Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

Fiyatlandırmada kaos var!

Ercüment Tunçalp
Abone Ol:

Kaos; bir kargaşa ortamının, daha doğrusu kontrol edilemeyen istikrarsız bir durumun ifadesidir. Konu fiyatlandırma olunca da bir ürünün belli bir perakende fiyat seviyesi yerine “tutturabildiğine” usulünün piyasaya hakim olduğuna işaret eder.

Yüksek enflasyonun fırsatçılara sunduğu bu ortam kendi açılarından çok iyi değerlendirilmektedir. “Nasıl olsa her hafta fiyat değişikliği var, benim payım da araya kaynasın” anlayışını şimdiye kadar sayısız örnekle göstermeye çalıştım.

Bunlara tekrar göz atalım…

  • Yer yüzünün en pahalı yeme içme yerlerinin bizim havaalanlarımızda bulunduğunu artık herkes biliyor.
  • Market fiyatlarımızın da dolar ve euro bazında en yüksek fiyat seviyesine ulaştığını 30’a yakın ülkeyle yaptığımız kıyaslamalar gösteriyor.
  • Elbette bu kadar da değil. Ülke içinde raf fiyatları arasındaki kaos daha büyüktür. Sakın yanlış anlaşılmasın aylık alışverişin fiş tutarından bahsetmiyorum. Onlar birbirine yakın çıkabilir. Bahse konu olan birebir aynı markaların bir markette 100 TL, diğer markette 200 TL olan fiyatlarıdır. Bunlara dair de bolca örnek gösterdim.
  • Meyve sebzede kalite farkı da işin içine girdiğinden daha da şaşırtan fiyatlara rastlamak sıradanlaştı. Ekim ayının ortalarında bir market kaliteli mandalinayı 36 liraya satarken diğer market çıkmasını iki katı fiyata satabiliyor. Büyük perakendeci ölçek avantajı sebebiyle daha ucuz satması gereken karnıbaharı 140 liraya satmaya uğraşırken (satamadığı için kalite kaybı vardı), rakip yerel market 80 liraya satıyordu. Kalite farkını da dikkate alırsak fark yüzde yüzden fazladır.
  • Dünyanın hiçbir yerinde, arada bu kadar büyük makas ve haksız kazanç tespit edilebilmiş değildir. Esas şaşırtıcı olan; zaten küresel ölçekte en pahalı olan şehir merkezindeki fiyatlarımızla havaalanı fiyatlarımız arasındaki anormal durum da küçük bir azınlık dışında kimsenin fazla ilgisini çekmiyor.
  • İşte aşağıda bulunan listede, Budapeşte şehir merkezi ile havaalanı fiyatları arasındaki makul farkları ve ikinci bölümünde de Budapeşte ile İstanbul havaalanları arasındaki yüzde 100’ü aşan fiyat farkları oldukça ilgi çekicidir.
  • Budapeşte – İstanbul şehir merkezleri arasındaki fiyat farkı da daha önce yaptığımız iki ayrı kıyaslamadan görülebilir. Kıyaslamaların ilkinde %28 pahalı iken ikincisinde %33 pahalı çıkmıştık. Yani aradaki fark daha da açılmaktadır.
  • Dengesizlik bununla da sınırlı değildir. Avrupa’da ve Amerika’da discount market zincirleri ile süpermarket zincirleri arasında ezelden beri yüzde 10-15’lik bir fiyat makası vardır. Bizde bu formatların ilk yıllarında da böyleydi. Ne zamanki yüksek enflasyon hayatımıza girdi, bu denge bozuldu. Elbette bunu kabul etmeyenler çıkacaktır. Bunun en kolay tarafı 2 ayrı kıyaslama yapılmasıdır. Yani birincisi piyasanın tanınmış markalarının yer aldığı fiyatların karşılaştırılması, ikincisi de sadece market markalı ürünlerin kıyaslanması olmalıdır. Biz ikisini de yaptık ve sonuçlarını yayımladık.
  • Tedarikçilerin veya meslek temsilcilerinin matematiğe ve istatistiğe uymayan fiyat artış talepleri de güncel konularımızdandır. Et ve süt ürünlerinde dolar ve euro bazında en yüksek fiyatlara sahip ülke durumunda bulunmamıza rağmen buna verilen cevap, “maliyetlerimiz yetmiyor, girdilerimizin çoğu ithal” oluyor. Girdilerin tamamı ithal olsa bile, hiç olmazsa raf fiyatlarının küresel seviyeye yaklaşması gerekmez mi?
  • Son yılların en büyük alışkanlığı sadece yukarı yönlü fiyatlama (tek yönlü) davranışlarıdır. Örneğin 2023 yılında iklim değişikliği sebebiyle kakao arzında bir düşüş varsa çikolata fiyatlarının artması doğal sayılabilir değil mi?

Peki rekolte artar ve kakao fiyatları düşerse çikolata fiyatları neden düşmez?

Dedim ya fiyatta belli bir seviye yakalandığında, o nokta kazanılmış hak oluyor. Oradan geriye dönüş mümkün olmuyor (indirim dönemlerindeki geçici düşüşler hariç). Aynı olay ayçiçek yağında ve çam balında da geçerlidir. Hele ayçiçek yağı daha özel ilgiyi hak ediyor. 2022 yılındaki Ukrayna- Rusya savaşı ile oluşan kriz giderilmesine, küresel rekoltede artış olmasına rağmen bizde nedense durum değişmiyor. “Ama biz yarısını üretiyoruz, diğer yarısını ithal ediyoruz” diyenler var. Ben tamamını ithal ettiğimizi varsayıyorum. Ülkesinde hiç yağlık ayçiçeği üretimi olmayan, tamamen ithalatçı olan diğer ülkelerden dolar veya euro bazında yüksek seviyeyi nasıl hak edebiliyoruz?

Hem de fiyat farkı az buz değil. Son bir yıl içinde yaptığımız kıyaslamalarda, ayçiçek yağında dolar ve euro bazında raf fiyatlarımızın değişik ülkelerden aşağıdaki oranlarda pahalı olduğunu tespit ettik. İtalya’dan %105, Macaristan’dan %84, Hollanda’dan %103, Kazakistan’dan %95, Yunanistan’dan %74 ve Bulgaristan’dan %49 daha pahalıyız.

Çam balına gelince; sakın kimse bana ‘orman yangınları’nı neden olarak göstermesin. Zira ben bu seneki rekoltenin geçen yılın çok üstünde olduğundan bahsediyorum…

Sonuç olarak; tarımsal ürünlerde ‘var yılı’, ‘yok yılı’ arasında fark kalmamıştır. Oysa yok yılında bir ürünün rekoltesi düştüğü için fiyatı artarsa, var yılında tersi olmak zorundadır.

Hayır, öyle olmuyor. Her iki durumda da fiyat artışları sürüyor.

Kaldı ki yapılan büyük indirimler bile brüt kâr marjlarının nasıl oluştuğunu açığa çıkarıyor. Örneğin insert içinde 100 liralık bir ürünün %40 indirimle 60 liraya satıldığını görüyoruz. Bir gıda ürününde bu kadar büyük indirime rağmen hâlâ para kazanıldığına göre (aksi iddia edilemez), fiyatı yapanın hiç yorulmadan aldığı fiyatı 2 ile çarparak normal raf fiyatına ulaştığı anlaşılır.

Dolayısıyla indirim zamanında çok küçük kârla yapılan satış (stoklarla sınırlıdır) normal fiyata döndüğünde gerçek kazanç ortaya çıkar. Bu arada eş zamanlı olarak tüketicinin de gönlü alınmış olur.

İşte yüksek enflasyonun esas yıpratıcı etkisi budur. Bunun arkasına saklananların da olduğu iyi bilinmelidir.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Ercüment Tunçalp

“Dünyada da enflasyon yükseliyor!”

Ercüment Tunçalp

ABD-İran savaşının bir gerçek etkisi var, bir de bahane üretme etkisi…

Ben bunu bir futbol maçında yenilen takım yöneticilerinin, kendi futbolcularının düşük performansına bakmadan, sonucu hakemin birkaç yanlışına bağlamalarına benzetiyorum. Bu şekilde de gerçek sorunların üzeri örtülerek başarı sağlamak mümkün olamıyor. “Efendim, dünyada da enflasyon yükseliyor” klişesi doğrudur ve üstelik yemin etseniz de başınız ağrımaz!

Oysa dünyada 2025 yılı itibariyle 70-80 ülkenin yıllık enflasyon oranları %5’in altındaydı. Ayrıca %2 ve %1’in altında; hatta eksi enflasyon (deflasyon) oranına sahip oldukça da fazla ülke bulunmaktaydı. Bir kısmını aktaralım; Macaristan (%1,8), Fransa (%1,7), İtalya (%1,7), Malezya (%1,7), Japonya (%1,5), Çin (%1), İsveç (%0,6), İsviçre (%0,2), Tayland %-0,1).

OECD Mart 2026 raporunda; savaşın petrol fiyatlarını ve küresel enflasyonu artıracağı yer alıyordu. Ancak buradaki önemli nokta; rapordaki, “2025 yılında yüzde 3,1 olan ortalama küresel enflasyonun 2026’da yüzde 4’e çıkacağı” tahminiydi. Bunun ülkemizdeki durum ile bir benzerliği bulunuyor mu?

Kaldı ki bir puanın altındaki artış yerine, bizim yüksek enflasyonla yaşamaya mecbur kalmış vatandaşımızın yüzde 30 oranı yüzde 35’e çıksa ne fark eder?

Aylardır dezenflasyon yaşamadığımızı ifade ediyorum. Nitekim 2025’in sonunda yüzde 30’un altına düşmeyen yıllık enflasyonumuz, Ocak (%30,65), Şubat (%31,53), Mart (30,87), Nisan (%32,37) aylarında da paralel seyir izlemişti. Tek değişiklik; savaştan önce (Ocak’tan Şubat’a) 1 puan artan yıllık enflasyon, son ay (Mart’tan Nisan’a) 1,5 puan artmış oldu. İşte bu yarım puan ilave de enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanmıştır. Hepsi bu kadar…

İthal enflasyon’ diye adlandırılan durum ise, ithal girdilerin maliyetlerindeki artış nedeniyle genel fiyat düzeylerinin yükselmesidir. Evet aslında maliyet unsurlarından biridir ama eğer kur şoku yaşamıyorsanız, enflasyonu yüzde 3-4 arasında olan ülkelerden yapılan ithalatın maliyetlerinize katkısı çok sınırlı olur.

Ancak, bugüne kadar yaşadıklarımız bize ithal enflasyon sıfır olduğunda bile dünyada gıda enflasyonu düşerken, bizde rekor kırdığını göstermiştir.

Elbette biz sadece TL enflasyonu yaşamıyoruz. Doların sahibi ABD’de yıllık enflasyon yüzde 3,3 iken, son bir yılda bizim dolar bazında enflasyonumuz yüzde 9,78 (TÜİK) çıkmıştı. Dünya ile sık sık yaptığımız döviz bazlı fiyat kıyaslamalarında bizim aleyhimize farkın sürekli açılmasının esas sebebi budur. Görüldüğü gibi sadece buna bakarak bile bizdeki fiyatlar genel seviyesinin dolar bazındaki hızlı yükselişini küresel nedenler içinde arayamayız. İşte bunun için TÜFE içinde, hatalarımızın ve fırsatçı enflasyonunun payı olduğunu kendi gerçeğimiz olarak kabul etmeliyiz.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek; “Enflasyon beklentilerindeki bozulmada savaşla birlikte artan enerji maliyetleri etkili oldu. Artan enerji fiyatlarının ülkemizde de enflasyon görünümünü olumsuz etkilemesi bekleniyor” demiş. Bakalım öyle mi?

Savaşın olmadığı yılın ilk 2 ayında, resmi hedef yüzde 16 iken hemen hemen 2 katı kadar enflasyon yaşamıyor muyduk?

TCMB, 12 Şubat tarihinde paylaştığı yılın ilk raporunda; daha önce yüzde 13 ile yüzde 19 aralığında öngördüğü 2026 yıl sonu enflasyon tahmin aralığını yüzde 15 ile yüzde 21 seviyesine yükseltmemiş miydi?

Yine savaşın olmadığı Şubat 2026’ya ilişkin, TCMB’nin “Sektörel Enflasyon Beklentileri” anketine göre; şubat’ta 12 ay sonrası için enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için yüzde 22,10 (nisan’da 23,39), reel sektör için yüzde 32 (nisan’da yüzde 33,70), hane halkı için yüzde 48,81(nisan’da yüzde 51,56) seviyelerinde gerçekleşmişti. Acaba yukardaki 2 ay arayla açıklanan beklentilerdeki küçük oranlı bozulmanın sebebi, 1 puan artan yıllık şubat enflasyonu olamaz mı?

Sonuç olarak; savaştan önce beklentileri bozan yeteri kadar nedenlerimiz vardı.

  • Sanayi sektörünün sıkıntıları savaş ile başlamadı…
  • Gerçek işsizlik (atıl işgücü) yüzde 31,5 olmuştu.
  • Gelir dağılımı da giderek bozulmuştu…
  • Siyasetteki ısınmanın başlangıcı bir sene önceye uzanıyordu…
  • Doğrudan yabancı yatırımın gelmemesi de son ayların gelişmesi değildi…
  • Enflasyonla mücadelede sadece kuru baskılamak yetmezdi. Daha önemli sorunlara öncelik vermek varken, kur politikasını lokomotif yapmak hataydı.
  • Nitekim, nisan ayında bizim aylık enflasyon yüzde 4,18 iken, AB yıllık ortalaması mart ayı itibariyle yüzde 2,80 çıkmıştı. Üstelik onlar yarım puan artacağını öngördükleri yıllık enflasyon için acil tedbirleri devreye sokuyorlardı.
  • Biz ise “ücret artışlarının sınırlandırılması” konusunu ilk sıralara alınca, refah seviyesi gittikçe düştü ve üstelik enflasyona da çare olamadı.
  • Kamuda tasarruf olmadan, yapısal sorunların halli devreye girmeden başarı şansı kalmıyor.

İşte dünya ile ayrıştığımız önemli hususlar bunlardır ve savaşın getireceği şartlar bizim yıllardır yaşadığımız bu kronik sorunların yanında çerez kalır.

Oysa dünya ile empati ve benchmarking (kıyaslama), kendi içimizde de özeleştiri en önemli ihtiyaçlarımızdır…

Yazıyı göndermek üzereyken önüme yeni bir haber düştü. TCMB, mayıs ayı Enflasyon Raporu sunumunda, nihayet 2026 için ara hedefin yüzde 16’dan 24’e yükseltildiği belirtilmiş. Yılın ilk gününden itibaren 16’lık hedefin gerçekçi olmadığı herkes tarafından dillendirilirken, bu yüzde 50’lik yanılmanın da şimdilik olduğunu bir kenara not edelim…

İşte bunun için Merkez Bankası Başkanı Karahan’ın belirttiği, “savaşın enerji ve ulaştırma fiyatlarına ve dolayısıyla enflasyona hızlı yansıması”, hedefin değiştirilmesi için gerekçe yapılamaz…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

İki ülkede iki alışveriş (37) Moldova

Ercüment Tunçalp

Moldova, Doğu Avrupa’da, Romanya ve Ukrayna arasında, denize kıyısı olmayan bir cumhuriyettir. Başkenti Kişinev, resmi dili Romencedir. Moldova, kişi başına düşen GSYİH açısından Avrupa’nın en yoksul ülkesidir. Kıyaslama için seçilmesinin sebebi budur. Amaç bir kere de böyle bir ülke ile satın alma gücü farkını ölçmektir…

Ekonomi büyük ölçüde hizmet ve tarım sektörüne dayalıdır. Ülke içerisinde Gagavuz Türklerinin yaşadığı “Gagavuzya Özerk Bölgesi” bulunur.

Gagavuzya’nın kendi polis teşkilatı, kendi parlementosu, kendi başkanı ve seçimleri bulunmaktadır. Gagavuzlar hem Modova hem de Gagavuzya seçimlerinde çoğunlukla Rusya yanlısı partileri seçmekteler. Başkenti Komrat’tır. Ülkeye ismini veren Gagavuzlar, Oğuz Türkü kökenlidir. 11. yüzyılda Balkanlara göç eden Gagavuzlar Ortadoks Hristanlığını kabul etmişler ve daha sonra Osmanlı yönetimi altında kalmışlardır. Türkçeyi aynen bizim gibi konuşmaktalar.

Moldova, 33.850 kilometre kare yüzölçümüne sahip olup, Konya ilimizden daha küçük bir alanda yer almaktadır. Avrupa’da en az ziyaret edilen ülkelerden biridir. Ülke, büyük oranda engebeli ovalar ve üzüm bağları ile kaplıdır. Şarap üretimi, ülke ekonomisi ve kültürü için büyük önem taşır. Dünyanın en büyük yeraltı şarap mahzenlerine sahiptir. 27 Ağustos 1991’de, Sovyetler Birliği’nin dağılması devam ederken, bağımsızlığını ilan etmiştir.

  • IMF’in 2025 verilerine göre Moldova, cari fiyatlarla 190 ülke arasında dünyanın 131.  büyük ekonomisi konumundadır ama 8.239 dolarlık kişi başı geliri ile 97. sırada yer almaktadır. Türkiye ise 16. büyük ekonomidir ama kişi başı gelirde 65. sırada yer almaktadır. Dolayısıyla ekonomik büyüklüğün tek başına bir şey ifade etmediği buradan bir kere daha anlaşılmaktadır.
  • Moldava nüfusu 2,3 milyondur. Yani Adana ilimiz kadar…
  • Moldova asgari ücreti 319 euro Bizimki 533 euro dur.
  • İşsizlik oranı yüzde 3,6’dır. Bizimki yüzde 8,1 (dar tanımlısı).
  • Enflasyon oranı yüzde 7’dir. Bizimkinin dörtte birinden az…
  • Bu küçük ülkede yer alan market zincirleri; Linella, Local, Rogop, Fidesco ve Famly Market’tir.

Şimdi market alışveriş kıyaslamalarına geçebiliriz…

  • Sanal alışverişin tarihi 23 Nisan 2026,
  • Moldova fiyatları Famly Market’ten, Türkiye fiyatları iki ulusal zincirimizden alınmıştır.
  • Moldova para birimi Moldova Leyi’dir (MDL), bundan sonra bu kısa şekliyle ifade edilecektir.
  • Güncel kurlar 1 MDL= 2,62 TL, 1 Euro= 20,13 MDL, 1 Euro= 52,63 TL şeklindedir.
  • 42 ürünün yer aldığı listede; Moldova alışveriş tutarı 1.878 MDL ve karşılığı 4.922 TL tutmuşken, Türkiye alışverişi tutarı 6.304 TL tutmuştur. Euro cinsinden kıyaslarsak, Moldova alışverişi 93,52 €, Türkiye alışverişi 119,77 € çıkmıştır. Her iki şekilde de bizdeki alışveriş %28 daha pahalıdır.
  • 42 ürünün 29’unda pahalı, 13’ünde ucuz kalıyoruz. Kronik olarak döviz bazında aşırı pahalı kaldığımız ürünlerden; ayçiçeği yağı yüzde 172, starking elma yüzde 140, bal yüzde 101, un yüzde 88, sığır eti yüzde 66, limon yüzde 57, fındıklı çikolata yüzde 55 daha pahalı çıkmıştır.
  • Ülkemiz tüketicisinin geliri yüzde 67 fazlayken, alışveriş tutarı da yüzde 28 fazladır.
  • Moldova vatandaşı aylık geliri ile bu alışverişi ayda 3,4 defa tekrarlayabilirken, bizim tüketicimiz aynı alışverişi ayda 4,5 defa yapabilmektedir. Başka bir ifade ile Moldova vatandaşı gelirinin yüzde 29’unu bu alışverişe harcarken, Türk tüketici gelirinin yüzde 22,5’ini aynı alışverişe harcamaktadır.

Sonuç olarak; görüleceği gibi bu fakir ülke ile bile satın alma güçlerimiz arasındaki bütün fark bu kadardır. Yani gelirdeki fazlalığımızın çoğunu, daha pahalı yaptığımız alışveriş farkına harcamaktayız.

Not: Yine istek üzerine, “batı ülkelerinde 1 saatlik net asgari ücret ile neler alınabilir ve aynı ürünler bizim ülkemizde kaç saatlik çalışmayla elde edilebilir” kıyaslamalarını buraya ekleyeceğiz.

Buna da Almanya ile başlıyoruz. Almanya’da 2026 yılı aylık net asgari ücret yaklaşık 1.900 euro dur. Aylık 160 saat hesabıyla saatlik net asgari ücret 11,87 euro dur. Bu gelirle 11,50 euroya 9 çeşit ürün alınabilmektedir. Toz şeker 1 kg 0,79 €, un 1 kg 0,39 €, makarna 500 gr 0,99 €, süt UHT 1 lt, kaşar peynir 150 gr 1,39 €, yumurta 10 adet 1,89 €, Coca-Cola 1lt 1,09 €, ayçiçeği yağı 1 lt 1,59 €, gold kahve 100 gr 2,49 € ürün fiyatlarıdır (dreidreiunddreisig hesabından).

Bu alışverişin Türkiye tutarı 1.106 TL veya 20,91 euro dur. Toz şeker 44 TL (PL), un 53 TL (Söke), makarna 47 TL (Pastavilla), süt 74 TL (İçim), kaşar peynir 175 TL (Cihan-Ser), yumurta 113 TL (PL), Pepsi Cola 60 TL, ayçiçek yağı 200 TL (Yudum), kahve gold 340 TL (Nescafe) ürün fiyatlarıdır.

Türkiye’de 2026 yılı aylık net asgari ücret 28.075 TL olup, aylık 160 saat hesabıyla (bizde en fazla aylık 180 saat olmasına rağmen) saatlik ücret olarak 175,5 TL’yi dikkate aldık. Bunun da karşılığı 3,32 euro dur.

Ve bu saatlik net asgari ücret ile sadece ayçiçeği yağı bile alınamamaktadır.

Sonuçta, Almanya’da 1 saatlik ücret ile yapılan alışveriş, ülkemizde 6 saatlik ücret ile yapılabilmektedir. Aradaki bu büyük farkın sebebi; geliri 3,5 kat olan Alman tüketicinin, alışverişi de yüzde 44 daha ucuza getirmesidir.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Hayali indirimler ve algı çabaları!

Ercüment Tunçalp

Sakın indirim oranlarından veya fahiş fiyatlar üzerinden yapılan yalancı indirimlerden bahsedeceğim zannedilmesin. O usul artık çok eskidi…

Yeni moda, oltanın ucuna takılan hayali indirimle tüketiciyi mağazaya çekmek; içeri aldıktan sonra da rafta olmayan o tanınmış ürünün ilk gün “depodan gelmediğini”, ikinci günden itibaren de “geldiği an bittiğini” söylemek… Konuştuğum her personelin verdiği cevaplarda aynı şablonu kullanmaları, bunun organize bir durum olduğunu anlatıyor.

Olayın birden fazla yaşandığı yer, yerel bir indirim market şubesi…

Uzun uğraşlardan sonra kendilerine ulaşıp durumu aktarsam da, bunun planlı yapılıp yapılmadığını görmek için kampanya döneminin ilerlemesini bekledim.

Sonuç düşündüğüm gibi olumsuzdur…

Gelelim yaşananlara…

  • Yer: Fenerbahçe’de bir şube,
  • Katalog: 28 Nisan- 11 Mayıs 2026,
  • Ürün: Nestle kare bitter 60 gr
  • Fiyat: 67,50 TL’den 49,50 TL’ye inmiş gösteriliyor…
  • İşin bir de perakendeciyle iletişim kurulamama tarafı var. “Bize ulaşın” şeklinde bir form koymuşlar ama zaman harcayıp, olayı ayrıntılı bir şekilde yazdıktan sonra emeklerinizin uçup gittiğini ve ulaşmanın mümkün olamadığı görüyorsunuz. Aynı hikayeyi tekrar yazıyor ve ‘kurumsal…’ diye başlayan bir başka e posta adresine gönderiyorsunuz, mesaj yine geri geliyor.

Çağrı merkezine de ulaşamadığınız için kızgınlık katsayınız artıyor ve başka kanallar aramaya başlıyorsunuz. İnadım sayesinde müşteri ilişkileri departmanına ulaşıyorum ve ancak bu aşamadan sonra dönüş sağlanıyor.

Elbette bu olay sadece 1-2 perakendeciye ait değil, salgın haline gelmiş durumda. Daha önce de başka bir ulusal zincirde rastladığım ve açıkladığım Balparmak çam balı olayı var ki; kampanyanın son gününe kadar orta ölçekli şubelere hâlâ kampanya fiyatlı ürün gelmemişti. Üstelik normal fiyata satılamayacağı için de rafta bulunan aynı gramajdaki ürünler kaldırılmıştı.

Perakendeciyi de, marka sahibini de yakından tanıdığım için bir ihtimali daha belirtmeliyim. Perakendeci, marka sahibi ile mutabık kalmadan kendine göre bir fiyat belirleyebilir ve yayınlayabilir. Kategori lideri marka sahibi ise, piyasa fiyat yapısı bozulduğu için o üründe sevkiyatı geçici olarak durdurabilir.

Kampanya döneminde birbirlerine sitem etseler de zorunlu ilişkilerine devam ederler. Böyle bir ihtimal de vardır ve bunun tüketici dışında kaybedeni yoktur. İki tarafa da reklam katkısı sağlanmış; farkında olan az sayıdaki müşteri de bir şekilde ikna edilmiştir.

ESK’nın tezgahtaki ürünlerini (kıyma ve kuşbaşı) inserte koymanın yanlışlığını da kenara not edelim. Markette sık sık yok durumuna düşen bir ürünün uygun fiyatı kimseyi ilgilendirmez, aksine kızdırır. Tek istisnası Koop Marketlerde satılan donuk ürünlerdir ve bunların reyonlarda sürekliliği vardır.

İşin bir de algı yaratma tarafı var. Samsun Kasaplar Odası Başkanı Ömür Şen,  “Kasaplarda satılan etin pahalı olmadığını, asıl fiyat algısının lokantalardaki ürünler üzerinden oluştuğunu” söylemiş.

Bununla da yetinmemiş, gerçek dışı bir ifadeyle “Ete gelen zamma ben zam demiyorum. Kırmızı et fiyatları 2-3 senedir yerinde sayıyor” diyebilmiş.

Dünyanın en pahalı kırmızı eti Türkiye’de (hem de dolar ve euro bazında) satılırken, Oda Başkanı’nın bu cesaretine şaşırmadım desem yalan olur!

Biz onun gibi yapmayalım ve rakamlarla konuşalım…

Önce karkas fiyatlardan başlayalım. (Kaynak: UKON)

  • Dana karkas; 27 Nisan 2023 tarihinde 225 TL iken, 30 Nisan 2026 tarihinde yüzde 166 artışla 598 TL olmuş.
  • Dana eti perakende fiyatlarına gelince; ulusal perakende zincirlerde, Mayıs 2023’te dana kıyma fiyatı (% 7- 14 yağlı) 300 TL iken, Mayıs 2026’da yüzde 254 artışla 1.061 TL olmuş.
  • Dana kuşbaşı fiyatı (şişlik), Mayıs 2023’te 300 TL iken, Mayıs 2026’da yüzde 224 artışla 1.117 TL olmuş.
  • Tezgahlarda en fazla satılan ilk sıradaki ürün dana kıymadır. Bu üründe 1 yıllık değil, sadece son 10 aylık fiyat artışı yüzde 77’dir. Haziran 25’te 600 TL olan fiyat, Mayıs 2026’da 1.061 TL olmuştur.

Böyle bir oran hangi kategoride vardır?

Sonuç olarak; Başkana hem 2-3 senedir fiyatların yerinde saymadığını hem de fiyatın esas hangi aşamada şiştiğini göstermek istedim. Eğer bir meslek grubunu temsil ediyorsanız inandırıcı olmak zorundasınız. Yetmez, bizim yaptığımız gibi konuştuklarınızı da rakamlarla ortaya koymalısınız…

Buna ilaveten et spekülatörleri, kurban bayramı öncesi tekrar hareketlenmiş ve yeni fiyat artışlarına kapı aralar şekilde; son 1 yılda yüzde 10,5 azalan üretim miktarını vitrine koymuşlardır. Hem de düşen kişi başı tüketim miktarını görmezden gelerek…

2023 yılı sonu itibariyle, kişi başı kırmızı et tüketim miktarı 22 kg civarındayken, 2025 yılı sonu itibariyle bu miktar yüzde 27 azalışla 16 kilograma kadar gerilemiştir. (Kaynak: Gaziantep İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birlik Başkanı Osman Türkman)

Aynı dönem kırmızı et kişi başı tüketimde; AB ortalaması 34,5 kg, OECD ortalaması 34,8 kg, ABD ortalaması 66,7 kilogramdır.

Eğer talep, arz ile aynı veya daha fazla oranda azalıyorsa, fiyat artışı bu gerekçeye bağlanamaz!

Hangi gerekçeye bağlanabileceğini sık sık dile getiriyorum zaten…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ercüment Tunçalp

POPÜLER