Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

Hileden vazgeçmeyenler!

Ercüment Tunçalp
Abone Ol:

Tarım ve Ormancılık Bakanlığı’nın yaptığı kontroller sonucunda kamuoyunun bilgisine yeni sunulan ‘Hileli Gıda Ürünleri Listesi’ tam 119 sayfadır.

Laboratuvar tetkiki sonucunda taklit ve tağşiş yapıldığı kesinleşen gıdaları üreten 618 firmaya ait ürün sayısı da 1211 adettir. Nüfusa oranla en fazla taklit ve tağşişin yaşandığı iller; sırasıyla Afyon, Kayseri, İzmir, Aydın, Diyarbakır, Adana ve Konya’dır.

Bu konudaki son yazım Temmuz ayında Hile yapanı tüketici tanımalıdır başlığı ile yayımlanmıştı. Özet olarak, teşhirlerin sürmesini istemiştim.

Listelerin yayımına verilen 19 ay araya rağmen, bu önemli hizmeti yerine getiren Bakanlık görevlilerine bir tüketici olarak teşekkürlerimi iletiyorum.

Bu güne kadar ki her listeyi çok dikkatli şekilde gözden geçirdiğim için rahatça söyleyebilirim ki mevcut cezalar bu hilekârlar için caydırıcı olamamaktadır.

En az 35-40 firma önceki listelerde de eksiksiz yer almışlardı. Bu firmalara artık ceza vermek yerine cesaret madalyası takmak daha anlamlı olur!

Özellikle at etini, eşek etini ve domuz etini farkettirmeden vatandaşa yedirenlerin aynı usulle beslenmelerini öneririm.

Ulusal bir perakendeci, private label ürünü daha önce de birden fazla ayıplı listede yer almasına rağmen, hâlâ kalite kontrolde titiz davranıp güvenilir bir üretici bulamamış. İşletmelerin adlarını ve markalarını ben ağzıma almak istemiyorum. Listenin tamamına buradan ulaşılabilir.

Hilenin rekor kırdığı kategoriler; bitkisel yağlar, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, bal ve arı ürünleri, baharatlar, çikolata ve takviye edici gıdalardır.

Pişkinliğin sınır tanımadığı sloganlar:

  • Hileli ürünün markasına dini terim ilave etmişler.
  • Hileli ürünün markasına ‘gurme’ eki yapmışlar. Hem de tek firma değil. Adam hem sahte ürün yapıyor, hem de kendisini “lezzeti keşfetmiş, damak tadına sahip kişi” olarak lanse ediyor. Veya sahte ürüne ‘beklentisi yüksek’ müşteri arıyor, hem de sağlıklı üründen fazla fiyata…
  • Hileli ürüne ‘%100 Doğal’ açıklamasını uygun bulmuşlar. Bırakınız doğal olmasını, sıradan ürün olsa bile şükredeceğiz. Yani iki yalan birden gerçekleşmiş.

Enerji içeceklerinde uygunsuzluğun faili ‘Tadalafil ve Sildenafil’ oluyor.

Kullanımı yasak olan ve kalp ile tansiyon hastalarında ölümlere neden olacak riskler taşıyan performans artırıcı kimyasallardır bunlar. Elbette kutuların üzerinde açıkça belirtilmiyor, vitamin adları ile gizleniyor. Laboratuvar tahlilinde bu kabahatin çıkmaması imkansızken cesaretin seviyesi şaşırtıyor.

En rahat hilenin yapıldığı alan bal kategorisidir. En yaygın hilelerin başında arı beslenmesinde kullanılan şerbetler, yani fruktoz kullanımı geliyor. Fruktoz, ortam ısınması sonucu HMF adı verilen bir kimyasalın ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu madde sadece arılara değil, insanlara da zarar veriyor. Bir diğer önemli hile ballara su ilavesidir. Daha birçok hileyi saymaya bu sayfalar yetmez. En uç noktası, hiç arı ile karşılaşmamış balın da üretilmiş olmasıdır.

Taklit ve tağşiş listesine giren onlarca bal markasından bazılarını yakın zamana kadar market zincirlerinin raflarında görüyorduk. Tadım çalışmalarını izlediklerim de var. Aralarında ödüllü olan marka da var. Hileli markaya ait ambalajda ‘Organik- Doğal Arı Ürünleri’ açıklaması da var.

Baharatta boya tespiti de güvenli marka seçiminin önemini ortaya koyuyor. Aksi halde bir market markası da acı kırmızı biberde boya mağduru olabiliyor.

Bir de listeye bakıldığı halde kolay farkedilemeyenler var. Örneğin en fazla mağaza sayısına sahip bir indirim marketin markası da var. Ancak marka, tabela adını taşımadığı için gözden kaçabiliyor. Ürünün cinsi tatlı toz biber.

Önerim; üretici adı yanında marka sahibi perakendeci adının da belirtilmesidir.

Bitki çayı ve kahve ürünlerinde de sildenafil ve sibutramin içeriğe dahil olmuş. İlkini yukarda açıklamıştım. Sibutramin ise; kilo vermede, verilen kilonun korunmasında ve obezite tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Doktorlar uyarıyorlar; “Bitkisel ürün kullanıyorum derken belki olması gerektiğinin çok üzerinde sibutramin alıyor olabilirsiniz ki, bu ve benzeri ilaçların kullanım şekli ve dozu doktor tarafından ayarlanmadığı takdirde olası kardiyak etkileri nedeniyle hayati risk ortaya çıkabilir” deniyor.

Bitkisel yağ ve margarine tam 32 sayfa ayrılmış ve her sayfada 9-10 marka yer alıyor. Sıkılmış meyve suyu gibi olması gereken sızma zeytinyağını çeşitli yağların karışımı haline getiren hilekârları mutlaka iyi tanıyın.

Zaten tanıyorsunuz. Sıvıyağ sektörünün en bilinen markalarından birisinin naturel sızma yağı hileli çıktı. Bir markanın değerli bir üründe sık sık indirim kampanyalarına ilgi göstermesi, perakendecinin laboratuvar tetkikini gerekli kılar. Bundan vazgeçtik, ürün hâlâ raflarda mevcudiyetini koruyor.

En kaliteli yağ ‘naturel sızma’ olanıdır. İçlerinde düşük kaliteli yağların karıştırıldığı perakendeci markası da var, ünlü bir köftecinin markasına karıştırılmış pirina yağı da var (çoğunlukla sabun yapımında kullanılır). Köftenin şöhretini gölgelemeye değmese gerek…

Önemli bir resmi kurumun Personel Yardımlaşma ve Emeklilik Vakfı’na ait markayı da hileli üretmişler. Böylece gözü karalığın sınırını da aşmışlar!

Bir marka, “%100 Doğal Ayçiçek Yağı” sloganı ile rafa çıkmış ama içine ayçiçek yağından başka yağları da katmış. Hileli yağların etiketine eklenen gold, safir, zümrüt, inci, gurme kelimeleri ile bir taraftan düşürülen kalite, diğer taraftan artırılan kalite imajı ile telafi edilmeye çalışılmış!

Et ve et ürünleri 42 sayfadır. Herhangi bir lokantada karın doyurmanın bedeli, dana eti yerine kanatlı eti, baş eti, sakatat ile hazırlanmış pide, lahmacun, köfte ve döner yemek olabilir. Tekirdağ köftesi seven varsa listeye göz atmasını tavsiye ederim. En tanınmış ürün markaları bu kategoridedir.

Seçkin marketlerde satılan şöhretli bir et ürünü markası da tağşiş yapmış.

Tağşişi yapan firma ‘Kamuoyuna duyuru’ yapmayı da ihmal etmemiş. Uzun uzun firmanın tanıtımını yaptıktan sonra ; “… tağşiş yapıldığına yönelik iddiaların gerçek dışı olduğunu, aksini ispatlayan belgelere sahip olduğumuzu beyanla, söz konusu iddialar neticesinde tüm ürünlerimiz üzerinde uluslararası standartlarda yüzlerce analiz yapılmış ve analiz sonuçlarında hiçbir şekilde tağşiş yapıldığına dair tespite rastlanılmamıştır” deniyor. Bana göre tatmin edici bir açıklama değildir. Çünkü;

  • Tağşiş yapıldığına yönelik iddialar devletin resmi raporuna dayanılarak yapılmaktadır.
  • Şirket tarafından yaptırılan yüzlerce analizin temiz çıkması ise bir anlam ifade etmez. Zira, kimse tahlile gönderdiği numunesini kusurlu şekilde üretmez.

Bendeniz de bu ürünün mağduruyum ama derecesini bilmiyorum. Listede kangal fermente sucuğun üretim tarihi 26 Şubat 2019, Macar salamın üretim tarihi 27 Nisan 2019 olduğuna göre, demek ki en az 6 aydan beri müşterisi olduğumuz markayı tüketmişiz. Diyebilirsiniz ki; kaç yıllık perakendecisin, senide mi kandırdılar?

Evet beni de kandırdılar. Nasıl mı?

Perakendecinin kalite kontrol birimine güvenmiştim, bütün hatam bu. Onlar da raftan çekmek için bizim gibi Bakanlığın tağşiş listesini beklemişler!

Ürünün üzerindeki ifade “gurme”, marketin konsept tanımı da “gurme” olunca bizim payımıza da istemeden domuz eti yemek düşmüş. Aynı işletmede kanatlı eti de karıştırılmış (18 Ekim 2018) ama artık bunların yanında hafif kalıyor.

Tek tırnaklı etin tarifi içine domuzdan başka at ve eşek eti de giriyor. Ülkeye yayılmış yüzlerce şubesi olan tanınmış köfteci de tek tırnaklı eti uygun bulmuş.

Başka bir üretici tarafından market markası olarak üretilen sucuğun içinde de kanatlı eti tespit edilmiş. Şaşırtıcı olan, bu üretici firmanın önceki listelerde de yer almasına rağmen perakendecinin güvenini nasıl kazandığıdır. Tedbirsizliği göstermek açısından altını çiziyorum.

Süt ve süt ürünleri kategorisinin önemli özelliği, mutlaka tahlil sonucunun beklenmesine ihtiyaç duyulmamasıdır. Tecrübeli bir şarkütör veya kategori yöneticisinin; görerek, tadarak, koklayarak ve fiyata bakarak süt ürünü içeriğinde bitkisel yağ, jelatin ve nişasta gibi doğallığı bozan maddeler olduğunu tahmin etmesi hiç zor değildir. Emin olmak için tahlile göndermek yeterlidir.

Ayranda, yoğurtta ve tereyağda tahlil sonucu ortaya çıkan bir başka madde ise; küf ve maya gelişiminin önlenmesinde kullanılan koruyucu bir gıda katkı maddesi olan Natamisin’dir. Raf ömrünün uzatılmasını sağlar. Fazla miktarda kullanıldığında insan sağlığına zarar verir.

Bu kategoride de perakende zincirlerin çoğuna tedarik sağlayan tanınmış bir peynir üreticisi vardır. Lor peynirine nişasta karıştığı görülüyor. Hem de önceki listelerde de yer almasına rağmen…

Sonuçta; hileden vazgeçilmediğine göre cezanın dozu artırılmalıdır. Taklit ve tağşiş yapanlar daha sık açıklanmalıdır. Perakendeci ayıplı ürünleri kalıcı olarak raftan çıkartmalı, buna kayıtsız kalanlar üreten kadar sorumlu tutulmalıdır.

Tüketici de listeleri dikkatlice inceleyerek o firmalarla alışverişe noktayı koymalıdır. Bu mücadelenin başka türlü kazanılmasına imkan yoktur.

2012 yılından bu tarafa yayınlanan listeler karşılaştırılırsa ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Markaların göreceği zarar sadece sahibini ilgilendirse, “kendi düşen ağlamaz” der geçerdik. Oysa herbiri ülkemizin tarihi ve turistik değere sahip olan illeri, ilçeleri bu taklit ve tağşiş olaylarının adresi olarak olumsuz etkilenmekteler. Dolayısıyla bu şehirlerimizin ticaret ve sanayi odaları da yıpranmayı engellemek üzere mutlaka birşeyler yapmalıdırlar.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Ercüment Tunçalp

Beyaz et sektöründe olan bitenler…

Ercüment Tunçalp

Yıllardır kırmızı etin sorunlarını ve yarattığı fırsatçı enflasyonunu yazıyorum. Eğer kırmızı ette gerçekleşenler önlenebilseydi bugün beyaz ette benzer girişimlere rastlanmayabilirdi. Çünkü kırmızı et ile beyaz et arasında bir fiyat makası vardır. Kırmızı et alıp başını gidince beyaz ete de yol açılmış olur.

Önce çerçeveyi çizelim. Serbest piyasa dendiğinde, “kimse kimseye karışmaz, fiyatlar arz ve talep dengesine göre kendiliğinden oluşur” şeklindeki kural doğrudur ama bu sistemin sorunsuz işleyebilmesi için üretici ve tüketici şartlarının eşit olması gerekir. Oysa konumuz tüketicinin en temel gıdası kırmızı ve beyaz et olunca şartlar değişir. Örneğin tüketici kırmızı ete ulaşamıyorsa yaşamak için tavuk eti yemek zorundadır. Burada “tüketici fiyatı yüksek buluyorsa talebini düşürsün, fiyatlar da kendiliğinden düşsün” kuralı işler mi? İşlemez. Zira tüketici kendisine yüksek gelen fiyatı, çaresizlik içinde başka ihtiyaçlarından keserek ödemeye çalışır. İşte bu aşamada devlet “ben karışmam” diyemez ve müdahale etmek zorunda kalır.

Evet, dünyanın döviz bazında en pahalı karkas ve perakende kırmızı et fiyatları bizim ülkemizdedir. Yaptığımız fiyat kıyaslamalarında şimdilik beyaz ette tablo bu kadar olumsuz değildir. Ancak benzer gelişmeye açıktır.

Şimdi yaptığımız küresel fiyat araştırmalarındaki duruma bakalım…

  • Döviz bazında pahalı kaldığımız ülkeler: Moldova, Hırvatistan, Danimarka, Portekiz, Sırbistan, Kuzey Makedonya, Rusya, Tayland, Kazakistan, Bulgaristan, Macaristan, ABD.
  • Döviz bazında hemen hemen eşit olduğumuz ülkeler: Azerbaycan, İtalya, Yunanistan, Çekya.
  • Döviz bazında daha ucuz kaldığımız ülkeler: Finlandiya, İspanya, Arnavutluk, Almanya, İsveç, Norveç, Polonya, Belçika, Hollanda.

Kendi ülkemizdeki duruma da bakalım:

Nefes.com.tr, İstanbul Ümraniye’deki bir kasapta üç yıl ara ile et ve tavuk fiyatlarını karşılaştırmış…

Buna göre Haziran ayı dikkate alındığında beyaz ette oluşan tablo;

  2023 2026 Artış%
Piliç bütün kg 60 190 %217
Piliç but kg 70 200 %186
Piliç kanat kg 115 340 %196

Yukarda en fazla satılan beyaz et çeşitlerindeki fiyat değişimleri var. Aynı dönemde dana karkas fiyat artış oranı %180, kuzu karkas fiyat artış oranı %251 olmuş (Kaynak: UKON). Aradaki paralelliğin görülebildiğini umuyorum. Aynı kasapta, 2023 yılında piliç kanat fiyatı 115 TL, dana kuşbaşı fiyatı 430 TL iken aradaki fark 3,7 kat; 2026 yılında piliç kanat fiyatı 340 TL, dana kuşbaşı fiyatı 1080 TL iken aradaki fark 3,2 kata inmiş. Buradan çıkan sonuç; dikkatler kırmızı ette iken beyaz ette de hayli yol katedilmiş. İşte fiyat makası dediğim budur ve kırmızı etin fahiş fiyat uygulayıcılarına rağmen aradaki fark korunmuştur.

Ayrıca son günlerde karşılaştığımız olay ilk olmayıp, 15 sene önce de yaşanmıştı. Ancak biz daha yakın tarihe bakalım. 2024 yılında Rekabet Kurumu beyaz et sektörüne yönelik soruşturma açmış, 27 Eylül 2025 tarihinde de sonuçlarını açıklamıştı. Toplamda 3,7 milyar lira ceza kesilmişti. Soruşturma yapılan 13 firmadan 5’i uzlaşmaya gitmiş, yani bir anlamda “Rekabeti ihlal edici fiyat belirleme”yi kabul ederek cezada yüzde 25 indirim sağlanmıştı.

Bizlerde bütün benzer durumlarda para cezasının çare olmadığını ve bunu eninde sonunda tüketicinin ödediğini ifade ediyorduk. Fiyatları Etkileme Suçu’nun (TCK m. 237) yatarı olmayan ceza (1yıldan 3 yıla kadar hapis) olduğunun bilinmesi de caydırıcılığını azaltmaktadır. Arz sorununa neden olabilecek kapatma cezalarının ise çözüm olamayacağı açıktır. Bu durumda geriye sadece sıkı denetim ile tekelleşmenin önlenmesi kalıyor. Gelinen durum bundan ibarettir.

Türkiye’de yıllık kişi başı beyaz et tüketimi 22 kg olarak açıklanıyor. Nüfusu 86 milyon olarak hesap edersek iç tüketim ihtiyacı 1,8 milyon tondur. Oysa Türkiye beyaz et (kanatlı et) ticari verilerine göre tavuk eti üretimi aylık ortalama 240 bin ton, yıllık üretim miktarı da 2,9 milyon tondur. Üretim ile tüketim arasındaki 1 milyon tonu aşan fark, yılda yapılacak 400-500 bin ton ihracatla iç tüketim arzını daraltamaz. Bu bakımdan ihracatı engellemenin veya kota koymanın gereği de yoktur. Peki bu durumda sektör, ihracattan kaynaklı nedenlerle fiyat artışlarını haklı gösterebilir mi?

Cevap ‘hayır’ olduğuna göre sektörü rahatlatan iki husus kalıyor. Birincisi büyük halk kesimlerinin beyaz etten vazgeçemeyeceği gerçeği ile iç tüketim miktarında düşüş yaşanmayacağına dair inanç; ikincisi ise kolay ileri sürülebilen maliyet artışı şikayetleri oluyor. Bu gerçek olsa da, bütün girdileri dolar ve euro cinsinden kabul etsek bile (imkansız ama öyle varsayalım) yukarda saydığım, bizden düşük fiyatlara sahip ülkelerin maliyetlerini geçebilir mi?

Elbette kırmızı ette olduğu gibi beyaz ette de böyle bir ihtimal yoktur.

Bütün bu gerçekleri gören Ticaret Bakanlığı ramazandan önce gereken uyarıları yapmasına rağmen fiyat artışları sürmüştür. Sonra da bu gelişme yaşanmıştır.

Sonuç olarak; tekelleşme konusunda biz bir hüküm veremeyiz. Ancak yıllardır bunlarla uğraşmış bir kişi olarak biliyorum ki; ileri tarihli fiyat listesi (şu tarihten itibaren geçerli şeklinde) yayınlamak bile işaret fişeği yerine geçer ve bilgi akışının ve tekelleşmenin önünü açar. Ancak perakende kısmında yaşanan fiyatlama hatalarından da üretici sorumlu tutulmamalıdır.

Yukardaki durum sadece bu kategorilerle de sınırlı değildir. Örneğin ayçiçek yağı ve çikolata fiyatlarının seyri de benzer duruma işaret ediyor.

Elbette genelleme yapmadan; bir taraftan yanlışı olanların hukuk önünde hesap vermesini, diğer taraftan da üretim yapan sanayicilerin itibarının korunmasını istemek vatandaşlık görevidir…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Faiz dışı fazla tek başına fikir vermez

Ercüment Tunçalp

Faiz dışı fazla moral veren göstergelerden biridir. Ancak devamında büyük resme bakmayı da gerektirir. Yani sadece buna takılı kalmanın mahsurları vardır. Çünkü esas yük kenarda durmaktadır. Yani faiz harcamalarını hesaba dahil etmeden gerçek görülemez. Faiz dışı fazla, devletin topladığı bütün gelirler ile faiz giderleri dışındaki tüm harcamaları arasındaki farkın pozitif olmasıdır.

Formül;

Faiz dışı denge= Toplam kamu gelirleri – Toplam faiz dışı kamu giderleri” şeklindedir. Neticede, gelirler giderlerden büyükse faiz dışı fazla, küçükse faiz dışı açık ortaya çıkar. Eğer bir devlet faiz dışı fazla veriyorsa; borcunun ve faiz yükünün bir kısmını kendi ürettiği gelirlerle karşılayabiliyor demektir.

Ancak buradaki önemli husus, bu fazlalığın borç ana parası ve faiz yükünün ne kadarına yeteceğidir. Eğer çıkan fazlanın onlarca katı gibi borç ve faiz ödenmesi gerekiyorsa, bu yetersizliğin ilacı olamayacağı açıktır. Kaldı ki; yüksek faiz de giderilmesi zor olan önemli bir sorundur. Zira yüksek enflasyon, yüksek faizin nedenidir. Yüksek enflasyon da yönetim hatalarının sonucudur…

Bu bakımdan, bazılarının dile getirdiği. “Faiz dışı fazla, devletin borçlanma ihtiyacını düşürüp, piyasalara güven verir” görüşü eksiktir. Güven o kadar çok kritere bağlı bir kavramdır ki, yazının son bölümünü buna ayıracağım.

Ancak buradaki durum faiz dışı fazlanın borçların ve faiz yükünün ne kadarını karşılayabileceğinin ve bir başka ifade ile borçların çevrilebilme kabiliyetinin ölçülmesidir. Yani önce buradan olumlu sonuç çıkması gerekir!

Şimdi buna bakalım. Hazine Ocak- Mayıs döneminde 1 trilyon 239,6 milyar lira faiz ödemesi yapmış. Faiz dışı denge ise aynı 5 aylık dönemde 129 milyar lira fazla vermiş. Şimdi rekor sayılabilecek tüm yılların en yüksek faiz ödemesi ortadayken, faiz dışı fazla ile moral bulmak mümkün mü?

Dolayısıyla ‘faiz dışı fazla’ çabalarından önce yüksek enflasyonla ve onun getirdiği yüksek faizle olan mücadele kazanılmalıdır. Yoksa yıllardır olduğu gibi faiz dışı fazla verilmesine rağmen borç stoklarının artışını izler dururuz…

Bütçe açıklarının faizler nedeniyle sürekli yükselmesi, ancak sıkı maliye politikası uygulanarak engellenebilir. Bunun da eksiksiz uygulandığını söyleyemeyiz. Sıkı maliye politikası, yüksek enflasyonu kontrol altına almak ve aşırı ısınan ekonomiyi soğutmak amacıyla kamu harcamalarının kısıldığı ve vergilerin artırıldığı, ekonomiyi daraltıcı bir stratejidir. Ancak kamuda tasarruf yetersiz kalırsa, vergi artışı da dolaylı vergilere ağırlık verilerek öncelikle alt ve orta gelir gruplarının sırtına yüklenirse, haliyle netice almak kolay olmaz.

Devlet, özel sektör gibi sermaye artırımı ile borcunu azaltamaz. Yeni borç almak dışında tek çare özelleştirmedir. Ancak önce bu varlıkların tam değerini tespit etmek, sonra da buradan gelen gelirlerin tamamını sadece borç ödemelerine kanalize etmek gerekir. Bu ihmal edilir de gelirin bir kısmı yeni harcamalara giderse, borç da katlanarak artmaya devam eder. Resmi kaynaklardan edindiğim bilgiye göre, bugüne kadar 72 adet kamuya ait kurum ve fabrika elden çıkarılmış. Ancak bu büyük değerlerin satışına rağmen borç azalmamıştır.

İşte esas sorun buradadır ve faiz dışı fazlanın tek başına çare olamadığı ortadadır. Dünyada borçsuz devlet hemen hemen yoktur. Yani bu durum normaldir. Önemli olan o borcun imkanlarınızı aşmadan çevrilebilmesidir. Bunu sağlamak için önce faiz dışı fazla vermek gerekir. Yetmez, çünkü işi bozan baş aktör faizdir. Eğer bir ülkenin borçlanma faizi yükselmişse (örneğin yüksek enflasyon ve CDS nedenleriyle) faiz dışı fazlanın borç ödemek için yeterli olması zordur. Bu şekilde kamu borçları milli gelirden hızlı artar ki, lastiğin patladığı yer tam da burasıdır. Dolayısıyla bir taraftan daha çok faiz dışı fazla vermek, diğer taraftan da daha düşük faiz ödemenin yolunu açmak şarttır. Bu da yetmez, böyle bir sorunu yaşamayan ülkelerden daha yüksek oranda milli geliri artırmak gerekir. Elbette birbirinin nedeni olan bu kadar sorunu aynı anda çözmek mümkün olmasa da buna niyetlenmek bile iyi bir şeydir…

Sonuç olarak; faiz dışı fazlaya gereğinden fazla önem atfedilmesi, yüksek faiz harcamalarının dikkatlerden kaçmasına neden oluyor. Ve de görüldüğü gibi faiz dışı fazla, borç stoklarını tek başına eritmeye yetebilecek sihirli bir araç olamıyor.  Bunun için de bizde çok kullanılan, “faiz harcamamız olmasaydı bütçe fazla verirdi” söylemi doğru olsa da bu günümüzü yansıtmıyor…

Zira devlet vadesi gelen borcu ödemek için yeni borç aldığına ve o borç için de faiz ödediğine göre bu kısır döngüden kurtulmanın zorluğu ortadadır.

Yani “hadi faizleri düşürelim” diyerek faizler düşmez. Nedenlerini ortadan kaldırmak gerekir. Bu da içerde ve dışarda güveni artırmak üzere; şeffaf ve doğru bilgi akışı sağlamak, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğüne önem vermek, israfı önlemek, fırsatçılığı engellemek, vergi kayıplarını asgariye indirmek ve vergi tabanını genişletmekle olur. Aksi durumda faiz dışı fazla verilebilmesine rağmen; enflasyon ve faiz yükü artmaya, iç ve dış borçlar dert olmaya devam eder gider…

Taze bir örnekle bitireyim. Çinli otomobil üreticisi BYD’nin, Manisa’da kurmayı planladığı 1 milyar dolarlık fabrika projesinden vazgeçerek yatırımı askıya alması ve önceliği Macaristan tesisine verdiğini açıklaması da aynı çerçevede düşünülmesi gereken önemli bir gelişmedir.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Son tüketim tarihi ve dezenformasyon

Ercüment Tunçalp

Son zamanlarda piyasada, son tüketim tarihi (STT) ile tavsiye edilen tüketim tarihini (TETT) aynı potada eriten dezenformasyon çabaları vardır. İşte bu yazının konusu, kafa karışıklığı yaratan bu tehlikeye dikkat çekmek üzerinedir.

Söylentiler, “Son tüketim tarihi geçen ürünlerin indirimli satıldığı ve halk sağlığının düşünülmediği” yönündedir. Elbette böyle değildir…

Bilgi eksikliğini gidermek kolaydır. Ancak bilerek yapılanla da mücadele etmek gerekir. Beni takip edenler çok iyi bilirler ki; taklit tağşiş ve pestisit konuları üzerinde çok dururum ve de tüketicinin aldatılması konularına da açıklık getiririm. STT konusunda marketlerde büyük sorun olduğuna da dikkat çekerim.

Ancak burada Tarım ve Orman Bakanlığı ile israfı önlemenin peşine düşen ve AB uygulamalarını referans alan bir girişimci grubuna yapılan haksızlığa da karşı durmak gerekiyor. Zira yapılan uygulama tüketici lehinedir…

“Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun” kapsamında, tarihi geçmiş olan ürün “ayıplı mal” sayılır ve satışı yasaktır. Uygulamada bu ürünleri satan işletmelere idari para ve kapatma cezaları verilir.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yürürlükteki Türk Gıda Kodeksi doğrultusunda TETT ve STT ayrımı çok net bir şekilde yapılmıştır. AB standartları dahilinde olan ve dünya genelinde uygulanan bir sistemi şehir efsanesine çevirmek en azından fırsatçılıktır. Bazı siyasilerin de bu konuyu kullanışlı bularak; ilgili Bakanlık ile “Yenir” mağazalar zincirine yüklenmeleri büyük haksızlıktır. Bu konuya son bölümde tekrar döneceğiz. Sektör içinden STT kontrolü konusunda sıkıntı çeken bazı çevrelerin, tüketiciyi rahatlatmak üzere “Bakın buna Bakanlık’ta izin veriyor” algı çabasını da bir kenara koyalım.

Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi TETT’si geçen ürünler sağlık riski oluşturmayıp, sadece tat, aroma ve renk kaybına uğramış dayanıklı ürünlerdir. Örneğin, çay, kahve, şeker, uzun ömürlü içecekler, tuz, kara biber, pul biber, kekik ve diğer baharatlar, çikolata, cips, kuru yemişler, pirinç, mercimek, kuru fasulye, un, irmik, makarna, sıvı yağlar, salça ve turşular bu tip ürünlerdir.

Şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne…

Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği’ne göre mikrobiyolojik açıdan hızla bozulan ve kısa sürede insan sağlığı için tehlike oluşturabilecek gıdalara TETT etiketi konamaz. Bu ürünlerde STT zorunluluğu vardır. Bunlar da örneğin, kırmızı et ve tavuk başta olmak üzere bütün et ürünleri, süt, yoğurt, peynir ve diğer süt ürünleri, balık ve diğer su ürünleri, yumurtalar ve çabuk bozulma riski olan tüm ürünlerdir.

Bütün dünyada son tüketim tarihi henüz geçmemiş ancak tarihi yaklaşan ürünler ayrı bir bölümde uyarı afişi (dikkat çekecek şekilde kırmızı veya turuncu renklerde) ile birlikte indirimli satılabilir. Bizim bazı zincirlerde, AB ülkelerinde ve ABD’de görüldüğü gibi…

STT’nin geçmesi cezai uygulamayı gerektirse de bunun sağlık problemi yaratması durumu ayrıca katlamalı cezayı gündeme getirebilir. Zira STT güvenlik sınırıdır ve aşılma tehlikesi göze alınamaz.

Peki uygulamada durum nasıldır?

Üzülerek belirtmeliyim ki, her girdiğim markette onlarca tarihi geçmiş ürün buluyorum. Savunma şekli ise “çalışan azlığı” oluyor. İşte esas dikkat edilmesi gereken tablo budur. Hatta Avrupa’yı referans gösterenler bile var. Hani AB bünyesindeki kalite kontrol disiplinini bilmesem ben de şüpheye düşeceğim!

Almanya’da Kaufland Market, raflarında tarihi geçmiş ürün bulana 2,5 euro tutarında çek veriyor. Bu şekilde denetim görevinde tüketiciden yardım alıyor. Tahmin ediyorum ki; bunu mutlaka sorumlusuna ödetiyor. Vatandaşlarımızdan bazıları da STT’si geçmiş ürün avına çıkıyorlar ve ürünü bularak çeki alıyorlar.

Bizde de israf savaşçısı olarak tanıtılan Yenir Market’in uygulamalarında;

STT’si yaklaşan, TETT’si yaklaşan veya geçen gıda (sadece yukarda saydığım kategorilerde) ve daha çok gıda dışı ürünler ile ambalajında hasar bulunan, tedarikçinin stok fazlası veya delist ettiği ürünler için indirim geçerli oluyor. Yani birçoğunda da tarih problemi yoktur. Dolayısıyla bu satış noktasını “Dar gelirliyi imha edilmesi gereken ürünlere mecbur ediyorlar” söylemi gerçek dışıdır. Kaldı ki; orta ve üst gelir grubunun da bu zincirden alabileceği ürünler vardır. Üstelik normal bir marketten STT’si yakın veya tarihi geçmiş ürünü alma riski varken, bu markette böyle bir risk yoktur. Örneğin 10 gün içinde tüketilen bir ürünü (STT’si 15 gün sonra ise) yarı fiyatına kim almak istemez ki?

Sonuç olarak; Avrupa’nın en yüksek enflasyonunun bizde olduğu; yaptığımız kıyaslamalarla en yüksek fiyat seviyelerine sahip olduğumuz ve düşük asgari ücreti de hesaba katınca, Moldova’dan sonra satın alma gücü en düşük ikinci ülke olarak öne çıktığımız çok paylaştığımız gerçeklerdir.

Ancak buradan hareketle, zengin ülkelerde bile başarı sağlamış bir israfı önleme projesini bunun arkasına bağlamak hem siyaseten hem de ekonomik açıdan doğru değildir. Zira Yenir Market modelinin, tüketici satın alma gücünü olumlu etkileme rolü vardır. Keşke yüzlerce şubeye ulaşabilse…

Kaldı ki, tüketiciye yansımayan benzer uygulama en az 30 senedir spot piyasa oluşumuyla devam ediyor. Bunun aslı anlık ve nakit satıştır. Fiyatlandırma o günkü arz talep dengesine ve yukarda saydığımız ürün özelliklerine göre değişir.

“Arka kapı satışı” en bilinen yoludur. Marka sahiplerinin stok fazlası ürünlerini ana bayilerine ve zincir marketlere uygulanan liste fiyatlarından daha düşük fiyatla piyasaya sürmeleridir. Bazen bu toplu satışlar büyük bir market zinciri üzerinden de yapılabilir. Bundan tüketicinin haberi bile olmaz, nimetlerinden de faydalanamaz. Üretici stok fazlasından kurtulduğu gibi nakit akışını da güçlendirir, alıcılar ise peşin alımda kaybettiklerini tüketiciye aktarırken fazlasıyla kâra ilave edebilir. Bu son uygulamada ise perakendeci ile tüketici birlikte kazanmaktalar. Daha ne olsun?

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ercüment Tunçalp

POPÜLER