikler; reklamverenler ve yaratıcı ajanslar için reklamlarda cinsiyet kalıplarının kullanımı konusunda ilkeler oluşturmak, reklam sektöründe cinsiyet dengeli çalışma politikalarının uygulanmasını sağlamak ve gerekli özdenetim sistemini oluşturmak sayılabilir.

“Effie Ödüllü TV Reklamlarının 10 Yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” araştırma sonuçlarını incelediğimizde; cinsiyet eşitliğinin dengede olması bir yana, güncel yaşam dinamiklerinden uzak, hedef kitle/alışverişçi profiline zıt bir konumlama olduğu ortaya çıkıyor. Markalara yapılan konumlama çalışmalarında, ajanslar araştırma sonuçlarını kullanır. Bu sonuçlara/tüketici iç görülerine dayanarak çalışmanın temelini atarlar. Peki reklamların günlük hayatta kadın-erkeğin rolünü yansıtmadıklarını kabul edersek, reklamın dayandığı içgörü/araştırma sonuçlarında tezat mı var? Ya da araştırma yok diyelim, bu konumlamayı kim yapıyor, kim onaylıyor? Başta reklam sektörü tarafları olanlar, akademisyenler ve tüketiciler olarak herkesin farkındalığını arttırması ve ses vermesi gerekiyor ki değişim gerçekleşsin. Hatta değişimden önce güncelleme gerçekleşsin diyelim.

Devamını Oku

Emine Pura

Bugünlerde

Emine Pura

Yazar:

Peter Ducker’a göre, günümüz yöneticisinin en stratejik kararı, tamamlanması gereken listedeki on iş içinden, zamanının yettiği altı tanesinin hangileri olduğunu seçmektir. Geride bırakılacak dört işi belirlemek tecrübe ve iç sesimizi dinlemekle oluyor sanırım. Zaman yetersizliği kabul edilmiş gerçek haline gelince, asıl beceri etkin önceliklendirme haline geldi. Özel hayatta ve iş hayatında bu çözmek için önerilen birkaç teknik var. En yaygın olanları; öncelik sıralaması yapmak, acil-önemli ayrımı yapmak ya da güvendiğiniz birinin fikrini almak. Bazen sizi ve işi bilen bir aklı selim, resme daha net bakabiliyor. 

Aynı anda birden çok iş yapmak, geliştirilmesi gereken bir kas mıdır yoksa, Gary Keller ve Jay Papasan’in “Bir Tek Şey” olarak Türkçe’ye çevrilmiş kitabında -şiddetle tavsiye ederim- olduğu gibi mükemmeliyet, bir tek şeye odaklanıp onda uzmanlaşıp sonra başka başlıklara geçmek mi? Maymun iştahlı insanlardan ziyade hedefi belirleyip tutarlı bir şekilde ona ulaşmak için çalışan insanların daha başarılı olduğunu görüyoruz. O zaman, uzmanlaşma değerlidir diyelim ve saygı duyalım. Günümüzde “herkesin her şeyi bildiği” şu ortamın, bir yandan yozlaşmaya yol açtığını ancak öte yandan bilgi ve tecrübeyi daha da parlattığına inanıyorum. 

Dünya üzerindeki tüm annelerin ortak öğütlerinden biri “sorunlu tiplerle vakit geçirme” olsa gerek. İyi niyetli, dürüst insanlarla bir arada olunca kendimizi daha hafif, hayatımızı daha anlamlı hissetmez miyiz? İş hayatında, enerji vampirleri olduğuna inanıyorum. Her şeyden, herkesten mutsuz olan -işin özünde kendinden mutsuz olması-, eleştiren ama pozitif bir değişime de yanaşmayan enerji vampirleri, bir süre sonra çevrelerindeki insanları da olumsuz etkilemeye başlarlar. Çalışkan insanlar çalışkan kalsın, güzel yürekliler güzel kalsın diye enerji vampirlerine ortamı boş bırakmamak ve nüfuslarını arttırmalarına engel olmak gerekir. 

“İşyerinde Budda Olmak” kitabında Franz Metcalf ve BJ Gallagher, 108 eski öğretiyi değişim, stress, para ve başarı adına tekrar yorumlamış. İnsanın zihnini açabilmesi ve biraz da olsa olumlu bakabilmesi verdikleri örneklerden ikisi; 

• Aileniz, arkadaşlarınız ve çalışma arkadaşlarınızla iletişim içinde kalın. Onlardan bağımsız ama paylaşım içinde. 

• En zorlandığınız anlarda fırsatları bulmaya, görmeye çalışın. Hayat risk dolu ve tehlikeli, korku doğal. Ama kontrol edemeyeceklerimizden korkmak yerine fırtına içinde bir çıkış yolu bulmaya çalışmak ile olumluya ulaşabiliriz.

Bu günlerde ne kadar zor olsa da, enerji vampirlerini bloke edip, beraber güzel şeyler üretebildiğimiz insanlara kenetlenip, en iyi bildiğimiz işe odaklanıp, güneşli günleri beklemek gerekiyor sanırım. 

DPİD (Doğrudan Pazarlama İletişimcileri Derneği) Başkanlığı’nı yaptığım dönemde kendisiyle ortak projeler üretme şansı bulduğum, IDA Başkanlığı yaptığı o dönemde iki dernek olarak aynı ofisi paylaştığımız, güler yüzü ve pozitif enerjisiyle hatırlayacağımız, Sevgili Figen İsbir’i saygıyla anarak satırlarımı sonlandırmak isterim. Yolu ışık olsun…

Devamını Oku

Emine Pura

Yapay zekaya insani dokunuş

Emine Pura

Yazar:

Geçen yazımda The Cognizant Center for the Future of Work tarafından yayınlanmış “Jobs of the Future, A Guide to Getting and Staying Employed Over the Next 10 Years” raporunu paylaşmıştım. Yapay zeka ve otomasyonun hızla hayatımıza girmesiyle makroekonomik, politik, sosyal, kültürel, ticari ve teknolojik değişimlerin işlerimizi elimizden alacağı konuşuluyor. Cognizant, raporunda, Amerika’nın mevcut iş gücünün %12’sine denk gelen 19 milyon işin yeni dünya düzeninde kaybolacağını, ancak 21 milyona yakın yeni istihdam doğacağını iddia ediyor. Bugünden fırsatlara kafa yormaya başlamak için de 21 meslek öneriyor. Bu yazımda, biraz daha uzağa gidip, 2023-2028 yıllarının -tahmini- gözde mesleklerini tanıtmak istiyorum;
Dijital Terzi: Önümüzdeki beş sene içinde, online alışverişin daha da gelişmesi ile önemli bir fırsat doğacak. Online alınan kıyafetlerin %40’ı bedenin uymaması ya da müşterinin üstünde hayal ettiği gibi durmaması nedeniyle iade ediliyor. Dijital terzi, özel yazılım ile müşterinin öncelikle doğru beden ölçümünün alarak bulut sistemine yükleyecek. Bu sırada, stil danışmanlığı da yaparak en uygun tarzı bulmada yardımcı olacak. Müşteri, online satın alımı gerçekleştirdikten sonra, son rötuşları beraber yaparak ürünü” tam üstüne uyan hale” getirmiş olacaklar.
Otoban Kontrolörü: Şehirlerimiz değişti; otonom araçlar ve dronlar ile farklılaşan kara ve hava trafiğinin kaosa sürüklenmemesi için yeni bir düzenleme gerekecek. Otonom araçlar ile hız limitlerinin yükselmesi, daha verimli ama halen kontrolü bir trafik akışı gerektirecek. Öte yandan, dronlar herhangi bir rut planı ile uçmadıkları için önemli bir tehlike haline gelecekler. Bu pozisyon, şehir merkez kontrolünde görev yaparak, sistemlerin sevk ve idaresini, gerekli durumlarda ceza kesilmesini, yazılım aksaklıkları için firmalara bilgi aktarımını sağlayacak.
Kişisel Hafıza Küratörü: Yüksek duygusal zeka, sabır, güçlü bir sözlü ifade, tercihan psikolojik deneyim gerektiren bu pozisyon; yaşlı müşterilere sanal ortamın yaratılması ve hazırlanmasında görev alacak. Sağlıklı yaş almakta, tüm araştırma ve geliştirmeler, hafıza kayıplarının yarattığı stress ve asabiyetin giderilmesinin en önemli başlık olduğunu gösteriyor. Müşterilerinin belli anları hatırlamalarına yardımcı olan küratör, aldığı verilerle (sesler, görüntüler, hisler, kokular) bu anların sanal dünyada tekrar canlandırılmasını sağlayacak. Böylece, müşterinin hafıza kayıtları sanal gerçeklik datasına kaydedilecek ve hafıza kayıplarının önüne geçilecek.
Arttırılmış Gerçeklik Yolculuk Rehberi: Bu pozisyon, yaşanmışlıkları, arttırılmış gerçekliğe aktarmada, kurgulayacak, yazacak, oyunlaştıracak ve en önemlisi etki uyandıracak bir gerçeklikte kişiselleştirerek tecrübe ekonomisinin en temel taşlarından birini hayata geçirmiş olacak. İyi bir takım oyuncusu olması gereken bu kişi, teknik uzmanlar ile çalışarak, müşterinin tüm tercihlerinin (karakter, müzik, spor, sanat vb) yansıtılmasını sağlayacak. Böylece, Games of Thrones, Jane Austen, Van Gogh da olsa aynı özleştirme ile tecrübe etmesini sağlayacak.
Yapay zeka ve otomasyonun domine ettiği gelecekte, üç insani değerin yeni iş imkanlarını da biçimlendirdiğini görüyoruz; yardım etmek, başkalarının yaşam şartlarını iyileştirmek, insan ve makinayı ahenkle bir arada tutmak. İnsani değerlerimizi kaybetmeyeceğimizi görmek çok sevindirici. Tabii zamanın dinamiklerine uyum sağlamış haliyle…
Retail Türkiye ailesine, sevgili yazarlarımız ve değerli okurlarımıza, sağlıklı, huzurlu bayramlar, insani değerlerimizin etrafında daha da kenetlendiğimiz günler diliyorum.

Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Mayıs 2018 – 111. sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku

Emine Pura

POPÜLER