Ercüment Tunçalp
Şimdi de bahane savaş
Yıllardır yaşadığımız ekonomik sorunları getirip savaş şartlarına bağlamak, en azından kolaycılıktır ve gerçek resmi görmeyi engeller. Geçtiğimiz haftalarda savaştan bir gün önceki ekonomik tabloyu ortaya koymuştum. Nedeni; küresel risk oluşturacak bir süreç yaşanmadan önce bile ekonomik verilerin çok parlak olmadığını kayda almak içindi. Tahmin ettiğim gibi de oldu ve “Savaş devam ederse ciddi bir enflasyon riski söz konusu” şeklinde görüşler gelmeye başladı.
Oysa, ekonomideki ve siyasetteki kırılganlıklarımız, daha ince hesap (dünyadan ayrıştığımız için) yapmamızı gerektiriyor.
Çünkü;
- Örneğin, savaştan sonra ABD’de motorinin galon fiyatı 1 ay önceye göre yüzde 40 artışla 5 doların üzerine çıktı. Sonrasında Fed Başkanı Powel, “Kısa vadede yükselen enerji fiyatları genel enflasyonu yukarı çekecektir” dedikten hemen sonra da Fed, enflasyon tahminini bu yıl sonu için yüzde 2,4’ten yüzde 2,7’ye, 2027 için de yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıkardı.
Bizde ise henüz savaş yokken, aylık bazda Ocak enflasyonu yüzde 4,84, Şubat enflasyonu yüzde 2,96 çıkmıştı. Ancak esas dikkat çekmek istediğim konu; bizim ortalama aylık enflasyonun, ABD yıllık enflasyonunun 2 katı olması değildir. Kıyaslamanın petrol üreticisi ile petrol ithalatçısı ülke arasında yapılıyor olması da değildir. Akaryakıt fiyatındaki yüzde 40 artışın ve hatta biraz daha fazlasının enflasyonu ne ölçüde etkileyebileceğidir.
Yani hesap şeklindeki anlayış farkıdır!
- Elbette Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalmasının, mevcut risklerimizi artırması muhtemeldir. Zira Türkiye net enerji ithalatçısı bir ülkedir. Petrole gelecek sert yükselişler öncelikle gıda ürünlerinin fiyatlarını artırabilir. Ancak zaten dünyada gıda fiyatları düşerken bizde artmıyor muydu?
Üstelik yeni bahanelerin fiyatlama davranışını daha da bozması ve enflasyonla mücadeleyi sekteye uğratması güçlü ihtimaldi. Nitekim savaş halinin üzerinden 22 gün geçmesine rağmen savaş fırsatçıları ortaya çıkmış bulunuyor. Medya, fiyatları ikiye katlanan meyve sebze haberleriyle dolu. Bunu savaşın ilk günlerinde görmüş ve akaryakıt zammının nasıl fırsata çevrilebileceğini yazmıştım. Pompaya gelecek 10 TL artışın, yakıt maliyetine etkisinin sadece 11 kuruş olacağını açıklamıştım. Hadi 10 TL’nin birkaç katı daha zam gelsin, ürüne ilave maliyeti 50 kuruşu geçemezdi…
Ancak görüyor ve duyuyoruz ki, üretim bölgelerindeki hallerde fiyatlar almış başını gitmiş. Meyve sebze dağıtım kanalları bizim ülkemizde aşırı kalabalıktır. Ancak zincirin hangi halkasında fiyat şişmesinin daha yoğun olduğunu bulmak o kadar da zor değildir. Kısaca savaşı bahane olarak kullanan ve bunu fırsata çevirmek isteyenlerle mücadelenin önemi artmıştır. Zira ortada 40 liralık ürünün fiyatını 80 lira yapacak ve bunu haklı gösterecek bir gerekçe yoktur…
- Üstelik savaş olmasaydı da; dünyada 195 ülke arasında, enflasyonu en yüksek yaşayan 10 ülke içindeydik. TÜFE oranımız 2026 Şubat ayında yüzde 31,53 çıkmıştı. Uzun zamandır savaş halinde bulunan ülkelerden Rusya yüzde 5,9, Ukrayna yüzde 7,6, İsrail yüzde 2 yıllık enflasyon oranlarıyla dikkat çekiyordu. 2026 Şubat ayına ait olan bu verilerin yanına; Mart, Nisan ve Mayıs enflasyon oranlarını da koyup yapacağımız kıyaslama daha da isabetli olacaktır.
- Çok arzu edildiği halde bir türlü kalıcı hale getirilemeyen dezenflasyon süreci nedeniyle faiz indirimlerine zaten ara verilecekti. Savaşın yaratacağı fark faizin artırılması yönünde olabilir.
- Dünyada 17. büyük ekonomiye sahip olmamıza rağmen, yılbaşı itibariyle kişi başı gelirde 65. sırada yer alıyoruz. Kaldı ki bu ortalama değer bile, gelir ve servet dağılımındaki eşitsizlik nedeniyle nüfusun yüzde 70’i için bir anlam ifade etmiyor. Zira dolaylı vergi payı zaten küresel standartların üzerindeyken, aynı verginin görünmez olanı da enflasyon vergisidir. Sabit gelirliyi ekonomik olarak hırpalayan bu durum, faizleri yükselttiği için de üst gelir grubunun servetini artırıyor. Bu bir kısır döngüdür ve yeni de oluşuyor değildir.
- 2026 Ocak ayı geniş tanımlı işsizlik (kullanılamayan iş gücü) oranı yüzde 29,9 çıktığına göre daha da olumsuz durum ne olabilir?
- Savaşın olası etkisinden daha fazlasının, siyasi ısınmadan kaynaklandığı da bir ülke gerçeğidir. Bütün tarafların önceliği buraya vermesi isabetli olur.
- İstanbul Sanayi Odası Türkiye Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI), imalat ve hizmet sektörlerindeki ekonomik faaliyetlerin sağlığını ölçen, her ayın başında yayınlanan öncü bir ekonomik göstergedir. 50’nin altındaki her değer üretimde yavaşlamaya, ekonomik dar boğaza işaret eder. Endeks son 23 aydır eşik değer olan 50’nin altındadır. Burada da savaş etkisi olmadığı açıktır.
Sonuç olarak; ekonomideki kronik sorunların nedeni olarak savaşı gösteremeyiz. Olsa olsa mevcut sorunların üzerine ilave gelenleri konuşabiliriz.
Ne yazık ki, körfez ülkeleri tedarik kanalları kapalı olduğu için arz sorunu yaşayabilecekler. Dünyanın geri kalanı için ise tablo şimdilik hesap edilebilir bir maliyet düzeyi içeriyor. Elbette önümüzdeki günlerin ne getireceği şimdiden belli değildir. Dolayısıyla güncel şartlara bakmak yerine, geleceğe dair sanal tablo üzerinden piyasa oluşturmaya çalışmak, ülkemize ve milletimize karşı yapılacak en büyük haksızlıktır.
Ercüment Tunçalp
Lidl modelinin ülkemizde tam karşılığı yok!
Son zamanlarda Lidl’ın Türkiye’ye geleceğine dair söylentiler var. Bugün için emin değilim, zira ortada öyle bir kanıt yok. Ancak benchmarking ve empati yapmayı severim. Bu bakımdan aşağıda özet bir kıyaslama sundum; gelecekteki planlarının ne olabileceğine dair yorumu sizlere bırakıyorum…
Lidl mağaza formatı, operasyonel verimliliği ilk sıraya alan ve bunun sayesinde maliyetleri düşürmeyi hedefleyen “hard-discount” modeline dayanır. Ancak sadece bu tarife bakarak, bu modelin tüm uygulayıcıları aynı şemsiye altında toplanamaz. Zira Lidl, bizim aynı formatın temsilcileri (BİM, A-101, Şok) ile birçok konuda ayrışmaktadır. Aldi ile aralarında da bariz farklılıklar vardır. Örneğin Lidl’ın taze sebze meyve, et ve fırınları Aldi’de o kadar güçlü değildir.
Şimdi de bizim ulusal discount zincirlerle olan farklarına bakalım…
- Bir kere satış alanı büyüklüğünde bizdeki gibi sınırlama yoktur. Genellikle yaygın olan 900 ila 2.000 metrekare arasında değişen satış alanlarıdır. Otoparklı şubeleri oldukça fazladır. Ancak daha geniş ve daha dar mağaza konseptleri de mevcuttur. Son yıllarda şehir merkezlerindeki “Lidl Exspres” ve “Lidl Mini” konseptleri ile ABD’de mevcut 3.500 metrekarelik formatı yanında, yaklaşık 25.000 metrekarelik mağazalarla büyüme planları da vardır. Bunun anlamı; yeni gidecekleri bir ülkede şirket satın alırken, seçici davranmalarına veya zorlanmalarına ihtiyaç yoktur.
- Alan yönetimi tamamen farklıdır. En önemli özellikleri koridorları geniş tutmalarıdır. Getirisi, rahat alışveriş sağlayan müşteri memnuniyetidir. Bizde sadece hard discount formatında değil, süpermarketlerde bile koridorlar daha dardır ve birçoğu da rafa çıkmayı bekleyen kolili ürünlerle doludur.
90’lı yıllarda bu şirketin Avrupa’nın değişik ülkelerindeki faaliyetlerini yirmi gün süreyle inceleyen ve rapor hazırlayan ekibin bir üyesi olarak; satış alanı verimliliğinin daha fazla doldurarak değil, çoğu zaman da boşaltarak sağlanacağına ikna olmuştum.
- Amaç “müşteriye sadece istediği ürünü uygun fiyatla satmak” değil, alışveriş zevki de yaşatmaktır. Örneğin tertemiz müşteri tuvaletleri bir başka önemli özellikleridir. Otoparklarında elektrikli araç şarj istasyonları bulunmaktadır.
- Bizde yeterli ilgi görmeyen meyve sebze reyonları, çeşit, kalite ve fiyat açısından mağaza girişinde yer verdikleri en iddialı bölümleridir. Aynı uygulama farkı sonraki unlu mamuller ve fırın ürünleri bölümleri için de geçerlidir.
- Lidl ürünlerinin yaklaşık yüzde 80’i özel markalı ürünlerdir ve kaliteleri de oldukça yüksektir. Kuruluş yıllarında (70’li yıllar) Lidl’da 500-700 arası ürün çeşidi yer alırken, bu gün 2.000-4.000 civarında temel ürün bulunmakta, her ana kategoride kendi özel markası yanında sadece kategorinin en çok satan lider markasına yer verilmektedir.
- Şimdi de en önemli ayrıntıya dikkat çekmeliyim. Ülkemizde Migros dışında içki satışı (alkollü) yapan perakendeci kalmamıştır. Bu tek şirketin cirosuna ek artış getirecek demektir. Aynı durum yabancı yatırımcı için de cesaret artırıcıdır. Zira içki kategorisinin tetiklediği onlarca kategori düşünülürse bu gün Migros’a, yarın da yeni aday bir zincire büyük avantaj sağlar. İçki kategorisi tüketim alışkanlığı gereği, tamamlayıcı ürünleri de beraberinde sattırır (çapraz satış). Örneğin, meze ve hazır yemek, bazı et ürünleri (salam, sosis, pastırma, füme et), balık ve diğer deniz ürünleri (karides, kalamar, lakerda gibi), bazı peynir çeşitleri (cheddar, rokfor gibi), kuruyemiş ve diğer atıştırmalıklar (cips,kraker), gazlı içecekler (tonik, gazoz, enerji içeceği), meyve suları (şalgam suyu ve diğer), dondurulmuş pizza ve patates, hatta bazı cam ve metal eşyalar bu kategorinin tamamlayıcılarıdır. Bu fark da bir not olarak kenarda dursun…
İşte Lidl’ın en güçlü olduğu ilk üç kategoriden biri de budur. Fransa, İtalya, ve İspanya gibi ülkelerden ithal ettiği çok ucuz ama kaliteli şaraplarda rakipsizler. Dünyaca ünlü içkilerin muadillerini kendi özel markaları ile çok daha ucuza satabiliyorlar. Yani şimdilik bu kategoride de rakipsizler…
- En önemli farkı sona bıraktım. 2026 yılı itibariyle 32 ülkede faaliyet gösteriyorlar. Rekabetin az olduğu ama nüfusun da yetersiz kaldığı Bosna Hersek (3 milyon), Litvanya (2,8 milyon), Güney Kıbrıs (1 milyon) ve Malta (550 bin) gibi ülkelere de cesaretle girmişlerdir. Daha da önemlisi, Walmart rekabetini göze alan bir şirket için yer yüzünde çekineceği daha caydırıcı bir güç olabilir mi? Kaldı ki, Lidl 2017 yılında ABD’ye girdikten sonra Walmart’tan kaçmak yerine, doğrudan onun yakınında şubeler açma stratejisini seçti. Zira hedef Walmart müşteri trafiğinden pay çalmaktı. Özgüvene bakar mısınız?
- Şimdi de gelelim ülkemize giriş ihtimaline. Türkiye’de son 30 yılda Migros, Carrefour, Şok, A101, Gima, Tansaş el değiştirdiler. Buna bakarak bile yeni bir yatırımcının şirket satın alarak sisteme dahil olması ihtimal dışı tutulabilir mi?
Sonuç olarak; Dışardan bakan bir yatırımcı gözü ile komşularımıza kadar gelip, 86 milyon nüfuslu ve euro bazında yüzde 35 daha yüksek fiyat seviyesine sahip bir ülkeye (yüksek kâr imkanı) en azından ilgi duymamaları mümkün müdür?
Kaldı ki ülkemizden oldukça fazla ürün tedariği yapan bir perakendeciden bahsediyoruz. Bu ürünler, kuru meyve ve kuruyemiş, zeytin ve zeytinyağı, hazır hamur işleri, konserve ve meze, çay ve baharatlar, pamuklu ev tekstili, giyim ürünleri, plastik ve ambalaj ürünleridir.
Lidl yetkililerinin, “mevcut durumda Türkiye’ye yönelik bir genişleme planlarının bulunmadığı” beyanlarına göre de bir fikre sahip olamayız. Zira “mevcut durum”un anlamı, “bu günkü şartlarda” veya “hali hazırda” ifadesini yansıtır. Bir futbolcuyla transfer görüşmeniz medyaya sızmışsa, ona imzayı attırana kadar ilişkiyi reddedersiniz. Çünkü rekabet bunu gerektirir.
Yukarda belirttiğim avantajlarına rağmen ülkemizdeki rekabet ortamı Lidl’a korku mu yoksa cesaret mi verir? Bunun kararını sizlere bırakıyorum…
Ercüment Tunçalp
İki ülkede iki alışveriş (46) Karadağ
Karadağ (Montenegro), Avrupa’nın güneydoğusunda, Balkanların Adriyatik kıyısında bir ülkedir. Komşuları Bosna Hersek, Sırbistan, Kosova, Arnavutluk ve Hırvatistan’dır. Başkenti ve en büyük şehri Podgorica’nın nüfusu 179.505’dir. (Fatih ilçesi kadar)
Oldukça küçük bir ülke olan Karadağ’ın ekonomik yapısı, turizm de dahil olmak üzere hizmet sektörü ağırlıklıdır. Karadağ her sene nüfusunun iki katı turist ağırlamaktadır. Ülke hemen hemen her şeyi ithal etmektedir.
Bu kıyaslamada en dikkat çekici nokta; et ve süt hariç neredeyse bütün gıda çeşitlerini ithal etmelerine rağmen alışverişin bizden ucuz olabilmesidir.
Karadağ, 1999 yılında yüksek enflasyonla mücadele etmek için Yugoslav Dinarı yerine Alman Markı kullanmaya başladı. Almanya 2002 yılında Euro’ya geçince, Karadağ’da halkın elindeki Markları Euro ile değiştirerek doğrudan Euro kullanımına geçti. AB üyesi değildir, ancak resmi olarak AB adayı ülke statüsündedir. Karadağ, AB entegrasyon süreci, sürdürülebilir kalkınma ve basın özgürlüğü alanlarında güçlü yükseliş ve istikrar kaydetmiştir. Ülke, Balkanlar bölgesinde yapısal reformları en hızlı hayata geçirmesiyle ünlenmiştir.
- Nüfusu 624.000 (Etimesgut ilçesi kadar);
- Yüzölçümü 13.888 kilometrekare (Eskişehir kadar);
- Kişi başı milli geliri 16.377 Dolar (bizimki 18.040 Dolar);
- Tüketici enflasyonu %3,2 (bizimki %1,75 Dolar);
- Net asgari ücret 600 Euro’dur (bizimki 510 Euro).
- Konut durumuna bakacak olursak; lokasyona göre değişmekle birlikte 2 odalı denize yakın ev fiyatları 110.00 Euro (6 milyon lira) ile 180.000 Euro (10 milyon lira) arasında seyretmektedir. Aynı evlerin aylık kiraları ise 700 ile 1.200 Euro arasında değişmektedir.
Şimdi fiyat kıyaslamamıza geçebiliriz…
- Ülkede bulunan market zincirleri; Voli (orta segment), HDL (Hard Discount Lokoviz), İdea (Hırvatistan ve Sırbistan kökenli), Megapromet (sahil bölgelerinde) öne çıkanlarıdır.
- Alışveriş tarihi: 6 Ağustos 2026.
- Alışveriş yerleri: Voli ve bizim tarafta da iki büyük ulusal zincir…
- Güncel kur 1 Euro= 55,07 TL.
- 58 ürünlük listede biz yüzde 28,5 daha pahalıyız. Bu ürünlerden 39’unda bizdeki fiyat daha yüksek…
- Tavuk fiyatlarına dikkatinizi çekerim. Tavuk bütün ile parça fiyatlarının bu kadar ayrıştığı bizden başka bir ülkeye rastlamıyoruz. Son çarpıcı örnek aşağıdaki listede görülebilir.
- Kırmızı et fiyatlarında benzerlik yoktur. Euro bazında bile fark büyüktür.
- Tamamı ithal olan meyve çeşitlerinde, limon ve üzüm hariç pahalıyız.
- Birebir aynı markalı ürünlerde; St Dalfour reçel, Milka ve Tobleron çikolata, Snickers, Mars ve Twigs, Nescafe Gold, Jacobs Gold, bizde oldukça pahalıdır ve de bu konu hayli düşündürücüdür.
- Sadece yabancı markalar mı; bir yerli markamızın 8’li çikolatalı gofreti Almanya’daki Türk marketinde 0,99 cente satılıyor.
Türkiye fiyatı ise 17,90 TLX8= 143,20 TL’dir. Karşılığı 2,60 Euro’dur.
Soru 1: Eğer bu indirimli bir fiyatsa böyle indirim olur mu?
Soru 2: Eğer bu oranda indirim normal görülüyorsa, Türkiye yerine Almanya tercihi doğru mu?
Soru 3: Yurt dışında bu örneklerden yüzlerce var. Geliri daha düşük olan bizim tüketicimize reva görülmesi haklı bir uygulama mıdır?
- Vatandaşın alışverişe yetmeyen geliri için “ancak soğan-ekmek yemeğe yeter” ifadesi çok eski yıllarda kaldı. Aşağıdaki listede görüleceği üzere ekmek %44, kuru soğan %120 daha pahalıdır bizde…
- Satın alma gücüne bakacak olursak; Karadağ vatandaşının geliri %18 fazlayken, bizim de alışveriş tutarımız %28,5 daha fazladır.
Karadağ vatandaşı aylık geliri ile bu alışverişi bir ay içinde 3 defa tekrarlayabilirken, bizim vatandaşımız aynı alışverişi aylık geliri ile 2 defa tekrarlayabilmektedir. Başka bir ifade ile Karadağ vatandaşı gelirinin %33’ünü bu alışverişe ayırırken, bizim vatandaşımız gelirinin %50’sini bu alışverişe ayırmak zorundadır.
Sonuç olarak; yaptığımız bütün kıyaslamalarda pahalı çıkmamız ve zaman geçtikçe farkın daha da açılması hiç sürpriz değildir. Zira gıda fiyatları bizde büyük oranda artarken, birçok ülkede gerilemeye devam etmektedir.
İşte son durum:
Euro Bölgesi’nde yıllık gıda enflasyonu %1,2 seviyesindedir. Ancak gıda enflasyonunun olmadığı, hatta 1 yıl sonra fiyatların gerilediği 14 ülke vardır. Yıllık ve Temmuz ayı itibariyle; Bosna- Hersek (%-0,5), Çekya (%-3,1), Danimarka (%-1,6), Estonya (%-1,6), Macaristan (%-4,4), Letonya (%-3,1), Litvanya (%-0,3), Hollanda (%-0,4), Polonya (%-0,4), Sırbistan (%-6,1), Slovakya (%-2,1), Slovenya (%0,4), İsveç (%-7,2), İsviçre (%-1,3).
(Kaynak: Trading Economics)
Dünyada da %37,53’lük gıda enflasyonumuz ile en yüksek üçüncü ülke (Venezuela ve İran’ın arkasından) durumundayız. Dolayısıyla bundan daha önemli bir derdimiz olamaz…

Ercüment Tunçalp
Perakendecinin enflasyon hesaplama yöntemi
Önceki bir yazımda, “Dar gelirlinin enflasyonu nasıl değişir?” sorusunun cevabını, sadece kategori ağırlıklarını değiştirerek anlatmaya çalışmıştım. Zira TÜİK fiyatlarını bilmediğimiz için ancak bu kadarı mümkün olabilmişti.
Bu yazımda ise ilk aşamadan başlamak üzere “Laspeyres Endeks formülü” yardımıyla hesaplamanın nasıl yapılacağını anlatmaya çalışacağım.
Laspeyres Fiyat Endeksi; belirli bir baz dönem ağırlıklarına göre bir mal ve hizmet sepetinin fiyatlarındaki değişimi ölçmek için kullanılan bir tüketici fiyat endeksidir. Hesaplamalarda hep baz yıla ait sepet ağırlıkları dikkate alınır.
Aşağıda bir perakendecinin sadece 8 çeşit ürün sattığını varsayarak, güncel fiyatlar üzerinden hesap yapacağız. Oysa perakendeci aynı hesabı bilgi sistemi üzerinden 50 bin çeşit ürün için gerçek ağırlıklarla yapabilir ve sıfır hata ile kendi enflasyonunu bulabilir.
O zaman başlayalım…
| Ürün |
Po |
Pı | Qo | Pı x Qo | Po x Qo |
Lı |
|
2025 |
2026 | 2025 |
|
(%) | ||
| Dana kıyma TL/Kg |
600 |
1.099 | %22 | 241,78 | 132,00 |
%83,16 |
| Domates TL/Kg |
44 |
60 | %15 | 9,00 | 6,60 |
%36,36 |
| Ayçiçek yağı TL/lt |
138 |
200 | %12 | 24,00 | 16,56 |
%44,92 |
| Pastörize süt TL/lt |
63 |
115 | %12 | 13,80 | 7,56 |
%82,53 |
| Makarna TL/500 gr |
28 |
47 | %7 | 3,29 | 1,96 |
%67,85 |
| Coca Cola TL/lt |
40 |
60 | %9 | 5,40 | 3,60 |
%50,00 |
| Yumurta 10’lu |
72 |
100 | %8 | 8,00 | 5,76 |
%38,88 |
| Tavuk kanat TL/Kg |
300 |
430 | %15 | 64,50 | 45,00 | %43,33 |
| %100 | 369,77 | 219,04 | %68,81 |
Formül: Lı= E (Pı x Qo)/E (Po x Qo)X100
Lı: Cari dönemdeki fiyat endeksi
Pı: Cari dönemdeki (mevcut) ürün fiyatları
Po: Baz dönemindeki ürün fiyatları
Qo: Baz dönemindeki ürün miktarları (sepet ağırlıkları)
E: Toplam sembolü yerine
Yukardaki örnekte; perakendeci enflasyonunu %68,80 olarak bulduk. Eğer ağırlıkları dikkate almadan (veya ağırlıkların birbirine eşit olduğunu varsayarak) 8 ürünün ortalamasını alsaydık, oran %55,87 çıkardı ama gerçeğe ulaşamazdık.
Şirket içinde her türlü bilgi el altında olduğu için (güncel fiyatlar ve gerçek satış miktarlarına dayanan ürün ağırlıkları) şeffaflık ilkesi ile kimsenin itiraz edemeyeceği bir sonuca ulaşmak mümkündür. Oysa TÜFE hesabında fiyatları görmüyoruz, kaynakları bilmiyoruz. Sadece ağırlıklar (satış payları) hakkında fikrimiz var. Bu bakımdan hiç tartışmadan (zaten buna imkan da yok) aynen alıp resmi enflasyon olarak kabulleniyoruz. Ancak her gelir grubunun kendi gerçeğine uygun ağırlıklar alınınca muhtemel değişimin hangi yönde olabileceğini de görebiliyoruz. Daha önceki yazımın konusuydu…
Yukarda da perakende şirketlerin tahmini değil, gerçek enflasyon oranlarına ulaşılabileceği küresel uygulamayı aktarmaya çalıştım…
Her perakendecinin kendi enflasyonunu bulması ve buna göre planlarını yapmasının sayısız faydaları vardır.
İşte stratejik ve finansal kazançlar:
- Performans ölçümünü kolaylaştırır ve daha adaletli yönetim imkanı sağlar. Mağaza ve personel hedefleri reel başarıya göre değerlendirilmiş olur.
- Etkin stok yönetimi sağlar, sermaye erimesinin önüne geçilir.
- Gerçek büyüme analizini kolaylaştırır. Ciro artışının satış hacminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı görülür.
- Nakit akışını koruyacak fiyatlamaya yardımcı olur.
- Brüt kâr marjlarına olumlu ya da olumsuz etkisi olan kategoriler ve içindeki çeşitler görülebilir.
- Maliyet yönetimini, TÜFE yerine şirket enflasyonu üzerinden gerçekleştirenler daha gerçekçi ve faydalı sonuçlar elde edebilirler.
Sonuç olarak; bir perakendecinin sadece yıllık TÜFE’ye bakarak bütçe yapması veya işini planlaması risklidir. Kendi enflasyonunu bularak, maliyet artışlarının (kira ve personel giderleri başta olmak üzere) ne derecede etkisi altında kalınacağı daha sağlıklı görülebilir. TÜFE’ye bakarak belki ülke gerçeğini görebilirsiniz ama kendi şirketinizin gerçek resmini ve katetmeniz gereken yolu net olarak göremezsiniz.
Çünkü TÜİK enflasyon sepetinde 428 madde ve 972 madde çeşidi dikkate alınır. Perakendeci sepetinde ise tüm ürünler (50 bin çeşit olsa bile) yer alır. Her kategoriyi ve her şubeyi de farklı görme ve çözüm üretme imkanı vardır. Her perakendecinin enflasyonu farklı olduğu gibi tek perakendecinin değişik şubeleri arasında da farklar vardır. Zira ürün ağırlıkları (satış payları) semtlere göre değişiklik gösterir. Örneğin bir perakendecinin Bayrampaşa şubesi ile Teşvikiye şubesi arasında ürün ağırlıkları ve dolayısıyla enflasyonları bakımından oldukça büyük fark çıkar.
